Tuesday, December 9, 2008

buradayiim

Uzun bi zaman gecti, belki merak ediliyorumdur, belki edilmiyorumdur, neyse, ben sadece hala hayatta oldugumu, henuz zehirlenmedigimi ve kaybolmadigimi soylemek istiyorum. burasi cok mu cabuk rutinlesti ya da benim odamdan artik wireless cekmedigi icin aklimdakileri bloga yazma bolumu kapandi bilemedim.

Friday, November 14, 2008

This is famous M.


Insanlari anlamak ne kadar da zormus. Bunu benim disimda herkes biliyor zaten sanirim. Biraz saf miyim neyim. Ben kirildigimda, hayal kirikligina ugradigimda etrafimdaki o kadar kisinin "bak, bazilari vardir canlari ne isterse onu derler, bazilari vardir canlari nasil isterse oyle davranirlar" diye defalarca bikip usunmadan vodkayi, birayi yudumlarken, Bebek'te yururken, Gloria Jean's'te Oregon Chai icerken aciklama yapmasina ragmen ben "evet, evet, haklisin" dememe ragmen inanmamisim demek ki, inanamamisim. Ama simdi anladim, M. ile tanisinca, yaptiklarini gorunce. Gercekten de burasi deneme bolgesiymis benim hayatim icin.

Thursday, November 13, 2008

zina, just call zina...

Gecen gun hoteldeki posta kutuma mektup gelmis, hic hosuma gitmedi, zaten icindeki de icacici bir haber degilmis. Polis, bir an once saglik sigortasi icin para sacmami istiyormus, ve bunu kanitlamak icin de 30 gun. Bunlari anlamak da ayri bi zahmet benim icin tabi. Kelimelerin anlamlarini tek tek bulup sonra, "hmmm.. sanirim bunu diyorlar" diye yapbozu cozmek. Boyle burokrasi islemlerinin Turkcesini bile anlamam ki ben. Herkesin yaptigini yapmak icin ilk adimi attim. Sigorta sirketini aradim, randevu aldim, haritadan gidecegim yeri de buldum. Nasil giderim diye, soru sorma hakkimi doldurmadigim birini de. Beni arabasiyla birakmayi onerdi, ohh mis gibi, 3 dakikalik yolmus gercekten ama bakiyorum bakiyorum sadece tarla, bi de resmi resmi binalar. Kapinin onune kadar kaybolmadan gittim. Isimi de kolaycaca hallettim. Simdi geri donmesi kaldi ki bunu da Zina'ya sordum, birlikte ofisin mutfak tarafina gidip oraya gitmemi buraya gitmemi, otobus numaralarini falan yazdi, emin olmak icin arkadasini da aradi. Gayet iyi. Ben ciktim binadan, onun dedigi tarafa dogru yuruyordum kiiii, koseyi donmemle 3. kattaki pencereden birinin bagrindigini gormem bir oldu, hem bagriniyor hem de el kol hareketleri yapiyor Zina. Yanlis tarafa yuruyormusum megerse, o da beni bekliyormus demek ki, yanlis yapma potansiyelim cok mu fazla acaba ve de bu cok mu belli bilemiyorum. Ama sunu da soylemeliyim ki, yanlis yone yurumuyormusum, sadece gerideki durak daha yakinmis...

Bi de bugun ilk kez otobuse bindim, sonra ilk kez toplu tasima araci kartimi kontrol ettiler, ilk kez kasabalarin nasil oldugunu gordum, ilk kez gol kenarindaki tenis kortlarini gorup tenis oynamaya karar verdim ve Fransa'yi gordum. Bu okulun resmi gerci, benim fotograf makinam olmadigi icin bunu gosterebiliyorum, Fransa ve gol olarak...


Yerlere dusmus turuncu, sari yapraklari ayaklarimla ucura ucura dondum hotele ve yine posta kutumda bir mektup var... Henuz anlayamadim... Sevgiler, saygilar...

Wednesday, November 12, 2008

Avatar: The Last Airbender

Buraya geldigimden beri degistirmedigim birkac aliskanligimdan biri de haftasonu kahvaltilarimi Avatar izlerek yapmak. Buna ek olarak eger hoteldeysem aksam yemegime de Katara'nin "Water. Earth. Fire. Air." demesiyle basliyorum.

En cok sevdigim karakter ise Appa. biraz arastirdim da az once, insanlar pek bi felsefik yaklasmis, su, hava, ates ve toprak icin. Valla ben sadece eglenmek, gulmek icin izliyorum diyebilirim, sonucta nasil olsa Avatar kazanmayacak mi?? (Oyle de bir seyretsem mi acaba, gerci bir bolumunde yogayla ilgili cok guzel bilgiler vermiyor degildi :)

Ben yine de diyorum ki, cocuk olarak bu cizgi filmi izledigim icin sansliyim bence, ve cocuk olan bazi arkadaslarima da tesekkur ederim, mesela Cimen'e benim cocuk torbami doldurup beni buralara gonderdigi icin ve dolayli olarak da Alper'e.

Sokka: What is that?
Aang: This is Appa, my flying bison.
Sokka: Yeah, and this is Katara, my flying sister.

Tuesday, November 11, 2008

kilted capering

Bugun bana bi mektup gelmis, posta kutuma yerlesmis. Ustunde ecus bucus bi yazi, cikaramadim. Actim, baktim, iki kizin resimleri, yok kafakafaya, yok gulusurek sarilarak. 4 seneyi icinde cekilmisler, hic de degisiklik yok yuzlerinde, gozlerinde, hepsinde de ayni. Hele de hangisi buyuk hangisi kucuk olan anlamak imkansiz. Kim bilir kac yas fark vardir aralarinda ama tahmin bile edilemez...

Bugun bana bi mektup gelmis, beni cok mutlu etmis, icim de senlenmis, duvarlarim da... Bir de bu soguk gunleri isitacak bir teklif...

