Tuesday, December 9, 2014

gun 87. ayakkabi.

yeni ayakkabi aldik diye, bebek arabasinda otursa bile koluna ayakkabi posetini takan, gittigimiz kafede her masaya ugrayip ayakkabisini egilip gosteren, ayagini kaldirip gosteren insan yavrusuna duyulan sevgi, insani aglatir.


Friday, November 21, 2014

gun 68. bal kavanozu.

son doktor kontrolunde biraz keyfimiz kacti. zaten ne zaman mutlu mesut ayrildik ki boy-kilo olcumlerinden bilmem. kilo yuzde altmislarda, boy ise yuzde onlarda, tamam, biliyoruz hangimiz uzunuz ki ama boynuz kulagini gecmeliydi hani. hemen bi aile toplantisi, fikir alisverisleri, sen boyle dedinler, ben boyle yaptimlar... karar verdik, sute abanacaz, kalsiyumu karsilasin diye, bi de bu cocugun bogazindan karbonhidrat gecmiyor, biraz da onu verelim dedik. 'gunlerden bi gun'un sonucu bu oldu. tahin-pekmez biyikli bal kavanozun icine dusmus kuzucuk.



Tuesday, November 18, 2014

gun 65. yakari.

iyi ki kizlara hello kity kasik-catal seti yapanlar, erkekler icin de yakari'li olanini yapmislar da bir takim yakarimiz olmus ve ilk once buyuk bir zevkle ben denemisim.
keske hep bu kadar guzel bir secenegi olsa su hello kity'lerin de, bulasmadan yolumuza devam etsek. nedir bu dort tarifimizi saran kaliplar?!


Sunday, November 16, 2014

gun 63. holy cow.

yapilacak, gidilecek listelerden biri daha. holy cow. gecen sene acilan, dolup dolup tasan hamburgerci. uzun zamandan beri de hamburger yememistik ustelik. butun hamilelik ve sonrasinda simdiye kadar olan zamanda, dogum yaptigim gece haric yemedim valla :)
bizim gelenegimizdir, acile gittin mi, iki menu alinir kosa kosa, bi de guzel yenir o acil odasinda. allahim, hep boyle keyifli olsun acil gunleri, hatta bir daha hic olmasin da biz de varsin olsun hic yemeyelim hamburger.
ya cok acim diye ya da iste dedim ya coktandir yemedim diye, bir tatli bir guzel geldi ki sormayin. karamelize sogan, canmis megerse. bi de, kiscemi de dusunmusler, iyice onaylandi ara sira gidilesi bir yer oldugu.

 cocugun yeni okulu, bizim okulda genelde koyunlar olurdu, burasi daha iddiali.

Thursday, November 13, 2014

gun 60. afilli cikolata

"canim, afilli cikolatalardan cekiyor gelirken alsana" diye tembihledigim kocam, kendi favorisinden iki paketle cikagelir. senin sevdiklerinden degil, afilli, degisik, yeni istemistim diye sitem edince de savunmasi ama bence en guzeli budur, olur. ne yapabilirsin ki, kaderine razi gelmekten baska.

tabi ki temsili.

Wednesday, November 5, 2014

gun 52. elma.

denizkizimla, iki oldu fransizca kursuna birlikte gidiyoruz. yarisi oyun yarisi ders, bir bucuk saati geciriyoruz. benimkinden uc hafta kucuk bi kuzu daha var, o en bastan beri geliyor, bizimle fransizca ogrenmeye. ilk sefer pek hazirliksiz gitmisim derse. ama bugunkunde cok hazirlikliydim. denizkizim da daha keyifliydi zaten. eteklerimde dolasmaya basladi, pinpon topu verdim eline - oynadilar bi guzel, iyi ki iki tane goturmusum cunku bir kez daha onaylandi bu topun bebeklerin ilgisini ne kadar da hizli bir sekilde cezbettigi.
toplari kaptirinca, yine geldi sandalyemin etrafina. bu sefer de birer ceyrek elma ellerine, basladilar kemirmeye. denizkizim, daha tecrubeli cikti yemek konusunda, ama bi o kadar da paylasmak konusunda tecrubeliymis meger. bir kendi isiriyor, bir arkadasinin agzina veriyor, ki o kuzunun elinde de var bi ceyrek elma. ah o kuzucuk da acmiyor mu agzini. ^.^ bizimkinin agzina uzatmasi basta uzun surmedi, degdirip cekti ama sonra alisti, baya baya kiza eliyle yedirdi elmayi. ahh bu sahneyi hic unutmayayim insallah. ve denizkizim, sen de hep boyle ol insallah.

nohutun leblebi yerine yendigi gunlerin hatrina, birinci yas gunu.

Tuesday, November 4, 2014

gun 51. hediye.

yine teyzeden gelen mutlulukla dolu bi gun. kuzucuguma dogum gunu hediyesi gondermis, hem de ne sik ne guzel. cok begendim cook, anlatilmaz ki valla guzelligi. ama soyle soyleyim, denizkizima acaba ben ne alsam, hatira olarak diye dusundum bu hediye paketini aldiktan sonra, sonra dedim ki bu kadar guzel bi hediye bulamayacagim icin, en iyisi hic almayayim. sen anla iste, ne kadar guzel oldugunu, ne kadar begendigimiz ^^


Monday, November 3, 2014

gun 50. ev.

