Sunday, December 26, 2010

iki canta, 6 saat tren

toplanti bitti.
okul bitti.
pazar bitti.
noel bitti.
etamin bitti.
ben bitti.
bi gideyim de geleyim.


Tuesday, December 21, 2010

amaaaan

demek ki uzunca bi sure sonra gunluk burc yorumlarina bakmam tesaduf degilmis. hatta kendi kendime ne yapiyorum ben diye sasirarak ikibinonbir yorumunun paragraflarinin son cumlelerini okumam da.

basima gelecek varmis. harrypotter gozluklu, tanidigim en dedikoducu hoca tarafindan mimlenecegim varmis. keyfim kac(mis)ti. etsy'e baktim. geldi. simdi yine ortalikta dolasabilirim. saka bi yana, araya tatil girdigini hatirlayinca pek bi sevindim ne yalan diyim. gercekten cok dedikoducu da.

ha, bi de bu sarkiyi dinledim. o da ise yardim etti.



Monday, December 20, 2010

oyuncak







sevdaluk eyi seydur

"cuma aksami girdik di mi eve?"
"kac saat gecmis sen onu hesapla asil…"

haftasonu evdeydik, ilk once guzelce bi temizlik, ardindan nereye oturacagini sasirmis biz. oyle ki ekmek almamak icin bile krep kahvaltisinda bulduk kendimizi.

ben bi de bi etamine basladim, bitmedi, biterdi ama eger iplerim olsaydi. acil dergilerim de cok yakinda gelecek, arkadasindan benim etamin arkadasim gelecek. totomuz uyusana kadar, cekirdakten dudaklarimiz buzusene kadar, gozumuzu kapadigimizda ipler, sayilar, carpilar gorene kadar etamin yapacaz, yine. aynisi olur mu. olmazsa da baskasi olur.

bir de bu sene de asuremi de yaptim. aklimda olsun, eger bi daha dr.oetker yapacaksam, icine ayrica findik, fistik, nohut falan koyacam, herseyi iyi hos da ufacik ufacik olmaz ki bunlar.

cocugun toplantisi vardi bugun, buyuk olan, fransa’dan misafirler falan. onunki bu aksam bitiyor, benimki persembe. sonrasi yolluk hazirlamak, zevkli bisey tabi bu.

haftasonu hani evdeydik ya, tertemiz evde, hic oyle saat, zaman yoktu sanki, biz oracikta, dunya bambaska yerde gibi. onun icin uyku saatleri de yoktu. gecenin ikisinde dunya kurtarma operasyonu yapilabiliyormus, ya da ben acaba nasil bi kadin olsam diye hayallerden hayal secmeye calisabiliyormusum.

sonunda da hepsini yapacam hepsini adim adim deyip dalar gidermisim.


bizim balkon

Friday, December 17, 2010

peki, kullu kestane?!

montreux’deki christmas –bu ne ya, sanki turkce konusmuyor gibi oldum, iki kelime arka arkaya-
montro’deki krismis –boyle de bi garip ama daha iyi-
marketine ilk kez gittik, kocaman yapmis adamlar. dunya kadar stant var, orada hediyelikler, burada yiyecekler, bi dolu. donme dolabi bile vardi iste.

lozan belediyesini kinadik, 3-5 tanecik yer var bizim orada. baktim hem de montro nufus olarak daha azmis, ama hersey orada, jaz festivali, casino, e bi de bu.

bunlar da kullu kestaneymis, o kuplerin icinde butun kestaneler, borulara da komur ve tuz atiyorlar, ya valla benim agzima o tuz tadi gelmedi degil, kestane ve tuz, booo, pek olmadi. ama bu korku filminden cikmis olan amca icin denemeye degdi dogrusu.


montreux, aralik 2010

Thursday, December 16, 2010

mavi kaplumbaga

buralarda bayramin tarihleri pek onemli oluyormus, ajandalara hemen yazilirmis. bayram tarihlerine bakarken bi de ne goreyim, asure gunu! hemen not edivermistim, hani bi de asureyi de cok severiz ya biz ailece. severiz diye de hazir asuremiz bile var cekmecede.

bugun cok niyetliydim cook, asure yapmak icin. ama icim buz, kemiklerim sizim sizim. neyse ki dualarimi edebildim, hem de kirk kat yabanci mavi kaplumbaga sahibine bile. artik biraz da adobe'umla oynarim, sonra da hoop yatarim.

 montreux, rengarenk!

Tuesday, December 14, 2010

hepsi makine icindi.

isaret parmagi imzami basmasaydim iyiydi ama artik gerekli gerecler alinacak, napalim.


cok tesekkur ederim, evimizi mis gibi kokutmussun.

bu sabah pek bi kotu ruya ile uyandim, ya kalkayim dedim ya yatayim hep.
sonra alarmlar caldi, ativerdim kendimi banyoya.
anlattim akan suya icimden ciktigi kadar.
hicbi ey dusunmemeye calisarak koyuldum yollara.
okulda kahvem bitmis, almaya gitmek buyuk zahmet.
gitmedim, kuru kuru kitabimi okudum.
bombos koridorlar, hem tatile gidenlerden hem de hocanin yoklugundan.
saat on gibi aldim cantami sirtima gidiyorum, dedim.
metroya kadar yurudum, yine dusunmeden, sessiz sessiz.
metro yeni gitmis, kar pamuk gibi salina salina yagmaya baslamis, bakindim etrafima durakta.
sonra metro geldi, ben geri dondum.
kantine ugradim, bi kahve ictim, kitabimi okudum.
masama geri dondum.
pek iyi oldu.


simdi de dusunmeden meyveli kek yaptim, firindan onu izliyorum. mutfak sohbeti de pek guzel oluyormus.

