Friday, December 2, 2011

o bir sey degil

bu olay olmadan once bambaska seyler olmustu ve biz onlara alismaya calisiyorduk, hem de oyle baska biseydi ki.

cocuk benden 3 ay sonra baslamasina ragmen, 6 ay daha buralarda olabilirim dedi. 3+6 etti 9. dokuz ay ben. istedigim gibi, doktora olmadan, tez olmadan, hicbi sey yapmadan yasamak! insan akli bu durur mu, durmadi iste benimki de.

onun icin iste, kendimi daha da bi kaybetmem, hayatimin sadece sirt cantasi ve kot pantolondan ibaret olmadigi gercegiyle sarsilmam. hic bu kadar yakin olmamistim. yirmi yedi sene boyunca ogrendigim seyleri, baska birilerine aktarma ihtimalimin oldugu kesfetmem, onunla birlikte de biseyler ogrenebilirim ihtimalini bulmam.

onun icin iste, hayatta sadece basararak mutlu olunmazmis diye kesiflere cikmam.

yine kendimi zor aliyorum hayallerden, zor kopariyorum kendimi bi yil sonraki halimden.

halbuki, tek yapmam gereken sey, yoluma devam etmek. eger, arada yapamazsam, bileyim ki sebebi, bu fikre simdiye dek hic bu kadar yakin olmamis olmamdir.

30 mayis 2011, fransa yollar

Thursday, December 1, 2011

olmadi bu sefer


hos, benim bu hayattaki denemelerimin hangisi bi seferde oldu ki.

-ikinci sinifin ilk gunu ogretmen, anneme, kizinizi birinci sinifa yazdirin, daha iyi olur demis. allah'tan dorde kadar takdir-tesekkur vermiyorlardi.
-bizim zamanimizda (!) ilkokuldan sonraydi ya, anadolu lisesi sinavlari, ben kazanamamistim da iki hafta sonra okula ek sinif acildi diye okulun en mimli sinifina gitmistim.
-bir kere bile odev yaptigimi hatirlamam zaten, dersi de derste pek dinlemezdim, ondan ingilizce fen bilgisine "iki" gelmisti ama lisedeki fizik hocasi nasil da benimle gurur duyardi.
-universite hazirlik desen, ikinciye okumamak icin olan son sinav hakkimda torpil guldu yuzume. derslere girene kadar odum kopuyordu, bi terslik olacak diye.
-ve son(?) iki donem alinan organic'lerin ikisini de cc (gecme notudur kendisi) getirdiydim ama organic hocasinin lab.inda calismaya basladiktan sonra nasil da iyi biseyler yaparak, buraya geldim.

ve iste buradayim. buradayim ama ne yazik ki iste yine bi olayli gecis yasiyorum. dort senelik doktoranin uc senesi. bosa gitti be. tekrar baslamam ise kolay degil iste, ne yapayim. dusun, istanbul'a gitmeden cikmisti bu durum, ondandi kacar gibi gitmek. ve, ne yazik ki, hala. baslamam gerek ama icimi sogutamiyorum sanki, kirginim en cok da. kendimde de hata buluyorum ama en cok onda!
inanmadigin, istmedigin biseyleri yapmak ne de zormus meger.

Wednesday, November 30, 2011

megerse hayat...

yirmisekiz oldum diyorum, inanmiyorlar, sasiriyorlar. sonra aramizdaki iki-uc yas fark ortaya cikiyor. onlar oyle davraninca icimde olmayan, simdiye kadar hic hissetmedigim seyleri hisseder oluyorum. bilmiyorum ki tam olarak ne, buyudum mu, yaslandim mi, sirtindaki cantayi birak, asker botlarini, kot pantolanlari birak, toplama saclarini, oje sur, kuafore git... sanki zorla.

benim de var aklimda biseyler, sen hissedirmeden, ima etmeden.

gelgitler yasiyorum sikca, biseyler yerlesiyor iste hayatima, aklima, kalbime. zor oluyor ama yerlesiyor iste.

aralik 2010, verona

Sunday, November 27, 2011

cocuk

-yaa, artik ben cocuk istiyorum.
-e ben varim ya.
-iyi de, sen hic buyumuyorsun ki.

cannes, eylul 2011
fotograf cok iyi degil ama benim arkamdaki palmiyeler de var ya, koymadan edemiyorum

Thursday, November 24, 2011

olsa da yesek

bu aralar, meyve cilginligi basladi. inanilacak gibi degil ama meyveden olusan aksam yemekleri yuzunden, yaptimigiz yemekleri kimse yemek istemiyor. ragbet sifir. bu gidisle iki tencere yemekle bi haftayi cikaracaz ki ogle yemekleri de dahil.

ama arada tatli krizleri oyle bir esiyor ki, gozumu karartip mutfaga giresim geliyor ya evde musterim kalmadi. bi sure daha yemek bloglarina bakip ic gecirmekten baska care yok. bi secenek daha var ki, iki ogrenciyi evlat edinme. ne de olsa alistilar, yapip yapip tasirim ben onlara.

yazdan kalma, semra suslemeleriyle

Wednesday, November 23, 2011

fotograf

bu fotografi cok seviyorum biliyor musun. hic degismeyen sen ve ben varim diye. seni, beni oyle iyi anlatiyor diye. senin beni kavramani ama hep baska yerlerde olan gozlerini, aklini seviyorum. benim en iyi arkadasimsin diyen omzundaki elimi, kurallari seven durusumu. sen ve ben iste boyleyiz.

onuncu yasimiz bu birlikte gecirecegimiz. 28 de sevsin bizi.