sonunda zurih'te bi ev bulduk. bulduk derken uc tane bulmustuk, iclerinden birini cocuk gordukten sonra hemencecik elemis. bi tanesi, 8 aylik ve olma ihtimali yuksekmis. digerine de basvurmak, formalar doldurmak, polisten kayit almak falan gerek, bi de ne zaman belli olacak belli degil. dusunduk tasindik biz de, farkli sehirden ev bulmanin cok zor olduguna karar verdik. o kadar zor ki -sen dusun iste- 2 aydir bakiyoruz ama bize uyan, uydurmayi basardigimiz, 3 tane cikti, zaten bunlarin bile giris tarihleri ancak zorlarsak bize uyuyor, ya fazladan para verecegiz, ya biraz lozan'dan gidip gelmeli yapacagiz, maksat gormek olsundu. gorduk de ve 8 aylik olana karar verdik, cocugun okuluna yakin, merkeze yakin, cevres, de guzelmis, ev de guzelmis, hem belki ben de orada is bulurum. insallah insallah. neyse, bunun icin bile bi kac gun karar vermelerini bekledik, neyseki verdiler de, baskasinin evi de olsa bi evimiz oldu.

bundan sonrasi bakalim, zaten zurih'te ne kadar kalacagimiz da belli degil.


lausanne, evin arka taraf manzarasi, aralik 2013

Sunday, November 2, 2014

gun 49. bern.

coktandir konferanslara katilmiyorduk, hos cok gitmek isteyip de gidemedigimiz bi konusma da olmamisti. belki oldu da haberimiz olmadi kim bilir. neyse iste. eh deniz kiz, artik tam sosyal bir insan olduguna gore, yeme, uyku islerini bi yolunu koydugumuza gore, uzun yola da gideriz, kalabalik ortamlara da gireriz dedik, dustuk yollara. iyi ki de gitmisiz. bizim kiz ne mutlu oldu, bilemezsin. resmen kucaktan kucaga dolasti, herkes laf atti, atmayanlara da o atti.
konusma yapan kisi metin feyzioglu'ydu ki, belki de bizim kuzunun en cok iletisim kurdugu kisilerden biriydi. ben, pek konusmayi dinleyemesem de biraz daha yakindan tanimak bile yetti. eh tabi ki de, butun konusma boyunca salonda oturmadik, biraz uyku icin ciktik, biraz da deniz kiz isi simarikliga vurdugu icin ciktik. ama iyi ki gitmisiz, cook guzel oldu cook.

Saturday, November 1, 2014

gun 48. kasim.

guzel kasimlarimiz olsun. bizim icin kasim'in illa ki bi anlami vardir. iste bir tane daha eklendi iki senedir, ne bir tanesi, en onemlisi eklendi.
kiscem geldi hayatimiza, e.t.im, baygin bekirim, sutlu nuriyem... ve guzel sukru'm. hepsinin de tadi bi baskaydi ama hic biri kalmadi geriye, boncuk kuzumdan baska. kasim iste boyle pirpir ediyor bizi, biz yaslaniyoruz, o buyuyor.


Friday, October 31, 2014

gun 47. lozan.

bugun lozan'a bavulumu alip geleli 6 sene oldu.
biraz arabesk yazacam, kimse kusura bakmasin.
gardan, hotele taksiyle gittim, benim cok ince dusunceli danismanim(!) okuz m.yi gorevlendirmis, benim rahat etmem icin. hotel odasi ki, nasil bi odaydi. hala gozumun onunde. mutfagi icinde ama banyosunu butun kat ortak kullandigimiz bi oda. hos 3-4 kisiyle birlikte kullanirdik ama yine de bi garip iste. o odayi sevimli hala getirmek icin az ugrasmadiydim. bi de masamdaki ikea katalogu ve hesap defterim, hep yerinde dururdu. sahi, dilinden hicbir sey anlamadigim televizyon yerine de avatar'i izlerdim, sagolsun arkadasim cd yapmisti da, idareli idareli izlerdim. kim derdi ki 6 sene kalacagimi, o da sadece lozan'da.
hele guven'i nasil karsiladim garda... nasil bi mutluluktu, elle tutulur, icine sigmaz, pacalarimdan akan...
simdi ayrilma vaktine cok az kaldi, hem de bu kuzucukla... sukur, cok sukur.

Thursday, October 30, 2014

gun 46. para.

yine bizim cocuk gitti uzaklara. uzak da degil de iste, iki gun bir gece yok. sukur deniz kizin keyfi yerinde bugunlerde, fazla enerjik hatta, uykularini kaciracak kadar ^.^
ciktik biraz dolasmaya, sanki biraz hasta gibi de, yuzbin kere hapsurdu, hatta alerjisi mi var dedim, ama bi baktim burnu tam kapanmamis musluk gibi akiyor. hadi hava da alir dedim, ciktik yollara. eve dondugumuzde pestilim cikmisti resmen. hem de nasil dolasmak, kizamiyorum da kuzucuga, kendime kiziyorum, sophie'mizi kaybettik. arandik tarandik bulamadik. ahh bi de o sanki her yerden cikacakmis hissi olmasa arkama bakmadan eve giderdim de gidemedim.
asil diyecegim sey, ne guzel bi seymis, hic beklemedigin bir zamanda, hesapta yokken bankaya git para cek. valla super bi duygu. ceplerimizi doldurdugumuz gibi de hemen sophie ismarladik kendimize tabi ki ^.^ eve gelince de hic kaybetmedigimize de inandirdim kendimi, gerisi yuvarlan halilarda, uyut kuzuyu.

ekim 2014, grandvaux

Tuesday, October 28, 2014

gun 44. chef. soundtrack.

dun aksamki filmin adi chef'ti. film eglencelik, guzel filmdi. ladies night olmasa gider miydim bilmiyorum, buyuk ihtimal gitmez, hatta adini bile duymazdim.
film basladiktan sonra o hediye cekilislerinden en cok soundtrack cd'sinin cikmamasina uzuldum. filmin muzikleri pek guzel gercekten. biz de butun gun, dinleyip kudurduk kizimla. zaten iyice kuduruk kendisini. arada bi deli enerji geliyor ki, mincirmadan durmak pek mumkun olmuyor. cok seviyorum be, icimi boyle doldurdu ya, ne iyi yapti.