Monday, December 13, 2010

kocanin cubuk krakerden kofte yapani makbuldur.

o kadar babanne dedim ya, aslinda demedim buraya ama ben icimden devam ettim, hem de nerelere gittim de gelemedim.

baktim olacak gibi degil, icimi dokmeli.
cocugu goturdum babannemin evine eyluldeki gidisimizde, kimse yok simdi oralarda.
babannemin o guzel odasi, kapisi kilitli olan bembeyaz dantellerin yataklari susledigi oda en cok icimi burktu. bi de oturma odasindaki divanin olmayasi, aslinda o epeydir orada degildi ama iste yine de uzdu beni. gogsunde orada yatardim, gece uyumadan o yerde oturur, ben onun ustunde son enerjilerimi atardim, tepine tepine, daha ne kinali ne sacli hikayeler, ne simariklar.

bi de ne zaman babanne desem, kizim derdi ya bana, illa ki de bakardi yuzume. bi namaz kilarken bakmazdi, o zamanlarda da ben ona bakardim, ne yaparsa yapardim, en kuytuda onunden ben gecemeyeyim diye.
okula gittigimde ogrenmistim herkes subhaneyi ogrenmis ilk dua diye, ben kuluvallayi. dilim donmuyor diye, zorlamamis ya beni, o olmazsa baska seyleri basarma duygusunu vermis, belki ben uyduruyormusum ama onun sevgisi cikarsiz, karsiliksizmis ya, onun icin boyle icim darlaninca baslarim fisir fisir okumaya.

hala, bazi seyleri o seviyor diye yapiyorum, mutlu oluyorum iste onun sevdigi seyleri yapinca, napayim. daha neler var da, bu kadari cikabildi bogazimdan simdilik.


hem bu fotograf hem de bi onceki mim de damlonun olsun.

baslikta mubalaga yoktur, lutfen ona gore dusunun.
sene 2005 mevsimlerden yaz, ben roche stajinda.
onu bunu bilmem yani.

sonunda hazir bu mim.

mor elma, benim yalniz gecen gecelerime cozum olur diye bu mimi gondermisti, taaa ne zaman, ama bana oyle de sip diye cevaplanir gibi bisey gelmedi, dusun tasin ancak simdiye yetisti iste.

vee...

en sevdiğiniz kelime: 
canin sagolsun. 

en sevmediğiniz kelime: 
sen bilirsin. 

ne sizi heyecanlandırır: 
hayatima yeni giren hersey. 

heyecanınızı ne söndürür: 
aklima gelen olumsuz herhangi bisey. 

en sevdiğiniz ses: 
cocugun sazi. 

en sevmediğiniz ses: 
simdilik benimki de alarm sesi. 

hangi mesleği yapmak istersiniz: 
iyiyim boyle, diger istediklerimi yaparim ne de olsa. 

hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz: 
dilhan'in dedigini biraz degistirirsem, 
10 dakikada en az 3 makale okuyabilmek.

kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz: 
g. gorkem s. k. 

nerede yaşamak isterdiniz: 
sahil kasabasinda. 

en önemli kusurunuz: 
telas, panik, kosturma 

size en fazla zevk veren kötü huyunuz: 
super bahanelerimle islerimi ertelemek.

kahramanınız kim: 
babannem 

en çok kullandığınız kötü kelime: 
baslarim onun... 
(uc nokta sansurden degil, gercek uc nokta, hani sessizlik olur ya oyle ama sozlu sessizlik bu) 

su anki ruh haliniz: 
eve gitsek... 

hayat felsefenizi hangi slogan özetler: 
bugunlerde herkese boburlene boburlene soyledigim sey. 
insanin is hayatiyla, ev hayati ayri olacak azizim, isini hobi diye yapmayacaksin, isin bitti mi sen de bitmeyeceksin, kenarda hep bi ugraslarin olacak...

mutluluk rüyanız nedir: 
uc cocuk 5 torun, 
cercevelerden yer kalmamis duvarlari olan salonda kocaman bi yemek masasi, 
ben ve cocuk elele masa altinda. 

sizce mutsuzluğun tanımı nedir: 
yalnızlık. 

nasıl ölmek isterdiniz: 
oylecene. 

öldügünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini isterdiniz: 
afferin sana, iyi is basardin. 

ben de ayni sekilde, ilk once yass'a gonderiyorum (ayci'ye gonderecegini biliyorum, o zevki sana birakiyorum), sonra pinkisime, ve belki bu sorular ona iyi gelir diye de yildizcim'a.


dokuz gun


dokuz guncuk daha sabahin korunde kalkacam, okula gelip calisacam, calisacam ki dokuz gunun sonundaki toplanti iyi gecsin, ben kendimi iyi hissedeyim. sonra tatil. erken kalkmayacam. ya da kalkip dun aksam dadandigim kumaslarimla biseyler yapacam. miskin olacaz, sonra yine gezmeler, 4-6 saatlik tren yolculuklari, cok heyecanli.

ama simdi sadece dokuz icin dis sikmak gerek, haydi bakalim guzelce omuzlarda tasimak gerek. cok yormadan, keyifli, huzurlu.

