Showing posts with label onemli. Show all posts
Showing posts with label onemli. Show all posts

Monday, February 20, 2012

bugun

biyopsi'nin hayatimiza girdigi gundur.

Monday, October 31, 2011

elbet konusacaz

yok, yine de yazamayacagim. hepsini birden yazmak ne kadar da zor. ama yemek yemekten utandigim ulkemdeki olaylar, insanligimdan utandigim, spor salonunda bile kacamadigim cnn goruntuleri. cok sey var, hem yapilacak, hem konusacak. sadece gorunenler degil, gormediklerimizle birlikte pek bisey kalmadi sona yaklasmaya aslinda.

ya isvicre'de sokaklari temizleyen insanlardan olmayi hayal ederek gecirecem bu hayatimi ya da elimde geleni yapip vicdanimla, biseyler icin savasmanin huzuruyla.

konusalacak hersey.

sadece birazcik daha zaman lazim belki, cunku su siralar hayatimda olan seyler sadece insanliga karsi yapilan haksizlikla sinirli degil, bana pek sevdigim guzide danismanimin da ayrica attigi kaziklar var ki, su okulu bi an once bitirmek icin sirtimda bi kamci hissi veriyor.

sakinlestirici etkili sofralardan.

Tuesday, April 19, 2011

kapaliyiz yine de

okula geldigimde gazetelere bakip da enerjim dusmesin diye butun gazeteler kilit altinda, ben geldigimde coktan kapanmis oluyor, aksam da cikmama yakin aciliyorlar, o arada nelere bakarsam artik.

ama yine de bi yolunu buluyorum iste. buluyorum bi yerlerden, neler olmmus diye de icim sisiveriyor, sonra da gel calis, kolaysa. butun aklini ac ki hata yapmadan biseyler basarasin. nerdeee... dedim ki buraya yaziverirsem, hem goruruz ilerde, cunku anlasilan o ki seneler sonra senin anilarin, hatirladiklarin en dogru olan olacak, en gercek arsiv seninki olacak, e baslamali bi yerden iste. ara ara, hem arsivim dolsun, hem icindekiler dokulsun, ister kopyala-cikar, ister kendi dusuncelerim, yaz gitsin iste.


Dün gece genel seçimlerin atmosferini değiştirecek bir deprem yaşandı. YSK, aralarında Leyla Zana, Hatip Dicle, Gültan Kışanak gibi isimlerin bulunduğu 12 bağımsız adayı veto etti.

Haber duyulur duyulmaz siyasetin gündeminde tam bir deprem yaşandı. BDP yönetimi Ak Parti’yi suçladı, Ak Parti kararın YSK’ya ait olduğunu söyledi. Hukukçular konuştu, siyasiler açıklama yaptı.
Peki onlar ne diyor?
Hurriyet.com.tr sizin için gazetelerdeki köşe yazarlarına ulaştı ve görüşlerini aldı. Hiçbir ayrım gözetmeden her gazete arandı. Köşe yazarlarının görüşleri gelmeye devam ettikçe yayınlayacağız.
İşte o görüşler:
Taha Akyol – Milliyet Gazetesi
YSK'nın kararı hukuken tam olarak doğru, siyaseten tam olarak yanlıştır. Hakim başka türlü karar veremezdi ama durum çok vahim. Bir kesim diyor ki bu Kürt siyasetine karşı derin devletin bir komplosudur. Seçimi boykot etmek isteyenler de var. “Bu işin arkasında Ak Parti var” deniyor. Diğer kesim farklı bir şey söylüyor. Ak Parti'ye darbe vuran kim YSK. Bu görüşlerin ikisi de yanlış. Ağır komplo teorileridir. Gazeteci arkadaşlarımın bunları köşelerine taşımalarını üzüntüyle karşılıyorum. YSK'nın gerekçesinde de belirtiliyor, “Terör suçluları affedilse de seçilemez” deniliyor. Adli sabıka kaydı geldiyse bunu görmezden gelebilir misiniz? Genel af olsa bile milletvekili seçilemezler deniliyor, YSK'nın gerekçesi bu.

