Showing posts with label siir. Show all posts
Showing posts with label siir. Show all posts

Tuesday, November 13, 2012

yasadiklarimdan ogrendigim bir sey var


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

Ataol Behramoglu

Tuesday, November 22, 2011

360 derece


dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor
yarısı sen oluyorsun, yarısı ben.
sonra ikimiz bir bütün oluyoruz.
kimseye sezdirmeden.
ö.a.

Friday, November 18, 2011

yani yurekte

turkiye'ye gidince yasam, yasamak ne kadar da dolu dolu iyisiyle kotusuyle.

mesela 100km'lik yolu 4 saatte alabiliyorsun, sonra da pekala diyebiliyorsun ki galiba biz askimizi, bu istanbul trafiginde boyle buyutmusuz diye. canin sikiliyor, icine fenaliklar giriyor ama bu isin bi sonunun oldugunu bilmekte bizi boyle gamsiz yapiyor. yoksa istanbul'u ben uzaktan sevmeyi tercih ederim.

mesela esin afsar'in vefat ettigini de parmaklarimizda gercek gazete murekkebiyle ogrenebiliyorsun, sonra nasil, nerede duydugunu, esin afsar deyince aklina ne geliyor diye sohbet edip anabiliyorsun. dilin dondugunce bu sarkiyi da soyleyebiliyorsun, zaten onemli olan sey "yurekte"


Tuesday, November 1, 2011

oyle bisey olsun ki...

Kagittan bir gemi yaptım küçücük
Ya 5 öpücük sigar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardesim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Dogru havuza
Sen misin
Dogru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.

Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok sükür..

bedri rahmi eyupoglu

Wednesday, March 23, 2011

yine

yalnızlığın kadarsın
yalnızlığın mis kokmalı
yalnızlık dediğin büyük bir zindan
dünyanın en kalabalık zindanı
dinden imandan çıkarır
ama öyle bir adam eder ki insanı

bedri rahmi eyüboğlu

Monday, March 21, 2011

dun sabaha karsi

dün sabaha karşı, kendimle konuştum.
ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
yokuşun başında bir düşman vardı,
onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum…
öa.

hourtin, eylul 2010

Wednesday, October 13, 2010

carsamba

sabahin korunde okula gelmek pek guzelmis, tabi eger saat on gibi bi saatte yatiyorsam ve benim icin gelmiyorsak.

dun aksam cok guzel bi ornege basladim, yastik olacak, ama umarim ben yapmayacagim, belki de cerceve bakalim, sahibinin yuz ifadesinden sonra belli olacak. cunku yastik yapma kismindan pek umudum yok, aslinda annem hep der, gozunu karart ve kes kumasi diye ama nedense daha oralarda degilim, acaba dunya kadar guzel kumas aldigim ve kiyamadigim icin mi bilemiyorum. bakalim yavas yavas.

bugunun planini yapmadim daha kotu bisey mi, savrulma ihtimalim yuksek demek ki su kahve bitmeden onu da yapmali. kahve demisken de blog blog parmak uclarimin icten ice yandiklarini, buyuk ihtimal kimyasallardan oldugunu dusunuyorken ve kahve suyumu hazirliyorken parmaklarimin ustunu de isiticiya yapistirip butun elimin yaniklar icinde kalmasi pek bi cik cik yaptirdi bana.


Vera’ya 

Gelsene dedi bana, 
Kalsana dedi bana, 
Gülsene dedi bana, 
Ölsene dedi bana, 
Geldim, 
Kaldım, 
Güldüm, 
Öldüm.

Saturday, October 2, 2010

esref saati

nedir bu icimde kopusan sevinc
olecek miyim ne
can yucel


eylul 2010, hourtin

Monday, July 19, 2010

hep yanimda

5 ay oldu gormedim semos'u, o kadar cok ki icimdeki ozlem, kamerali konusmadan fellik fellik kacar oldum, telefon bana hep daha yakinmis gibi gelir zaten.
iste bu kiz, ablasinin tam yaninda, gelin ayakkabisi almak icin ayaklariyla, kina kiyafeti diktirmek icin daha ince kalcalariyla, planlariyla, fikirleriyle, guzel sozleriyle. hep yanimda hep.

sabah gelen bi zarfla canumi yanimda, beni alip antalya'ya goturmesiyle beni, kucaklayip hayallerin ustune birakivermesi, kendime disardan bakip mutlu bi kiz gormem, canuminin o kizi gormesi. hep yanimda hep.