Sunday, December 12, 2010

gunesli, guzel bi gun

cocugu okula gonderdim, ben ise keyiflerde. o acimasiz pazartesi oncesi sendrom ufaktan ufaktan geliyor hissediyorum ama daha konusmak istemiyorum.

yaptigimiz komiklerden sonra birimiz midesini usutmus, birimizin bogazlari pek feci.

nane-limon kaynatilir, ev senlikli kokar-mis.

ardindan kahvalti.
alisveris yapmayi unutup ya da canin istemediginde, bakarsin mutfakta pek de bisey yoktur, pazar gunleri heryer kapalidir ve senin yapabilme ihtimalin eger erken cikabilirsen okuldan saat 7ye kadardir ya, zaten 7de yapilmis alisveristen de nasil bi yemek hazirlanir ki sen az cok tahmin edersin iste. bunlar olagan seyler, ama ya su sanki yoktan var edilmis gibi hazirlanan yemeklere ne demeli, dunyanin en lezzetli, en keyifli sofrasinda bulunmuyorlar da nerede bulunuyor ki. bayat ekmekten yapilmis raclette peyniriyle tost, azcik da tereyagi. iki domates, zeytinyagi, kekik, tuz. ve balli nane-limon. kapis kapis gider bunlar.

bi de aydinliktan sonra su penguenin abonelik isini de halledebilirsem super olacak, ayni turkiyedeki gibi olacak o zaman, cok guzel olacak.



bizim buralarin manzaralari

hani eger bi gun birilerine anlatmam gerekirse diye.

ozleyecem mi, ozlenmez mi.





yine not.

- eldivensiz disari cikma, hele de makinenin kirkinci gunu dolmadan onu torenle disari cikiyorsan.
- bi gecede iki sicak sarap icme.
- iceceksen bile ardindan sinemaya gitme.
- gittiysen bile misir alma.
- aldiysan eger eve donunce ustunu basini banyoda cikar ki sabah kalktiginda her yeri beyaz beyaz gormeyesin.

bu sarkiyla dolasilmis bi gun var, bi de.






Friday, December 10, 2010

ararsan beni, st-françois'dayim

ohoooo, bu hafta uctu uctu. diyorum, diyorum hala devam ediyorum, tatile giden onlar, ben neden boyle costum ki diye.

ama var bi vicdan rahatlatma dusuncesi. beynimin dinlenmeye ihtiyaci varmis ca'niiim. huzurlu muyum, huzurluyum, keyifli miyim, keyifli. o zaman gelir gerisi iste. gelecek zaten. yarindan itibaren. olsun. benim simdi yapmam gereken sey ne, bu guzel yanaklari kirmizi yapan ama gokyuzunun maviligini gosteren havada kirmizi-beyaz-yesil dukkanlarda, sokaklarda tur atmak.

hatta, hala aramizda tam bi duygusal bag olusturamadigimiz, makinemi de evden kapip yine atacam kendimi sokaklara. dusun makine diyorum, ne kaba. dusun, eve girmisken cikacam diyorum, vay be.

cok da guzel bi yilbasi planimiz var, 4 gunluk bi tatil yapip yilin son gunu eve donmek. yilbasi planimiz bu, eve donmek. bi gun venedik, bi gun verona, iki gun milan. yeter de artar bile. hava cok cok soguk olursanin plani da hazir.

simdi aman cekiniyorum, ya bisey olursa, yine bi terslik olursa falan filanlar aklima geliyor. hah, iste bu terslikler hep olacak, olabilme ihtimali her zaman olan seyler-mis. zaten boyle bisey oldugu zaman kendi seciminle iptal ediyorsun, *bi adim daha buyume*, kabullenmeli insan, kabullenebilme. vardir bisey demeden once bile.

zurich, kasim 2010

Thursday, December 9, 2010

ayva kokusu demistim di mi

hayat yogun, bu hafta neredeyse hic eve erken gidemedim, tabi bunun kendi secimim olmasi daha ayri. bu aksam da spor yollari. firsatlar listemi de gerceklestiriyorum, goruyorsun ya. borcum cok buyuk aslinda, yeni yila kadar yuz makale okumam gerek. cunku alinan sey cok buyuk, nikonum ve iki lensim icin belki az bile ama benden ancak bu kadar.

bugun erken gelmeyecektim, kimse yok ortalikta, dun aksamki christmas yemeginden sonra. eger size biri limoncello diye bisey vermek isterse sakin hayir demeyin, hemen alin, huplettin, pek guzel bisey.

yeni insanlarla tanismak iyi iyi geliyor insana, anlatmak hayatini, oyle yavas yavas, azar azar, fark etmek daha da guzel. gel-git'ler bitmedi aslinda ama git'ler daha hizli oldugundan, yasayana, hissedene kadar bitmis oluyor. iyi de oluyor.

cok uykum var, bi de basim agriyor. asci onlugum var ama o bi ise yaramiyor ki, napayim ben onu simdi.