Monday, October 27, 2014

gun 43. ladies night.

kis uykusu'ndan sonra ilk sinemaya gidisim. madem var boyle bi aktivite, ladies night'a gideyim dedim. normalden birazcik daha pahali bilet ama yok atistirmasi, yok hediyesi, deneyeyim dedim. ahh denemez mi olaydim da bilmeyeydim boyle bi programin varligini. ben boyle guzel bi organizasyon gormedim coktandir.
mesela atistirmalik diyor ama buralar cok cimri, ben de sandim, oyle iki biskuvi, ona da yetisirsen ancak. sampanyasi ayri, salon disindaki milfoyleri ayri, icerdeki patlamis misirlari ayri. film baslamadan once bi de hediye cekilisi yaptilar, belki otuz kisiye bi seyler bi seyler. bana cikmadi o ayri ama demek ki hediye kismi da buymus dedim, yine de elimde misirimla guzelce izledim filmi. meger hediye kismi cikistaymis. bi de koca bi paket bi seyler bi seyler...
yani eve oyle bi mutlu geldim ki anlatamam. hepimizin kadin olmasi bi degisik ama ben zaten onlerden izlerim filmleri, pek gormedim de sinemanin atmosferini.
gitmez olaydim dememin nedeni de, bu senenin son organizasyonuymus, gelecek sene devam edecekmis ama ben burada yokum ki!!


Sunday, October 26, 2014

gun 42. kedi.

yine gidelim dedik baglara. bu sefer de sari hallerini gorelim diye. daha kisa bi parkur sectik kendimize. yokus yukari cikmayinca da hemencecik bitti. gunun ancak onda biri falan doldu. ne uzun gunmus arkadas bu boyle.
sukur, deniz kiz uyudu yine koyunda. onun da keyfi yerine geldi, bizim de.
ayy bi de kedi cikiverdi karsimiza. azicik da onunla sevistik. kuzucugumun buralarda kedi gormesi pek bi mucizevi. oyle olunca biz de pesini birakmadik kedinin. o da pek bi sirnasikti ya neyse.

Saturday, October 25, 2014

gun 41. kutuphane.

lozan'da bir cocuk kutuphanesi var ki resmen cennet. pek de gecmedigimiz bir yol ustunde. bugun denk geldi, market, park, merkez derken oradan gecelim dedim. gitmeye yakin uyukluyordu kisce, girsem girmesem derken girdik. iyi mi yaptim hala emin degilim, hos.
neyse, biraktim kuzucugu kutuphaneye, bi o rafa bi bu rafa daldi durdu, indirdi kitaplari, tirmandi raflara, etraftaki cocuklara bile bakmadi. ama kutuphaneden ayrilmak icin onu arabasina oturtmaya calistigimda hayatimizin ilk inat aglamasini yasadik. acti agzini, yumdu gozunu... gulsem mi aglasam mi bilemedim... cogunlukta kiskis gulmeyi secsem de artik parktan, kitapcidan, kutuphaneden, kisacasi kuzucuga eglenceli nereden ayrilirsa ayrilalim, bu gercek artik bizimle. napalim, buyuyor iste deniz kiz ^.^


Friday, October 24, 2014

gun 40. cay posetleri.

bugunun, duzenleme oyununda cay posetleri vardi. dolabin arkalarinda ne var ne yoksa cikardim meydana, her aksam papatya cayi icmekten biktim artik, hadi sut olsun, uyku olsun, rahatlatsin derken, buraya kadarmis. ve neler neler varmis megerse. deniz kizla, yuvarlandik durdul cay posetleri icinde, bi o kutuya bi bu kutuya koyduk. sonunda tabi ki hepsi yerlesti, asil kutular atildi ve aksamlari cay keyfi renklenmeye basladi. mesela st. dalfour'un mangolu yesil cayi bi harika, kokusu da tadi da.

ve bugunun ekstradan is cikaran kisisi de benim. agzina kadar kahve dolu bi bardagi halinin orta yerine dokuverdim. haydi, temizle gorkem, temizle.

Thursday, October 23, 2014

gun 39. parmak.

buyudu, buyuyor.
boynuna burun sokuluyor artik. bi sirti var artik, sivazlanacak. omuriligi belli oluyor tisortlerinin ustunden.
buyuyor iste.

bir de parmak cikti meydana. o parmak, herseyi gosteriyor artik, herseyi soruyor, herseyi istiyor.

ah o parmak tam yemeklik...