Can Ataklı – Vatan Gazetesi
YSK’nın kararı bildiğim kadarıyla kesin karar oluyor. Alınan kararlar yasalara uygun mu bilemem ama karar doğru olabilir. Ama tabi bunun siyasi boyutu var. Mahkeme bir karar verirken bunun sonuçlarını da düşünmeli. Yargı kararlarına saygılıyız diyorsak buna da saygılı olmak durumundayız. Tabiî ki bu karar eleştirilebilir. Ama bu kararı eleştirenlerin şiddet dışında her türlü girişimini meşru görüyorum.

Kanat Atkaya – Hürriyet Gazetesi
Bu karar kimin kararıdır? YSK’nın kararı gibi görünüyor ama hangi zihniyetin ürünüyse umuyorum ne yaptığını biliyordur. Ben bilmediğine eminim. Sonuçlarını kestiremiyorum ama iyi bir yere varmayacağı ortada. İnsanların temsil hakkının elinden alınması, meclis dışında bırakılması hiçbir mantıkla açıklanamaz. Bu işin içinden nasıl çıkacaklar merak ediyorum.

Ergun Babahan – Star Gazetesi
YSK barış sürecini engelliyor ve  bu kararla seçim sonuçlarını dizayn etme çabasına girdi ayrıca BDP içinde  ‘Seçim ertelensin ‘ ifadesini de gerçekçi bulmuyorum.

Faruk Bildirici – Hürriyet Gazetesi
YSK, bu kararının ağır siyasi sonuçları olacağını bilmek zorunda. Bu karar salt hukuki gerekçelerle açıklanamaz. Daha önce de çeşitli örneklerini gördüğümüz biçimde yeni bir gerekçe bularak YSK'nın bu kararı geri almasını temenni ederim. Aksi halde Türkiye yeni bir sürece girecek ve bu süreç daha kanlı daha çatışmalı ve hızla ayrışmaya giden bir dönem olacak. 

Mehmet Ali Birand – Posta Gazetesi
YSK katı hukuki değerlendirmelerle son derece tehlikeli bir siyasi karar almıştır. Ülkeyi ateş topuna döndürecek oranda bir tehlikeyle karşı karşıyayız. İktidarı muhalefeti ve medyasıyla Türkiye BDP'ye destek olmalı ve bu duruma bir çözüm bulmalı. Aksi halde güneydoğu sokakları ateş topuna döner. Kandil dağına çıkışlar bir misli artar. Kürt sorununu çözmek istiyorsak, iyi niyetimizi göstermek istiyorsak bu fırsatı kaçırmayalım. Kaçırırsak da sonradan ağlamayalım.

Orhan Birgit – Cumhuriyet Gazetesi
Hukuksal yanı tartışılmalıdır ancak politik yanı yanlıştır. Kürt vatandaşlarının vekillerini seçme hakkı elinden alınamaz.

Yusuf Ziya Cömert – Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Seçim sürecini etkileyebilecek bir karar. Sevimsiz bir karar. Ben gelecekte bu partinin taleplerini siyasetle dile getireceğini umduğum için YSK’nın bu kararını mevzuata uyuyordur belki ama Türkiye’nin siyasi gerçeklerine uymayan bir karar olarak görüyorum. Burada BDP’nin de sorumsuzluğu vardır belki. Adayların durumunu tespit edip mevzuata uyup uymadığına bakmalıydı.

