Monday, December 23, 2013

deniz kiz

kucucuk biri var yanibasimda. kendine gore kocaman sikintilari olan. 

gozumu de alamiyorum ama bekliyorum kendi cozum bulsun diye, dudaklarimda hep bi dua, allam yardim et, cabucak pirtlasin diye. 
derdimiz bu iste, kucucuk bi pirt. 
kucucuk insan, kucucuk pirt. seyretmelere doyamiyor insan.







Tuesday, October 8, 2013

gecenin saat biri

masanın örtüsü mavi basma
üstünde yalansız, güleryüzlü,
cesur kitaplarımız durur.
esirlikten dönmüşüm anacığım,
kendi memleketimde düşman kalesinden.
gecenin saat biri,
lambayı söndürmedik.
yanımda karım yatar,
karım beş aylık gebeliğinde.
etim etine değende,
elimi karnına koyanda
bebek kıpır kıpır kıpırdar.
dalda yaprak, suda balık,
rahimde insan yavrusu,
yavrum...
yavrumun pembe yünden zıbını,
anası ördü.
bedeni benim karışımla bir karış,
kolları şu kadarcık.
yavrum...
kız olursa
tepeden tırnağa anasına benzesin istiyorum,
oğlan olursa boyu posu bana.
kız olursa ela ela baksın,
oğlan olursa maviş maviş.
yavrum...
yavrum öldürülmesin istiyorum yirmi yaşında.
oğlan olursa cephelerde,
kız olursa sığınaklarda geceyarıları.
yavrum...
kız olsun, oğlan olsun,
kaç yaşında olursa olsun,
yavrum düşmesin istiyorum hapislere,
güzelden, haklıdan,
barıştan yana diye...
fakat malum, kızım yahut oğlum,
gecikirse suların ışıması dövüşeceksin.
ve hatta
yani haylice müşkül zanaatmış bizde bugün
babalıktan zaanatı da.
gecenin saat biri,
lambayı söndürmedik.
belki yarım saat sonra,
belki sabaha karşı.
yine basılabilir evim,
beni alıp götürürler,
kitaplarımızla beraber.
yanımda birinci şubeninkiler
dönüp bakarım,
durur kapıda karım
eşiğin üzerinde.
uçar entarisi sabah rüzgarında.
yükü ağır karnında,
bebek kıpır kıpır kıpırdar.
nazim hikmet ran

mutlaka genco erkal'in sesinden de dinleyin.

Monday, October 7, 2013

bilmece

ayni evin icinde dipdibe yasayan iki kisiden birine gore "zaman" hic gecmek bilmiyor, digerine gore ise hic yetmiyorsa ve bu kisilerden biri yirmi gun icinde doktora tezini teslim etmesi gereken stresli kocaysa digeri kimdir?

cevap: normal kosullara gore dogumuna 30 gun kalmis, arada kontrolunu kaybedip yasadigi huysuzluklardan bikmis, hormonlarina yenik dusmesine sinirlenen evin gebe kadinidir.

Thursday, September 26, 2013

sevilya gezisi

unutulmamasi gerekli bi hafta.

doktor izniyle gittigim ama kimsenin hamileligime laf etmedigi bi gezi. 31 haftalik gidip 32 haftalik donduk. 2 saat suren ucak yolculugunu annem 45 dakika, cocugun annesi 1 saat bildi. sevilya'ya gidip malaga'dan donduk. ispanya'da araba kiralamak fena bi sey degilmis, fransa'dan daha az stresli en azindan.

gitme sebebimiz ise cocugun konferansi ve konusma verecek olmasi, benim bi top tasiyacagimi biliyorduk ama evde yalniz kalmaktansa ne yasayacaksak birlikte yasamak daha hos gorundu gozumuze.

eve sag saglim geldikten sonra, tabi ki iyi ki gitmisim diyorum, her ne kadar sicak havadan oturu son gunlere dogru ayaklarim sismeye baslasa da kalici bir durum olmamasi da rahatlatti bizi. ha bi de donus ucaga binmeden onceki gun hissettigim ve devami gelmeyen sancilar da cok guzel bi hafta yasadik ama benden bu kadar diyen cinstendi.

gelelim diger unutulmamasi gereken konulara. cocugun calismalarini yaptigi grubun hemen hemen hepsi oradaydi, bir ben bir de hocanin esi tam tatil yapan kisilerdik, hem de butun konferanstaki en havali kadinlardik. cocugun hocasi altin madalya aldigi icin, o ve hocasi acilis konusmasinda cocugun calismalarini anlatip onu goklere cikarttigi icin, ben. ustune de ikinci tez jurisinden de is teklifi alinca bizim icin tam bir emeklerinin tadina varma haftasi oldu. tabii, birileri hala tez yazma asamasinda oldugu icin en cok keyfine varan ben oldum.