Wednesday, October 22, 2014

gun 38. kolye.

evde, bizim odalar yerlerini sasti, deniz kiz dogali. odanin isisi, nemi derken, bir de ustune uyku egitimi derken, onu odasina alacagimiza, biz birer birer ciktik odadan. yani, bizim oda deniz kizin, deniz kizin odasi bizim oldu.
duvara asili kolyelerimde kaldi orada. bugunlerde bizimki de takti, boncuklusu, metali, iplisi... yavas yavas ele gecirdi. iki uc taneyle yetinirdi bugune kadar. ama bugun, birden degisivermis...
mutfaktan ciktim, ses ediyorum, yok ortalikta bizimki, kimbilir nereye girmis derken, hi hii sesi geldi odadan. girdim baktim, hala yok ortalikta, meger komodinle duvarin kosesinde kalmis, ayaga kalmis, sanki arkadan polis "duvara dayan, ellerini kaldir" demis gibi, dayanmis duvara, kolyelere ulasacak... komikler, hem de cok. neyse, aldik bir kolye, girdik salona, kostur kostur yine cikti salondan. bi dakika bile surmedi kolyeye ilgisi, sasirdim. bi baktim, yine orada, duvara dayanmis, yine kolye al, iceri gir, yine kostur kostur git, duvara dayan... sonra bi kere daha. ^.^
son care. tabi ki, aldik butun kolyeleri girdik iceri, birakti gitmeleri. karistirdi hepsini birbirine, ben de aradan ayirdim, kaldiracaklarimi, kullanmaya devam edeceklerimi.
deniz kiz sayesinde de evi toparlamis oluyorum boylelikle. tasinma icin zaten yapacaktik, di mi.

Tuesday, October 21, 2014

gun 37. kirpi.

gunler aslinda cok mutlu gecmiyor, hersey de mutlu etmeye yetmiyor. zurih'e tasinma yaklasiyor ve biz ne yazik ki daha bi ev bile bulamadik, hem de fiyat olarak ilk planladigimizin cok cok ustune cikmamiza ragmen. ve iki ay kaldi tasinmamiza daha dogrusu zurih'teki hayatimiza. ve pek umut da yok gibi gorunuyor cunku donem olarak da pek hareketli bi zaman degilmis, ya gecici bi yer bulacaz ya da bilmiyorum.
neyse iste, evin durumu asagi yukari bu. ama onumuze bi kirpi yavrusu da cikinca hep birlikte sevincten cildiriyoruz, o isaret parmagi da takilip kaliyor, arkasindaki hi hi'lar da bitmiyor, kirpi gitse de bilmiyor.
can kizim benim.

 
vevey, eylul 2014.

Monday, October 20, 2014

gun 36. canta.

yine meshur cafe. oradaki sergiden bi parcanin canta modeli. nasil guzel, di mi...


Sunday, October 19, 2014

gun 35. hastalik sonrasi enerji.

nasil usutmussum kendimi belli degil. yatak dosek yattiktan sonra farkettim. kac gundur, hatta belki bi senedir, yani dogumdan sonra, ne yorganla yatiyordum ne de uzun kollu. ve hic usumuyordum da. bugun bes kat giyinip de hala tirtir titrerken farkettim bunlari. oyle bir halsizlik, oyle bir sanci ki vardi ki, aksami edip de deniz'i dualarla yatirdiktan sonra, ustune iki yorgan bi de sicak su torbasiyla biraz daha iyi oldum. oldukca da keyfim yerine geldi. allahim, o hastalik sonrasi, enerji nereden geliyor bilmiyorum ama o duygu muthis bi sey. gecenin bi yarisi, vurduk kendimizi erzak dolabina. bunlarin hepsi mutluluktan olsu iste. olmasa miydi, diyeti bozduk ama iyi oldu be.

Saturday, October 18, 2014

gun 34. ikinci el pazari. tabak.

alti sene sonunda, kendimi ikna edebildim. ve ne de iyi ettim. oyle bakip bakip durdugumuz ikinci el pazarlarindan ellerimiz kollarimiz dolu ayrildik. bes tabak aldim, on frank verdim. pazarda ayri bi begendim, yikadiktan sonra ayri. sanirim aliskanlik haline gelecek bu bende. hele de ilerde bi cafe acma niyetimiz olunca iyice bahaneyi arkama alir, tabaklari cogaltirim.
sirayla da buraya koyarim...


Friday, October 17, 2014

gun 33. payot.

her cumartesi, illa ki bi payot turumuz var. cocuk kitaplari, fransizca yeni cikanlar, ingilizce, gezi kitaplari, sanat kitaplari... gezeriz de gezeriz. hayaller, sohbetler. aldimiydik hevesimizi, eve gidince soyle guzel bir baslangic yapariz. illa, her cumartesi.

ve simdi. minik bi kuzu daha var, cogunlukla oyun bolumunde... biz de pesinde pervane.


Thursday, October 16, 2014

gun 32. hurmali toplar.

mutfaga karnimizi doyurmak icin yemek yapmak disinda girmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki. yani, aslinda giriyorum degil, kutlamaydi, misafirdi derken ama su zevkine tarif denemeyeli, iste o, belki de yillar oldu.
yine niyetim yoktu ya, bi baktim, kisce icin ayirdigim, yemeyelim diye oraya buraya sakladigim hurmalar bir tepe olmus. aklima hemen su herkesin deneyip de kesinlikle icinde hurma oldugu anlasilmayan toplarindan yapmak geldi. tabi ki benimkiler de, kafana ne eserse icine kat, evde ne varsa onu koy hurma toplarindan. icindekiler: hurma, kabak cekirdegi, yer fistigi unu. kakaolu olanlar en guzelleri.
turkiye'ye dondugumuzde, hurma en cok arayacagimiz seylerden biri olacak, kesin, bu kadar ulasilabilir ve bu kadar fiyati uygunken.

Wednesday, October 15, 2014

gun 31. kalem. kagit.

allam nasil is arayip bulacam ve bu kuzunun en tatli zamanlarini baskasi izlesin diye birakacam. olacak is degil valla.
bikac gundur zaten, eline gecen beyaz kagida yazilmis yazilari okur gibi yapiyordu, onun bi esprisi yok, taklitci bunlar. ama bugun masaya cikacam illa diye masa ortusunun eteklerini cekeledikten sonra ilk is kalem alip yere cokmak oldu ondan sonrasi doya doya izlemelik. kalem kagidi ayni elinde tutmak icin bi cabalar, bi kendini yerden yere atmalar. tutunca da bi haller haller.
cek icine cek, bi daha yok ki bu haller, hareketler.