Monday, December 6, 2010

evde bi ayva kokusu.

simdi de disarda deli deli yagmur var, butun karlari eritip ortaligi temizleyecem diye inat etmis gibi. ama karlar da onun kadar inatci, hic gitmeye niyetleri yok. biz ise gitseler de sifirdan yine oyle yagsa diye cin cin bakiyoruz.

bugun benim sunum, yarin cocugun sunum. sozde tatil gorunuyor ufukta ama biz hala planlari yetistirme, hayati degistirme cabasindayiz, iyiyiz boyle iyiyiz ama. sadece kisa sureli ama uzun yollu bi gezi var gorunurde o kadarcik. valla bu sene ogrendik sogukta, sogukla yasamayi, sicak sarap ve kestane kebabin keyfini alinca biz daha coook sarhos gideriz eve. dur ben bunlari yazmayacaktim ki.


su benim anlata anlata bitiremedigim zurih ziyaretinin sebebi, tansel col.asan'la umit koca.sakal'di aslinda. onlari dinlemeye gittik, ertesi gunu de onlar bern'de, biz bern'de. onlar pidecide, biz pidecide. sirayla konustular, maglum konular aslinda, neler oluyor, neler bitiyor diye. ben buralarda, insanlar hakkinda ileri geri konusmayayim, -olabildigince kibar- umit bey, cok tatli adamdi diyim, tansel hanim'dan da pek hoslanmadik ailece diyeyim. umit bey, beklenildigi gibi herseyin farkinda, ve acik acik endiseli oldugunu da soyleyen, bos yere olur bunlar biter bunlar diye telkinler vermeyen bi adam, bunlari soyledikten sonra yine de insani ataturk'un bursa nutkuyla noktayi koyup olu topraklari ustumuzden atalim diyerek costurdu. tansel hanim ise, hepimize saglam bi giydirdi, 18-30 yas grubu, liseliler, emekliler, isciler, memurlar, tek tek hic sasmadan, pek bi guzel doktu ictini. ama biz de doktuk icimizi. bizi duydu duymasina da nereye kadar dinledi onu bilemiyoruz tabi. bi adim, bi adimdir.

gerci bir ufacik acaba da yok degil ya icimde neyse.

Sunday, December 5, 2010

alt baslikli

e cocuk geldi, aralara kaynamadan bu son iki gun yazmak lazim, kisa da olsa, baslanan isi bitirmek lazim.

4 bittikten sonra
ikea'da butce sinirlamasi yapmama gerek yokmus, noel gecti mi diye bi ara hesap bile yaptim, hem ne kadar da bostu hem de ne kadar az sey vardi, sadece gerecleri aldim, o kadar. gerec derken, mesela bicak seti, butun parmaklarimda da denedim, pek guzelmis, bi de yaziyor ki, kor bicak keskin bicaktan daha tehlikeli, bana pek oyle gelmedi ama neyse. bi de bunu da bulamadiktan sonra ben ne anladim ki. tek mutlu eden sey, dogumgunu hediyesi vermis olmalari.

zurich, kasim 2010

yalniz gunler, plan 5
son temizlikler yapildi, sevilen yemekler icin alisveris yapildi. iki saat kala, cocuga dendi ki,
- en sevdiginden yaptim.
- lazanya mi.
- ?! evet evet.
unutmus bu neyi sevdigini diye soylene soylene, noodle ustune bi de lazanya yaptim ki, artik butun hafta hep makarna yiyecez demek oluyor bu.

ve yuz - goz opmece.

emegi gecen herkese tesekkurler, ozellikle de bu kadina.

Friday, December 3, 2010

en iyi japon benim!

kitaplığınızın karşısına geçin. gözlerinizi kapatın. derin bir nefes alın. elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. simdi gözlerinizi açın. bir kitap seçmiş durumdasınız.

bizim kitapliktan kitap secmek cok kolay degil, bi de bu mim geldiginde ben zaten yeni kitap secmek icin onun basinda dolaip duruyordum, onun icin bunlari yapmadan kitabimi seciverdim. tahsin yucel, peygamberin son bes gunu. kalin kapakli, can yayinlari. zaten bi daha okuyasim da vardi.


o kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın. ilk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. simdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. evet, ne güzel bir koku bu!

bu kitabi cocuga, anilarin anisi olsun diye almistim. kutuphaneden doldurmustuk yine kucagimizi kitaplarla, okumasak da sevmek icin, koklamak icin. cocuk bunu secti, sesli sesli okumaya basladi, -kimbilir kimler okudu o kitabi- o yoruldu, ben devam ettim, ben yoruldum o devam etti. aralarda susturduk birbirimizi, konusulacaklar konusuldu. ama hep banklarda oturuyorduk, yatiyorduk, okuldaki bogaz'a karsi olan banklarda. kokusu ise mis huzur kokusu, saflik kokusu, cocuk kokusu.


55. sayfayı bulun. sayfayı tekrar okuyun. sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.

peygamber hastanenin kapisindan girerken, fehmi gulmez iliklerine dek titredi: uzerine oyle olagadisi bir durgunluk cokmustu ki, birden patlayarak ortaligi birbirine katabilir, kendini oldurmeye bile kalkabilirdi. ama durgunlugunu hep surdurdu: Feride'nin "kurtarilamadigini" soyledikleri zaman, ilk kez isittigi bir dil konusuluyormus gibi, donuk donuk bakti yalnizca. kizinin "kurtarildigini" soyledikleri zaman da oyle. sonra, naciye teyze, fehmi gulmez'in annesi, isterse karisini gorebilecegini soyleyince, yatagin basucunda, kirli talaslarla kapli tas dosemeye diz coktu, en azindan ceyrek saat suresince, gozleri feride'nin mavisi silinmis gozlerine dikili, aglamadan, hickirmadan, nerdeyse soluk bile almadan, kucuk bir cocugu sever gibi, saclarini, yanaklarini, burnunu, dudaklarini oksadi, sonra, artik kalksa iyi olacagi soylenince, hem de iki kez ust uste, boyle bir durumda insanin usuna en son gelecek sozu soyledi: "seni yasatacagim."



zurich, kasim 2010

yalniz basima aksamlar, plan 4

ikea!
daha ne olsun di mi, ikea'ya gidiyorum bu aksam, internete bile baktim butun gun neler varmis diye, ve hazir bu aksam dokuza kadar acikken o beni baya bi oyalar.

sadece butcem icin sinir koymam gerekiyor, yaparim ki.

zurich, kasim 2010

seviyorum bu kadini...