bunun yanisira, tadi damagimda kalan yemekler de yedim, iki restautant var ki, olur da bir daha yolumuz duserse mutlaka gidilecek olan yerler. contenedor ve eslava tapas. ilki ana yemek servisi olan bir resturant ama yemekler ve sunum sekli harika. digeri de tapas bar, ama oyle bilinen patates kizartmasi, kroketlerden falan olusan tapaslarin oldugu bir yer kesinlikle degil, tapas yarismasindan dereceler almis olan bir yer, fiyat olarak da sasilacak bi durum ama su sirf kizartmalardan olusan tapaslarla neredeyse ayni fiyat.

sonrasinda ise araba ile rotamiz su sekildeydi. antequera, torcal de antequera, malaga, torremolinos. elbette bir suru fotograf var ama benim bunlari degil secip buraya koymaya dosyalamaya bile halim yok.

bi kac ben olayim yeter.



Monday, September 23, 2013

33 hafta biterken

kendimi agirlasmis hissetmiyorum, ikide bir cocuga da soruyorum yavas mi yuruyorum diye, eger gonlumu yapmaya calismiyorsa hemen hemen ayni tempoda yuruyebiliyormusum, ama bir garip haller geldi, gelmedi degil.
halsizlik desem degil, yorgunluk desem degil ama bi hareketsizlik, isteksizlik var ustumde, oyle acik acik bi unutkanligim olmasa da bi bosvermislik soz konusu. yemek yapma konusunda, yemek yeme konusunda, evi toplayip duzenleme ya da kiscenin esyalarini yikama konusunda.
ne yapiyorum ki koca gun belli degil. zaman ucup gidiyor, bazen ustume varip canimi siksam da sonra onun bile sonunu getiremeden, bosveriyorum. mutfakta atom karinca oldugum zamanlar, onbin isi ayni anda dusunebildigim zamanlar geri gelirler mi acaba?


bu da sobali odalardan hallice olan, her seyin icinde oldugu calisma masali, cekyatli ve karyolali kiscenin odasi. 
bizim gibi bi ciftin, tam hayalini kurdugunu, tam bekledigi, tam istedigi.

onun adi sadece kisce


yastik olacak, kenarlari ponponlu. 
neyi varsa yigdigimiz karyolasini susleyecek.
guzel hayaller kurdursun kizima.

Tuesday, September 3, 2013

mutluluk paylastikca artar, sevgi ise cogaldikca daha da artarmis

baslarda hicbir seyin farkinda olmayan cocuk, icimden mutluluk fiskiran ben.

cok sartlamistim kendimi cook. bi oradan bi buradan dusunmustum, koylerde hamileliklerini geciren kadinlar var, deli gibi calismak zorunda kalan, icindeki degisimleri yasamasina izin verilmeyen kadinlar, ya da belki de gercekten icinde bi degisiklik yasamayan, sonradan uydurulan seylere ayak saglayamaya calisan kadinlar.

benim icin bu surec tam da hayalini kurdugum gibi, hissettigim gibi gecti, kim sorarsa sorsun, hep iyiyim, bi sikayetim yok diyecektim, oyle de oldu, bi kere bile aklimdan baska bir sey gecirmemistim zaten. issiz kalmama ragmen tezimi yazdim, biri halka acik olmak uzere iki kere tezimi savundum, sozlu sinav oldum, ama hepsi sakin, degil etrafa kendime bile stres yapmadan gecti bitti.

cocuk ise boyle olacagini bilememis, boyle guzel olacagini hic tahmin etmemis, benim boyle guzellesecegimi de kestirememis, hos ona gore hamilelik beni boyle yapti, bana gore ise okulda yasadiklarimin bitmesi, ruhumun, icimin ozgur kalmasi, tekrar kendi ic sesimi bulmam boyle yapti.

baslarda o kadar on yargili olan insan, simdi "bu hayatta yaptigimiz en guzel sey" diye dolasiyor, benim icin ise hala onun hayatima girmesine izin vermem, benim hayatimda yaptigim en guzel sey. bu kokunu ozleyecegim diyip duruyor, bilmiyorum nasil bir sey, buyuk ihtimal badem yagi ve kakao yagi karisimi bi koku, ama ona gore hamilelik kokusuymus. habire gozleri dolan bi cocuk oldu, bunun mutluluktan oldugu da o kadar belli ki bana gore de mutluluk bu iste.