Tuesday, October 14, 2014

gun 30. koli bandi.

koli bandini koluna takip kollarini sallayanlar, annelerini ne kadar gulduruyorlar, farkindalar mi acaba?

Monday, October 13, 2014

gun 29. koku. ter. ayak.

ter, ayak kokusu, cocugununsa doya doya icine ceker insan. baska turlusu mumkun olamaz zaten, di mi. oyle, ah bu koku cennet kokusu, ah bu kokusuz napilir demeci degil niyetim. ama icine cektikce insan, sukur doluyor gogsu. hele de zaman gectikce, dogdugu zaman adini bile soylerken bi yabancilik cekerken simdi uyaninca sanki uyumadan once sohbet ediyormussun, o surekli konusuyormus da simdi konusmayi birakmis gibi oluyorsun. hele de uyku sonrasi sevismelerindeki, sut icmelerindeki, alt degistime opusmelerindeki keyfini izlemelere doyamaz insan. keyif akiyor ya her yerinden benim de icim kabariyor iste.

Sunday, October 12, 2014

gun 28. opera.

yirmi gun sonra, lozan'a gelisimin alti senesi dolacak, eh bi de buradan gitmeye de niyetlenince yapilmayan, gidilmeyen yerler, denenmeyen restorantlar listesi yavas yavas uzuyor, yavas yavas azaliyor.

lozan'da operaya bikac seferdir niyetlenmistik. zaten bi sezonda, uc dort gosteri oluyor, niyetlendiklerime de biletler tukenmisti sansimiza. bu sefer, zamanlamam muthis oldu. geldigimiz gibi bi bakayim dedim, sukur son gosteriye bilet buldum, cumadan alip bugun de gittim. adi manon. bi heyecan girdim binaya ama buyuk bi hayal kirikligi yasadim. icerdeki teyzelerin detaylari cok daha goz kamastiriyordu. sade, kirmiziya boyali, uc balkonlu, dort katli bi sahne. neyse ki, opera guzeldi, sahnedeki teknoloji guzeldi. ne anladigimi hic anlatmayayim ama komedi anlasiyimiz cok farkliymis, onu soyleyim.

kac sene sonra operaya gitmek, cok iyi geldi acikcasi. tek basima gezmeye de alistim iyice, simdi aktivite pesindeyim.

opera demisken, new york'taki metropolitan opera'yi anmadan gecmek olmazdi. 
haziran 2012.

Saturday, October 11, 2014

gun 27. utu masasi.

kuzucuk buyudukce benim de detaylara ayiracak daha cok zamanim oluyor. simdilerde de utuye taktim kafayi. su ikeanin minik utu masasindan kurtulmayi ve ciddi bi sekilde utu yapmaya baslamayi. evimiz artik ogrenci evi degil ne de olsa. iki kisilik aileydik, hos ne kadar aile denir iki kisiye. uc kisi olunca, sifatlarimiz artinca, soyleyecek sozumuz, fikrimize deger verilecek konularimiz artikca daha da bi aile olduk, oluyoruz.
iste, utu masasi batmaya basladi gozume. resmen tatil sonrasi ilk is diye utu masasi alma planimi yaptim. tek basima yeni kesfettigim markette buldum, aldim. gitmeden de gorduydum, ne sevindim bitmemis diye. hemen kaptim, onun mutluluguyla da benim meshur cafeden bi kahve ismarladim kendime. hem icim icime sigmadi sevincten hem de kis kis guldum halime. cunku, bugun bence fotografi cekilesi karelerden birinin modeliydim. onumde bu guzel kahve, arkamda dikilen utu masasi, evden cikinca farkettigim ve bir daha kendime vitrin camlarindan bile bakmaya dayanamadigim zevksizlikte giyinmis, orhan kemal okuyan ben.


Friday, October 10, 2014

gun 26. kilo.

donuyoruz, sukur.
deniz kizi, cok yorduk, gunduz uykulari aksadi, yollarda yoruldu ama sukur, yine de kuzucugun duzenini tam olarak bozmadan donuyoruz da evde duzenine kaldigimiz yerden devam ederiz. eminim o da deli gibi ozledi evini, yatagini.
gelelim, bizim duzene. o kadar iradeliydim ki iki aydir, saglikli yemek, ekmekten, karbonhidrattan olabildigine uzaktim, hatta oyle guzel firsatlar cikti ki karsima, hem odullendirmek hem de keyif yapmak icin ama o kadar cabama acidim ve vazgectim.
ve evde tartildigimda, gitmeden once her ne kadar kendime soz vermis olsam da bayramdi, tatildi derken resmen okuz gibi ne bulduysam yedim. ama on gunde sadece 600 gram almisim ki, eminim yarin sabaha onlar da gidecek.


Thursday, October 9, 2014

gun 25. ev. yatak.

tatil bitti, donduk evimize. sukur. orada, internete girme ihtimalim hic yoktu ama "mutlu gun" oyununu birakmadim, taslaklar hazir, yavas yavas tamamlarim artik.

ne kadar guzel gecse de tatilimiz, su eve donmesi gibisi yok. kisce de farkinda, yatagi pek bi kiymete bindi. zevkle uyudu. benim uydurmalarim tabi ki. nereden bileyim. acsam o da actir, usumussem o da usumustur. uydurma dolu bu annelikte zaten.

bu toto da sonunda rahata kavustu. surekli oraya gitme, onu agzina alma, koltukta otur, usursun laflarindan, sevsinler diye surekli kucakta dolasmaktan yoruldu yavrum, atti kendini evin en ucra koselerine. 