Görkem bak seni cok fena yaparim,
son yazini okudum. surda bir hafta yalniz kalacaksin, onda da ne kadar melankolik oldun ya! sana bu yalnizligin koymasina ne kadar izin verdin! seni yenmesin o yalnizlik, sen onu ye ve tadini cikar, faydali bir sekilde kullan.
............


zurich, kasim 2010

ve muzurluguna muzurluk katsin diye bu kadini gonderiyorum, 
bi de aksama onun icin alacagim siyah ojelerimi gonderecem ;)

Thursday, December 2, 2010

yalniz basima aksamlar, plan 3 ve bu 3 biterken

bugun cok kotu tokezledim sevgili blog, olmadi bugun. yalnizlik tam anlamiyla aldi beni icine, oyle de bi sarip sarmaladi ki acamadim gozumu bu saate kadar. simdi de gozumu actim ama yarina umutla kalkmak icin yine yatiyorum. haydi allah rahatlik versin.


zurich, kasim 2010

- bekledigim telefon bugun de gelmedi, gelseydi, ne de guzel olurdu ama ey lozan.
- ve yine lozan halki, dun ne kadar da keyifliydiniz, kar yagdi, otobusler calismadi, maksimum kalabalikla otobuse bindiginizde, kikir kikir guluyordunuz, farketmedim sanmayin. ve icimden de istanbul'a goturecem ben sizi, bi de orayi gorun demedim degil.
- ve siz, apartman sakinlari, dun aksam saat 8.5a kadar benim supurgeme izin verdiniz ya, ucer kere operim sizi.

iki bittikten sonra

cok yorgunuuuum! bunu duymak istiyordum biliyorum, ama uyumak icin harcamam gereken enerjini bu kadar oldugunu bilmiyordum, ki ustune kavak yelleri konusuyordu miril miril, ses yapiyor cocuklar iyi oluyor. simdi ise basim agriyor, kulaklarim da-hadi bu soguktan diyelim- ve bu aksam ilginc bi sekilde carsida dolasmadan eve gitmek istiyoruum ! ama yapmayacam, bu aksamki planlar daha baska.

peki, bu kadar cene caldim, ne yaptim ki. bi kere, butun evi supurdum, ustune yerleri gokleri sildim, ustune dort makine camasir yikadim, kuruttuklarim var, bu aksam gozumun icine bakanlar var. kek yaptim, bi de okula getirdim, insanlar yesin diye. hem demistim, eger guzel bi haber gelirse –ki, benim icin hala pirpir heran bisey olacak gibi- butun bi keki getirecem demistim, kek kalibi yuzumu kara cikardi, yarisi yapismis, ama ben cook guzel yapistirdim bolunen yerleri, kimse anlamaz. eminim.

kasim 2010, zurich

zurich

cenevre'den daha guzel bi sehirmis. hani zurih ya, ne bileyim koca koca binalar bekliyordum ben, hatta ve hatta simdiye kadar gitmeme sebebim de bu onyargimdi. ama tarihi sehir merkezi, yetermis insana, yetecek kadar guzelmis. noelin de etkisi yok denemez tabi ama, guzeldi iste. pek guzeldi.

ya da en buyuk etki, trenden indigim gibi, zurih, zurih, sev bizi diye bagirmam da olabilir.





gerisi azar azar gelir ne de olsa.

Wednesday, December 1, 2010

yalniz basima aksamlar, plan 2

dudaklarda hep miril miril dua. en umutlu doktorun umudu bile bizi mutlu edecek gibi degil.

bu sabah kazidim kendimi resmen yataktan, issiz adam cildirip annesine bagrinirken uyuyuvermisim, ama ruyamda dislerimle ugrastim ben, ne alaka bakmak lazim. bugun ev camasirlardan tertemiz kokunca ve ben heryeri tertemiz yapinca hem daha cok yorulmus olurum hemen uyurum hem de sabah da mis gibi kalkarim.

bu sefer, okul cikisi, nikon’umun pesine dusecem, baktim bulamiyorum, mikser alayim bi tane kendime, bu sefer birakirim diye degil, turkiye’ye gotururum diye. sahi demis miydim, bizim okulun doktora ogrencilerine bi guzelligi varmis, bitince tezleri, bi kutu aliyormussun, onu istedigin kadar dolduruyormussun, 20 kilo falan, kitap koymani bekliyor tabi, ama icine de bakmiyor, evlerine ya da nereyeyse iste okul gonderiyor, sen karsiliyorsun. bunu, senin gitmeni kolaylastirmak icin mi yapiyor bilinmez ama bizim isimize cok cok yarayacagi kesin.

arada bi git-gellerim olsa da, haydi bakalim su listeye bi oncelik verelim, canlandiralim.

kapalicarsi, eylul 2010

-suskunlar bitti, hayatimda cok buyuk bosluk olustu.
-kar hala yagiyor, sadece yon degistiriyor.
-benim geldigim yerde kar yagarken calismak diye bisey yok, kimse anlamiyor psikolojimi.
-kulagim hep telefonda.
-bi de tarkan'in yeni (ne kadar yeni, kime gore yeni) ilk kez dinliyorum. hani su 'canciger kuzu sarma'li olani.