Tuesday, November 22, 2011

mektup

hic yuzyuze konusmadigin birinden mektup gelince sevinirsin, sanki evindeymissin gibi seninle konusunca da sevinirsin ama o mektup "kendine oralarda cok iyi bak, kalin giyin, meyve caylarini bol bol ic, vitamin almayi da unutma..." deyince aglarsin.

kar daha gelmedi buralara ama sanki disarda kar varmis da ben evimde battaniye icindeymisim gibi hissediverdim.

epfl, 2010

360 derece


dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor
yarısı sen oluyorsun, yarısı ben.
sonra ikimiz bir bütün oluyoruz.
kimseye sezdirmeden.
ö.a.

Monday, November 21, 2011

30dan once

cocuk uc gunluk 'abi'. abi oldu diye de hemencecik hastaliklarini cikartti ortaya. bas donmesinin sebebini biz buluverdik, kolestrolu var bu abicigin diye. bi on kilo fazlasiyla hem de. sebebini anlayiverince bi rahatladik ki sorma.  kollari sivadik, sadece iste artik kendi yastigini isteme yuzsuzlugunu gosteren gobekten ayrilmak zor olacak. ama olacak. otuza gelmeden ne kolestroluymus bu boyle, daha yapacak cok is var, abicik!

yirmiyedi bitiyor ya simdi, bi de hasar tespiti yapalim. sacimda tek tel beyaz gordum, o da bugun, kesiverdik hemen, goz etrafinda da benim makyajimi duzenli temizleyip temizlememle ilgili bi kirisiklik arada yokluyor, kilo olarak da fena gitmiyorum, varisler uc dort bolgede hafif mavilik seklinde mevcutlar, sanki bi tek geceleri gozume carpan sey boynumdaki derinin yumus yumus olup da arada da sarkiyormus gibi yapmasi. bunun disinda bi de su stres kontoluyle ilgili bilinclenmeye basladim ya yaslanmam ben.

grandvaux, ekim 2011

Friday, November 18, 2011

gecmis gecmiste kalmali

tamam, ama son noktalari koymak gerek gercekten geride kalmasi icin, onemsiz-onemli olmasi zaten sorun degil, sorun farkli gozlerle gorebilmeyi becermekte sanki.

ne kadar da uzun zaman olmus, hayatimda sadece 'basarmak'la mutlu olacagima kendime kabullendirmem.

kac kere dinledigim steve jobs hayati bile bi kulagimdan girmis digerinden cikmis, megerse hic anlamamisim, takmamisim bile. ama biraktim arkadas, ne yaparsam yapayim, istedigim ve sevdigim icin yapayim, inan ki yeter bana. inan ki. basarmak kime gore, neye gore, hem.

lutry, agustos 2011

yani yurekte

turkiye'ye gidince yasam, yasamak ne kadar da dolu dolu iyisiyle kotusuyle.

mesela 100km'lik yolu 4 saatte alabiliyorsun, sonra da pekala diyebiliyorsun ki galiba biz askimizi, bu istanbul trafiginde boyle buyutmusuz diye. canin sikiliyor, icine fenaliklar giriyor ama bu isin bi sonunun oldugunu bilmekte bizi boyle gamsiz yapiyor. yoksa istanbul'u ben uzaktan sevmeyi tercih ederim.

mesela esin afsar'in vefat ettigini de parmaklarimizda gercek gazete murekkebiyle ogrenebiliyorsun, sonra nasil, nerede duydugunu, esin afsar deyince aklina ne geliyor diye sohbet edip anabiliyorsun. dilin dondugunce bu sarkiyi da soyleyebiliyorsun, zaten onemli olan sey "yurekte"


Thursday, November 17, 2011

ask, boyle bisey olabilir mesela

yasamadigim sey kalmadi gibi ama yazamadim ben iste.

bu siiri yazdiktan sonra baslayiverdi iste hersey.

ogleden sonra cocugun ani bas donmesiyle kendimizi acilde buluverdik. ve ben bu siiri okudum cocuga, her defasinda baska turlu. bisey bulunamamasi hem sevindirdi hem de endiselendirdi ya bizi, dedik ki belki stresten.

onun bu halleri, benim neredeyse bi aydir suren hallerim, daha fazla boyle devam edemeyecegi girdi aklimiza.

persembe gunu, icimizde kacma istegiyle hizlica yaptik planlari, hocalardan izin almalar, benim pasaport islemlerim, ucak bulma telasi derken cumartesi aliverdik biletlerimizi, on gunluk istanbul icin, pazar gunu, yani bayramin birinci gunu orada olmak!

cumartesi icimiz sen, aklimiz sikintisiz, hazirlanmaya baslamistik ki cocuk banyoda dusuverdi. taksi, acil, tahliller, rontgenler derken siir bile okuyamadik, sadece goz ucuyla baktik birbirimize. gece eve geldik ya biseyi yokmus cok sukur. o dinlendi, ben hazirladim, evi, cocugu, beni. ama adimlar temkinli, yine goz ucuyla bakismalar, dil ucuyla konusmalar.

yani kisaca biz bi istanbul'a gittik geldik. canimiz, gonlumuz ne istiyorsa yapiverdik.

ne yediklerimiz ne gorduklerimiz degil de ne iyi etti beni biliyor musun.
bi dakika icinde bin tane opucuge bogulmak, dudaklarindan, burnundan. bunu bilseydim, yaralarimi iyilestirmek icin coktan gidiverirdim bu kuzunun kollarina.


Tuesday, November 1, 2011

oyle bisey olsun ki...

Kagittan bir gemi yaptım küçücük
Ya 5 öpücük sigar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardesim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Dogru havuza
Sen misin
Dogru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.

Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok sükür..

bedri rahmi eyupoglu

kasim

uc aylik hedefim icin ilk adimda cuvalladim, bu ilk ayi digerlerine bolusturmek bile istemiyorum, ustumde oyle bi umutsuzluk var. bu umutsuzluk icin kendimi azcik simartayim diye en sevdigim yemek tabaklari bile bana gorunmeden yok olmuslar, halbuki hediye cekiyle alacaktim, tam bi hediye olmayacakti yani, sadece icimi sogutmak icindi, valla.

kasim geldi ya, ne olursun guzel gelsin diyorum. bu ekim gibi yapmasin, mutlu mutlu kutlayabilelim hayatimizda olup biten guzel gunlerin yildonumlerini.

benim blogun da gide gele dort senesi bitmis, hadi hayirlisi.
 grandvaux, pazar

Monday, October 31, 2011

elbet konusacaz

yok, yine de yazamayacagim. hepsini birden yazmak ne kadar da zor. ama yemek yemekten utandigim ulkemdeki olaylar, insanligimdan utandigim, spor salonunda bile kacamadigim cnn goruntuleri. cok sey var, hem yapilacak, hem konusacak. sadece gorunenler degil, gormediklerimizle birlikte pek bisey kalmadi sona yaklasmaya aslinda.

ya isvicre'de sokaklari temizleyen insanlardan olmayi hayal ederek gecirecem bu hayatimi ya da elimde geleni yapip vicdanimla, biseyler icin savasmanin huzuruyla.

konusalacak hersey.

sadece birazcik daha zaman lazim belki, cunku su siralar hayatimda olan seyler sadece insanliga karsi yapilan haksizlikla sinirli degil, bana pek sevdigim guzide danismanimin da ayrica attigi kaziklar var ki, su okulu bi an once bitirmek icin sirtimda bi kamci hissi veriyor.

sakinlestirici etkili sofralardan.

Friday, October 21, 2011

okuma-yazma

.....
-ben cok zor ogrendim okumayi. iki kisi kalmistik sinifta.
-hoca diyo, 18. sayfayi acin okuyun, siz birbirinize bakiyosunuz saskin saskin.
-yok ya, hoca birakmiyor ki...
.....



Wednesday, October 19, 2011

aman uzak olsun benden.

kis iyice geldi, kalkmak yatmak ne zor oldu, bacak agrilari da cabasi. anlayamadigim sey yazin hic cikmayan bu varisler neden soguk havalarda cikiyor ki, soguk havalari sevmez bunlar diye biliyorum da.

bi bacak agrilari bi de insanlar var etrafimda, garip, komik, en guzeli degisik demek.

nasil oldugumu buraya yazdiklarimdan ogrenmeye calisanlar var bi de cook yakin cevremde. degisik. bu kadar iste benim cevrem, kucucuk, sig. oyle binlerce kilometreye ulasmiyor, altmis metrekare icinde sinirli.

bi de kendini dunyanin, ulkenin en yardimseveri sanan insanlar var, o sorar, icindeki butun enerjiyi paketler gonderirsin, sen sorarsin, yardim istersin, kem kum. koklatmaz bile sana icindeki enerjiden, ama dert yanar ya, uzulen taraf, veren taraf hep benim diye, kirmak icin degil, sadece gorsun diye, usulcacik demek istiyorum, ne olur bi kendine bak diye.

bugun kendimi pek bi cemkirik gordum. hayirdir.

cocugun marifeti, eylul 2011, lutry

Tuesday, October 18, 2011

guzel gunler gorecegiz cocuklar

isaretler gelmeye devam ediyor, anlayana degil ama bu isaretler, yapana.

hadi'ler sayikliyorum icimden. konsantre olabileyim diye, nafile gibi, ama ne heyecanimdan ne de umudumdan vazgeciyorum. fikri hayallerime sokmak bile boyle heyecanliysa gerceklestirmesi nasil olur kimbilir.

al iste yine arabesk tarafim.

ev islerini kastederek "valla iki meslegi birden yapiyoruz" diye sizlanan cocuga kocaman sevgiler, opucukler.

cannes, eylul 2011

Friday, October 14, 2011

bi haber

birimizi uykusuz birakan, birimizi de hayallerden uykulara goturen bi haber iste.

eve bakisimizi degistiren, gereksiz icimizi sevince bogan bi haber. ama tek yapmamiz gereken sey aslinda yolumuza devam etmek.


Tuesday, October 11, 2011

ben bir kis kralicesiyim

bu aralar butce acigi yasiyoruz. buralarda, ogle ve ikindi molalari demek, 30 frank demek, tabi iki kisi. butceyi en guzel toparlama secenegi de bu kismin biraz kisilmasiydi. buralarda hep boyle, butun cocuklar evden getirir, ki gariplerim genelde makarna ve patates puresi yer, okuldaki hemen hemen butun kantinlerdeki mikrodalgalarda isitirlar. mikrodalga onu ayri bi kuyruktur mesela. ama bu garipceler sayesinde de kac kere hayal kurmuslugumuz vardir, bi mercimek koftesi, bi mucver, bi kek standi acsam su okula muthis toparlariz bu butceyi diye:)

neyse iste, bu beslenme cantalari bana yariyor, buralarda taze yufka bulmak imkansiz, ayda bi gittigimiz turk marketten vakumlu paketlerden bi tane alip kenara koyuyoruz ki misafir gelince acil cikis olsun, bu da cocugun isidir, ben yapmam. bana da kis dustu iste, bu yaz kesfettim ve simdi neredeyse haftada bir yapiyorum, evde ne varsa, mantarli tavuklu, pirasali rengarenk biberli, kabakli... tarif, yasemin mutfaktadan. ama simdi digerlerine haksizlik etmeyeyim, yesil kivi, hunerli bayanlar da diger favorilerim, ilk once bunlara bakarim bisey deneyeceksem. bence deneyin siz de.