Wednesday, October 8, 2014

gun 24. kitap. sait faik.

klasik "turkiye donusu market alisverisi". her gurbetcinin yaptigi, olmazsa olmazi. bu seferkinde metro'ya gitmek kismetmis. kac tane subesi var bilmiyorum ama biz beylikduzu civarindakine gittik. hersey varmis meger. hem de bizim icin gercekten hersey. dolastik durduk, alinacaklar alindi, utunulacagi varmis olanlar unutuldu.
kitap reyonuna gelince de kilitlendik kaldik. cunku sait faik'in bilgi yayinevi'nde basilmis olan ama artik basimi yapilmayan hikaye kitaplarinin hepsini gorduk bi koca sepette. ucer beser tane vardi hem de hepsinden. onalti kitapli seriden iki eksigimiz oldu ama onlari da artik sahaflardan tamamlayacaz, napalim. bi de uc liraya, is bankasinin cocuk kitaplarindan aldim, aslinda hepsini toplardim da cevirenleri iyi bilmek lazim ya, denemelik olsun dedim simdi.
3 ayda bir sil bastan duzenledigimiz kutuphane de yine sinyaller vermeye baslamis, onu farkettim bu arada da. yine duzenlemek lazim, hele tasinma telasina girmeden acil duzenlemek lazim.


Tuesday, October 7, 2014

gun 23. ciger sarmasi.

ben hayatimda boyle bi sey yemedim. zaten 25 yasimda ciger yemeye basladiktan beri, ne var ne yoksa yemeye de basladim. hazilanirken gordum ya bi duraladim ama sonra tadina bakmamla her bayramda turkiye ziyareti planlamayi kafama koydum. fotografini nasil cekmedim ki... ama ciger sarmasi yedikten sonraki halim kesinlikle deniz'in gozluk taktiktan sonraki sanki hayat durmus, artik zaman akmiyor ki haliyle ayni.


Monday, October 6, 2014

gun 22. kefir.

kefir, iyiymis dediler, sutten de yogurttan da, cocuklara da kefir daha iyiymis dediler. zaten, ben yine takintili olmustum bu sut konusunda. likir likir sut icen cocuklarin da midelerini sisirip pek yemek yemediklerini de gormustum ya bi kere, sut sinirli olacakti bizim evde, alternatifi oldu iste. sutu zaten, yatmadan once kesinlikle vermem, kahvaltida veririm diyordum, simdi daha az miktarda kefire dondurdum o plani.

kefir hayvanini nereden bulurum ederim derken buluverdi bizim halalar kizima, sukur. tadini da sevdi ya kuzucuk daha ne. ben. ben icemiyorum arkadas. pancar kattim, mor kefir yaptim yok. bi de muzlusunu deneyecem bakalim, belki, umarim.

Sunday, October 5, 2014

gun 21. ecem.

cocugun yegeni. deniz kizin kuzeni. simdiye kadar evin tek bicirigiyken birden buyuyup okula gidiveren kuzucuk. her ne kadar surekli mudahaleler yuzunden deniz'le bi turlu istedigi gibi oynayamasa da yine de pesinden kosturmasi bile yetiyor.
ahh bu anne-babalar... bencil hareketleri, ileriyi dusunmeden hep gunu kurtarmaya calismalari, kolayina kacmalari. 3-4 ay arayla gorunce daha da bi fark ediyor insan. cocukla resmen oynuyorlar. gozlerine girsin, onu sevsinler, takdir etsinler diye surekli ayni seyleri yapip duruyor cocuk.
iste biz de goruyoruz boylece, bi ailenin, bi cocugun duygularini nasl somurdugunu, o kadar zeki bir cocugun nasil soldugunu...

ama resimler sahane. bana ozel hem de. zebra.


Saturday, October 4, 2014

gun 20. bayram.

kizimin ilk bayrami.
can kizim benim. iyi huylu, guler yuzlu kizim benim.
nice bayramlar goresin insallah.
hep mutlu olasin, hep keyifli olasin.
hep icin huzur dolu olsun, sadece o huzur bile yetsin seni mutlu etmeye.

Friday, October 3, 2014

gun 19. alo.

kuzucugun son zamanlardaki en favori hareketi, alo demek. cekmeceleri karistirirken eski telefonu bulmus, kulagina goturup bi seyler geveledigini gorunce kalakaldim oyle. sonrasi zaten turkiye ziyareti ve evdeki binbes yuz kisinin surekli alo demesiyle, cocuk eline ne gecerse kulagina goturup aaa demeye basladi.

ve son olarak da oklavayla alo yapip "alo" sahalarindan uzaklastirildi.


Thursday, October 2, 2014

gun 18. oklava.

oklava ya bugunku sevincim. deniz kizin, kalorifer arasina dusurdugu, ne alttan ne ustten cikarabildigim ancak kaloriferi yerinden sokup kavustugum oklava.
kiminin annanesi kiminin babannesi bambaska bi yeri var insanin hayatinda. ben babannemin benim icin ordugu elbiseyi annemden alamasam da, cocugun annanesinden deniz kizima eriste yapayim diye aldigimiz oklavayi bi kazaya kurban edecek degildim tabi ki de. artik eskilere dala dala, ana ana, eristeler yapar, yeriz afiyetle insallah.