Sunday, November 9, 2008

curry de boeuf aux pois chiches

Geldigimden 3 gun sonra yemek yapmasini bilmedigimi, mutfak tezgahinda laboratuvar tezgahindaki (bench) kadar becerikli, pratik olmadigimi farkettim, utaniyorum bundan ama ilk alisveris listem, muz, mandalina, elma, sut ve nesfit. Sonra tabi ki de ilk akla gelen yemek olan makarna ile basladim yemek yapma girisimlerine, marketten nasil da sadece makarna alarak ciktigimi makarna tencereye yapismaya baslayinca sasirdim, yani yagsiz ama biraz tuzlu makarna yedim, ilk yemek tecrubesi olarak. Tuzu da nereden icime dogmussa Turk Havayollarinin servisinden almistim. Sonraki aksamlarda iki kez daha makarna yiyip, artik meyve suyu ve peynire kadar soframi tam gorunce, tamam dedim, artik topladigim ve neredeyse dag olusturacak brosurlerimin arasindan yemek tarifilerini cikarip uygulayabilirim. Ve “recette” yi aldim elime, actim sozlugu tek tek anlamlarini buldum. Dun malzemeleri eksiksiz aldiktan sonra bugun denedim. Sizce sonuc ne oldu?? Zarla zorla bitirdigim ama bir daha yapamayi dusunmedigim bir yemek… Iste buymus “curry de boeuf aux pois chiches”!! Ben en iyisi yarin kendime Turk yemek sitelerinden buldugum bir tarifin alisveris listesini yapayim.

Soylemek ile soylememek arasinda cok gidip gelsem de bir seyi itiraf etmem gerekiyor. Ikinci makarna deneyimimde marketten son dakika karabiber almak geldi aklima, (tuzu ve yagi hallettim ya) kostura kostura buldum reyonu, kokladim falan, ayy cok tanidik geldi kokusu, attim sepete. Eve geldim, makarnama basladim, tuzu attim, karabiberi attim, kokusu da bi guzel bi guzel, hapsirtmiyor da. Cok da guzel kokuyor, makarnaya koyup resmine baktim, dolaba koyacaktim ki sozluge bakayim dedim karabiberin resmi boyle olmaz kiiii. Anladiginiz gibi oyle garip bir sey almisim ki, asla tahmin edemezsiniz. Adacayi !! Kendime guldum guldum, sonra da dusundum ki acaba neden o kadar ogutup sonra da baharat sisesine koymuslar belki onlar da makarnayi boyle yapiyorlar cunku fena olmuyormus.

Son olarak da ozel bir cagri da bulunmak istiyorum, diyorum ki "her ne kadar reyonlarda tartisacagimizi bilsem de sonunda dogru seyi alacagimizi da biliyorum, lutfen benim bitip tukenmez aceleciligim beni zehirlemeden gel."

Saturday, November 8, 2008

ben ve Lozan olmak

Biraz zaman alsa da, yeni bir sehire ve tarzina alismanin kolay yolu neymis bulduum !! Gordugun her brosuru almak !! Evet, evet hani Istanbul'da, ozellikle de Taksim'de elinize zorla tutusturulmaya calisilan ama sizin "tesekkur ederim" deyip almadiginiz bazen de zorlayan insana "salak!" dedittirecek kadar ugruna sinirlerinizi bozdugunuz o brosurlermis. Megerse onlara bakip, odamdaki yalnizligima ve ic sesime yardim edebilirmisim. Cunku ozellikle de ic sesim, ne diyecegini, hangi dilde konusacagini bilemediginden, cogu zaman beni yalniz birakti bu hafta ama onu simdi renkli renkli brosurler bulup eglendirebiliyorum ve ozellikle fiyatli olanlari tercih ediyorum ki artik buranin ekonomisine ve alacagim maasa gore dusunebileyim diye.


Tabi bir seyi de soylemem gerekiyor, bu brosurleri ne yazik ki bana uzatan insanlardan almiyorum cunku bana kimse brosur uzatmiyor, bakiyorum bakiyorum, yok. Oylece magazanin onunde duran yerlerden aliyorum. Sanirim, uzun, tepeden topladigim saclarim, lacivert ekoseli paltom, kirmizi atkim ve cantam, siyah desenli coraplarim ve babetlerimle, ozellikle de tek basima dolasmamla yabanci oldugum cok belli oluyor. Ve bugun bu kiz burada birazcik dinlendikten sonra yine yollara dustu.

Ben yine de beni oldukca mutlu eden bu yolu buldugum icin gururluyum, 4 sene yasayacagim bir yere bir haftada alismak benim icin buyuk bir basari, bunu Ortakoy’e yazmaliyim sanirim, bu guzel bi fikir, kart atmaliyiiim…

Tuesday, November 4, 2008

buna da şükür tabii, çok daha beteri olabilirdi

(*)says:
buna da şükür tabii, çok daha beteri olabilirdi
(*) says:
o zaman diyosun aman hiç bişiyi takmamak lazım
(*) says:
allah daha beterini vermesi diyosun,
(*) says:
sonra biraz zaman geçiyo, yine başlıyosun aman şöyle oldu, yok (*) yapamıyorum b*k püsür diye söylenmeye
(*) says:
doğamız bu galiba
(*) says:
onun için insanın kendine hatırlatması gerekiyo arada, nerden nereye geldiğini

(ikimize de hatirlatma yaptim ne guzel di mi:)

Sakizlar, heryerde sakiz

Biliyorum bu Lozan ile ilgili yazdigim ilk yazi ama ne yapayim suanda aklima bi tek bu geliyor Lozan deyince, en buyuk hayal kirikligim oldugu icin olabilir. Kimseye de kiyamadim bunu soylemek icin. Onun icin de icimde kaldi, ben de dedim ki hepsine birden soyleyim de kurtulayim.