ben zaten kendi kendime soz vermistim, kendi icimde yasayacam guzelliklerini, ozellikle de cocuktan bir beklentim olmayacak diye. ama yine de duymak istedigim bir tek sey vardi, benim icin her iltifata, gonul hosluguna bedel, o da 7. ayin sonunda geldi iste, daha da ne isterim ki.
"sen boyle cok guzelsin, hep hamile olsan ya, ben bakarim size"

Saturday, August 31, 2013

balina hafizasi

- bu seville gezisi cok iyi olacak, subat'tan beri bi yere gitmedim!
- nasil bi yere gitmedin?!
- ayy, paris'e, venedik'e gittim de seninle basbasa gimedim.
- nasil gitmedik bi yere!?
- aman tamam, berlin'e, barcelona'ya gittik, ama ozledim iste gezmeyi, cok iyi gelecek cooook.
- bu seneki kadar gezdigini hatirlamiyorum ben, ahahah...

Friday, August 30, 2013

30. haftaya kadar bi ozet

aslinda, her sey oyle iyi ki, normalden daha da iyi gibi.
hani bi sikayetim de olmadi ki, tecrubelerimi yazayim. tabi bir de cekinmiyor degilim, hani olur da "sen, dur daha asil zorlu zamanlar son 2 ayda basliyor" yorumlari basima gelir diye. ya sonrasinda yazmak icin zaman bulabilecem mi, ve asil sonrasi "dur, sen daha zaman bulmak nasil bir seymis gorursun" cinsinden bi yorumu hak ettigi icin, gec olmadan yazmali diye dusundum.

- mide bulantim hic olmadi, iki kere vitaminden oturu cikarttim ama onlari da gece yatmadan once almaya baslayince hicbir sorun kalmadi.
- kendimi garip hissettigim zamanlar oldu, hatta en komigi bence yataga bile gitmeye firsat bulamadan yaptigim aniden gelen 15-20 dakikalik sekerlemelerdi.
- reflu derdim de olmadi simdiye kadar, ya da tuvalet sorunum.
- bileklerim ya da ellerim de sismedi, alyansimi hala takabiliyorum.
- catlaklar da simdilik gorunur de yok ama 15. haftadan itibaren her aksam krem ve yaglarla masaj yapiyorum.
- vitamin ve omega haric bir ilac kullanmiyorum, demir eksigim oncesinde de yoktu, hamilelikte de cikmadi, hatta doktorum fransa turundaki bisikletcilerin bile degerleri ancak bu kadar olur dedi (yegane esprisi).
- yemek konusunda istahim ilk uc aydaki gibi, pek istahim yok yani, kiloya almaya egilimli bi vucudum oldugu icin cok dikkat etmem gerekir diye dusunuyordum oncesinde ama hic gerek kalmadi. sanirim bu asermeler egitilebilir bi sey. hala turkiye'de olsam bu kadar kolay olmayabilirdi diye dusunuyorum, her sey elimin altinda olurdu, burada ise zaten bulamayacagimi 4 senedir kabullenmisim, isteklerim ona gore oluyor genelde. eh pasta, borek, baklava, hamur isi de pek olmayinca cok da zor olmadi kontrol etmek.
- geceleri uyku problemim de henuz baslamadi ki ogle uykularim bile hic aksamadi.
- bel agrim iki-uc kere oldu, o da sanirim usuttugum icin, azicik isitma, siki giyinmeyle hemencecik halledildi ve tekrarlamadi ertesi gune.

basima sikayet edecek bir sey gelmedigi gibi, hamileligin saclara iyi gelmesi, onlari cogaltmasi gibi hosluklari da basima gelmedi, bundan sonra da tek dilegim, sonrasinda da dokulmeyi gormemek.