Wednesday, October 1, 2014

gun 17. kargo. battaniye.

sadece, merakli minik dergisini istemistim, deniz kizima alsin diye. ben de buralarda ona benzer dergiler ararken bi baktim bizim aysegul'un dergisi, ilk aklima gelen de o oldu. aldim ki mutlu edeyim diye. bayramda ben gonderemeden, onun paketi geldi. dergiyle birlikte bi guzel battaniye. oylece oturdum koltukta, daha da oturmak isterdim, o guzel duygunun keyfine varmak icin.
ne guzel insanlar var, ne guzel yurekler var. tesekkur ederiz pinkisim.

Tuesday, September 30, 2014

gun 16. kitap. serenad.

zulfu livaneli seven bi insan degilim aslinda.yok severim de, kitaplari pek bana gore degil. yine de okuyor insan iste, surekli duydugundan, geri kalmasin diye, bi de elinde soyle hizlicana okunabilecek bi kitap isteyince.
iki gunde okudum, ana hikayeyi. allam, sonrasi bitmek bilmedi. hele son on sayfa. sanki yeni yazmayi ogrenmis cocugun gunlugu gibiydi. yok, ucakta ellerine bi form vermisler yok vizeye basvururken ayni bilgileri doldurmusmus. sayfalar dolsun da nasil dolarsa dolsun. o esprili anlatim da cabasi. ben nasil istersem oyle bastiririm havalari da bitirdi beni.
kisacasi, kitap bitince oyle mutlu oldum ki anlatamam. hani bi seyler ogrenmedim mi, ogrendim. cocukla sohbet etmedik mi ettik, ama o hikayeden sonraki kismi ne diye yazdin be zulfu livaneli.

lozan'daki son sonbaharimiz.

Monday, September 29, 2014

gun 15. turkiye.

gidiyoruuuuz. ben boyle sevinmezdim aslinda gidiyoruz diye, hem de hic sevinmezdim. gecen sefer ve simdi, pek bi mutluyum, kizima cok iyi geliyor oralar, bana da tabi. o da, ben de azcik nefes aliyoruz, farkli seyler yapip tazeleniyoruz.
cok merak ediyorum, bu sefer neler olacak, neler yasayacagiz, kuzunun hangi ilklerini gorecegiz.

Sunday, September 28, 2014

gun 14. kuslar.

bugun, son gun sayilir, cocuk geliyor yarin, obur gun de gidiyoruz.
bu sabah ne yazik ki, biraz degisik bir uyanma hikayesi oldu. kahvalti ve sabah uykusuna dalma fasli da bi degisikti. ve normalde bir bucuk saat uyuyan kisce, yarim saat sonra uyandi, odasina gireyim girmeyim derken ilk hatayi yaptim, sonra da butun gun zincirleme gitti.
allah sabrini, gucunu veriyor iste, o yarim saatlik zamanda, kahvemi icemesem de kitabima dalmistim. gozume halida bi sey takildi, kipirdiyan bi sey. bi serce girmis diger odadan ve pitir pitir salonun ortasina gelmis saskin. nefesimi tuttum, onu izledim. ciceklerime kondu, bi kac tur atti evin icinde, geldigi yerden cikiverdi...

yorucu ve nasil yoluna koyacagimi bilemedigim gunun yarisina gelince attim disari kisceyi de kendimi de. lozan, sukur o kadar da bos degildi, azcik etrafa baktik. zaten kuzucuk, pek bi sevindi, kendi basina sandalyelere oturdu, sandalyeleri itekledi falan diye. ve kiscenin ilgisini ceksinler diye defalarca yanimda tasidigim ekmek kirintilari sonunda ise yaradi, kuslar geldi, biz ekmek attik, parmak uzattik, uzaklastiklarinda onlari gozden kacirmamak icin sandalyeden dusme tehlikesiyle karsilasttik. kuzucugumu, cok mutlu ettiler bugun, guvercinler, serceler. bi yarim saat daha uyudu sayelerinde, sukur.

bazi kasabalar cook guzel, vevey, eylul 2014.

Saturday, September 27, 2014

gun 13. kizlar.

ilk kez tasiniyoruz biz. sikayet eden cok gordum ama bence bi evi ilk kez yerslestirmak kadar zor olamaz. hani su ilk kez aileden ayrilip yasamaya basladigin evi yerlestirmekten bahsediyorum, ne afakanli zamanlardi. esyalar yerini bulmaz bi turlu, duzenini hemen kuramazsin, sifirdan kurmak kolay mi ki. ev tasimak onun icin cok gozumde buyumuyor. zaten, iyi de oluyor, ariniyoruz baya baya. hem kisceye yer aciliyor, hem bizim maymun istahligi yapip da doldurdugumuz evi bosaltinca da bizim de aklimiz bosalmis oluyor. simdiye kadar kac bavul tasidik, kac kilo esya gonderdik bilmiyorum ama az kaldi, bi bu sefer, bi de aralikta da tasidik mi minimuma indirecegiz ihtiyaclari.
evin esyalari neyse de, bi de benim ayrica kocaman bi dunyam var bu evde. hazir cocuk da yokken, bi kere daha cikardim onlari, kuzumu da uyuttuktan sonra konustuk uzun uzun. bazen neseli bazen huzunlu, buradaki 6 seneyi konustuk. onlara bi ev yapmali, bi ev bulmali. yerlesik hayatin hayalleriyle yasiyorum simdi de, ne kotu di mi, ani yasamali insan iste, ertelemeden, bahane bulmadan, simdi yapmali.

 bu guzellikler, sevgili nilufer'in bebekleri.