Cumartesi gunu sokaklara tezgahlar kurulmus, alisveris yapiyor herkes (ahh keske o kestanelerden alsaydim, cok pismaniim simdi) ve ben nasil olduysa yolda bi suru sey oldugu farkettim, sonra daha uzaklara baktim, bakakaldim, ne oldugunu bastan anlayamadim benek benek bi suru yuvarlak ama sonra farkettim ki, hepsi sakiiiiz. Iyyyy. Buyuk bir hayal kirikligi yasadim, hala da yasiyorum, nasil bu kadar pis olabilirler diye, ama nedeeeen.

Eminim siz de gorseniz sok olurdunuz, fotograf makinem olsa cekerdim sizin icin ama isteyeceginizi pek sanmiyorum. Biraz igrenc bi yazi oldu di mi !?

Saturday, November 1, 2008

Babaneme, Erdal Inonu ve Mustafa Kemal Ataturk'e

Buranin tadina varmak icin aklimda olan bazi seyleri yazmak istiyorum, sirayla. Oncelikle, debelenip durdugum ama sonunda boburlendigim, ovuldugum, tam bolum baskaninin bana Ph.D. unvani verecegi zaman muthis bir sekilde yerin dibine girdigim, yok olmak istedigim zamanlara olaylara neden olan tezim bitmistir. Tarih de atayim, 04 Eylul 2008.

Ve beklenen an;


My M.Sc. thesis goes tooooo Babaneme, Erdal Inonu ve Mustafa Kemal Ataturk'e.

Bu penceremde de kuslar varmis, beslemek ve beslememek arasinda gidip geliyorum ve kaloriferimi de hasta oldugum gun yaptilar, aman ne guzel.

yine 1 kasiim

Ne kadar da guzel bi tesaduf olmus bu boyle, internetin bir kaybolup bir belirirken artik baslasam diyordum, tarihe baktim ki, cok cok sevindim. belki siz de hatirlamak istersiniz, iste. Kasimin benim icin gercekten bir anlami var sanirim. Soyle bir sene de neler neler oldu diye dusununce kaybolup gidiyorum, kaybolup gitmemek mumkun degilmis, isin uzmani da oyle diyor.

Gecen kasim, hic tahmin etmedigim bi yerde yasamaya baslamistim, kuslar varmis, agaclar varmis. 3 ay kalmistim. Buyumeye yeni yeni baslamistim orada, ne kadar da hizli oluverdi hersey, bir kere tokezledim ve farkettim ki 3 ay destekle yasasam daha iyi olacak diye.
Simdi de oyle, yine hic tahmin etmedigim bir yer, yine buyuyorum daha buyuk adimlarla. Hava cok soguk, tanidiklarim yok, sadece aklima kazidiklari anilari var, hergun gectigim sokaklar yerini baska sokaklara birakiyor ve de eger gozlerimi kaparsam ve biraz zorlarsam Alpleri ve katedralleri de gorebiliyorum penceremden.

Iste yine bir Kasim.

Friday, August 1, 2008

Paragraf

Fikret Kizilok'un Demirbas sarkisini bilmeyen arkadaslarim varmis, iste link.

Ve hala kitap okumuyorum, yakinda ilisigimi kesecegim ve butun kitaplarima el koyacaklar, Pinar Beyaz reklamindaki ufaklik gibi mahsuscuktan aglamak istiyorum, uhuhuuu...

Agustos 1

Kendini bastan yarat ayi olsun mu, yeni giysiler, yeni umutlar, yeni hayaller, yeni gulucukler ve bi suru yeni daha... Guzel bi hafta oluyor diyesim geldi, aaa hafta bitmis, bitmis mi, bitmemis her an herseye acik olmam da yeni di mi, hadi o zaman yeni ay kutlu olsun.

Tuesday, July 29, 2008

Arap Kizi

Yagmur yagiyooor
Seller akiyooor
Arap kizi camdan bakiyooor

Belki hatirlarsiniz yagmur yaginca boyle bunu soylerdik, ben ozellikle bunu cok severdim, Arap kizi olarak kendimi gorur, oyle hosuma giderdi bu sarkiyi soylemek. Saclarimi soyle arkaya atarak bir hava ile Arap kizi ben'im derdim arkadaslarima. Sonra cingeneleri de cok severdim, onlardan biri olmak isterdim, cingene olmak demek sanki hep gobek atacakmisim, hep gulecekmisim, hep disarlarda dolasacakmisim gibi dusunurdum. Hala da arap kizini ve cingeneleri pek severim.

Sunday, July 27, 2008

rengarenk...

Iste benim emekli olduktan sonra zamanimi gecirmek istedigim nesneler; ilk uclu olarak igne, iplikler ve etamin kumasi, ikinci uclu olarak ise kucuk bir dikis makinasi, eski kumaslar ve karton kaliplar.
Cogu insan benim kanavice sevgime sasiriyormus -annemin sozu bu- bunca isin gucun arasinda diye, ama insan bunlarla ugrasirken oyle mutlu oluyor ki. Cunku hesapladigimizda 25 senelik hayatimda 19 senesi okulda gecti ve hangi ogrendigim seyi somut bir neseneye dondurebildim, neyi yarattim, neyi gelistirdim. Sunu da araya sikistirmak isterim ki okul oncesindeki yaraticiliklarim kanaviceden bile muthis dusuncelerdi. Neyse, kendi adima konusmam gerekirse okulda ogrendiklerim uygulamaya konulur seyler degil, master bitirdim, tezi yazdim ama simdilik kimseye faydasi yok, ustelik hayattaki amacim bu, ufacikta olsa yararim olsun dunyanin diger ucuna bile. Onun icindir ki ben de simdilik kanavice yapiyorum, en azindan cocuklarima belki onlarin cocuklarina kalir, mutlu olurlar diye. Hem renkli mi renkli hem de yaptikca bakasin geliyor, baktikca yapasin geliyor, elinde senin olurstudugun rengarenk bir sey var. Mesela resimde gordugunuzu havlu icin yapiyorum, cok kiymetli ve ben onunla elimi yuzumu silerken neler dusunecegimi, neleri hayal edecegimi az cok tahmin ediyorum.


Emeklilik deyince aklima geldi, Mine der ki, insan isini de hobi olarak gormeli, bana hakli gibi geliyor ama bunu yapabilecegim konusunda emin degilim.