oku!

cook uykum var cook, can yucel'in bi siiri geldi aklima, merakli bi cocugu anlatan, hic uykum yok diye. ah cocuk ben de oyle olabilirim, pek ala olabilirim.

cok okumam gerek cook, kitap okumam gerek, makale okumam gerek. fk'dan oyle buyuk bi cesaret aldim ki artik ben de diyebilirim hayatimda sadece bi kere ingilizce kitap bitirebildim diye. napayim iste, icime sindiramiyorum, eger o kelimenin anlamini bilmiyorsam okuyamiyorum, sozluk falan derken de hemen pes ediveriyorum iste. simdi ikinci kitabimi elimde kursun kalemle okuyorum ki bu sozlukle aramizda bi orta yol bulmak icin, aninda ogrenme takintim birazcik olsa da gecti ama hala donup illa ki bakmam, o cumleyi tekrar okumam gerekiyor. iste ondandir, bu yaz evdeki bi erkek, bi de kiz cocuk sakir sakir ingilizce kitaplar hakkinda konusurken boynumun bukuk olmasi.

bu yazin guzelligi, 
benim ellerimde bunca cicek acarak beni mutlandiran, onurlandiran guzellik.


Sunday, October 9, 2011

ben de hoslanmiyorum ama yine ayni seyler

yapacak bisey yok, rapor ve toplanti. hisler, gidip gelmeli. uc sene bitti. dortte uc!! evin icinde sikintili turlamalar. kucuk kacislar. ama sonunda bi word dosyasi ve bikac not alinan kagitlar. cok cabuk dagilan dikkat. en populer dusunce ise, bu evin icinde bitti diye de dolasacam di mi.

yarim saat icinde cok sey yapabilirim.

Saturday, October 8, 2011

sendromun sonu

sendromun sonu eve cikan yollarin sonundaymis megerse. aslinda metroda bikac aglayip cocugum olursa ozel okula gondermeyecem diye diye en ust seviyelere ulasip, yediden sonra ona kadar acik olan tek markette tur atarak koltuk altlarindaki abur cuburlarla kasada bulusup ters kontakla caldigimiz arabayi kullanarak bitti.

bugunun alt konu basliklari; ayva receli, kestane kebap, kindle, seni annene sikayet edecem.

asil konu ise rapor!


Friday, October 7, 2011

cuma sendromu

bizim buralarda bi de cuma sendromu vardir, cok da sik yakalanverirsin. canin, biseyler yapmak icin can atar ama iste alttaki insani yapayalniz hissettiren sebeplerden oturu tek care yine eve kos kos gitmek olur.

bunlar normal seyler, ama normal olmayan sey, bugunki kahve molasinda yasandi.
cocuk,
-cok yalniziz cok, ben boyle ev kalabalik olsun istiyorum, canim sikilsin istiyorum, evde yalniz kaldigim zamanlarda zaman hic gecmesin isteyim, bacaklarimi uzatip evde yemek olmasina ragmen ekmek arasi yiyim istiyorum.
-e, ben gideyim o zaman.
-yok oyle demedim de iste ne bileyim.
-e birilerini cagiralim bize.
-off, oyle cift cift oturmak sikiyor biraz beni. herkes esiyle bakisiyor falan, sevmiyorum.
-coluklu cocuklu birilerini cagiralim.
-hee, oldu torun torbali cagiralim hatta.
-?!
.....
boyle huysuzluklarla gecer bu konusmalar iste, bazen ben huysuzlanirim, bazen o, suyuna gidilir huysuz kisinin, ses edilmez pek.

ama sanki bu seferki bi baskaydi. acaba kalabaligi biz mi yapmaya baslasak diye icime biseyler dusuverdi iste, bi de hatirladim uc sene onceki planlarimi, ne kadar da az kalmis o planlari gerceklestirmeye diye, ya da uzatma hakkimi kullanmaya.

bizim balkon

daha dun

-yaa iste oyle... hatirlamiyor musun, orada habire karar alir dururdum.
-e burada da aliyordun.
-evet, baslangicta aliyordum ama olmuyor iste.
-yahu, dun aldin yeni bi tane.


az kaldi

baska herseye keyfim yerinde ama bi tek bu okul, sunum, rapor, basli basina doktora benim canimi epey sikiyormus megerse.

geldigimizden beri aklim sadece sinyal aldikca calisiyor, duruyorum, duruyorum, hicbisey dusunmeden, plansiz, hevessiz, sonra bi an geliyor, a sunu yapmaliyim diyorum, ruhsuz bi sekilde ve yavas yavas o isi yapmaya basliyorum, yapip bittigini ise baska bi sinyal gelince algilayip yeni kararlar veriyorum. halbuki pazartesine yetismesi gereken bi rapor var ama ben hic baslamadim ki. sinyal bekliyorum. ama gel gor ki sabahlari, sunu yapmaliyim bunu yapmaliyim diye gozumu aciyorum, belli ki uyukularda cikiyor onlarin acisi. sonra yine o uyku-uyusukluk modu.

hani steve jobs oldu ya, allah rahmet eylesin,  heryerde o var, tabi bizim evde de. hani diyor ya biseylere inanin, biseylerin guzel olacagina, iyi olacagina. ben inancliyimdir, cok, cok da dua ederim ama farkettim de iste oyle icimi rahatlatmiyormusum, hersey guzel olacak, ne olursa olsun diye. sanki bana dayanmak, amaan nasil olsa guzel olacak iste demek gibi geliyormus sanirim. azcik oturdum, guzel olacagini dusundum, en kotusunu dusundum bi de, en kotuleriyle de karsilasmadik mi hic hayatimizda, ne oldu peki dedim. mutlu edecek bi yol, daha daha guclu bi sekilde bulunuyor hem de. azcik icimdeki o uyusukluk erimeye basladi. seviniverdim iste.