Tuesday, November 30, 2010

bir biterken

bu haftaici boyle olacak gibi gorunuyor, gunde belki 3 belki 5 kere cene calacam buralarda, ya da sokaklarda -bugunku gibi.

televizyonsuz, isiklari acik birakmadan uyuyabileyim diye, cok yordum kendimi, ivir zivirlari, anilari, fotograflari kutulara koyarken, camasirlari da hazirladim yarin icin. yoruldum ama elmali-tarcinli cayimi icerken son bi icimdekileri demeden uyumayayim dedim.

disarda oyle guzel bi hava var ki, oyle guzel kar yagiyor ki, sanki butun isiklar yanmis gibi, gokyuzu bembeyaz, disardan eve gelirken karda ilk senin ayak izlerin cikabilecek kadar, ufacik ufacik ama hizli hizli yagiyor kar. hala bu duyguyu icimden atamasam da, istanbul'da olmadigimi farketmem icin bi kere dusunmem gerekse de ertesi gunun planlarini iptal edip yeni planlar yaptiracak gibi bi hava var disarda. sabahleyin buyuk ihtimal kurek sesleriyle uyacak butun apartman. concierge(konsiyerj)ler temizleyecek butun kapi onlerini, kapici denemez bu insanlara, sozleri de pek gecer, cok ulvi bi makamdir bi apartmanin concierge'i olmak. saygida kusur etmemek gerek. cene iste.

botlarimi da buldum, basimin ucuna da koydum. son kahverengi benim oldu, tipki o tiklim tiklim trendeki son yerin benim olmasi gibi. montro'de buldum. ne de guzel olmus, valla lozan'dan daha guzel noel gelmis oralara. bi de ne kadar susluler, haydi dedim, biseyler alayim, yine elim ayni seylere gidiyor. e, ayni seylerle evi dolduracagima biraz kozmopolitan calismali dedim. iste gecenin son yorgunlugu da bu olsun.

kasim 2010, bern

yalniz aksamlar, plan 1

ya da baslik icin soyle de denebilir, kendini iyi etme cabalari 1.

erken cikayim bugun okuldan, muaf sayilabilirim.

hani su kac haftadir alamadigim botlarima bakayim bi, lozan'da boyle bi sorun var iste, ben alti ustu sari bot ariyorum ve korkuyorum ki bulana kadar kis bitecek ve ben butun kisi ayaklarima bakmadan gecirecem. nefret ediyorum bu kalin hiking ayakkabilarindan, nasil da hantal yapiyor. arastirdim bikac yer, sansimi deneyecem, olmadi montro'ye gideyim diyorum hatta, degisiklik olur bana da. bulacagimi bilsem kosa kosa giderim ki.

evi de soyle cekip cevireyim, bi temizlik falan. eger mikser alirsam bi de kek yapayim oyalanmak icin. aslinda oylanmayi en guzel bekledigim telefon gorusmesinden sonra yapacam ya neyse. iste o zamana kadar evi hazirlamak gerek.

yemek yemiyecem biliyorum, olsun cocuk da vermis olarak gelir buyuk ihtimal. ama cay yaparim ya da sicak cikolata, bi de bol bol fotograflara bakarim. sonra da ufacik tefecik islerle ari gibi dolasirim evde.

iyi gibi gorunuyor bu aksamki planim, hadi bakalim.

kasim 2010, zurich

oyle sus pus

ya susacaktim butun hafta ya da daha da kapanmamak icin biran once sanki siradanmis gibi hersey yazacaktim.

cocuk gitti, cumartesi gelecek, istanbul’da, dayisinin yaninda olacak. dayisi ise cok ciddi bi ameliyat gecirecek, allah yardimcisi olsun, ben ise burada dualarlayim. biliyorum kimse, hic kimse istemez sevdigi insanlardan ayrilmak ama boyle zamanlarda bencil davranmamali bence insan, o insan aci cekiyor mu, bu daha da onemli. bana oyle geliyor ki daha once yapmadigi seyler icin, vicdanini rahatlamak icin sanki biraz daha zaman istiyor da o kadar kendini paraliyor. yok oyle soguk zabane degilim ama gunde en az on kere « hayat », « yasamak » kelimelerini kullaniyoruz, e bunlalarinda sonunun oldugunu bilerek yasamali iste insan. babannecim, on gun icinde vefat etti, herkes yanindaydi, o da mutluydu, iste simdi bana o yetiyor, gozlerim doluyor ama mutlu oldugunu biliyorum. ve biliyorum ki zaman gectikce dua sonrasinda sayacagim isimler de artacak.

benim de tek duam, allahim, lutfen, lutfen, aci cekmesin, butun sevdiklerinin yaninda oldugunu hissetsin, en buyuk istedigimiz iyilesmesi ama bunun zor oldugunu da biliyoruz, son evredeki bi tumorden ve ameliyat sonrasinda 1.5-2 aylik bi isin tedavisinden bahsediliyor, ne ameliyattan sonra ne de bu tedavilerde aci cekmesine izin ver, huzurlu olmasina yardim et.