(eski kumaslarla ise ne yaptigimi daha sonra yine resimlerle anlatirim)

...bazen...

dusunuyorum da acaba hayati arabesk yasadigimiz zamanlar ne kadar siklikta... sanki bu aralar kendi cevabimdan hic hosnut degilim, siz de bi dusunun bakalim...

Zaman

Hic basiniza geldi mi bilmiyorum, hani bazi zamanlar vardir bir seyi cok istersiniz, cok beklersiniz hatta tek sorun o'dur hayatinizda -ya da siz oyle gorursunuz- sonra o oluverir, pat diye, bu kadar kisa surede olunca sasar kalirsiniz, sevinmek, mutlu olmak istersiniz ama olmaz cunku sirasini bekleyen baska birsey patlak verir, bir bakarsiniz bu daha buyuk bir sorun, uzuntunun, acinin artik gogus kafesinizde somut olarak hissedildigi bir sorun, hicbir sey kalmaz geriye, ne sizi mutlu etmesini beklediginiz seyin kiymeti ne de yeni sorunun nasil cozulecegine dair umut. Hatta umut var mi ki diye dusunur olursunuz, umut da yoktur. Sadece zaman vardir, unutmak icin, acinin hafiflemesi icin. Yeni gorulen, farkedilen seyler bu kadar aci verir insana, kabul edilirse varliklari, inat edilmezse eger kendini kandirmaya zaman daha hizli gecer, di mi, umarim, lutfen.

Friday, July 25, 2008

tatilde her sabah sekizde ne yapilir??

tabiki de oncelikle uyku acma calismasi yapilir, ruyalar gozden gecirilir, guzelse bugun guzel gececek hissi sindirilir, eger kotuyse amaan ne ruyasi denir ve lensler takilir, pike ve yastik alinip televizyon karsisindaki koltuga yatilir ve Hatirla Sevgili'nin cikmasi beklenir :) Bu haftaicinde istisnasiz her sabah bunu yaptim, cok da guzel oldu, cok da iyi oldu. Cunkuuuu, ne zaman duydugumu bilmedigim, adini, sozlerini hicbir seyini hatirlamadigim, sadece o zamanlar muzigini cok sevdigimi hatirladigim bir sarkiya tekrar kavustum. Ama artik sadece muzik icin degil sozleri icin de bayilincak bir sarkiymis, bunu farkettim. Ve artik uc defa, bes defa istersem on defa tekrar tekrar dinleyip beni hem eglendiren hem de dusunduren sarkimi, siirimi buldum. Fikret Kizilok'u ayakta alkisliyorum ve rahmetle aniyorum. Dadaaaann...

Suleyman Hep Basbakan


Fikret Kizilok

iste 3 film...

Neden daha once izlememisim dedigim ilk film, American History X, sastim kaldim kendime, nasil bunu kacirmisim, neredeymisim o sirada, nelerle ugrasiyormusum, neyse. Bu filmle Meltem Gurle'nin derslerinde ogrendigim sey -icimde her turlu ayrimciliga karsi buyuk bir ofke, kizginlik, kirginlik, caresizlik karisimi duygunun oldugu- yine yeserdi. Bunlar hala var, biliyorum, nasil bizim ulkemizde de neye inanir olursa olsun, neyi savunur olursa olsun, fanatikler varsa, bu dusunceyi yasam nedeni haline getiren insanlar varsa heryerde var bu, ve biseyler yapilabilir mi, neden olmasin.

Diger iki film ise, Goya's Ghosts ve Atonement, bunlari da begendim. Gerci Goya's Ghosts'ta Natalie Portman ve Javier Bardem disinda baska birsey beni pek etkilemedi sanki.

Atonement ise senaryosu ile etkiledi beni, gecmisime soyle bir baktim acaba var mi yaptigim oyle bir sey diye, sanki buna benzer birsey buldum, cok daha ufak tabi ama sizinle paylasamayacagim, gercekten zormus boyle seyleri paylasmak, utanctan mi yoksa kendi kulaklarinla duymaktan cekindigin icin mi size birakiyorum.

(Donduuum!!

(bu sadece bir parantez yazisidir)
Tatilim bu kadarcikti, cok kisa oldu bu sefer, ama ilerisi icin yine ayni sekilde dinlenmek amacli tatil planlarim var tabi (ne de olsa, ben su anda "off, tezimi ne zaman yazsam, acaba hangi makale ile ugrassam, bugunu nasil gecirsem" diye dusunup hic bir isini bitiremeyen bir kizim. Ama kesin olarak yapmayi planladigim sey ise Emir beyin dedigi gibi bilogir ruhunu yakalamak ve buraya butun mutsuzluklarimi, sevinclerimi, kirginliklarimi hatta ve hatta uzman psikolojik danismanimdan ogrenmeye calistiklarimi yazacagim, buna hazir olun lutfeeen!!)

Saturday, July 19, 2008

tatil kitaplari, filmleri, dizileri...

Uzun zaman oldu kitap okumayali ama artik cooook uzun zamanim var, Baba ve Pic, 12 Mart olayi, Sili'de Gizlice, Edebiyat nedir... Okuyacagim hepsini valla :) Bir de butun sene boyunca izlerim deyip aldigim ve hic elimi suremedigim bir suru DVD, bunlari da izleyecegim valla :)
Denize gitmek hic istemiyorum zaten, annemin evinde, eski biblolari, halilari, tablolari, cocuk kitaplarini seyretmek, yarim kalmis defter arkalarini bakmak, eski kiyafetleri bulup cikartmak, nerede ne zaman giydigini dusunmek, iste bunlari istiyorum bu tatilde. Kitaplarimi, cdlerimi, etaminimi kucuk bir cantaya koydum, baska hicbir esyami almadim gidiyorum.

veni vidi vici

bu basliktan sonra daha ne yazabilirim ki bilemiyorum... yoruldum, herkes de benimle birlikte yoruldu, dua etmekten, beni dusunmekten, beni dinlemekten ve simdi biraz tatil diyorum herkes icin ve tabi en cok da bana, bencil olarak... tatil ama nasil bir tatil, denizli kumlu bir tatil istemiyorum sanirim, yapayalniz kitaplarim, filmlerim ve muziklerimle olan bir tatil, bir de etaminim...