Elif Çakır – Star Gazetesi
YSK’nın kararı hukuk açısından doğru gibi gözükse de siyasi açıdan oldukça hatalıdır.
Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde YSK hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği bir kararla  “Yüksek Gerilim Kurulu” gibi davranmıştır.
Verdiği bu kararla “çözümün Meclis’te” olduğunu düşünenlere “Meclis kapısının kapalı” olduğunu göstermiştir ve devletin soğuk yüzünü bir kez daha göstermiştir.
Aslında tehlike cumartesi günü geliyorum demiştir. Gürsel Tekin’in açıklamasıyla da YSK önce İlhan Cihaner’in aday olmasını sağlayıp sonrasında 12 bağımsız milletvekilini de veto etmiştir.Bu aslında bir nevi yargıda yapılan reformların YSK eliyle intikamının alınmasıdır. Çünkü faturanın Ak Partiye çıkarılacağını biliyorlardı. Oysa aynı YSK, 2002 seçimlerinde de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da veto etmişti. Eski TCK’nın 312. Maddesinden mahkum olduğunu ileri sürmüş ve dönemin Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da ortalara dökülüp “affa uğramış olsa bile milletvekili olamaz” diyerek demeçler vermişti.
Hatırlarsanız o süreçte Meclis çalışma yaparak gerekli düzenlemeleri yapmış ve Deniz Baykal’ın da desteğiyle Erdoğan milletvekili olabilmişti.
Şimdi de ilk akla gelen şey, demokrasiye vurulan bu darbenin önüne Meclis’in geçmesi ve hemen gerekli düzenlemeleri yaparak ya mevcut adayların girmesinin sağlanması veya BDP’ye yeni aday gösterebilme şansının verilmesini sağlamasıdır.
Ancak siyaset dediğimiz şey tam olarak bu olsa gerek. Ak Parti’den 180, CHP’den 60 vekil önümüzdeki mecliste olmayacaklar. Küskünler grubuyla Meclisin toparlanması zor görünüyor ama bugün vekillerin kapris yapma günü değildir ve hepsi Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını kaosa sürükleyecek bu ortamı düzeltmek için çalışmalıdır.
Diğer bir çözüm YSK’nın geri adım atmasıdır ki, yasalarla bağlı olan bu kurumun geri adım atabilmesi de kolay değil. Ancak YSK’nın, Türkiye’nin seçimlerine büyük şaibe düşürecek ve gelecek yıllarını kaosa sürükleyecek bu kararını mutlaka gözden geçirmesini ve yapılacak itirazları aklıselim ile değerlendirmesini umuyorum
Aksi takdirde, YSK’ya geri adım attıracak tek gücün kamuoyu olduğunu düşünüyorum. Bütün medya birleşmeli ve gerçekten medyanın gücüyle birlikte kamuoyu baskısı oluşturulmalı. Gerekirse YSK’nın önünü tahrir meydanına çevirelim YSK geri adım atıncaya kadar. Ayrıca, hukukun arkasına sığınılarak ülkede gerginliği attıracak bir komployu BDP’nin de görmesi ve açıklamalarını bu minval üzere yapması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Oral Çalışlar – Radikal Gazetesi
Tam anlamıyla siyasi suikast. Son derece hukuku demokrasi aleyhinde yorumlayan ve hatta bilinçli bir karar bile demek mümkün. 2 milletvekili ile hiçbir yeni siyasi gelişme olmadan seçim yeterliliğine uygun gören kurumun bu şekilde karar alması anlaşılamaz. Meselelerin demokrasi içerisinde çözülmesini istiyorsak bu tür kararların önüne geçilmesi gereklidir.

Cengiz Çandar – Radikal Gazetesi
YSK’nın bu kararından sonra, “yargı reformu” ve “yeni anayasa”nın ne kadar vazgeçilmez ihtiyaçlar olduğu daha da çarpıcı biçimde ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde, yüzde 10 barajının da mutlaka kalkması zorunluluğu da. Ne yapıp edip, YSK kararının düzeltilmesi sağlanmalıdır. Aksi halde, seçim “şaibeli” duruma düşer, o seçim sonucunda oluşan parlamento, “demokrasi üzerine düşen gölge”yi asla kaldıramaz. “Türkiye 2023”, bir stratejik proje olmaktan çıkıp, “hayal” haline gelir.