Friday, September 26, 2014

gun 12. menekse.

benim bi menekse ormanim var. bildigin orman. deniz'in darbeleriyle her ne kadar biraz sarsilsalar da, kendileri toparlardilar bizimki baska seylere el atmaya baslayinca. bu sabah bir baktim ki, cosmuslar yine. yapraklari kavak agaci gibi, cicekleri de manolya agaci gibi. sevindiriyorlar beni iste. olmeyen yesil yaprakli saksilarimdan sonra olmeyen cicekli bi saksi nasil da iyi geliyor. sanki bi is basariyorum sayelerinde. oyle bir gurur.


Thursday, September 25, 2014

gun 11. sac.

saclarim avuc avuc dokulmuyor artik, avuc avuc sacim var benim!
iki senedir, saclarim bi artti bi azaldi. oyle boyle degil ama. azaldi mi da, birdenbire kel kalacak sekilde azaliyor. iki senede, iki kere gecenin bi yarisi kesiverdik kisacik. birinde doktorayi bitiriyordum, birinde de dogum sonrasi meshur sac dokulme sezonunda. o zamandan sonra bi daha eskisi gibi olmaz dedim ama son iki gundur, saclarimi pek bi mutlu kurutuyorum. yine cogalmaya basladilar. 12 kilo verdim, saclarim uzadi, cogaldi, turkiye'de bunu yapmaya bayilirlar ya, iste, biz de bayramda kizimla hava atmaya haziriz.

bizim evde cocuk boyle sevilir, deniz 5 aylik, 
dunyaya gelmek icin ilk yumrugu attigi, suyumun geldigi yer.

Wednesday, September 24, 2014

gun 10. miknatis.

migros, arada bir cocuklarin ilgisini cekmelik oyunlar, kampanyalar duzeleyip duruyor. hos, sadece cocuklar icin de olmuyor cogu sey, mini market malzemeleri gibi...
yine yapmislar bi seyler. ne oldugunu anlamadim bile, ozel kitler falan almak gerekmis, tabi ki biriktirmek gerek, sonra da bi oyunlar falan oynuyorsun iste. anlamasak da kasada, 20 franktan fazla alisveris yapinca ister misiniz diye sorunca evet diyiveriyorum, hos simdi bilincli diyorum, cunku benim bi cocugum var! (bugunlerde 1 frank, 2.35 lira civari, tarihe not dussun)
geleyim bugunlerde ufacik paketlerden cikanlara, icinde miknatis olan salladikca ses cikaran masa tenisi buyuklugunde taslar. bi kac tane var evde, yemek yapma saatlerinde cok yardimci oluyorlar, kiscem aliyor, atiyor, agzina sokuyor, onunla dolasiyor, brrr yapiyor ama artik bu taslarla oynamak daha zevkli cunku miknatisli olduklarini kesfetti. masa sandalyesine yapistiriyor, aliyor. firina yapistiriyor, aliyor. bizim tahta sandalyelere yapistirmaya calisiyor, olmuyor. plastik supurgeye yapistiriyor olmuyor. duvari deniyor, olmuyor.
iste bu kisim, beni benden aliyor, cok seviyorum be.


cimlerini yiyen ama emeklemek icin uygun gormedigi, lozan adliyesinin parki. 
eylul, 2014.

Tuesday, September 23, 2014

gun 9. makale.

evden iki doktora cikinca, makale haberlerinin de bol olmasi gerekirdi ama oyle olmadi, olmuyor iste. biri yerlerde, biri goklerde olan tezler yazilinca bi habere cifte gobek atiliyor.
cok sukur, cocugun bi calismasi daha kabul aldi da, ikimizin birden yuzunu guldurmeye, heveslendirmeye yetti. darisi, diger calismalarinin basina. insallah verdigi emeklerin hepsini alir da lozan sayfamizi, onun sayesinde daha da iyi hatirlariz.

londra, haziran 2014.

Monday, September 22, 2014

gun 8. pazar gunleri.

biliyorum, bugun gunlerden pazar degil ama burada tatil ya iste, pazar havasi var.
pazar gunlerini seviyorum, okula gittigim zamanlarin aksine. o zamanlar pazartesi sendromu yerine pazar sikintisi yasardim, saatleri sayarak icime afakanlar cokerdi. simdi ise, pazar gunleri, belki de en mutlu gunum. sebebi ise, cocuk evde, kiscem onun dizinin dibinde ve ben, evi supuruyorum, temizliyorum, mutfagi iyice elden geciriyorum, yapilacak islerimi bitirip haftaya hazirlaniyorum.
iste boyle bir evde, pazar gunlerinin sonunda da bende sonsuz bir huzur, yeni hafta icin hazirladigim enerjimle kitabima gomuluyorum.

grandvaux-eylul 2014.

Sunday, September 21, 2014

gun 7. café.

buralardan giderayak, simdiye kadar avrupa'da begendigim ilk bes listesine girebilecek guzellikteki café, geldi, bizim bi sokak otemize acildi. hem de sergili olanlarindan!
sevineyim mi uzuleyim mi bilemedim. nereden baksan 3 ay var, iki farkli daha sergi varmis, eh kahveleri standard olsa da caylari denemeye deger. kizimla gideriz canimiz sikildikca, o yemegini yer, ben de menuyu bastan sona denerim. doya doya zaman geciririz, icime islerim her detayini, her gittigimde de yepyeni fikirler geliverir aklima, bi sonraki sefere kadar onlarin heyecanini yasarim.
cok sevdim burayi cook, sanki bi yuregim ferahladi, en kotu, en hazirliksiz zamanda bile yapilabilecek bir z plani bulduguma.

 
design by suckmylolly.com