Son soz olarak ise, eger Kasim'dan sonra yolunuz Isvicre'den gecerse Lozan'a ugrayin, bekleriz.

Thursday, July 10, 2008

Passiflora

likir likir icmeme sadece 4 gun kaldi, ve ben simdi kendimi test ediyorum, bende ne kadar etkili diye, umarim dusundugum gibidir, lutfeeeen...

Tuesday, July 8, 2008

thanks goes too...

gectigimiz haftayi tez, sunum, ortakoy, etiler, hisar derken buyuk bir kosturma ile gecirdim, son uc gunu her ne kadar yerimden kalkmayarak gecirdimse de o kadar yoruldum ki yatarken bile sandalyeden yatagima atlayarak gectim, peki bu arada benim yemek, kahve takviyemi kim yapti, tabi ki Semos sultan, ne ne kadar sut koysan acilmayacak kahvemi ne de seftalilerimi eksik birakti kendisi, tabi bir de benim camimdan iceri attigi kagitlarla ve tuvaline boyadiklarini onaylamak icin de surekli yanimda oldu :) kendisine de tesekkurlerimi iletiyorum ve buradan da soz veriyorum ki eger keyfim yerinde donersem J'adore alacagim belki bir de Italyanca sozluk :)

biraz eski tarihli bir fotograf ama buraya konulasi...

sevi'm

Size tanistirmak istedigim bir arkadasim var, kendisini kendimi bildim bileli taniyorum, manzarada bir bankta dizine yatarken buldum kendimi, adada bisiklet turu yaparken gogus kafesim dar geldi cigerlerime. Sorduklari zaman ben dort, o bes sene der arkadasligimiza, kimse bilmez ne, ne zaman, nasil basladi, herkesin biraz biraz cabasi vardir. En iyisinden arkadasimdir birlikte buyudugum, birlikte guldugum, uzuldugum, huzuruyla uyandigim. Can dostumdur, canimdir. Ama onun arkadasligimizdaki cabasi saygi duyulacak kadar coktur, beni buyuten abimdir. Ve ona bu guzel duygu icin tesekkur ediyorum, uc gundur sozlerini bilmeden mirildandigim bir sarkiyi da armagan ediyorum.

Zekai Tunca- Gulu Susuz Seni Asksiz Birakmam :)

Friday, July 4, 2008

TRIO ELS

Bi gece Mine elinde gittigi konserin programiyla odama geldi, o gunlerde kapisiyorduk, kim daha cok operaya, tiyatroya, konsere gidecek diye :) Hepsini okumus ve bana umut olsun, guc olsun diye de elinden birakmamis, sonra yine birlikte okuduk, benim icim kipir kipir oldu, belki diyordum tekrar kemanima devam ederim, hele su kotu gunler bir gecsin de. Simdi kotu gunlerin yavas yavas gectigini farkettim ve bu biyografileri tekrar okumak hayallerimi hatirlatacak gibi geldi bana.

Dikkat edilmesi gereken yer neresi peki, insan universitede ne okursa okusun, hatta kimya bile okusun :) hala keman, piyano calmaya ve saprona olmaya sansi varmis, super bi bilgiymis di mi :)

Thursday, July 3, 2008

i am afraid of...

Bugunlerde biri gelse ve anket yapsa ve sorsa en buyuk korkunuz ne diye, tek cumle ile hirsiz girmesi ve laptopumu calmasi derim. Ama gercekten en buyuk korkum bu. Tezim icin hadi bunu da yazayim, yarina unuturum derken, epey gec bir saate kadar ugrasiyorum bilgisayar basinda. E haliyle ben kaliyorum en sona, ben de isigi sondurdum mu, butun ev karanlik ve beni bir korku aliyor, bi yarim saat uyuyamiyorum, arada laptopun soguma seslerini 'tik' olarak duyuyorum, basimi kaldirip laptopuma bakiyorum, evi dinliyorum, sakinlestirmeye calisiyorum kendimi. Ama sanirim daha kesin bir cozum buldum, bu gece yatagimin altina koyacam laptopu.

Bu korkunun nereden geldigini dusunuyorum da, kucucukken birkac kere gordugum ruyadan dolayi sanirim, evde yabanci bir insani gormek, onun gerilimi, caresizligi, amaa o ruyalari hatirliyabiliyorum, offf :( acaba bu gece daha mi kotu gececek (icimi doktum diye bu korkudan kolay kolay kurtulamam di mi)

Wednesday, July 2, 2008

Yeni ay

Kutlamakta geciktim bu ay, ama dunku olaylardan sonra nasil kutlayabilirim, her gazeteyi, haber sayfasini okumakla gecirdim evde oldugum zamanlari, merak ediyorum, endise ediyorum... Ama yine de Temmuz ayi ve Mustafa Balbay kutlanabilir.

Monday, June 30, 2008

Dis Perisi

Bunyem sonunda tezimle ugrasmayi kabul etti, yedek Nescafe Gold'um, kiyafetlerden arinmis makalelerle dolmayi bekleyen sandalyelerim ve gercek amaci icin calacak olan 'Cimen' albumum, hepsi hazir ve nazir... Ben de kendimi nihayet hazirladim, butun haftasonunu bunun icin harcasam da. Tabii bir de dis perimi unutmamam lazim, merak edenlere iste benim tez'im...