Tuesday, August 27, 2013

evdeki hamileler

aslinda pek de yeni bi sey degil, cocugun benim agrilarima, sikayetlerime ozenmesi ama ortada hamilelik gibi bi durum olunca farkli esprilere sebep oluyor iste.
ters yatmis olurum, el bilegim agrir, suraya bandaj saralim mi diye elimdeki bandajla cocugun yanina giderim, bak simdi sen dedin ya farkettim de benim de agriyormus, der.
yaptigim kiymali ispanak yemegine yumurta kirarim, ertesi gunu onun aslinda gercek bir yemek olmadigini ima eder, kiymali ispanak yemekmis ama yumurtali kiymali ispanak yemek degilmis mesela.
ya da biliyor musun, bu hamilelik donemlerinde erkeklerin de hormonlari degisiyormus diye sohbet konulari acar.
her aksam abuk subuk seyler istemeler, benim yerime uyku guclugu cekmeler, huysuzluklar, kaprisler.
benden daha duygusal gecisler yasamasi da var, ama bunlar olmasa bile onu da bizden biriymis gibi dusunmem icin cok ama cok onemli bir sebebi var ki, o da kiscemiz evimize gelmeden doktora tezini teslim etme stresi diyebilirim.

Wednesday, August 14, 2013

bayram sekerim.

22-23. haftalarda birden buyuyen ve sonra sakinlesen gobegim.
bu gobek kac kilo eder ki. sadece yeme icmeyle olsa kim bilir kac kilo ama alti ustu 5.5 kilo iste. sukur. 27. hafta ve durum bu. azcik karatay'la hasir nesir olsam fena olmayacak. bol protein, badem, ceviz iyidir. hem benim de hala tatile gitme hayallerim var, formda(!) olmam gerek.


Friday, August 9, 2013

evimi ozledim

upuzun bi misafirlik donemine ev sahipligi yapiyorum, ama azicik kaldi. evin banyo, mutfak ve balkon dahil 6 odasinin 4 odasi misafirlerin, eh biraz da normal. gunduzleri evde 2'ye bir oluyoruz cunku. ama dedim ye azcik kaldi, ben de bol bol ozledim evimi. biliyorum zaten kendimi, onlar olmasa yan gelip yaticam, vicdan azabindan kivranmaya baslayacam, simdi ama icimde sadece heyecan, buyuk bir enerji biriktiriyorum. kaldi surada 2-3 gun ve evden misafirleri ugurlamak icin cikip ailenin yeni uyesinin odasini badana-boya yapmak, karyolasini kurmak ve arabasini park etmek uzere girecez. bir gunde kokten bi degisiklik olacak, oraya buraya sikistirilmis alisveris posetleri yerlesecek, yeni listeler yapilacak, sonra bi yandan saglikla gelsin deniz kizimiz diye turkuler soylerken bi yandan annesi ona guzel anilar hazirlayacak.


Monday, July 8, 2013

bi kucak dolusu haberle buradayim

hosuma gitmeyen seyler var, ya da hep vardi da beni gercekten rahatsiz etmeye basladi. ikincisi cok daha dogru sanirim. hep varlardi. ama gecen cuma gununden itibaren beri basladilar ve sonunda huzursuz, huysuz biri yapiverdiler beni.
bu kadar bahsettikten sonra ilk once, su rahatsiz seyleri bi anlatayim. kisacasi tembellik aslinda. tembellik ama oyle bu seferki bi sey yapmadan oturmak degil, yetememek daha cok. daha verimli olma istegi, kendime daha cok sey katma istegi. bunlar nasil olacak, basit tabi. fransizcayi sadece kurs sinirlamamak, cocuk kitaplarima devam etmek. listedeki kitaplari okumak. bi de bi seyler uretmek, mutfakta yaptigim yemeklerden bahsetmiyorum, tabi ki.
bu huzursuzluklar sonunda canima tak etti. en guzel yer neresi, kendimi adam etmek icin tabi ki burasi. peki neden simdi. cunku diplomali doktor olmak icin yapmam gereken son seyi de yaptim. yani artik hicbir sorumlulugum, zorunlulugum, stres yapicagim bir sey kalmadi. hos son bir bucuk aydir da super stres, sikinti yapmamidigimi saniyordum ama meger bunu yasamak daha baskaymis.

bu dort ay ya da senenin basindan beri o kadar cok olay oldu ki...
- aralikta son maasimi aldim, mezun olmadigim icin ogrenciligim devam etti, ama resmi olarak bir ofisim olmadigi icin okula gitmeme luksumu kullandim. tezi yazmaya basladim.
- ocakta, issizlik maasina basvurdum, evlilikten ve dogrudan kesilen vergilerden oturu hakkim vardi ama almaya baslamam 3 ayi buldu, simdi duzenli aliyorum, sukur.
- nisanda, tez sinavimi oldum, kendi hocamin butun engellemelerine ragmen 3 haftalik uzatmayla gectim.
- mayista, issizlik burosunun ayarladigi fransizca kursuna basladim.
- ve haziranin sonunda da, halka acik savunmami vererek mezun oldum.

bu arada....
bunlarin hepsine bir can daha yoldas oldu bana. beni hic sikintiya sokmayan, sessiz sedasiz bir evlat.
simdi evin ikinci tezini birlikte okuyup kontrol ediyoruz.


