Showing posts with label oylesine. Show all posts
Showing posts with label oylesine. Show all posts

Wednesday, August 22, 2012

umut ne guzel bisey demis miydim.

o kadar sicak ki buralar, durduk yere asabi olabiliyorsun, degil biseyler yapmak yapacagin seyi dusunmek bile fenaliklar getiriyor.

uc senede insan bu kadar da alisir mi, 30derece altinda yasamaya. nasil terbiye edecem kendimi bilmem, hele de on sene sonrasi icin kurdugum hayallerle de bir celisiyor ki su durum sorma.

dun simseklerle haber geldi, yagmur gelecekmis, bahar olacakmis diye. sevincten camlara ciktik butun mahalle, ustumuzde basimizda ne var demeden el salladik birbirimize balkonlardan.
bugun yine sicak ama umut var iste, napalim.

bi de ben kendimi iyi hissetmiyorum diye sayikliyordum, sicaklardan saniyordum megerse ben hasta olmusum. cook uzun zaman oldu, yatak dosek atesli hasta olmayali. ama arada arada grip oluyorum iste, simdi de kulaklarimin agrisindan belli, basimin, gozlerimin bi dengesi olmamasindan belli.


- basim agriyor, kulaklarim zonkluyor ve hic okula gitmek istemiyorum, galiba ben grip oldum.
- cok ilginc bi gripmis.
- ilginc degil, gorkem gribi bu, eger sen olmus olsaydin ilginc olurdu.

Friday, April 15, 2011

bi guluver yuzume

sesim cikmiyorsa kotuyum / kotuysem sesim cikmiyor

bahar icinde olan gelgitleri yasiyor, bize de yasatiyor. bazen kapali gokyuzu, bazen ruzgari bol gunes. yok yok bunlar da degil. gecen haftaki toplantidan sonra gereksiz bi bosluk icindeyim. ben demistim demek bu sefer kotu, ben demistim stres bana iyi geliyor, yaptim yaptim su zamanlarda yaptim, gevsedigim anda butun konsantrasyonum ve hevesim bitecek diye. iste bunu ben demistim. kendimi biraz heveslendirmek icin hadi 22 ay kaldi diyorum, olmuyor. onu gun seklinde soyluyorum yine olmuyor.

sanki baska biseyler lazim gibi, ama dur bakalim, sanki biseyler kendiglinden kipirdiyor icimde.

spora gidemedim kac gundur, bacagima biseyler oldu, bana gore sanki damar, sinir, artik neyse parmak ucuma kadar bisey cekiliyordu gibi, guven'e gore kramp. sabaha kadar hissettim ama okul yolunda duzeliverdi nedense.

bi de yuzuk parmagim hasta oldu, benim yuzuk parmagim o degil ama iste o en zarif parmak, baz banyosu icinde epey kalmis, farketmemisim, zar zor iyi ettim kendisini. kac kat derim dokulmus gibiydim, yavruuum.

bi de dudaklarim, allam bu kimyasallardan herhalde, ve benim kendime cok onem vermememden tabi ki. ona da bugun ilac kivaminda bi ruj ile takviye yapinca biseyi kalmadi gibi.

e o zaman haziriz biz. icimdeki ses sen de uyansan artik. konussak karsilikli, cok guzel oluyordu valla.

colmar, nisan 2010

Wednesday, April 13, 2011

dun hic olmamis gibi yapsak

cok da bisey kaybetmeyiz, kisliklari kaldirip yazliklari cikartmam ve turkiyeye goturulmesi gereken bavullar serisinin ilkini hazirlamamin disinda. eger yeni bi evin olmussa, ilk once bosluklari doldurmakla zamanin geciyor, sasiriyorsun. sonra fazlaca dolan bosluklari bosaltmakla zamanin geciyor, yine sasiriyorsun. sonra doldurdugun bosluklarin artik eskidigini ve degistirmen gerektigini goruyorsun, sasiriyorsun. iki sene sonra artik ben de bu dongunun icine tamamiyle girmis bi ev kadiniyim. hayirli ugurlu olsun.

aslinda yukarida yazdiklarim bu yazinin icinde olmamaliydi ama lutfen birbirine baglamadan bu videoyu izleyin, gerci izlerken beyninizin saskinliktan acilmis gozlerinizden ve agzinizdan tamamiyle ucup gidecegine eminim.