Monday, June 23, 2008

ya spor yapmak

ya alisveris

mat-e-matik

Su 2 haftada hayatima ne kadar da cok sayi girdi, yoruldum, yoruluyorum ama yorulmamak gerek. once 14-16 ikilisi, sonra 195, 211, 251, 202'ler.... sonra 8 ve hemen ardindan 1. sonra da 14-17 ikilisi ve 23. sonra 15.07, 30.07 ve 07.09... 1.250'nin yavas yavas 0'a gidisini gormek, sonra 2x2nin az gelmesi. 1 kere ortakoyde olmak. hepsi de ayni cins degiller ne yazik ki, bazilari ytl, saat, gun, euro, ay.... ve asagidaki sayilarla ugrasmanin zorlugunu hic saymiyorum bileee....

Wednesday, June 18, 2008

Sahiiii....

Hani, son finalim demistim ya, onun sonunu merak edenler, alabilecegim en yuksek notu aldim, bu dersten hak etmedigimi biliyorum, buyuk bir haksizlik oldugunu da goruyorum, ozellikle de kardesimin iyi bekledigi her dersten bir not asagi aldigini gordukten sonra. Ammaa dusunuyorum da, bu not benim, notlandirilmayan calismalarimin da notudur (nasil ama :), iste boylece kendi vicdanimi rahatlatmis oluyorum, acaba hocaninki nasil rahatliyor :)

yaz sezonu

Sanirim, Istanbul Film Festivalinden beri sinemaya gitmedim, tiyatro desen sezon zaten kapanmisti, guzel sergiler de yok sanirim, ya da ben sicaktan ve kendimle ugrasmaktan pek birseyi takip edemez oldum. Ama tiyatrodan eminim, en azindan devlet ve sehir tiyatrolarindan, benim butcemin ve zamanim uygun olduklarindan. Peki guzel zaman gecirilebilecek aktiviteler, soyle iyi ki geldik diyecegimiz, mesela serin, eglenceli bir ortamda muzik dinleyecegimiz (offf, bu arada muzik demisken, aklima hep Cimen'in anlattigi, mezunlar gunundeki muhtesem korolar geliyor, cok uzgunum yetisemedigime, acaba telafisi mumkun degil mi), hos sohbet edilecek bir mekan. Tekne ?? nasil bi fikir, guzel bir yemek, guzel muzikler, sevdim bu fikri ama cikar mi boyle bir firsat...
Kimse endiselenmesin, silkindim ve kendimi uyandirdim, ben en iyisi sunumuma devam edeyim, sevgiler, saygilar, bu sicak gunlerde sikayetsiz, hos zamanlar diliyorum herkese...

heyecan

Bir anda tatil planlarimiz degisti, uzun ve kisa mesafeli bir tatil dusunurken kisa ve uzun mesafeli bir tatil planini oluverdi birden. Duruma tatil olarak mi bakmak gerek yoksa yine ciddiyeti elden birakmadan donus yolculugunda mi icinde kipirdayan butun kuslari, kelebekleri, ugur boceklerini serbest birakmak gerek bilemiyorum. Ama sanirim kuslarimin kanatlari kirilmasin diye, kendimi simartmayi ertelemeliyim... Saglamci bir kisilik, ben boyle miydim, yuzumdeki ilk kirisiklik belki de budur :)

Durgunluk

bugunler de bakiyorum da herkesin bloguna da en son yazi 2-3 gun oncesinin tarihinde yazilmis, nedir boyle, herkeste mi bir gecis donemi, kafa karisikligi vardir anlayamadim, ben de buna inat bir ses vereyim dedim, bakalim yankilari nasil olacak

Friday, June 13, 2008

bir final daha-belki son

Bir hafta boyunca hep aklimda olan, hep calismayi planladigim ama son gun bile calismak icin toplanan kalabaliga yetisemeyip calismamak nasil bir duygu?? Soyle diyim, basta bir rahatlama, sonra biraz sorulari zor soran kisiye kizginlik ve simdi de pismanlik, cok onemli bir pismanlik olmasa da hayata donuyorum sanirim. Iste onun icin belki son finalim diyorum, ama hakkaten son :)

Thursday, June 12, 2008

Bugun, yani 12 haziran 2008

Bugunu yazmam gerek, bir yere not etmem, onu hatirlamam gerek, ama neden oldugunu soyleyemiyorum, simdilik soyleyemiyorum ama iyi birsey bunu bilin yeter. Bu anlasilmaz yazidan sonra sanirim bir daha bu gunu unutamam di mi...

Wednesday, June 11, 2008

ve Mine...

1 aydir Mine'yi gormemistim, o pencereden bakamamistim, yemeklerinden yiyememistim, karisik kitapligindaki kitaplara hizlica goz gezdirememistim, ne kadar da ozlemisim megersem. Ne de olsa 3 ay yasadik birlikte, onun o hos sohbetleri, hikayeleri, anilari -hem de taaa Ataturk donemine uzanan- bana guc vermesi... bunlar burada yazilmamali cunku bunlar icin apayri bir yer ve zaman gerekiyor. Ama sunu soylemem gerekiyor ki, yine bana o guzelim hikayelerinden bir tanesini anlatti, ilk farmakoloji professorlerinden birinin akademik kariyerdeki hic akla gelmeyecek suclanmalarini. "Azmin elinden hicbir sey kurtulamaz" diye diye yurtdisindaki bir arkadasinin telefon numarasini buldu, aradi ve herseyi ayarladi. Esas ozledigim sey ise son dakika evden cikarken onume muthis bir tepside aksam yemegi koymasi (baklagilli enginar). Iste en kisa olarak, bunun icindir ki 3 aydan sonra ben ve 5 kilom surekli Mine'ye gitme ihtiyaci hisseder olduk :) Saka bir yana, onun benim hayatimdaki yeri bambaska aramizda 35 yil fark olsa da...

Saturday, June 7, 2008

form derken

Tipki eski gunlerdeki gibi ben ve Semos yine kac magaza yapabilme kapasitemizi olctuk. Kesinlikle cok azimliydik cunku limitlerimizi bitirip tekrar yatirmak zorunda kaldik eger bankayi da magazadan sayarsak sanirim 16 oluyor :) Kesinlikle formumuzdan hicbir sey kaybetmemisiz ustelik kucuk bir Istanbul turu yapip yorulmus olsak bile. Tabi bunca cabanin ardindan insanin guzel elbiseleri, ayakkabisi, kupeleri olmasi gayet dogal...