hele de dun aksam spora tek basima gidince, oyle aheste aheste yururken, kendi kendime hadi hayal kurayim dediydim, yapamayinca daha da kendimi zorlamamak icin birakmistim, ama su guzel olacagina inanma isi icimdeki sinyali surekli kilmaya basladi sanki...

ahh hangi ruh halleri icinde dolanir oldum, ama bunlarin tek sebebi, su isvicre'ye adam gibi bi alisamamam, hic niyetim de yok zaten, bi kitapciya gidip kitap karistiramamak, oradan cikan ufacik bi kivilcimin pesine takilamamak, o kursa bu seminere katilamamak, canin istediginde kebap yiyememek, baklava yiyememek, restoranlarda uzun uzun oturamamak! iste ondan galiba aklim, ya gecmiste, ya gelecekte. bi sene kaldi diye gun saymam, esyalari nasil saticagimizi dusunmem, belki de doktoranin sonunun yaklasmasindan degil de buradan gidecek olmamdandir.

teyzenin balkonu, 2011

Tuesday, October 4, 2011

buyuk isler pesinde

icimde oyle guzel bi duygu var ki, coktandir da ugramiyordu bana. boyle askla, yasama sevinciyle, ozlemle karisik biseyler. daha yapacak ne de cok sey var gibi ama bu kadari degil iste.

ne oldu, nasil geldi ki bu icime bilinmez. okuldan kacip da zarla zorla tasidigim market alisverisinin verdigi huzuru yetmez bunlar icin, sonra sirf iki tane yiyebilmek icin yaptigim sekerparenin verdigi gurur da yetmez, ya da sadece cocuk ikindi kahvesinin yaninda kek yesin diye ayni hafta icinde ikinci kez yaptigim kek de bu hissi vermez.

iste, bilmiyorum ki. tek bildigim, icimde carpan kalbimi, boyle carpan kalbimi sarip sarmalamak, hani su dunyayi kapkaranlik gordugum zamanlar var ya, iste o zamanlarda azcik isini gorebilmek istiyorum bu hissin.

okuldan ayri ciktik diye beni ozleyen, butun simarikligi ustunde olan, cam dibi gozluklerimle surekli ne de guzel oldugumu soyleyen, sekerpare ve kek icin mutfakta yasamaya basladigini ilan eden sevi'dir belki de bunlari hissettiren.

aci biberin ph'i da 3mus.

lutry, eylul 2011

Monday, September 26, 2011

bereketli topraklar uzerinde

yusuf elinde tahta cantasi, sirtinda yepyeni ceketi, basinda etiketi daha cikarilmamis kasketi, koye dogru yuruyor, yuruyor ya olum sessizligi her yer sanki.

.....
evine girmis, halinden memnun, acmis bavulunu, karton kutusundan gaz ocagini cikarmis, gosteriyor avradina, bunun odunu komuru, bu ispirto diyor, aninda suyu kaynativerir, bi de yilan sesi gibi de isligi var ki, bi gorcen.

kapi usulcacik aciliyor, pacavralar icinde, korkuluk gibi zayif kadin, yaninda ayaklari yalinayak, ustubasi yamali genc kiz dikiliveriyor. yusuf bakiyor onlara bi, hasan'in kizi bu taniyor, hani gozlerinden op diye tembihledigi, durakliyor, kalbi deli gibi carpmaya basliyor, sonra gozleri karariyor iste. kadin, korkuluk kadin, bi hisim cikiyor evden, kizin kolunu kavradigi gibi. ne bi feryat ne bi hickirik cikiyor bogazlarindan. oylecene yuruyuveriyorlar.

yolda ali'nin anasina rastliyorlar ya, hic bakmiyorlar kadinin yuzune, kadincik da anlamiyor ya ne oldugunu hizli hizli yurumeye devam ediyor yusufgillere, alisi'ni sormaya yakinlardan gelen ali'nin dilinde cokca dolasan turkuyle.

yilin sabah mahmurlari


sabah sunum panigi icinde ellerim buz kesmisken ve ben annemi arayim diye tuslari cevirirken gruptan bi kiz geliverdi, ana sayfada resmin var diye. ben de, ama ben hic iyi bisey yapmadim ki dedim.

bi bakiverdim ki, klasik sabah yuruyusumuzu yapiyormusuz. ben bunu buraya koyuvereyim de, belki ilerde iyi biseyler yapma firsatim olmaz da sabah yildizlari olarak hatirlarim bugunleri en azindan.

Sunday, September 25, 2011

iki haftalik gun

lozan-cenevre yolu, agustos 2011

pazar bag bozumu varmis gidelim mi dediler, hadi gidelim dedik. peki cumartesi gecesi muzeler acikmis, ona da gidelim mi dediler, e hadi ona da gidelim dedik.

iste, gece 4te ancak uyuyabilmek, sabah da kahvalti sonrasi kalan programa devam etmek, bu kadar sosyallesmek agir gelmis olacak ki bunyeme, eve donus yolunda migren krizimle basbasaydim. bu hikayenin sonunda keske sadece ilacimi icip uyumus olsaydim ama yarinki sunumun hazirligi icin uyandirildim, o da yetmezmis gibi benim aklim 2 hafta sonraki rapora kayiverdi. suanki hal ise, iki hafta kafami kaldirmamaliyim, cok calismaliyim modu.

allam bi kere de ne olursun su sozumu tutabilsem.
hadi hemencecik bitireyim de sonra rahat edeyim.

neyse ben artik kitabimi okurum, sonra da iki haftalik maroton icin psikoloji hazirlamaca yaparim. belki gelemem buralara ama bi gelirsem var ya, dunyanin fotosunu koyarim.