Fatih Çekirge – Hürriyet Gazetesi
Bir kere şunu söylemeliyim ki, demokrasi adına çok üzgünüm. Düşüncelerinden dolayı ceza almış insanlar düşündükleri için seçilemiyorlar. Ve tabii bu da terörün ekmeğine yağ sürüyor. BDP’nin seçimlere katılmadığı bir seçim, seçim olur mu sizce? Bence sakat olur, güdük olur, acı olur, kısık olur, kıt olur, ışıksız olur. Neresinden bakarsanız bakın, bu karar büyük bir olaydır. Ve genel seçimleri birden bire başka bir atmosfere taşımıştır.

Bilal Çetin – Vatan Gazetesi
Burada ciddi bir siyasi problem var, hukuki bir problem var. Hukuki açıdan bakarsanız devlete karşı suç işlemiş olanlar aday olamazlar hukuken doğru, kural neyse onu uygulamış. Ama işin siyasi tarafına bakarsanız çok ciddi bir siyasi çıkmaza giriyor Türkiye. Görev siyaset kurumuna düşüyor. Demokrasiden bahsediyorsak yasamızdaki demokrasi açısından eksikleri anayasadan ayıklanması lazımdır. Çözümsüz bir problem olarak yer alıyor. BDP seçime giremiyor yüzde 10 barajı yüzünden. Bu baraj olmasaydı daha kolay atlatırdı. Bu sıkıntının çözümü siyaset kurumuna düşüyor.

Metehan Demir – Hürriyet Gazetesi
Asıl çılgın projeyi YSK patlattı. Maalesef biz Başbakan Tayyip Erdoğan'ın çılgın projesini tartışıp merak ederken asıl çılgın projeyi Yüksek Seçim Kurulu patlattı. Hukuken izahı mümkün olsa da gerekçeleri hukuk ekseninde izah edilebilse de siyaseten ve mantıken ortada bundan sonrası için parlak bir tablo olduğunu söylemek çok zor. BDP'nin bağımsız milletvekillerini demokratik yollarla parlamentoya gelmesi ya da gelmemesi Türkiye'de toplumun teveccühüyle olmalı. “Seçimlere giremezsiniz” deyip ifade özgürlüğünü ne söyleyeceklerini beğensek de beğenmesek de engellemek maalesef orta ve uzun vadede Türkiye'de, Kandil'de şiddet yanlılarının elini güçlendirecektir. Belki kısa vadede bugüne kadar Meclis’te birçok gerginliğe imza atan BDP’lilerin seçimlere girmeyeceğine bakıp, "Oh olsun onlara" demek kulağa hoş gelebilir. Ama unutmayalım en kabul edilemeyecek görüşler bile söylense Meclis’te kavga çıkması gepegenç çocukların bugüne kadar on binlerce evladını teröre kardeş kavgasına kurban vermiş bu milletin kanlı terörü tekrar yaşamasından çok daha iyidir. Ümidimiz tarafların sağ duyuyu devam ettirmesi çok zor da olsa yasal alt yapının sağlanarak bu isimlerin seçime girmesini sağlanmasının önünün açılmasıdır. Burada hükümetin doğu ve güneydoğuda bu kararlarla “en önemli ve tek rakibimden kurtuldum” mantığıyla bakmaması çok önemlidir. Ben Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin'in bugün gelişmelerle yaptığı açıklamaları bu açıdan takdire layık buluyorum. Kürt siyasetçilere normal temsil hakkı ifade özgürlüğü her ne kadar söylediklerine karşı olsak da mutlaka tanınmalı. Türkiye'nin bence en çılgın projesi başta terör sorunu olmak üzere yıllardır ayağına pranga gibi yapışan bu sorun yumağından kurtulmak olmalıdır.