Friday, June 6, 2008

"neler oluyor hayatta...

...bir de su ruya gercek olsa" diye gunlerimi gecirirken, kabullenmistim gercek olmayacaklarini, madem oyle deyip aklimdaki yolu silmis ve ayni amac icin biraz daha zikzakli bir yol cizmistim. Ama peki simdi ne oldu, ne degisti ben farketmeden de yeni ve eski yollarda yavas yavas ilerlerken buluyorum kendimi, peki ne yapmali simdi??

Thursday, June 5, 2008

Islamiyet'in 3 baskenti

Belki aramizda hep aklinda olup sergi bittigini fark edenler varsa uzulmesinler, ben birini biliyorum mesela :) iste ben elimde olan dokumanla karsinizdayim. Yaklasik 3.5 ay kadar sergilenen bu koleksiyona ben de sondan 2. gunu gidebildim ama sunu soyleyim ki Sabanci Muzesinin bu hali bana garip geldi. Sessiz, sadece arada bir hizlica gecip giden okul gruplarinin sesleri vardi. Cunku daha oncesinde belki hatirlarsiniz Picasso ve Rodin'i muthis bir kalabalikla gormustum, sanirim o kalabalik halini daha cok seviyormusum.

Sakip Sabanci Muzesi der ki "Louvre Muzesi’nin en onemli koleksiyonlarindan Islam Sanatlari Bolumu’nde toplanmis ve korunmus olan hazineler arasinda Osmanlilara (1299-1923), Iran’da 16. yuzyil baslarinda kurulmus olan Safavi Devleti’ne (1501-1722) ve yine ayni donemde Hindistan’da hukum surmus Baburi Hanedani’na (1526-1858) ait cesitli sanat eserlerinden olusan sergi, Louvre Muzesi’nin isbirliginde ve Les Arts Décoratifs’in katkilariyla düzenlendi."

Uc ana baslikta toplanan sergiden ilk kisma ait duzgun olarak elde ettigim fotograflar;
dedigim gibi bunu disinda belki daha muthis denebilecek halilar vardi ki onlarin isciligini fotografta hissetmek bence cok mumkun degil.
Ve ikinci kisim Isfahan;


Son olarak da ucuncu kisim Delhi;


Hatirlatma daha ilgi cekecek sanirim cunku, cunku 19 Eylul'de Salvador Dali sergisi baslayacak. Hatirlayanlar hatirlamayanlar hatirlatsin lutfen :)

Tuesday, June 3, 2008

bir kiz

video
Bebekten guneye cikarken, bir kiz sevincten mi yoksa simarikliktan mi bilemem havalara sicriyor, zipladigi yukseklik onu tatmin etmeyince etrafini kontrol ettikten sonra bir daha deniyor, basariyor mu bilmem ama cok eglendigi kesin, fotografcisina da sevgiler gondermek gerek...

Monday, June 2, 2008

Insanlarin birbirine "yeni ay'in ugur getirsin" demesi neden onemli??

Cunku birden bire en buyuk 'umut'unuz, 'gercek' olabilir, 4 aydan beri neden yapmamisim ki acaba? Bu arada bu aliskanligi Mine'den ogrendigimi soylemeden gecemeyecegim, tabi ki hafta versiyonu da vardir. Ve Mine, pazartesi sabahlari kahvalti soframizin ilk cumlesi olurarak 'yeni haftan ugur getirsin' derdi. Onu oyle cok ozluyorum ki.

Sunday, June 1, 2008

Haziran 1

Bugun cok guzel bir gun gecirdim, canim arkadasim, yoldasimla. Pazar sabahi olmasina ragmen sabah erken kalktik (birbirimizi kaldirdik) banyolarimizi yaptik ve guzel gune merhaba dedik, sonra yeni umutlar icin guzel bir kahvalti yapalim dedik. Oyle guzel bir kahvalti oldu ki, hem en az 5 saat birsey yiyemeyecegimi fark ettim, hem caylarimizla yeni ay'in gelisini kutladik, hem super bir gelecek plani yaptik (benim icin sanirim 3 kere falan tekrarlamisizdir). Yeni kararlardan bazilari ise soyle; spor yapilacak, (evden mezura getirdigim icin oculduk ve 2 hafta sonra tekrar oculmek uzere vedalastik), Ortakoy'e gidelecek, Ankara'dan simdilik vazgecildi, onun parasi ile kisa bir tatil (eger hak edersek), ve tezlerle ilgili olarak herkesin yapmasi gerekenler.
Hem uygulamaya gectik, calistik ve sahada kostuk. Eve geldigimde cok mutluydum, aklimi fazla dagitmadan yatmaya karar verdim, fark ettim de yanmisim tabi ki yine ilk once ellerim, yine cingene eli olmus, cok sevindim geri donduklerine :)

Friday, May 30, 2008

LBL

Dun hayatimdaki en kotu sunumu yaptim, ne soyledigimi bilemeden anlayamadan bitti, ben bile anlayamamisken insanlarin nasil anlamasini beklerim ki. Bittiginde ise ne bir pismanlik ne bir uzuntu vardi icimde bu olayin getirdigi. Dusundum de, icim o kadar karanlik ki, diger sorunlar ayy bu sorun bile degil, biz bunu yanimizda istemeyiz diye disladilar sanirim. Ama belki de ise yaracak birsey de ogrendim gunun sonunda hala umut vardi ve Ortakoy insanlara iyi gelebiliyormus, bunu denesem iyi olacak...