Saturday, November 27, 2010

ah ahh ihsan amca

e ben seni cok sevmistim, cok da hayrandim, oyle boyle hayranlik degil hem de, ove ove bitiremiyordum ya hani, ne oldu ki simdi boyle.

neden bu suskunlar'i da sanki aklin bes karis havalarda yazmissin ki, hadi sen cok yoruldun, toparlayamadin, isin icinden cikamadin diyelim ama bu kitap basilmadan once baska kimse okumuyor mu allaaskina. tasvirlerine, hayal gucune yine diyecek hic biseyim yok, masallah dokturmussun ama olaylar bagli degil be amcam, hep bi soru isaretleri var aklimda, okutmadin bana bu kitabi soyle sular seller gibi. hele bi de hepi topu uc nesilden (sayfa 30) bahsederken nasil da dedeye baba (sayfa 149) diyebildin, dede kardesine de amca diyebildin be ihsan amcacim.

diyorum ya, yaptigin ise saygim sonsuz ihsan amca, hic suphen olmasin, zaten sadece cesaretinden dolayi tebrik edilesi insansin ama ben kuduruk bi insanim iste, dikkatim bozulunca olmuyor. ama az kaldi, pek az kaldi, listemdeki ilk adimi atacagim seninle. hadi hayirlisi.

Friday, November 26, 2010

koca koca diller kovalasin seni!

hersey gecen hafta bi tepsi kestaneye yerken ayy ben cok fena oluyorum dememle basladi. daha da acik olmam gerekirse bizim bu rahatsizlanmanin pek'ala mide fesatindan oldugunu tahmin edecek kadar tecrubeliyiz.

cok cok icimden gelse de buraya yazmak unutmamak icin, yapilan esprilerle kimsenin midesini bulandirmaya hakkim yok, onun icin bu yemenin sebep oldugu hayatimizdaki bu guzel degisiklige gecelim.

kucucuk kucucuk geziler. ama minnaciiik. bana yeter ki, mideme de.

isiklarimiz da yanmis, bugun farkettik, kar altinda, noel isiklariyla elele gezmek ne de guzelmis, cok ozlemisim, coook.

toplanti bitti, cocugun raporlari da bitti, sarjlar dolsun, zurih bizi beklesin. alman insanlarina karismaya gidiyoruz biz.

bugun nikon'a hic bu kadar yaklamamistim, hatta sanki aldim, eve getiriyorum gibiydim otobuste.

h.r. giger museum, gruyeres, ekim 2010

Thursday, November 25, 2010

yilin ilk kari.

lozanda bugun.

Wednesday, November 24, 2010

dogumgunu ertesi

su yemege cikmadan once buraya aklimda dolasip duran tilkileri yazmak gerek, gerek ki dondugumde rahatlamis, hafiflemis isimin basina gecebileyim.

dun. aha, sozde benim dogumgunumdu, yok boyle demek istemiyorum, dogdugum gundu, benim dogumgunum bu sene cumartesi gunu oldu. evet, cok da guzel oldu zaten, en guzeli. dun ise olabielcek butun tezatliklari ayni anda yasama gunuydu. bi mutlu olup bi sinirden kudurma gunu.

keyifsizlik sabahin erken saatlerinde basladi aslinda, toparlanmaya calismalar ve buyuk bi darbeyle toparlanma umudu olmayan bi gun. sebep, odamdaki daha onceden de muthis islere imza atmis ama en buyuk eserini dune saklamis olan okuz m.

sabah toparlanma cabalarimla, gruba tatli biseyler getirmisim, hani haydi birlikte kutlayalim gibilerinden, sonra da ofisime girip her zaman yapmadigim ama keyiflenecem diye sabah kahvemi icerken kitabimi da okuyordum ki arka masamdaki bilgisayarda neler oluyormus. bu kendini butun herseyden sorumlu hisseden ve kendinde insanlara kurallari ogretme haddini bulan sahis, arka arkaya mailler gonderiyormus hoca haric butun gruba. koyu, italik kelimeler, unlem isaretleri, emirler, -meli, -mali’larla dolu mailler. aslinda hic bi mailde o hakka sahip olmayan bu sahis, hadi diyelim cok ama cok rahatsiz oldu, coplerin tezgahlarda birakilmasina, sahipsiz cam esyalara, temizlenmemis tartilara falan filan, ama kendini nerelerde goruyor ve hangi sifatlara sahip oldugunu dusunuyor ki, sadece benim kullandigim bi alet icin ve benim zaten belki de bi yarim saat icinde yapmayi planladigim is icin, uc kisi paylastigimiz ofiste arka caprazimdaki bilgisayardan butun herkese gonderilmek uzere yazilmis olan bi mailin son paragrafi olarak yazabiliyor, hem de ayni uslupla.

sonra ben bi kukremem mi, sinirimi cikarttigimi dusunup de icimdekileri dokmem mi. ama bu sinirin bitmesi o kadar da kolay degilmis megerse, butun gun icimden saymalarla gecti. ve o bi yarim saat sonra yapmayi planladigim isi de yapmam butun gunu almis oldu.

bi de ustune annemle de tartisinca tadindan yenmedi.

ay ben bu kadar zugurt bi dogumgunu de gormedim. yoksa universitedeyken yasadik mi. yok yaaa.