Değişik
Başka türlü bir şey benim istediğim:
Ne ağaca benzer, ne de buluta.
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz,
Havası ayrı hava..

Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığından uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince
Dalın yüksekliğince rüzgarda ve bir yeni ömür
Vardığın çimen yeşilliğince
Nerde gördüklerim?
Nerde o beklediğim
Rengi başka
Tadı başka..
Can Yücel

sabah sabah gulduren iste o, BBH. cin cin laflar yapistirir sana, sen de ona, gulersin kis kis, hem okurken hem de yazarken. iyi gelir iste, kendine yap dermis gibi, ya da yapamadiklarini sen yapmalisin der gibi. seviyorum bunu. duymadim ki kimseden, semos'a soyleyen benden baska. o da yanimda hep, sormadan istemeden, oylecene.

bi findik kurdu yesocan, gonderdigi paket nelere nelere yol acti anlatilmaz, ancak mektupla yazilir, hem de kopyasi yapilacak kadar onemli bi mektupla. bi haftasonu gorusuruz di mi?

ve bu da size kizlar ;)

Thursday, July 8, 2010

ahh canumi, sessiz sessiz ne iyi geldin bana


GOZLERIN
Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak, gözlerine sığınmak bir akşam üstü

Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi

Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu, uçarı koşmak seninle
Elini avcumda bulup yitirmek, yitirmek
Sığınmak, ellerine sığınmak bir gece vakti

Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bin kaygı, binbir soruyla
Bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi
Sığınmak, şarkılara sığınmak bir ömür boyu

Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

Zulfu Livaneli

Friday, June 11, 2010

"Ciğerim, hayat, sen plan program yaparken başına gelen şeymiş. bizimki de o hesap."

damlakiz sayesinde edip cansever, nazim hikmet gecesi yaptik cocukla.

cocuk oyle guzel 'ben ruhi bey nasilim' okudu ki, ben oyle guzel hatirladim ki ugur polat'i sanki dorduncuye izliyormus gibi oldum. bir cocukla, bir annemle, bir de cimen'le gitmistim. ne guzeldi tiyatro kosturmacalari.

sonra nazim hikmet'ten bir japon balikcisi, ardindan kendi sesinden,

sonra da ceviz agaci, ardindan cem karaca.





















ve tabi ki benim siirim.


bu da cocugun sectigi siir

Dünyanın En Tuhaf Mahluku
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
           beş değil,
                      yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
                            deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
                                    senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
                      kabahat senin,
                                     - demeğe de dilim varmıyor ama -
                      kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
NHR


ve bu da benim sectigim sarki.



benimkinden daha guzel bir haftasonunuz olsun, bundan eminim aslinda cunku temizlemem, silip supurmem gereken 4.5 oda ve denemem gereken 2 tarif var :)

Wednesday, June 9, 2010

bonibon kokulu kutu

halbuki, hemen hemen butun gun odamdaydim, iki dakika bos biraktim, onda da sandalyeme bi kutu konuvermis.

bantlar rengarenk olmus, bi kat yirttim, icinden sahici kutu cikti, buram buram seker kokuyor, bi de rengarenk ki sorma, korka korka actim, bi de baktim ki bi kutu bonibon ufalanmis sus yapmis bana kendisi yetmezmis gibi.

bir pinokyo gulumser, omru hayatimda gormedigim caylar icilmeyi bekler.

bir cay fincan takimi, bir rengarenk catal-bicak dortlusu.

hidrellez caputlari ve hala masamda olduklarina inanamadigim iki kitap. edip cansever'le nazim hikmet siirleri.

ben bile bu kadar sevinecegimi bilmezmisim.

ayy gozunu sevdigim damlo kiz, sen cok yasa e mi.




Gelmis Bulundum

Ben mişim -neymiş- su sesiymiş
Oymuş -cam kırıkları gibi gövdemi yakan-
Yanağında sardunya kokusuyla yazdan
Kimmiş o gelen ya giden kimmiş
Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.

Güneş mi batarmış bir özel ismi bitirir gibi
Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan
Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan
Kim koparmış dalından bu yabani incirleri
Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri
Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.

Yıldızlar, büyülü ülke adımı unutturan
Bir kaya, bir ot, bir akarsu
Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu
Ki bütün ölüleri sığa çıkaran
Ve kenti bir ölüm derinliğine salan
Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.

Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elimde bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.