Friday, September 23, 2011

bir zamanlar anadolu'da

gecen hafta gelmisti, carsambalari degisiyor sinema programlari burada. biz de belki fazla gosterilmez, ne olur ne olmaz diye geldigimiz gibi gittik.

konusunu tabi ki bilmiyorduk, hadi kac diyalog olacak tahmin edelim diye dalga gecmiyor degildik ama her turlu sasirtti film.

pek degisik, pek ilginc, birine anlatmaya kalksan karsindaki sana dehset icinde bakar, hatta kendi duyduklarindan sen bile urperirsin ama izlettiriyor iste insana, kabul ettiriyor onlarin da hayatin bi parcasi oldugunu, cok sik konusulmasa da yasandigi.

film uzun da bi de, hem de ara yok, turkce oldugundan mi bilmem saate sadece bi kere baktim! uc gun gecti gozumde hala adamin catilar arasindan yurumesi, koydeki ruzgar, elmanin dususu, araba farlari, virajli yollar, son sahne.

senaryosunun disinda ise adama helal olsun dedirtiyor, o goruntu, o isik, o aci, en ilgisiz insanin bile bence yuregini bi hoplatir. adam gercekten aklini cok iyi kullaniyor diyorsun hatta kiyisindan kosesinden ortak biseyler bulup nasiplenmeye bile calisiyorsun iste, kendi aklinla.

ouchy, agustos 2011

Thursday, September 22, 2011

icimdeki bu yangin

firinda balik. kara lahana, havuc, turp salatasi. cayi da koyayim, hazir olsun. canim istemedi. baliktan sonra ne yenir ki. cikolata? bi bak bakalim mutfaga. bulmussun tahin-pekmezi. sanki biseyler eksik gibi. baligin eti yagli degilmis, tok tok ondan galiba. ahh guzelim balik, neden boyle yagsiz kaldin sen bakayim. yanaklari guzel ama. hani. caylari kim koyacak. bu sefer sen. iceri gecelim mi. yok ikincileri de burada icelim. bana kasik getirir misin. ama iceri geceriz. tamam, oyle olsun.

caniiiim. guluuuum.

cannes

cannes, ufacik bi sehir. nice'e yarim saat uzaklikta ve belli ki daha parali insanlar icin ayrilmis. magazalar ona gore, evler, hoteller ona gore. nice'deki gibi sehir sahilin yaninda, sahil upuzun ve kumlu ama gel gor ki iki kucucuk yer haricinde heryer kapatilmis.

hava da kotuydu zaten, denize giremedigimiz tek yer ama kumlu sahilin tadina buldugumuz cheetos'la varinca cannes gonlumu aliverdi.






gunumuzun buyuk kismini, daha yeni olan binalarin arasinda gecirmisiz farketmeden. hos eski taraf da bizi sasirtmadi, sadece fransa'nin tipik sehirlerinin butun ozelliklerini bi kere daha hizli hizli onayladik.
pislik ve koku.

ha bi gayret

azcik yerimden kalktim da bu sabah, bulasik bahanesine, aklim calismaya baslayiverdi. saglam kafa saglam vucutta bulunur sozu ne de dogru bisey, ama iste yine de o kadar kolay degil ki kostura kostura spora gitmek. hoop, umutlu ve kipir kipirdik aslinda.

iste, azcik oyle kalkinca, hele bi de gozlerindeki ayni piriltilarla sevgiliyi gorunce koridorda, bi adim atabildim. nereye, baska bi sozdeki magaraya. bizim okulun giris duvarinda yaziyor, arada arada okumak pek bi iyi geliyor pek, hele bi de bagirarak okumak, kocaman harflerle yazili diye mi ki bilemedim.

the cave you fear to enter holds the treasure you seek.

magaralar cok hayatimda bu ara. projeyi oyle bi halde birakip gitmisim ki, hangi ucundan iceri girecegimi kestiremiyorum, ve acikcasi da korkuyorum iste, onun icin bu ertelemeler.

ya edilmesi gereken ozurler, yazilmasi gereken tesekkur yazilari, ben boyle degildim diye sayikliyorum, guven'e benzemeye basladim, hay aksi diyorum bi de. tabi bi de korkuyorum, ya gonullerini alamazsam diye, sanki onun icin bi de, o cevabi almamak icin bu kadar uzatmalar.

haydi bakalim, saat 11 bile yok daha.


eylul 2011, cannes

Tuesday, September 20, 2011

iki cift laf

iyi ediveriyor iste insani. paylasmadan artmiyor bu mutluluk denilen sey valla.

ne diyorduk iste. montpellier, nimes, marseille, nice, cannes. trenlerde okunan bi yasar kemal, bi orhan kemal. 


fransa degince aklima dusen tereyagli biskuviler. sadece onlar da degil, uc tane teneke kutum.

hem de biri monte kristo kontu'nun hapisten kactigi ada. marsilya, if satosu, cocuklugum, soluksuz okudugum iki ciltlik romanim.


fotograflar da yanimda yok ki, hemen hepsini serivereyim buralara.

gozumde, gonlumde paris'ten sonraki sehir. nice. giderim ben buraya bi daha.



on gun oluvermis

adamakilli planlanmamis bi tatil. sadece iki kisi olup da baska dunyalarda gecen ilk dort gun. benim aklimda acaba hic gelmesemiydim sorusu, guven'inkinde ise... bilemiyorum iste.


bes gunu montpeiller'de gecen sonrasinda kendimizi yavas yavas tatile kaptirdigimiz bi bes gun daha. ama yine de yetmis iste, banyodaki kirmizi-mavi musluklari karistirmak icin.

yapilacaklar ise belli.
butun yaz calisip yazin sonunda deniz goren psikolojiyi tekrar kisa hazirlamak.
esasli bi alisveris, esasli bi ev duzenlemece.
proje mroje.
biraz fransizca, biraz kitap.
ve olmazsa olmazi. kilo vermek, ki aldiklarini vermekle sinirli kalmamak.