bu da unlu fransiz sarkicilarindanmis, eger olur da konsere bilet bulabilirsek zaz'dan sonra/once bunu da dinlemek zorunda kalacaz. ama ondan once bi fransiz bulup sebebini sormali, neden seviyorsunuz bunu diye. siz de bu arada benim yerime de ajdar'i opup basiniza koyun lutfen. sozlerini de anlamaya calismasaniz soku bi gun icinde atlatabilirsiniz. iyi seyirler :D

 
katerine-la banane

Sunday, April 10, 2011

tembel haftasonu

cuma aksamdan yikadik balkonu, bu sene ilk kez yikandigindan bacalari sivali pantalonlar ve kova kova sular.
burada balkonlarda lamba yok, kimseninkinde yok, ve biseyler yakmaya calisani da gormedim simdiye kadar. ustelik goruntuye onem verdiklerinden dolayi da apartmanlarin orasina burasina uydu, anten koymak da yasak. icimizden bi barbeku yapmak geliyor, goruyoruz balkonlarda ama emin de olamiyoruz, goruntuden bu kadar rahatsiz oluyorlarsa kokudan da olurlar belki diye.

iste boyle, dun tembeldi bugun ondan da tembel. bugun disari da cikmiyoruz ama balkon etrafinda herkes kendi halinde, bi sekilde temiz havanin, harika manzarinin tadina variyoruz.

kelimeler birbirine karismis, cumleler, fikirler yumak yumak. biraz rahatladim diye sanki, biraz da onumde yapilacaklar islerle ilgili bi sis var diye. her ne kadar pazar gunu bile 7.5ta kalksam da ogle uykusu uyusam da bu uyusukluk hali gecmeyecek herhalde. ustumden atmak icin kahvemi de ictim ama olmadi, aklimda bikac sey daha var bakalim, onlari da deneyim belki, bi enerji geliverir belli mi olur.

bu garip gurup bi yazi olsun, bu da boyle.

dun bizim balkondan lozan.

Friday, April 8, 2011

bugunku is

blog yazmak ve plan yapmak.

-bugun, benim icin haftasonunun baslangic gunu. ama belki senin icin haftayi kurtarma gunudur. nihahaha....

colmar, nisan 2011

Wednesday, April 6, 2011

hala guzel buralar boyle

tarifi aslinda zor, ama bi rahatlik geldi bugun benim ustume. blogu ufaltma sevdam yuzunden mi yoksa guven'e beni zorla anlamasini saglamamdan oturu mu bilemiyorum, ama stresten ya da ne idugu belirsiz sikintidan yuzumun kabarik kabarik olmasina aldiris etmeden, canim acayip cekirdek+kola istedi.

hani hepimizin olmustur, aynen boyle saatler ileri alinmistir, hava daha gec kararir, okuldan cikmisizdir, eve yuruyoruzdur, sirtimizda da kocaman bi canta vardir, asil onemli kisim ise, evde kimsenin olmayacagini bilmektir, bakkala gideriz, her zaman yiyemedigimiz seyleri bi anda kuralsiz yiyebilecegimizden dogan ufak bi kararsizliktan sonra biseyler alir, eve gideriz ya, oyle bi hava vardi bende de. herseyiyle ayni, bu duyguyu daha ne kadar yasayabilecegimi dusundum fazladan. hatta onunla da yetinmeyip aldigim cipsi ev yolunda actim, sonra yandan gecen kopekler ustume atlar diye kapattim. kendi kendime guldum.

bi de olur da strasbourg'a giderseniz, sakin katedralin karsisindaki kurabiyeciden kutularina aldanip bisey almayin, hic gerek yok hem de hic.


ohhh beee

amaniiin ben hic de matah bisey degilmisim sanki, oralarda bi yerde 340 yaziyordu halbuki. megerse on kisiymisiz ve hepimiz kizmisiz :)

burada en cok yazmak isteyip de yazamadigim sey neydi biliyor musunuz, banyodan sonra bornozla yorgan altina girmeye bayiliyoruuuuuuumm...

lutfen merak etmeyin ve beni bu mustehcen yazimdan sonra terk etmeyin, bundan sonra daha da guzel olacak hersey ;)

ciddi ciddi ne guzel biseymis yaaa, bende kendi kendime uydurdugum ya cevap gelmezse endisesi varmis, kendi kendime uydurdugum icin de bu tattan simdiye kadar mahrum kalmisim, bu kadar rahat neler neler yazarim ben simdi buralara.