Wednesday, May 28, 2008

Yildirim Bolge Kadinlar Kogusu

Sevgi Soysal'in 12 Mart doneminin acimasizligini, gitgide artan baskilarini, kadin olarak bile nasil "tutuklu-er" olundugunu anlattigi bir kitap. Kitaptan kucuk bir bolum;
Cezaevindekiler artik tutuklu-er sayildiklari icin, as-ust iliskisi de dogal olarak en ust seviyede. Kogus ikide bir teftisleniyor ve hazrol'lara her yerde yakalanabiliyorsunuz. Ve binbasi bitip tukenmez sorulariyla basliyor.
Her gun yemek yenilen masayi gostererek,
-Bu ne?
-Bu masadir komutanim.
Askeriyenin verdigi ekmeklerin durdugu dolabi gostererek,
-Bu ne?
-Bu dolaptir komutanim.
Masanin ustunde gorusculerin getirdigi cicekleri gostererek,
-Bunlar ne?
-Bunlar cicek komutanim.
-Bunlar nicin burda duruyorlar?
-Bunlar cicek olarak burda duruyorlar komutanim.
-Bunlar ne?
-Bunlar resim komutanim.
Bu tur sorular bitip tukenmeden devam ediyor. Taa ki,
-Bu ranzalar neye gore boyle duruyor?
-Bu ranzalar ranzadir komutanim.
-Hmmm. Olmadi... Olmadi...
Eger konusma bu "olmadi"lara gelirse bilin ki uzun bir nutuk bekliyor herkesi hem de hazrolda.
-Sema yapilsin, ranzalar icin sema, yemek yerken masa oturusu icin sema, karavanayi alirken sema, havalandirmaya cikarken sema, bavullarin ustune kime ait olduklari etiketlenecek, ranzalara isimler yapistirilacak.......
O boyle ne kadar konustu, ne kadar soylediklerini tekrarladi, konusmasini ne kadar gereksiz uzatti kimbilir ama herkesin kaskasti hazrol durusundan uyanmasi Tulin'in yere yigilivermesiyle oldu, bir anda kosusturmaca basladi ve binbasi son sorusunu sorarak hic birsey olmamis gibi cikip gitti.
-Nedir bu?
-Bu bayilmis bir tutukludur.

Monday, May 26, 2008

"vidalamaciii..."

Otobus hikayelerimin tumunu yaninda sifir birakacak bir olay yasadim 59 RS otobusunde. Olayin bas rolunde yesil otobuslerdeki 1.5 kisilik koltukta oturan gozluklu, 55-60 yaslarinda bir kadin ve yardimci roller olarak da karsisinda oturmus, islerinden cikmis orta halli iki kadin ve bizler de figuran rolundeydik sanki gozluklu teyzenin istemesiyle cunku yuzsuzlugu iyice abartmis bir sekilde gozumuzu kirpmadan onun bir hareketini bile kacirmadan dinledik. Birbirlerini tanimadiklarini anlamistik anlamasina ama ben gozluklu teyzenin sorularindan dolayi 2-3 kere supheye dustum, hic bu kadar hizli soru soran ve 5 dakika once ogrendigi bilgilerler birlikte yorum yapip kadini bile sasirtan birini gormedim, o kadar seri bir bicimde karsisinda oturan kadini tepesindeki isigin golgesinde sorguladi ki ben hayretler icersinde kaldim. Inmemize dogru 3 oglunun evliliklerini, islerini, gelinlerinin islerini sorguluyordu. Sira ortanca oglundaydi, gozluklu kadin artik iyice samimi, one dogru egilmis bir sekilde "o ne is yapiyor, gecimini sagliyor mu bari" diye sordu, kadin da "Onun isi daha iyi, pimapenler var ya, onlara vida takiyor, onlari monte ediyor" dedi ve bizim gozluklu teyze, arkasina yaslanarak "heee, vidalamacii, vidalamaci, tamam" dedi. Bu noktadan sonra sadece durakta apar topar indigimi hatiliyorum. Cok dusunduk ama ne yazik ki, ona hangi meslegi yakistiracagimiz konusunda bir karar veremedik, is hayatina vidalamaci diye bir meslek katmayi basardigindan olsa gerek...

Sunday, May 25, 2008

Hic Uykum Yok...

Kovalamayin beni yataga
Hic uykum yok
Daha lafiniza karisacagim
Ortaligi dagitacagim
Televizyonu kapatacagim
Aycicegi resmi yapacagim daha
Bas parmagima siir okuyacagim
Islik calacagim
Daha cok isim var
Gecenizi karartacagim
Kutahya vazonuzu kiracagim
Vakitsiz yatirmayin beni
Daha cok erken

Can Yucel

7 Mayis 2005 C.tesi, ciddi yuzlu bir cocuk tarafindan mutlu edilmisim.

Thursday, May 22, 2008

Narnia Gunlukleri 1

Uzun zamandan beri ilk ogrencim, Doruk. Yaklasik 6 aydir birlikteyiz, 11 yasinda, cin gibi bir cocuk. Bazi dersler psikolojik savas veriyoruz, galip bazen o bazen ben oluyorum amayine de cocuklugumun, olacak cocugumun hayata bakisini hissetmemi sagliyor. Gecenlerde gecmis bir dogumgunu hediyesi olarak, kitap aldim, cocuk kitaplari reyonuna bakmayali ne kadar da uzun zaman olmus, ne kadar da degismis oralari, tanidigim birkac kitaba ozlemle baktim. Neyse kitabi hediye paketi de yaptirdim, derse baslamadan verdim, acmak da biraz zorlaninca 'adi ne' diye sordu, icimden ah bir bilsem, bir hatirlasam diye gecirdim sonra da hem belli etmemek hem de bugunku savasta bir sayi almak icin 'aaa, ac da bak bakalim' dedim. Evirdi, cevirdi, begendi mi anlayamadim, belli etmesini de beklemiyordum zaten. Ama bir sonraki derste de benim yuzume bakmadan, sorularini cozerken de kitabin tam yasina gore oldugunu, serisini tamamlayacagini, cok akici oldugunu da soylemesini beklemiyordum, farkettim de herseyi acik acik soylemek gerekmezmis ki, iste anlastik, bu kadar basit.

"."

Hayatimda yanlis giden birseyler var, ama degistirmek istedigim, olmamasini istedigim bir suru sey var ama ben bunu kastetmemistim ki

 
design by suckmylolly.com