Wednesday, March 6, 2013

yarısı bitti bile

birileri texas'a gitti, neredeyse gelecek bile. insallah. hayırlı zamanda.
bu sefer ahmet kaya dinlemek yerine, evin içinde hep bir burhan dolanıyor ama o da arada sebepsiz yere gelen kara bulutları dağıtmaya yetmiyor.
ben işsiz güçsüz, sanki yine zamansız yaşıyorum. hayata tepki vermeye yavaş yavaş başladım aslında. sağlıklı yaşamak fena gitmiyor mesela, 2 haftada 3 kilo. kitap okumak konusunda istediğim başarı hala ortalıkta yok, uykuyu, miskinliği yanımdan uzaklaştıramıyorum ama ittire ittire o da olacak. bi de yanıma güneşi aldım mı tam olacak. banklar, parklar benimdir.
yarım kalan elişlerimi bitirmeye çalışıyorum ki amerika'dan gelecek siparişlere başlarken vicdanımı sızlatan birşey kalmasın geride.
gezi planları da tamam, ve yine bilmem kaç kutu değişik değişik film gelecek uzaklardan.
hayat güzelmiş ya hu.

evdeki ufak tefek vazoları, ya burada kalırlarsa korkusuyla, en son türkiye ziyaretinde el çantama doldurduğumdan köln bardağına kaldı, bu saksısında başını dik tutmayı başaramayan sümbülüm.

Monday, February 25, 2013

pasta

kesmek için illa dogum gunu kutlamak gerekmez ki.

Friday, February 15, 2013

izleyin.

Zeitgeist: Addendum.

bie izleyin, fikrin size doğru gelip gelmediği değil önemli olan. bir düşünün. sadece bir düşünün, bir de bir ayakkabı alana ikinci ayakkabı 1 lira diye almayın, sadece ucuz diye harcamayın şu paranızı, emeğinizin kıymetini bilin, bir zevkiniz bir kişiliğiniz olsun.

en iyisi mi izleyin de bi düşünün.

Wednesday, February 13, 2013

dinleyin.

genco erkal'ın sesinden nazım hikmet.
bazen öyle bir şey olur ki, öyle bir şey izlerim, dinlerim ki içim çoşar, gözlerim dolar, tek diyebildiğim şey 'ne güzel' olur.

"genco erkal'ın sesinden nazım hikmet"i de anlatamam işte, içimden geçenleri kelimelerle ifade edemem. siz en iyisi mi alın bu güzelliği. isterseniz, kitabı bir kenara koyun, ama cd'leri bütün listelerinize kaydedin ve dinleyin. yaşadığınızı hissedin. sonra paylaşın bu hissi, hediye alın, alın alabildiğiniz kadar, çevrenizdeki herkese, hep birlikte yaşadığınızı hissedin.

sadece 24 lira. ne ki. nerelere gitmiyor. 24 liraya beğendiğin bir kazağı, ayakkabıyı hemen alırsın mesela, yeterince var demeden, ya da bi kafeye gidersin aşağı yukarı bu kadar harcarsın, ya da iki dergi alırsın bu kadarsır zaten, belki de daha pahalı bir kitap. bi kere, iki kere yapma bunları, hem kendine hem sevdiklerine al. her şey çok daha güzel olacak, güven bana.


Tuesday, February 12, 2013

hiçbir şey olmak

daha ciddi bir biçimde dur demem gerek kendime.

on kilo fazlam var, ki bunu da ortalama halime gore soyluyorum yoksa hep hayalini kurdugum kilo için 12-13 diyebiliriz. buraya yazayım da belki utanırım dedim, içimde bir şeyler harekete geçer dedim. ilk önce bu gerçeği aklıma sokmam gerek, aynalara bakmayi bırakarak ya da giyebildiğim birkaç kıyafetle yetinerek, geri kalanını dolap içinde candan severek olacak birşey değil bu. bu kaçış nereye kadar. hayatımda şu sıralar kaçtığım tek şey bu kilolar değil zaten. kitap okuma, tez yazma ve diğer hayalini kurduğum bir çok şey.