Tuesday, April 5, 2011

aksama elli yeter

catliyordu bugun beynim bence. kac bin tane sey vardi icinde acaba diye saymayi bile dusundugume gore cook az kalmisti.

okul-doktora en buyuk sebep ama hani vardir ya oradan oraya atlama oyunu, nerelere gidiyorum bi bilsen. sadece bes dakika aklimdan gecenleri cocuga anlattigimda kalbimi kiracak kadar off yoruldum diye bi sicradi yerinden, ya ben ne yapayim kendimle derken spor isini bulduk. ben spora, cocuk eve yemege. iyi geldi mi, bi sakinledim kesinlikle, ama hala normal degil.

olsun bak simdi yanimda ne zamandir hatrini yapamadigim turk kahvem, mis mis kokarak mekik cekmenin verdigi hafiflik ve daha bi adama benzeyen cumlelerimle buradayim. sonrasinda iki makale sozum var, sonra yine ince memed.

nisan 2010, strasbourg

ama son bisey diyecem, sonra kisa bi sureligine unutacam. o bile... diye baslayan cumlelerimde sahislar nasil da oldu bu kadar yakinima geldi, nasil oldu da bu millet bu kadar kor, sagir oldu, balik hafizali oldu, unutur oldu. nasil oldu da ben azinlikta kaldim, nasil oldu da aciklamayi hak etmeyecek kadar degersiz oldu guzel ulkem, nasil bu kadar kolay uyutulur oldu. bari sen yapma.
offf durmuyor icimdekiler, devami gelecek...


Wednesday, March 30, 2011

sahte balik kraker

yorgunluk olmasi gereken biseydi. bi gun gece bire kadar mutfakta olmak, diger gun bire kadar misafir agirlamak.

ama nmr'da uyuyacak kadar oldugunu dusunmemistim. dort ornegim vardi, ucunun analizini yaptim, aslinda ucuncuyu baslattiktan sonra masada uyuyvermisim, benden sonraki kisi geliverdi, alnimda kocaman bi izle selamlayip kostura kostura ciktim. ciktim ki eve gelip yatayim diye.

yattim mi peki, yooo. onun icin ben giderim erken erken.

kayitlara gecmeli. ilk kez kendimi bu kadar tutuyorum icimdekileri soylememek icin. aslinda buna tutmak da denmez sanirim, onu da dusunuyorum, alisamadim bu duyguya cunku. icimden gelmiyor sanki, sanki ilk kez dusunmemeyi ogreniyorum, onume ciksa da es gecmeyi, belki de bi kere daha kulaklarimla duymaya gucum yok. bakalim.


Tuesday, March 29, 2011

soyle bi alet olsa

biz ona daha onceden yapmak istedigimiz, ufacik kivilcimlar bile caktiran fikirleri kaydetsek, o guzelce bi liste yapsa. bi de onlari ayirsa uzun vadeli kisa vadeli diye.

sonra bizim icimizdeki enerjinin dustugunu hemencecik anlasa ve kisa vadeli heyecan verici fikirlerin arasindan bi tanesini hemen yollasa. hatta bakti gordu ise yaramadi, bi tane daha, bi tane daha.

dikkatimiz dagilana, kendimizi kaptirana, enerjimiz artana kadar.

mesela dese ki ouchy'e git, pazar kahvaltisini oracikta yap. bu kadarcik iste. zor olmamali. bunu bulmali.


Monday, March 21, 2011

saat

8de cikabildik okuldan.
8.5ta evdeydik.
yemek yendi, oldu mu 9.10 falan.
ben butun arac gereclerimi attim yatagin ustune. lens kabim, kitabim ve telefonum.
beatles'i actim. cocuga bi cay suyu koyuverdim, bizim ketilimiz yok, almadik, sonra da alistik gitti, cesmeden su iciliyor ya, bi de aninda sicak su geliyor ya ondan herhalde.
ilk cayini gotureyim buralardan giderim.
e ne de olsa 5te bekler beni buralar.
bugun daha mi iyi ne yoksa sakaciktan mi iyi. yarin olsun da goreyim.

ama yine de. yattim allah tas gibi, kaldir beni kus gibi.


Sunday, March 20, 2011

e noldu simdi

sectim yalnizligi, ya da kaldim yapayalniz.
ne oldu peki simdi.
sessizlik, istedigin gibi oldu mu, peki.
bundan sonrasi ne olacak farkinda misin.
benim de bi fikrim yok.
zaman gosterecek ne olacagini.
ama yardim bekleme ondan.
o daha cok yalnizlik katar insana.
icim daral daral, sen de biliyorsun.