Thursday, June 3, 2010

Nazım Hikmet Ran 'ın Otobiyografisi

Otobiyografi
1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                                                         ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                              ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
                                                                verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
                                                 sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
                                ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
                       çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
       camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
       ama kahve falına baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
       Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan fakan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
                             insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
                  başımdan neler geçer daha
                                              kim bilir

(11.9.'61 - Doğu Berlin)

Thursday, May 27, 2010

toprak kokusu, mis

yarin toplanti var ya hani, ben de yine son bi hafta deli gibi ugrasiyorum ya yazsam mi yazmasam mi derken hadi dedim okula erken gelmis olmanin verdigi vicdan rahatliligiyla yazayim. bi de dun aksam oturup sanki isim gucum yokmus gibi son bir ayi okuyunca oyle de bi heves geldi iste.

hep havadan bahsetmisim, simdi soylemeden olmaz, muthis gecen 5 gunun ardindan bugun yine yagmurlu hava, dun aksam da simsekler cakti zaten, ama guzel hava guzel. ayrica haftasonu icin havaya bagli olmayan planimiz oldugu icin de soylenecek birsey bulamiyorum kendisine.

aslinda pek yorgun hissediyorum kendimi, ama cok sutunde durmamaya calisiyorum, biliyorum ki eger sikayete baslarsam, o ikinci gorkem aciga cikip yine benim canima okuyacak. sessiz sessiz bacak agrilarimi, reflumu ve basima nasil geldigini anlayamadigim istahsizligimla yasiyorum. o kadar da beynim yorulmus ki zorla birilerine yaptirdigim yuzsuzluge bile utanamiyorum, hem de herkese aman sakin yapma diye tembihlerken, ucunda zor sartlarda saglanmis bi maddi durum varken, sanirim onu da cikartmiyorum icimden cunku bas edemem onunla.

bugun oyleden sonra evin icine bomba gibi bi haber dusecek, eger cevap olumluysa, onun icin de simdiden aklimda yazilar madde madde olusuyor, sadece hayirlisi diyim ve ben annemi bu kadar ozlemisken bana bu yapilir mi diyim.

guzel gunler bekliyor bizi, cok guzel.



HÜRRİYETE DOĞRU
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun,
Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...

ORHAN VELİ

Thursday, April 29, 2010

bulut mu olsam

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

NAZIM HİKMET


bu bizim balkonun manzarasi, daha balkonla tam barisamadigimdan kendisini gostermem uzun surebilir ama 3 oda cikisli kocaman balkonun manzarasi budur, cenevre goludur, balkon sefalarina sizi kandirmak icin elimde yeterince guzellik vardir.

Wednesday, April 21, 2010

iste avrupa haritasi bunun icin gerekli, tadini cikart

durduk yere hayat yumak yumak oluverdi, durup duruyordu halbuki. bahar yapti, ben yaptim, istanbul yapti. ozledim, herseyi. di mi, di mi sorularim cogaldi.
istanbul’da olsaydik, bebek’te biraz yurur oyle eve giderdik di mi?
taksim’de bi bira icer mekan sahipleriyle tanisik olurduk di mi, yazar cizer okurduk di mi?
her girdigimiz kitapcidan yeni bi hevesle cikardik di mi, fikirlerimiz yarisirdi adeta, hep de ben kazanirdim, sen benimkinin aynisini yapiverirdin, ozenti sarkisini soylerdik gulerek di mi?
gece, evde televizyon izlerken benim canim cheetos istediginde sen kosedeki bakkala giderdin di mi?
ama o gunlerde gelecek di mi? hem de biz sansliyiz di mi? iki kere duzen kuracagiz, belki daha fazla, hic sikilmayacagiz di mi? alismayacagiz, tekduze olmayacagiz di mi?
Ama bu yazi umutlu yazi olacakti, planlarimi yazacaktim ya hani, bulmustum bu di mi’lerden sonra. Mesela mesela... 

izlenilen filmler tek tek yazilacakti, tek tek, kitaplar da oyle ve kitap okuma hizlandirilacakti hani, cunku aramizda 4000 kitap okuyanlar var. o degil de asil hep isterdim ama is guc olduktan sonra, evlendikten sonra, cocuk olduktan sonra yapamadim, zamanim olmadi demeyecektim. asil buydu bu senenin amaci, bu bahar yorgunlugundan kurtulma hevesi.
yaz kilosuyla kavusmali, sarilmali, elele verip daha guzel seyler de yapmali.
dikis makinami calisma masamin uzerine koymali, simdiye kadar topladigim malzemeleri duzenlemeli, ivir zivir seylerle dikise baslamali.
balkon temizlenmeli, biz cok zaman geciremesek de ciceklere, marullara ve domateslere firsat vermeli.
cocuga on ayak, heves olmali, fransizca ogrenmeli.
simdiye kadar okunan kitaplari, en azindan isimleri not alinmali, simdiden sonrakiler de bu arsive kisacik ozetlerle eklenmeli.
Okumali, dusunmeli, yazmali… cin gibi olmali cin…