Thursday, September 8, 2011

canim ailem ;)

daha saliya kadar, eve dondugumuzde ya kapimiz kendiliginden acilir ya da zilimiz calinirdi. karsida ise bu kiz gorunurdu.
tam iki bucuk ay surdu bu, ve sali gunu eve dondugumuzde bunlarin hicbiri olmadi. bogazimda dugumle evde dolasmak kaldi bana, bi de istahsizligimdan butun o raki sofralarinin, raclette aksamlarinin, pasta, cheesecake, kurabiye, kek, borek, tiramisu, mozaik pasta, kadayif, kunefe, kis denemelerinin sonu geldigini kabullenmek, hele hele bir daha semrayi gorene kadar krep gormek ve yapmak istemedigimi farketmek.

bakalim bi daha nerelerde bu guzel aksam sofralarini kuracaz, hangi dizileri izleyecez ;)


Tuesday, August 30, 2011

avrupa lomosu




Monday, August 29, 2011

neselenen gunler, gulen yuzler


Noah And The Whale - 5 Years Time 

Oh well in five years time we could be walking round a zoo
With the sun shining down over me and you
And there’ll be love in the bodies of the elephants too
And I’ll put my hands over your eyes, but you’ll peep through

And there’ll be sun sun sun
All over our bodies
And sun sun sun
All down our necks
And sun sun sun
All over our faces
And sun sun sun

So what the heck

Cos I’ll be laughing at all your silly little jokes
And we’ll be laughing about how we used to smoke
All those stupid little cigarettes
And drink stupid wine
Cos it’s what we needed to have a good time

And it was fun fun fun
When we were drinking
It was fun fun fun
When we were drunk
And it was fun fun fun
When we were laughing
It was fun fun fun
Oh it was fun

Oh well I look at you and say
It’s the happiest that I’ve ever been
And I’ll say I no longer feel I have to be James Dean
And she’ll say
Yah well I feel all pretty happy too
And I’m always pretty happy when I’m just kicking back with you

And it’ll be
Love love love
All through our bodies
And love love love
All through our minds
And it be Love love love
All over her face
And Love love love
All over mine

Although maybe all these moments are just in my head
I’ll be thinking ‘bout them as I’m lying in bed
And all that I believe might never really come true
But in my mind I’m havin’ a pretty good time with you

Five years time
I might not know you
Five years time
We might not speak
Oh
In five years time
We might not get along
In five years time
You might just prove me wrong

Oh there’ll be love love love
Wherever you go

Sunday, August 28, 2011

agustos

hepsinden farkli bi ay, tamam, isteyince hepsi icin bulursun biseyler ama bu daha baska.

hicbisey yapmama ayi gibi, hadi gecsin de baslarim gibi bisey.

aslinda gunlerden pazar gibi bi ay iste. canin bisey yapmak istemez, yaz havasi vardir, zaten aylardan da yazdir, ama bi adim sonrasini da bilirsin, sonbahardir, calisma ayidir, trafigin, televizyonlarin, tiyatrolarin degisecegi bi aydir. pazar gunu gibi beklersin gecsin diye. gecince ne yapacagini bilirsin ama o buralarda dolasirken yapamamazsin iste. tezat gelir gozune yaptiklarin ve agustos, yaptiklarin ve aylardan yaz.

iste boyle, uc gun kaldi, hatta tatille beraber bi hafta de, iste pazar gununden geriye bes saat kalmasi gibi bisey.


lille, nisan 2011

Friday, August 26, 2011

ne oldu peki

hic fotograf cekmedim aslinda, kitap da cok okuyamadim ki, bi yere de gitmedim gezmeye. cok da degismedim sanki.

gecen senelere nazaran biraz daha doydum ama golde yuzmeye. golde yuzmek pis bisey ama, kabullenmek lazim.

bi ara ouchy'e dadandik, marketten peynir-ekmek alip bizim kayaya cikmaya. simdilerde de balkona. evin icini gormesinler diye fellik fellik kapattigimiz panjurlari indirmez, o iki kanatli yerden tavana kadar olan kapilari acar olduk. hatta, balkon bize gecenin bi yarisi tepsilerle yikanmis sebze ve bicaklar bile tasitir oldu. buna canim ailem de yardim ediyor olabilir pekala.

ama yine de gecsin su sicaklar, istemiyorum valla, ben etek, elbise, sort giyemeyeceksem ne yapayim boyle sicagi.

bi de dun turk markete gittik, aslinda ben gitmeyecektim ama turk ozlemim depresince, biraz orada dolanmak iyi geliyor bana. oruc tutmuyorum diye, sakacik (!) laf etti bana amca, hos kendi de tutmuyor ya neyse, sakasinin agir oldugunu anlayinca elime efsane sisede uludag portakal verdi, eh hani gonlumu almadi da degil.

bu aralar frank alip basini gitti ya, ilk geldigim gunleri yasar oldum ben de. elim biseye gittiginde hemen bi turk parasi hesabi ve amaan buna bu para verilmez bakisi. yine dolabi bosaltana kadar bisey almaya gonlum elvermeyecek herhalde. benim dolap da soyle bosaliyor, her gune bi asit, bi kimyasal, damlaya damlaya buyuk ihtimal getirdigim miktar kadar geri goturebilecem.

