Showing posts with label sinema. Show all posts
Showing posts with label sinema. Show all posts

Wednesday, May 2, 2012

train de vie



hani izlemediyseniz, bi gun olur da biseylere caniniz sikilmisdir, iste o zaman izleyin derim ben.

ana konu, naziler zamaninda yahudiler, ama merak etmeyin sonu kotu bitmiyor, bitmis olsa da, gozunuzu kapayin ve muziklerini dinleyin, o da yeter.

Friday, September 23, 2011

bir zamanlar anadolu'da

gecen hafta gelmisti, carsambalari degisiyor sinema programlari burada. biz de belki fazla gosterilmez, ne olur ne olmaz diye geldigimiz gibi gittik.

konusunu tabi ki bilmiyorduk, hadi kac diyalog olacak tahmin edelim diye dalga gecmiyor degildik ama her turlu sasirtti film.

pek degisik, pek ilginc, birine anlatmaya kalksan karsindaki sana dehset icinde bakar, hatta kendi duyduklarindan sen bile urperirsin ama izlettiriyor iste insana, kabul ettiriyor onlarin da hayatin bi parcasi oldugunu, cok sik konusulmasa da yasandigi.

film uzun da bi de, hem de ara yok, turkce oldugundan mi bilmem saate sadece bi kere baktim! uc gun gecti gozumde hala adamin catilar arasindan yurumesi, koydeki ruzgar, elmanin dususu, araba farlari, virajli yollar, son sahne.

senaryosunun disinda ise adama helal olsun dedirtiyor, o goruntu, o isik, o aci, en ilgisiz insanin bile bence yuregini bi hoplatir. adam gercekten aklini cok iyi kullaniyor diyorsun hatta kiyisindan kosesinden ortak biseyler bulup nasiplenmeye bile calisiyorsun iste, kendi aklinla.

ouchy, agustos 2011

Sunday, February 27, 2011

king's speech

gitmeden once : guzel filmmis, izlemek gerek.
gittikten sonra : guzel filmmis, izlemek gerek.

gittim ben, elimde koca bi misir kutusuyla, ilk once onlari bitirdim, tek basima hem de. sonra atkimi boynuma doladim. gozumu actim, montumu ustume orttum. gozumu actim, hadi evde devam edersin fikrinin koluna girip eve geldim.

siz gidin ama uyumazsiniz, o benim paniklerimden uzaklastim diye rahatlamamdan oturu, bi de tabi, spor, sabah 5te kalkmalarindan oturu. okulda surekli kosturma halinde olmami da unutmayayim. siz gidin. guzel diyorlar.


black swan'a kesin gidin ama. kesin gidin. kim ne derse de kulaklarinizi tikayin. merak etmeyin ruyaniza girecek bisey yok, bana bunu dediler, gidin gelin, bi kere de siz gulun bunu diyenlere.

bi de the way back var, o da guzeldi hani, fena degildi. gerci adamlar acliktan susuzluktan oluyorlardi (!) ama nedense hic zayiflamadilar.

prensesin uykusunu da yeni izledim ben. guzeldi be. hani begenmeyenler var ya, arada bi cikan hayal dunyasina takilmis olabilirler diye dusunuyorum. ulak'ta onun katbekati vardi bi kere. biz onu da sevmistik ki cagan irmak'in kendini anlatmaya calisini daha cok sevmis olabiliriz.

av mevsimi, sener sen'i gormek guzel bi duygu bi kere. oyle aksam sofrasi basinda sener sen. aksam cayiyla sener sen. bi de yalanci iskembe corbasiyla izlemisligim var, ben gencken, o gencken. evimden binlerce kilometre uzakta.


haftasonu guzelleri

Friday, November 19, 2010

yuzumu ben bikana kadar opsene

her yerim agriyor, spor bu ara yalan oldu, bobreklerimi usutmusum sanirim, iki gece oldu, yine midem, cigerlerim, bobreklerim sancilar icinde, nefes bile zor aliyorum, sicak su siseleriyle biraz iyi oluyorum ama hep bi usume halindeyim. daha kis da baslamamisti halbuki. bunda yediklerimin de buyuk etkisi var, az yersem daha az aci cekerim bugunlerdeki sozum.