Tuesday, November 23, 2010

27

27

Bir nazlı kuşa benzer çocuk dediğin 
Ev ister, ekmek ister.
Opulmek, oksanmak ister… 
Cahit Kubeli


Monday, November 22, 2010

tamam gittim

ne yapip edip kendimi buradan kaziyorum ve zamanimi boyle gecirdigim icin de vicdan azabi duymuyorum.
geceligimi giyip nevresim desenlerinde arabami gezdirip hayal kuruyorum.
kiyamadigim defterlerime gozlerimi kapatip bunlari yaziyorum.
haydi kal saglicakla blog.

sarki dinlemece var ama.

nisan 2010, vevey bisiklet turundan sonra

sakaci 26

ekim 2010, gruyeres

iste bi toplantinin heyecanina tekrar gelmis bulunuyorum. daha haftasonundan planlar yapildi, bilgisayardaki en can alici sayfalar kilitlendi, onlukler giyilip gozlukler takildi. ama 26nin gider ayak bana sakarlik yaptirasi varmis. yag banyosu devrildi, vicik vicik parildadi tezgahim, yarim saat sonra su hortumlari cildirmis gibi bagli olduklari yerden kurtulup suratima suratima fiskirdilar, arkasindan lab.in pek nadide parcalarindan biri yerde tuzla buz goruldu. hepsi bugun oldu, giderayak. sakaci 26 seni.

gideyim de muzlu nutella yiyeyim.

Sunday, November 21, 2010

ama ya unutursam

bugun okula gittim, hem de yalniz. cok kalmadim aslinda, donuste dalivermisim metroda. bi de ruya gormusum.

cocuk kendi dogumgununde benim dogumgunumu kutluyormus.
duvarlarda bir suru yaziyla, bulmacali surprizli hediyelerle.
agzim kulaklarimda kendime geldim.
kostur kostur eve gittim, anlatayim diye.
cocuk, ciddi misin, dedi.
gulduk safligina.


sevgili cocuk

belki kizsin, belki erkek.
hani sen artik bunlari okuyorsun, demek ki bunlar hala duruyor, demek ki teknolojik bi sekilde kaybolmamislar, cok sevindim valla ben de.

hikayeler anlatayim istiyorum sana, hani hep yaparim ben bunu. onlardan bir tanesi. ben anlatayim ki sen dusunesin, dusunesin ki sorular sorasin, sorasin ki istedigin seyi bulasin.

biz 27 yasinda olacaz bu ay cocuk, hani arka arkaya kutlariz ya daha cok pasta yiyelim diye, simdilerde bi seferde kutluyoruz, ama sahteleri daha cok oluyor. ne diyordum, 27 yasinda olacaz biz. ama hala senin su kadarcikken yasadigin o pazar aksami sendromunu yasiyoruz, yatma vakti de coktan gecti hem de. 'yarin olmasa, kalkmasak, gitmesek'ler bitmiyor, hersey degisiyor ama bunlar hic degismiyor.

ben olsam ne cikarirdim bu hikayeden biliyor musun, ne pazar aksami sendromlari biter ne de sizlanmalar biter, yedi gunde bir bunlar birbirini tekrarlar, hem de senelerce. sen takilma bunlara olur mu. 5 dakika bile yapamadigin, yetistiremedigin odevlerden, raporlardan, sunumlardan kalbin sikissa, bi anda butun kanin kalbinde toplandigini hissetsen bile, hisset, hem iyi seyler hisset, hem kotu seyler. hissetmeyi bil, hissetigin seyleri adlandirmayi bil. kendini bil.

eylul 2010, kapalicarsi

adin da buyuk ihtimal, deniz ya da ali. hangisi acaba, merak ettim simdi.

Saturday, November 20, 2010

oyle mutluyum ki, simdi olebilirim


vincent van gogh-pair of lovers

Birisi
Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze

Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda

Nahit Ulvi Akgün

Friday, November 19, 2010

irmik helvasi

bugun turk komsum, bi kutu irmik helvasi verdi, bayram diye yapivermis, ellerine saglik.
ben daha da sekerli tercih ederdim ama izmirliler boyle yapiyor herhalde diye afiyetle yiyoruz.

kutuyu bosvermek olmaz. evden gelme eriste ve ceviz koyacam icine, bi de tarifini yapistiriverecem ustune ki italyan sevgilisine bizim usul makarna nasil olurmus gostersin. yoksa ben de helva yapmasini bilirim, ben bilmezsem de cocuk bilir.

ekim 2010, gruyeres

yuzumu ben bikana kadar opsene

her yerim agriyor, spor bu ara yalan oldu, bobreklerimi usutmusum sanirim, iki gece oldu, yine midem, cigerlerim, bobreklerim sancilar icinde, nefes bile zor aliyorum, sicak su siseleriyle biraz iyi oluyorum ama hep bi usume halindeyim. daha kis da baslamamisti halbuki. bunda yediklerimin de buyuk etkisi var, az yersem daha az aci cekerim bugunlerdeki sozum.

listemi de yaptim, bakalim ilk once hangisini gerceklestirecem. bi de avrupa kitabi aldik, esek olusu gibi bisey. cocuk da bi filmde barcelona’da gecen bi erasmus macerasi izlemis, ilk hedef barcelona’ymis, daha cok film bulmam gerek, gitmek istedigim sehirlerle ilgili.

gecen carsambadan beri ucuncu filme gittik dun aksam, red. geriye donuk, les petits mouchoirs ve date limite. hepsi fransizca, hicbirinde de altyazi yok. anladik mi, eglenecek kadar. anlamadigimiz yerler hayal gucumuze kaldi, daha da cok eglendik diyebiliriz. cumleler secebiliyorum artik, secebildigim kadar tekrar bile edebiliyorum, bu da demek oluyor ki aklimda kelime kelime yazabiliyorum. boyle giderse, hadi hayirlisi.

cuma gibi hissetsem kutlayacam ama cuma’lik bi his yok ne yazik ki. ama yarin cok guzel bi gun onu biliyorum.

 lozan, kasim 2009

 
design by suckmylolly.com