Abdurrahman Dilipak – Yeni Akit Gazetesi
Olay çok karmaşık... Yasada, bundan beş sene önce Kürtçe konuştuğu için affedilse bile aday olamaz deniyor. Ama şimdi böyle bir suç yok. Kürtçe konuştuğu için aday olamıyorsa burada bir hukuksuzluk var. Suçun niteliğine bakılarak karar verilmesi lazım. Suçun niteliğini ve gerekçesini bilmediğiniz için şu anda ahkam kesmek olur. Suç olmayan bir şeyi suç gibi göstermek suretiyle, adaylıklar engelleniyorsa bu bir hukuk ayıbıdır.
İşin hukuki boyutuna kimse girmiyor. Kanuni kararın tartışılması gerekiyor. Bunu makro anlamda tartışmamız gerekir. Aynı gerekçelerle devlet memurluğunun da önü kesiliyor mesela.Seçim süreci göz önünde bulundurulduğunda ise bu durum bir ironik bir sözü akla getiriyor. Buna göre, "Bir evde kedi, papağanın tüylerini yolmuş. Ev sahibi geldiğinde 'ne eğlendik, ne eğlendik'" demişler. Bizim de çok eğleneceğimiz muhakkak.
Bu hukuk çelişkilerini düzeltme yoluna gidilmiyor ve görmezlikten geliniyor. BDP'liler de bunu önceden görmeliydi. Bu, "muz kabuğu gördüm, düşeceğim" demek gibi bir şey.

Yalçın Doğan – Hürriyet Gazetesi
2002 seçimlerinde benzer bir vetoyla karşılaşan Tayyip Erdoğan’ın sorunu Meclis’te yasa değişikliği ile çözülüyor. Erdoğan’a milletvekilliği yolu açılıyor. Demek ki, istenirse çözüm var. Her türlü yasal engeli aşarak, yasal değişikliklerle BDP’lilerin vetodan kurtarılması gerek. Bu son derece haksız ayrıca bölge huzuru açısından tehlikeli bir karar. “Yasa böyle ne yapalım” deyip olayın üstüne yatmaya kalkmak son derece yanlış. Vetolar ve bunun karşısında iktidarı ve muhalefetiyle alınacak fiili siyasi tutum Kürt sorununu ve Türkiye’nin huzurunu etkileyecek nitelikte.

Yavuz Donat – Sabah Gazetesi
YSK’nın kararı hukuken doğru fakat siyaseten yanlış. Yasa böyle diyor. YSK ne yapsın? Yasanın düzeltilmesi gerekiyor. Fakat bu da YSK'nın değil siyasetin işi. Seçime iki aydan daha az kalan bir dönemde Türk demokrasisi açısından hoş bir görüntü değil.

Sedat Ergin – Hürriyet Gazetesi
Öncelikle YSK’nın bu kararını hangi gerekçelere dayandırdığı konusunda kamuoyuna cevap verme yükümlülüğü vardır. Bunun yapılmamış olmasını topluma karşı önemli bir kusur olarak görüyorum. Kararın içeriğini çok sorunlu görüyorum. Yasal olanla demokratik meşruiyet arasında bir makasın ciddi bir şekilde açıldığı bir durumla karşı karşıyayız. Bu kararın Kürt sorununun çözümünü daha da zorlaştıracağını düşünüyorum. Seçim boykotunun bir yararı olacağını sanmıyorum. BDP’nin “Her şeye rağmen demokrasi” sloganına sarılması gerekir.

Ahmet Hakan – Hürriyet GazetesiYüzde 10 barajı çok yüksek bir baraj. Bütün sorun aslında bundan kaynaklanıyor. Bağımsız adayların ortaya çıkma gerekliliği yüzde 10 barajından kaynaklanıyor. YSK'nın kararı ise son derece problemli ve tartışmalı. Özellikle bazı adayların hakkındakiler. Onları tam olarak neye dayandırdıklarını bilmiyoruz. Ama her halükârda Türkiye'de siyasetin normalleşmesine darbe vuran bir karar. Bu kararın yansımaları önümüzdeki süreçte çok olumsuz bir şekilde ortaya çıkacak. İktidar, Kürt siyasetçilerin legal zeminde siyaset yapmalarının önünü açmalıydı. Bunun için yasal düzenlemeleri yapmalıydı.
Altemur Kılıç – Yeniçağ Gazetesi
Bu karar bölücülerin ocağına yeni bir ateş verecek. Azdıkça azacaklar. Zaten onlara tavizler vermek yanlıştı. YSK'nın kararı çok doğru. Ancak bölücülerin bunu bahane etmesine daha fazla fırsat verecek. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu karardan hoşlanmadığını düşünüyorum. Bu karar konjonktürel olarak Başbakanı memnun etmeyecektir.