Monday, February 7, 2011

subat, ben de seni...

vucut bi gun istiyor, tatil istiyor, sadece onun icin gecirilmis. onun icin iste, verimsiz gecen bi pazartesinin okul kismini sonlandirmak uzereyim. bakalim spor ve ev kismi nasil olacak.

mide de bi gun istiyor, hicbisey yenmeden gecen bi gun istiyor. dinlemek, guruldayabilmek istiyor.

ben ise, "subat, ben de seni cok seviyorum" diye bagirmak istiyorum, yuzelliiki kisiden ben secildim diye, begenecegim icine dogmus birinden, sonra sabah mailimde bi sarki, sonra benim soganlarimin meshur olmasi. ustune de mutlu olmam iste. cicekli gomlek giymem belki biraz, belki biraz da sacima yepyeni bi topuz modeli bulmus olmam.

ama demiyorum, daha degil. su hafta gecsin sonra.

venedik, aralik 2010

Saturday, February 5, 2011

icimdeki gulucuk

buram buram cikolata kokusu.
bitiremedigim cikolata kremasindan.
soguk sute ekleyince pek guzel oluyormus. olsun. afiyet bal seker olsun.

ince memed var, bilir misiniz. bi de anasi var. bi de deyyus abdi aga var.
ne guzel bisey yepyeni insanlar tanimak, hayatina katmak.

iyilik yap denize at, balik anlamazsa halik anlar.
oylecene geliverdi aklima.
ne yapiyorum ki ben dedim.
sonra oldugum gibi olmaya dondum, dilimde bu soz.
bi rahatladim ki sorma.



icimdeki ayicik

dun spora gittim kaderime yazildigi gibi ama adam gibi kosamadim, hadi sauna dedim o da kapaliymis. kendime gelemeden evde buldum kendimi. sonra yine kriz. pasta yapildi. bi oncekinin acemi sansi oldugunu gorunce uzuldum. belki de iyi oldu, pasta da kestane olayina donmeden birakmaliydim belki de.

bi de yazi yazacaktim di mi. sakinlestirdim kendimi sanki gecti bile. ama ne ayip ne kotu bisey. ya da icimdeki uyusukluk bocegi hala galip, bugun bi spor darbesi daha vurmak gerek. 

dun aksam bu fotograflarla oynarken kendimden urktum, icimde ne sakliyorum ben.




Monday, January 31, 2011

hastalik belirtileri

gece 12de misafirlikten eve gelip de pijamalarimla koltuk tepelerinde fotograf cekicem, cok guzel fotograf cekmem gerek diye sayiklamam hastalik belirtileri olabilir pek ala.

bugunun gelecegini ben de pek bi merak ediyorum.




Thursday, January 27, 2011

nereye gidiyor bu blog

kisa sureli bi mutsuzluk cukuruna dusuverdim, yuzum dusuverdi, montumu kapip ciktim disari. aradigim morali baska kucaklarda da bulamayinca iyi seyler dusunerek, guzel sarkilar dinleyerek bana kalan bas agrisiyla birlikte cukurdan cikiverdim. az kaldi dedim, pazartesi son gun dedim. sonrasi yeni duzen, yeni plan, yeni heves belki yeni gorkem bile dedim. neden olmasin.

hem ben sabahlari yolda bagira bagira ugurlar olsun'u soyleyebiliyorum, hissede hissede, "bir keskin kalem, bir kirik gozluk, yurekli yigitlere hatiran olsun" kisminda vicdanimin kipirdandigini hissederek.

ve ben yine sabahlari yuz basamakli merdivenden inerken kim ilk once inecek yarisini kaybetmek uzereyken "aaa orada ne yapiyorlar ki" diye kazanabilmeyi seviyorum. gulup gulup de "sen hep gul e mi" lafini duymayi seviyorum.

gecenlerde bi bloga rastladim, docentlik sinavini yazmis kadincagiz -diyorum, cunku simdiden gozumu korkutan bisey kendisi- iste o zaman dusundum, benim blogumun bi sonu var. ben eger olur da donebilirsem, bi yerlere girebilirsem, hatta bu cok istedigim akademi olur ya da baska bi sirket olur, kapatirim bu blogu. yenisi gelir mi gelir, ben kimseye soyler miyim soylemem. bi sonun oldugunu dusunmek heyecanli bisey aslinda, hele de yenisinin gelecegini dusunmek.