listemi de yaptim, bakalim ilk once hangisini gerceklestirecem. bi de avrupa kitabi aldik, esek olusu gibi bisey. cocuk da bi filmde barcelona’da gecen bi erasmus macerasi izlemis, ilk hedef barcelona’ymis, daha cok film bulmam gerek, gitmek istedigim sehirlerle ilgili.

gecen carsambadan beri ucuncu filme gittik dun aksam, red. geriye donuk, les petits mouchoirs ve date limite. hepsi fransizca, hicbirinde de altyazi yok. anladik mi, eglenecek kadar. anlamadigimiz yerler hayal gucumuze kaldi, daha da cok eglendik diyebiliriz. cumleler secebiliyorum artik, secebildigim kadar tekrar bile edebiliyorum, bu da demek oluyor ki aklimda kelime kelime yazabiliyorum. boyle giderse, hadi hayirlisi.

cuma gibi hissetsem kutlayacam ama cuma’lik bi his yok ne yazik ki. ama yarin cok guzel bi gun onu biliyorum.

 lozan, kasim 2009

Tuesday, July 20, 2010

dunya kadar

film izlemisiz, gecen iki haftada. ilk hafta benim icin pek verimli diyemeyecegim cunku bi baktim da hemen hemen hepsinde sizmisim.

ikinci hafta ise su dingin olma isine bi ara verdigimiz icin dunya kadar izlenilen filmler.



toy story3'le baslamak gerek tabi, pek guzeldi peek. sonra yatma sirasinda zamanin nasil gectigini anlamamak icin eclipse, muthis gorseller vardi, bilmem neydi diye yorumlar yapmayacagim, cunku yapamam ama bella denilen yuzunde hep bi saf, salak ifadesi ve dusunmesi-sasirmasi icin illa ki agzini bi parmak acmasi gerektigine inanan kadin icin dusuncelerimi az cok tahmin edebilirsiniz sanirim.

turk filmi izledik pek cok bi de, bornova bornova mesela, bu da guzeldi, ne cok hayattan kesitler vermeye basladi filmler, hosuma gitmiyor da degil. 11'e 10 kala ve bes sehir de pek guzel filmlerdi. bi de yuregine sor filmi var, basitce bi konusu var, zaten cok da sikmadan bitiveriyor film ama o karadeniz manzaralari bi harika. bi de busra diye bi film var, o da yorumsuz ama icindeki duygulari biraz daha netlestirmek icin sanki bi neden.

bi de oylecene izlenilmis filmler var, ben isime bakarim, onlar oynasin dursun mantigiyla. the rebound. yasli kadin, genc adam, ne tahmin ederseniz, o. tooth fairy. hayalleri yikan bi adam, filmin sonunda nasil biri olur cikar sizce. nord. bol karli, sahne sahne bi film, ayrica kar koru olunca ne yapilmasi gerekir gibi pratik bilgileri de var, digerlerine gore daha izlenilesi. runaway jury. sorular sorabilecegin, kendince cevap verip beklemedigin bi sonla biten filmlerdendi. ben sorularimi sordum, sizdigim icin de cevaplarini sabaha aldim.

Friday, June 4, 2010

bikac film

kendini olum doktoru olarak tanitan bir adam. degisik mekanizmalar yaparak insanlarin kendi kararlariyla olmesine yardim ediyor. mesela zehirli bir gazin hortumunu hastanin kendisinin bilinciyle acmasina yardim ediyor ve o kisi aci, agri duymadan oluyor. ve bunun tabi mahkeme aciklamalari, insanlarin protestolari da isin icine girince degisik bir film olmus, karar veremiyor insan neyin dogru olduguna.
irak'ta savasan amerikan askerinin amerikali ust duzey gorevlilerin insanlara soyledigi yalanlari kesfetmesi. toplu imha kimya silahlari arayan askerler hicbir sey bulamaz ve istihbarattan suphelenirler, buradan baslayarak sasilacak derece carptirilmis bilgileri ogrenir. guzel, heyecanli bir filmdi.