İsmail Küçükkaya – Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Ben işin hukuki boyutu bir yana siyaseten yanlış olduğu kanaatindeyim. Yaklaşan seçimlerin dengesini etkiler. Eşit şartlarda rekabetin gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorum. YSK’nın bu kararı siyasi dengelere müdahaledir. Bölgedeki oy oranlarını da milletvekili sayılarını da etkileyecektir. Bu da çok önem verilen Haziran seçimleriyle ilgili bitmeyen tartışmaları gündemine taşıyacaktır. Eğer yapılabilirse mutlaka BDP’ye bunların yerine başka bağımsız adaylar koyma imkanı verilmelidir.

Yılmaz Özdil – Hürriyet Gazetesi
Allah sonumuzu hayır etsin……….

Erdal Sağlam – Hürriyet Gazetesi
Siyasi olarak çok önemli sonuçları olacaktır. Yeni TBMM'nin gündemi anayasa ve Kürt meselesiyken bölgenin orada temsil edilmemesi düşünülemez. Sadece bölgede değil Türkiye'de kaosa yol açabilecek bu sorunun mutlaka giderilerek seçimlere gidilmesi lazım. Zaten yüzde 10 barajı temsil imkanını sınırlamışken bir de BDP seçimlere girmezse seçimleri yapmanın hiçbir anlamını kalmaz, halkın iradesini yansıtmaz.

Muharrem Sarıkaya – Habertürk Gazetesi
YSK’nın vermiş olduğu karar hukuk çerçevesi içinde bir harekettir. Gerekçeli kararlara baktığımıza yerinde bir karardır. Bakıldığında Leyla Zana  2012 de milletvekilli seçimlerine katılabilir. 3 temmuz 2007 de mahkum olmuş ancak kendisine denetimli serbestlik hakkı tanınmış. Sonuç olarak ortada bir mahkeme kararı var.  Sabahat Tuncel için 1 yıl 6 ay kesin denilirse eğer ki YSK durumu böyle kabul etmiş. 5 yıl sonrasında hak kazanması gerekiyor. YSK durumu  incelemiş ve sonuçta hukuki karar vermiş. YSK’ya neden böyle karar verdin diye sormak söz konusu değil. Oluşan sonuç Siyaset kurumu’nun bugüne kadar uygulamaya koyduğu kararların sonucudur. Siyaset kurumu Siyasi partiler kanununda gerekli düzeltmeleri yapmış olsaydı bugün  bunları tartışmıyor olacaktık. Hukuk çerçevesinde bir eşitlik söz konusudur. Kimsenin YSK’ya neden böyle yaptın deme hakkı yoktur. 2007’de alınmış cezalar 2012’de son bulacaktır. Söz konusu kişilere seçim yolu ancak bu şartlar altında açılacaktır. Gülten Kışanak’ın 92 tarihli cezası söz konusudur. Memnu hakların iadesi yapıldığında çok rahat milletvekili seçimlerine katılabilecektir. Ancak bu hak kendiliğinden verilen bir hak değildir. Yasa değişikliğinde Kışanak’ın ilgili mercilere başvurması gerekiyordu. Başvurmamış. Sorgulanması gereken siyaset kurumunun bizzat kendisidir.