dedim ya dert olan fazlalıklar, eksiklikler değil. onları yapmak için olan enerji. ama, biliyor musun, bunu yazmak bile kocaaaman bir adım. mesela ocak ayı, hele de ilk iki haftası, oraya buraya aldığım notlara boş boş bakıyordum, söylüyordum bile onları planlamış olmam rüya sanki, kendimi onları yaparken hayal edemiyorum diye. ve inan ki, şu anda bana sorsan ocak ayında ne yaptın diye, hiçbir şey hatırlamıyorum, hiçbir şey yapmışım yani, hiçbir şey. öylece oturdum, içimin aydınlanmasını, aklımın durulmasını bekledim, ne yaptığımın farkında olmadan. belki de yaptığım tek ve en güzel şey sürekli kendi kendime üstüne gitme, biraz zaman ver demek oldu.

bundan sonrası için, daha disiplinli, daha kendime dürüst, daha kendimin farkında olduğum bir hayat diliyorum. arkaya bakmak istemiyorum, yaşananlardan ders çıkartmak falan için bile, değişen şeyler sen onları isimlendirmeden değişir zaten. pişmanlıklarım, başarısızlıklarım, hayal kırıklıklarım, hiçbiri benim kişiliğimi değiştirmedi, ben yine aynı benim, hikayeler kattım hayatıma, anılar, absurd anılar, insanlar. bu kadarını bileyim, yeter.

Thursday, January 31, 2013

sultanı öldürmek

okuduğum ilk ahmet ümit kitabı. uzun zamandan beri okuduğum ilk polisiye romanı hatta.

roman, bana sürükleyici geldi, hiçbir kurgu hatası da hissetmedim. ama daha 60lı sayfalarındaydım ki aklıma bu kitabin 500 sayfa olması ne kadar da gerekli sorusu takıldı. hadi diyelim yüz sayfada anlattığı tarihi olayları çıkartırsak böyle bir olay için dört yüz sayfa bana çok geldi, aklım yoruldu okurken. çoktandır polisiye okumuyorum. anlatıcıyla birlikte olaylara bakıyorsun, o ne kadar bilgi sana verirse o kadar bilgi sahibisin, şüphelenebilirsin ama aksi olmadığı takdir de tersine inanman zor. ana karakter, katile bakış açısının sürekli değiştirme konusunda başarılı. katilin kim olduğunu son on sayfada, ana karakterle aynı anda öğrenmen bence hayal kırıklığı yaşatıyor.

bir de, bütün bilgileri ana karakterle birlikte buluorsun dedim ama bir şey hariç. o da, fatih sultan mehmet'in babasını öldürmediği, onun oğlunu tarafından öldürülmüş olabileceği. bu kitabın arkasında yazıyor zaten. yazmasaydı, yani yine birlikte keşfetseydim, eminim beni daha çok etkilenir.

tarih ile ilgili verdiği bilgiler, harcadığı emek için saygım sonsuz. başka kitabını okur muyum, kesinlikle evet, ama bir de ilk yazdıklarından okurum.

özledim.

yapılacak bir sürü iş var aslında, hatta tez yazmaya çalışan biri için türkiye tatili de çok lüks bir şey ama özledim galiba.

derinden derinden özledim.

ya kendimi kandırmayı başardım, bir gidip gelsem daha verimli olacağım diye ya da ruhum şefkat, sevgi, ilgi diye diye bilinçaltıma mesajları yerleştirdi, bilmiyorum, tek istediğim şey şuanda gidebilmek.

Wednesday, January 23, 2013

erken kalkan

kurabiyesini yapıp tam gaz yola devam eder.

Sunday, January 20, 2013

blog kitabı

bizim doktora, lozan maceramizin cogu benim aklimdan, içimden burada yazılı olduğu için blogu kitap haline getirme fikri var bikaç zamandir. tabi bikaç cilt halinde olacak.

hani isizn de aklinizda boyle bir fikir varsa, benden size ufacık bir tavsiye, sonradan sileceğiniz fotografları blogunuza koymayın, koyarsanız da silmeyin. tek tek kontrol zor oluyor, bitirdim ama dile kolay 950 yazı bu, ben de bittim.

gerçi bu blogdan kitap bu fotoğraf albümü kadar güzel olacaksa değer.


projektör

nasıl ki dört sene önce hoşgeldin partileri, aperoları oluyordu ya etrafımızda, şimdi de güle güle partilerinden geçilmiyor ortalık.

kimisi de giderken bize hoşgeldin hediyesinden daha müthiş hediyeler bırakıyor. bırakmak zorunda kalıyor, hatta yanlarında götüremedikleri için, biz seve seve sahipleniyoruz. mesela bu projektör.

havamızdan geçilmiyor canım, behzat ç.yi bile onunla izliyoruz.

bekleriz, frigo servisi olmasa da mısır patlatırım, kek-börek yaparım, çay demlerim.