ejderhani nasil egitirsin. sevimli bi cizgi film, oyle kahkahalarla gulup eglendik diyemeyecegim ama sikilmadan izledik ve zaman gecirip pisman olmadik. film konusunda dara duserseniz bi sans verin derim ben.

yazı tura. o kadar oduller aldi bu film, cok da iyi hatirliyorum ses getirdigi zamanlari ama neden gidemedigimi hatirlamiyorum, gecenlerde izledik, etkilendik, uzulduk, begendik. iyi ki izlemisiz diyorum.

new york, i love you. bu film de kucuk kucuk hikayelerden olusuyor ve her hikayenin yonetmeni de farkli. cok yuksek bi puan alamamis olsa da ben sevmistim bu filmi, renkli, kipir kipir gelmisti bana. bulursaniz izleyin bence.

Wednesday, April 14, 2010

shutter island


bilgisayar basinda bir gorkem bir cocuk, ellerinde birer dondurma kabi, cocugundakinde peynir, gorkem’inkinde cilekli dondurma. 

ne oluyor ne oluyor diye sayiklanmalar. 

Saturday, January 2, 2010

avatar 3d, ne diyim sana?

eger 2saat45dakkalik filmi hic ara vermeden, nece konustuklarini bilmedigimiz kisimlarda fransizca ve almanca altyazisina ingilizce eklenilmeden, odaklama sorunu da yasamissam ne diyebilirim ki. sadece suanda basim donuyor, midem bulaniyor, dislerim de agrimaya basladi aman ne guzel. ama film baslamadan onceki alice'in dunyasindaki kedi ne de guzeldi.

Thursday, August 20, 2009

cene

bugun cok cene calasim var blog. aslinda bahsedecegim bi konu da yok. gayet siradan. mesela dun aksam the bucket list’i izledik, semosa ozel alinan pringles ve biralarla. guven israrla izledigimizi hatta bizde bu filmin oldugunu soyleyip dursa da ben bir karesini bile hatirlamadim. ya izleyip de hatirlamiyorsam ne kotu di mi, daha b vitamin almaya baslamadim. ama ya guven benle izledigini dusunup baskasiyla izlemisse onun artik hangi vitaminleri almasi gerekiyor bilemedim.

tabi ki camasir gecemizdi, filme dalmisiz unutmusuz. gecen haftadan daha iyi ama, bi makine bile yikamamistik, unutmustuk tamamiyle. aksaklik olsa da gece 12ye kadar bitirdik, katlayip yerlestirdik bile.

hava da cok sicak di mi.

ama iste bu geceyi seviyorum en cok, toplanti oluyor, sen zaten hocadan bisey ogrenemiyorsun, toplantiya hazirlanana kadar gecen zamanda kendi kendine goruyorsun neyi yanlis yapmisim neyi yapayim diye. sonra gidip anlatiyorsun, bik bik bik. adam da oldu o zaman, if you believe in your ideas, it will work, diyor ve seni sepetliyor. hepsi hepsi bu. iste bunu atlattiktan sonraki gun ve gece muthis, cunku onunde henuz gelecek toplanti planlari yok, ve son 3 gundur 3 hafta calismadigin kadar calismissindir.

iste benim toplanti ertesi gunum bugun ve cok cene calasim var.

Monday, August 10, 2009

the beatles

dun izledik, across the universe, kendisi muzikal tarzinda ve bittikten sonra 1 gun -belki de daha fazla gun- boyunca beyninde sarkilarinin tekrar tekrar calmasini saglayan bi film.

sizin icin de sectiklerim, ama cok kararsiz kaldim, gerisini de serpistiririm diye dusunuyorum, zira hepsini pek begendim, hatirladim, hatirlamak guzel sey.


 
design by suckmylolly.com