bi de sanki yollari ozlemeye basladim artik.


fransa yollar, mayis 2011

bi rahatladiydim, yazmadim buraya diye.

arada arada bu sayfayi acmak neden bilemedim aslinda, istiyor muyum istemiyor muyum emin degilim, ya da ne ki bu kalbimin carpintisi, neden korkuyorum, cekiniyorum.

neden gittiydim, bi toparlayivereyim hayatimi dedim, belki gelirim dedim, gelme istegi olduguna gore toparlama ihtimali de var ama iste bu kalp carpintisi, yazdigini begenmeme hissi.

vardir bilimde bunun adi ama ben okudugu kitabin karakterine burunen biriyim iste. aylak adamim bugunlerde, onun gibi konusuyorum, onun gibi yasiyorum. biliyorum o onlari yasarken o degil baskasi yazdi yaptiklarini ama ben hem yasamayi hem de yazmayi goze aliyorum hem de.

simdi de sira kuyucakli yusuf'da...

bi de kayboluyorum yine, "25 aralik 2002, seneye 10 yil oluyor", "uc yildir buradayiz", "sanirim, senede bi paket sehriye bitiriyoruz" sayilarinin, tahminlerinin icinde. yasimla derdim yok aslinda, ama bu yasanmisliklar, yasanacaklar.

neyse bakalim, baslayalim bi.


Monday, July 25, 2011

bugun yirmi bes temmuz. pazartesi.

bu sabah pek iyi kalkamadim, sebep? cok emin degilim ki. amy winehouse'un hayata tutunamayip olmesi mi, yoksa benim gibi 27 yasinda olmasi mi, yoksa temmuz bile bitiyor diye sayiklamam mi, bilemiyorum.

Monday, May 30, 2011

cumartesi

hazirlanmistik, okula gitmek ve eksikleri tamamlamak icin. bal kavanozlarindaki ici kekli pudingler ordusu da hazirdi.


lozan'da kose kapa-kaca kendimizi ilk once muzede buluverdik. sorolla ne tatli bi adammis deyip onu da kattik, favorilerimizin arasina. bi de birer tane sadece dizlerde tasinasi sanat kitabi, hem de son kitap indirimiyle. resimlere bakacaz sadece. bakip bakip uzaklara gidecez. belki dondugumuzde bizimle birlikte hayallerin bi tanesini getirebiliriz diye.


Friday, May 27, 2011

zaman

o ziraat bankasina, vakif banka yatan paralarimiz bittiktan sonra sessizlestigimiz, ceplerimizde, cantalarimizdan kalan butun bozuk paralari bi buzdolabi posetine koyup yemekhaneden tek bi tepsiyle idare ettigimiz gunleri ozleyecegimi inan ki pek dusunmuyordum.

ama.

tekrar yasayinca, gozlerim dolu dolu hatirlayip ozledigimi farkettim. yine sahnede buzdolabi poseti, yine paylasilan tabaklar var. tek fark simdiki durumda sadece kuruslarin degil buyuk bozuk paralarin daha cok sozu gecmesi.

yoksa ayni, ay sonu.

utrecht

Thursday, May 26, 2011

5 hafta

bi hafta bitti, hic de umrumda degildi, kitap, diyet, projeler. ne olduysa haftasonu spora gitmemle oluverdi ya, bi haftayi da bitirdik-bitircez ya oyle bi tutustum ki sorma.

iyi oldu iyi, hicbisey yapmadan oturdugum yerden bile kalp atislarimi kontrol edemesem de cok iyi oldu. bak bi kilo verdim, bi de kitap bitirdim. projenin de icine girdim ya iste, haftasonu da gelirim yine de kurtaririm ben bunu.

insallah.

hadi su kapi bi acilsa, hadi benim islerim bi rastgitse.

nisan 2011, koln-dom

Tuesday, May 24, 2011

gune guzel baslamak icin

sanslisindir bazen, yine guzel bi uyku uyumanin verdigi keyifle kalkarsin, cocugu kaldirana kadar kitap okumak bilgisayarda oyalanmaktan daha cazip gelir.

bazen daha da sanslisindir, ofise getirilmis koca sepet cilegin basinda kimse seni rahatsiz etmeden pinekleyebilirsin.

o cilekler hem icini yikar, aklar paklar, hem de yuregini, aklini.

bu da 800. yaziymis. iyiymis.
 1 mayis, eve giden yollar

Thursday, May 19, 2011

siradan hayatlar, siradan giysiler



Wednesday, May 18, 2011

analiz

simdi gittik geldik ya, nasil oluyor bu ben de bilmiyorum ama biz kendimize hala gelemedik ki, ilk once gezmenin heyecani ile calisamadim, sonra on gun boyunca para kazanma derdimi unuttugum icin bu sorumlulugu kabullenmemek icin calis(a)madim, simdi de az zamanim kaldigini acik acik gormemek icin calis(a)miyorum.

ama.
en cok sevdigimiz yer leiden. ne gordunuz derseniz bilmem ki derim, bi kanal, kanalin etrafinda pazar, o kadar.

sevdigim sey guven'in cebinden cerezlik domates yemek, bi onceki gunden kalan sandviclerimize katik yapmak icin derim.

nisan 2011, leiden

neyse iste, bugun bi yaptirim koyduk ki sorma, kim daha az calisirsa haftanin geri kalan gunlerinde BUTUN ev isleri ona ait, tabi bu arada kendini de gelistirmesi gerek ki, haftasonu da ona kalmasin.

yapilan isler yakinsa, ayni duzene devam.

 
design by suckmylolly.com