VERA UYANDI

iskemleler ayakta uyuyor
masa da öyle
serilmiş yatıyor sırtüstü kilim
yummuş nakışlarını
ayna uyuyor
pencerelerin sımsıkı kapalı gözleri
uyuyor sarkıtmış boşluğa bacaklarını balkon
karşı damda bacalar uyuyor
kaldırımda akasyalar da öyle
bulut uyuyor
göğsünde yıldızıyla
evin içinde dışında uykuda aydınlık
uyandın gülüm
iskemleler uyandı
köşeden köşeye koşuştular
masa da öyle
doğrulup oturdu kilim
nakışları açıldı katmer katmer
ayna seher vakti gölü gibi uyandı
açtı kocaman mavi gözlerini pencereler
uyandı balkon
toparladı bacaklarını boşluktan
tüttü karşı damda bacalar
kaldırımlar akasyalar ötüştü
bulut uyandı
attı göğsündeki yıldızı odamıza
evin içinde dışında uyandı aydınlık
doldu saçlarına senin
dolandı çıplak beline ak ayaklarına senin
NHR

Ayrica surekli yeni baslangiclar yapiyorum diye de hor gormemeli kendini, yeter ki yapabilesin.

Tuesday, March 23, 2010

seninle arkadas olabilir miyim

....
icime bi kararti coktu, ne yapsam dedim, belki sana yazsam iyi gelir dedim, oylecene de basladim, dan diye. aslinda sabah keyifli kalkmistim, bugun cocugun sunumu var diye her zamankinden bi saat once. lenslerimi bile takmadan banyoya attim kendimi, oyle de iyi geldi su, yorgan altinda havluyla on dakika kurulanma, galiba bu banyodan daha onemli kendime gelebilmem icin, sonra muzik acmaya bilgisayar basina gecince ...

... oradan bi tartisma cikiverdi, benim regl oncesi onun da sunum oncesi, sacma sapan bisey iste. sonra opustuk baristik ama icimde kalivermis biseyler galiba.

... mesela benden sana bi siir bugun, yarin ne cikar kimbilir.

BEY VE HANIM
Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğu kadar dostlarının,
dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla
kutlamalıyız.
Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı,
Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.
Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, her şey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Her şeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden mutlu da olsa, kötü de olsa,
yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce aklar, ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp
gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi
anımsamalıyız.
Ben, "Bey" demeliyim sana, sen de "Hanım".
Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
Birbirimizi sevmenin gururu olmalı her şeyde....
CAN YUCEL

simdi benim lab.a gitmem gerek, bugun saatte bir sample almam gerekiyor, zamana karsi hizina bakiyorum reaksiyonun, insallah guzel sonuclar bulurum, simsiki opuyoruuum ama yine yazcam bugun sana.


ister mutfak ister salon masasinda, tatlidan sonra turk kahvesi ve likor ya da turk kahve aromali likor olmazsa olmaz, bekliyoruz.

Monday, March 1, 2010

bu da bahar siiri olsun




Su basında durmuşuz, çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana.
Su basında durmuşuz, çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana, bir de kediye.
Su basında durmuşuz, çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor, çınarın, benim, kedinin, bir de günesin.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınara, bana, kediye, bir de güneşe.
Su basında durmuşuz, çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor, çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
Su basında durmuşuz.
Önce kedi gidecek, kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim, kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek, kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek güneş kalacak; sonra o da gidecek...
Su basında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze....
Nazım Hikmet

ben bu siiri nasil bilmiyormusum sasirdim, cocuk biliyormus, hadi icimiz isinsin, umut dolsun, bahar da burada.

peki ben bu siiri nasil ogrendim, subat ayinin bana yaptigin son kiyakla gelen gulucuk doldu bi kizin blogundan, cok sukur yasiyoruz diye ayni tonda soyledigimize yemin edebilecegim bi kizin blogundan.

Sunday, January 31, 2010

lozan'dan istanbul'a gule gule



Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.
ü.y.o.

 
design by suckmylolly.com