Friday, January 18, 2013

bugünün cuma

olduğunu hissedemiyorsan eğer, şunu bi dinle derim ben. bi kere yeter. kendimizi bıktırıp ara ara verdiği enerjiden mahrum bırakmayalım.



bi de sadece soğan ve kıymadan oluşan bir hasta yemeği var. hastayı on kaplan gücüne dönüştüren son zamanların pilavdan sonrakı favorisi.

Wednesday, January 16, 2013

çöp torbası


bizim evin yeni assolisti.
60 litrelik.
markette sadece kasiyerin ulaşacağı yerde duran, 10luk satılan, tanesi 3.8 franka gelen çöp torbası. bir seferde 38 frankın cebinden çıkmasına sebep olan lozan'ın yeni uygulaması.
neymiş, çöp vergisini artik çöp poşetlerinden alacaklarmış.
bizim için neymiş, markette sebze meyve aldığın minik poşetlerin kıymete binmesi, çöpleri ufak ufak poşetlemek demekmiş.

şimdilik şükür mevsim kış, üstüne de koca bir balkonumuz var. yaz gelince de artık ufak boylara geçerek yeni sistemler geliştiririz.

Tuesday, January 15, 2013

sonuç

üç tencere yemek ve koca tencere çorba.
kısa süreli mutfaktan emeklilik.

bugün yaptığım en güzel şey ise, fransızca yemek bloglarının kapısını aralamak.
mesela. ve denedigim ilk şey de "beignet de crevette"
benimki de fena değil, hani. evin erkeği beğendikten sonra...

challenge accepted

en sevdiğim iddia, ayni anda kaç yemek yaparım.
bugünkü de leyla ile mecnun karşısında.


şükür


şükür şükür. 
dışarısı, içerisi. 
hepsine şükür. sabahlık -sıcacık ev-, kahve -keyif-, alışveriş listesi -yiyecek yemek-.
haftaiçi görüntüsü hem de bu. biliyorum biliyorum, çok büyük bir lüks. kıymetini de çok iyi biliyorum. bileyim de ilerki zamanlarda haftada bir iki gün, bunu tekrarlayabileyim.

nazım dogmus bir de bugün. iyi ki doğmuş. şükür. belki bugün içime biraz kaçmıstır.

Friday, January 11, 2013

ve ben

ve kacinilmaz yazi.

dort senedir, bu sene daha iyi bir yil olsun diye dua ediyorum, hepsi de birbirinden beter oldu. yine umutluyum iste, bu sene daha iyi bir yil olsun diye.

umutluyum, mucize bekliyorum desem daha dogru. bir nevi ne yapacagini bilmeyen lise ogrencisi, hatta benim bu bolumde ne isim var diyen universite ogrencisiyim, ama daha da fenasi sanki, master ve doktorasini da yapmis biri olarak hala icimin ve gelecegimin bombos olması.

icim bombos, maymun istahla ona buna saldirmak da yok icimden, her gordugum beni heyecanlandirsin ve ben ona dalayim baska bir seyden cikayim. tembelim de. olur da zamanim olursa diye yaptigim o listeyi uygulayacak beni bile hayal etmek de zorlaniyorum.

yurumek iyi gelir diyorlar, bugun denedim bana iyi gelmedi. hala beynimi uyusturmaya devam etmeliymisim, hipnoza devam cunku yuruyunce beyni calisiyor insanin, beynim calisinca da soyleyemedigim, icimde kalan bin turlu cumleyi yine kendime soyluyorum. cok yoruluyorum bunlardan hem de cook.

yanlis kararlar, yanlis insanlar, pismanliklar ustune kendini tanimamislik.

bi de ne istediysem olmadi, bildigin olmadi. biri bile. sosyoloji, fransizca kursu, konferans, makale... neyseki sicak sarap stantlarina son bir haftada da yetistik de doyasiya ictik.

Thursday, January 10, 2013

sinek isiriklarinin muellifi

oyle sevdim ki bu kitabi, bitirmedim bile bile, iki yuz sayfa bile degil halbuki, dondum dondum okudum. cumleleri sevdim, aldim avucumun icine oyle sevdim hem de.

daha okumaya baslar baslamaz, imrendim bu adama, basini sevdim, kafasinin icindekini sevdim.

baska kitaplarini okur muyum, elime gelirse okurum tabi, ama butun kitaplarini okumayalim diye delirmiyorum, yetti bu kitap bana, bu cumleler yetti bana.