Sunday, November 21, 2010

sevgili cocuk

belki kizsin, belki erkek.
hani sen artik bunlari okuyorsun, demek ki bunlar hala duruyor, demek ki teknolojik bi sekilde kaybolmamislar, cok sevindim valla ben de.

hikayeler anlatayim istiyorum sana, hani hep yaparim ben bunu. onlardan bir tanesi. ben anlatayim ki sen dusunesin, dusunesin ki sorular sorasin, sorasin ki istedigin seyi bulasin.

biz 27 yasinda olacaz bu ay cocuk, hani arka arkaya kutlariz ya daha cok pasta yiyelim diye, simdilerde bi seferde kutluyoruz, ama sahteleri daha cok oluyor. ne diyordum, 27 yasinda olacaz biz. ama hala senin su kadarcikken yasadigin o pazar aksami sendromunu yasiyoruz, yatma vakti de coktan gecti hem de. 'yarin olmasa, kalkmasak, gitmesek'ler bitmiyor, hersey degisiyor ama bunlar hic degismiyor.

ben olsam ne cikarirdim bu hikayeden biliyor musun, ne pazar aksami sendromlari biter ne de sizlanmalar biter, yedi gunde bir bunlar birbirini tekrarlar, hem de senelerce. sen takilma bunlara olur mu. 5 dakika bile yapamadigin, yetistiremedigin odevlerden, raporlardan, sunumlardan kalbin sikissa, bi anda butun kanin kalbinde toplandigini hissetsen bile, hisset, hem iyi seyler hisset, hem kotu seyler. hissetmeyi bil, hissetigin seyleri adlandirmayi bil. kendini bil.

eylul 2010, kapalicarsi

adin da buyuk ihtimal, deniz ya da ali. hangisi acaba, merak ettim simdi.

Friday, October 15, 2010

pauillac

biliyor musun bugun, pazartesi gibi basladi, sanki haftasonunun dinlecesi bunyeme girmis gibi, ama iki gunun verimsizliginin panik haliyle birlikte. metroda da uc sayfa kitap okuyabildim, okula gelince ise gordugum manzara iyice yavaslatti butun hareketlerimi, butun umudumu bagladigim makine yine bozulmus, kimseyle muhattap olmadan yapmaya calismam mi yoksa planlarimin nasil da aksayacagini dusunmem mi bilmem cokturdu beni. sonrasinda ufak tefek denemeler yapmak, sonrasinda biseyleri yanlis anlayarak icimin sikis sikis olmasi.

ama neyseki, neyseki makineyi tamir ettim, aramizdaki sogukluk eridi gitti. ve ben simdi kaybettigim enerjinin uc-bes-on katiyla calismalara koyuldum. bi de yarin sabah erken kalkip dikis makinesinin basina gececegim hayallere, bi de bu haftanin konusu icin cekecegim fotolari dusundum, bi de birileri2 icin verecegim pozlari.

 pauillac, 2010

Wednesday, October 13, 2010

carsamba

sabahin korunde okula gelmek pek guzelmis, tabi eger saat on gibi bi saatte yatiyorsam ve benim icin gelmiyorsak.

dun aksam cok guzel bi ornege basladim, yastik olacak, ama umarim ben yapmayacagim, belki de cerceve bakalim, sahibinin yuz ifadesinden sonra belli olacak. cunku yastik yapma kismindan pek umudum yok, aslinda annem hep der, gozunu karart ve kes kumasi diye ama nedense daha oralarda degilim, acaba dunya kadar guzel kumas aldigim ve kiyamadigim icin mi bilemiyorum. bakalim yavas yavas.

bugunun planini yapmadim daha kotu bisey mi, savrulma ihtimalim yuksek demek ki su kahve bitmeden onu da yapmali. kahve demisken de blog blog parmak uclarimin icten ice yandiklarini, buyuk ihtimal kimyasallardan oldugunu dusunuyorken ve kahve suyumu hazirliyorken parmaklarimin ustunu de isiticiya yapistirip butun elimin yaniklar icinde kalmasi pek bi cik cik yaptirdi bana.


Vera’ya 

Gelsene dedi bana, 
Kalsana dedi bana, 
Gülsene dedi bana, 
Ölsene dedi bana, 
Geldim, 
Kaldım, 
Güldüm, 
Öldüm.

 
design by suckmylolly.com