"cemil icin guzelligin sasmaz olcutu bu olmustu: hemen eve donme istegi uyandiran sey guzeldi."   

kuruyemis

bizim buralarin favori kuruyemisi, hem de tatlisi. hurma.
oyle kavrulmus leblebi kokusu duydun, gir hemen bi paket leblebi-uzum alayim yok burada.
ya da eve gitmeden gecerken soyle ikiyuz gram karisik alayim da aksam dizi izlerken yerim de yok.
hatta canim cekti, bakkaldan bi paket cekirdek alayim da yok burada.

farkettiysen ne kadar da basit yaziyorum, cekirdek, leblebi, uzum diye, bilmiyorum ki baskasini. dunya kadar cesidi cikmis biz buraya geleli. nasil bir potansiyel olustuysa, buyuk ihtimal diziler yuzunden.

donunce ilk kultur sokumuzu marketin abur cubur reyonunda yasayabilme ihtimalimiz bence yuksek.

neyse en azindan 4-5 sene, super saglikli yasadik deriz. ne kadar islenmis urun, ne kadar abur cubur o kadar zarar di mi, benim de avuntum bu olsun.


Sunday, January 6, 2013

bejart ballet

beaulieu, lozan'in sayili gosteri binalarindan biri. bize komsu hatta. biz elimiz kolumuz dolu eve giderken suslenip puslenip gelmis insanlar da bizim durakta iner. biz de her seferinde artik suraya gelelim, iceriyi bi gorelim, nasil bi mimarisi varmis bakalim diye sozler verir planlar yapardik.

bilet bulmak da pek kolay degil aslinda, sokaktaki panolara reklamlari verilmeden once cogu bilet satilmis olur zaten. bizim yaslilar, suslu kiyafetlerini giyebilmek icin bu firsatlari kacirmaz ve riske de atmazlar, kombine biletlerini alirlar, gardiroblarinin onune gecerler.

biz de catiya yakin taraflarda iki bilet bulduk sonunda. hayalimizdeki gibi olmasa da guzel bir salondu.

bejart, isvicre'nin bale okuluymus, 5-6 kareografi izledik, bikac tanesi haric ozellikle de ikinci bolumdekiler cok cok guzeldi, surekli degistiginden yine gidilir, hatta baska sehirleri gezmeye gidince onlarin bale okullarinin gosterileri de aksam programi olarak planlanabilir.


fotograf.

ilk pazar

ne cok ozlemisim herkesin kendi halinde takildigi, pijamalari cikartmak zorunda olmadigi pazarlari.
ne pazar sendromu ne pazartesi.
benim mizmizlanmalarim yerine mutfaga giderken sadece naber diye birbirimize laf attigimiz bir pazar.

yilin ilk pazari ve benim uzun zamandir bekledigim pazar.

25 aralik

10 sene gecti, cocugun beni sakin bir fizik dersinde yanina cagirip "zamanini benimle paylasir misin" demesinin uzerinden.

korkak, cekingen, bir turlu kendini zamana birakamayan, surekli kendini koruma pesinde olan kiz ve sevgiden gozleri gulen, fazladan yarim saatin hesabini yapan sakaci oglan.

en buyuk 'iyi ki'm.

Saturday, January 5, 2013

sen cok yasa, genco erkal

akrep gibisin
 



DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!


1947 - Nazim Hikmet

ben evdeyken

bir ocak itibariyle issiz ama ogrenciyim. gel buna uc ocak diyelim, hatta o gun hic mutfaktan cikmadigin icin dort ocak da diyebilirim.

senin anlayacagin artik halidaki cercopu toplayacak kadar bosum, yer bezi sahibi olacak kadar titiz, tulleri utuleyecek kadar sabirli.

her ne kadar nasil aldigimi farketmesem de bana rahatsizlik vermeyen 8 kilo fazlaligima ragmen alisverise vurdum kendimi, artik param olmasa da kac senenin birikmis acisini cikardim koca parasi yiyerek.

cuzdanim bile oldu, hem de bakkala giderken ele avuca geleninden, tabi ki kirmizi. indirimler benden sorulur artik.

mahallenin postacisiyla apartmanin kapicisiyla olan sohbetler bu kadar hizli giderse gun bile yaparim bence.

simdilik hayatin ucundan kiyisindan ayaklarimi sokuyorum, marttan sonra beni oradan cikarabilene askolsun.

 
design by suckmylolly.com