Derya Sazak – Milliyet Gazetesi
Yüksek Seçim Kurulu’nun BDP’nin desteklediği 12 bağımsız milletvekili adayını “veto” etmesi 12 Haziran seçimlerine ağır bir müdahale niteliğindedir. Bu vetolar, 12 Eylül askeri rejimini anımsatıyor. YSK kararı, 2007 seçimlerinde Anayasa Mahkemesi’nin “367 darbesi”, Genelkurmay’ın 27 Nisan “e muhtıra”sını çağrıştıran bir müdahaledir. 12 bağımsızın yerine başka aday gösterilemez ve BDP seçimden çekilme kararı alırsa ne olacaktır? AKP Güneydoğu’da tulum çıkarırsa seçime gölge düşmeyecek mi? Ankara’da tuhaf şeyler oluyor. Seçim sabote edilmek mi isteniyor?!

Erdal Şafak – Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Seçimin meşruiyetine Gölge düşüren bir karar .YSK’nın bu kararları tekrar gözden geçirmesi, bir kez daha  karar alma sürecine girmesi gerekir.

Serdar Turgut – Habertürk Gazetesi
Ben bu kararı çok eskiden seçilmiş olan vekillerin Meclis’ten polis tarafından alınıp götürülmesi kadar vahim olay olarak görüyorum.

Amberin Zaman – Habertürk Gazetesi
Türkiye'de ileri demokrasiden bahsedilirken sivil siyasette var olmaya çabalayan Kürt siyasetçilere "Hayır olamazsınız" denmektedir. Buradan çıkan iki netice var. Birincisi demokrasiye bir darbe daha vurulmuştur. İkincisi etnik Kürt milliyetçiliği daha da güçlendirilmiştir.

Yeni eklenenler:
Ali Sirmen - Cumhuriyet gazetesi yazarı:
Henüz bir fikir oluşmadı. Yasal konuları hukukçularla görüşüyorum. Şunu belirtmek isterim ki adamlara hem siyaset yap diyorsunuz hem de engelliyorsunuz. Sakıncalı görüyorum.

Emin Çölaşan – Sözcü Gazetesi yazarı:Kürtçü BDP'ye, ilkelerine ve savunduğu bölücülük girişimlerine kesinlikle karşıyım. Ancak YSK'nin bu son kararı Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da tamamen AKP'nin işine yarayacaktır. Seçime kadar bölgede çok ciddi, hatta kanlı olaylar yaşanmasından endişe ederim. Nitekim, olaylar başladı bile. AKP bu olayı kendi çıkarları doğrultusunda mutlaka kullanacaktır.
Sebahattin Önkibar – Yeniçağ Gazetesi yazarı:Hukuk pusu kurmaz. Evrak eksik ise tamamlanması için süre tanınmalı. Dolayısıyla, YSK'nın  bu yaptıklarını onaylamıyorum. Bu, seçimi de gölgede bırakır. Hukuk tahmin edilebilir olmalı. Dolayısıyla tasvip etmiyorum. Bu karar, Güneydoğu'da şahıslardan ziyade BDP'nin kurumsal kimliği önemli. Olumsuz bir katkı yapacağını sanmıyorum. Politizasyonu daha da artırır. Halkın BDP'ye olan ilgisini artırır. Bu AKP'nin aleyhine olur. AKP bu olayın bir yerinde kesinlikle vardır. Onun bilgisi, onayı, dahli dolaylı olarak da olsa söz konusudur.
Barçın Yinanç - Hürriyet Daily News:Burada önemli olan, alınan kararın hukuki boyutundan bağımsız olarak pek çok çevrede tepkiyle karşılanmış olmasıdır. Bu da alınan kararın kamu vicdanına ters düştüğünü gösteriyor. Alınan karar, Kürt seçmenler tarafından BDP’nin siyaset yapmasının engellenmeye çalışıldığına dair kanaati güçlendirici de bir etki yaptı. Bunun bizi sağlıklı bir seçim ortamına götürmeyeceği aşikar. Siyasi partilerin süratle biraraya gelerek, soruna çözüm üretmeleri, Türk demokrasisinin eksikliklerine karşın gerekli refleksi göstererek, olgunlaşmakta olduğunun da son derece yapıcı bir örneğini oluşturacaktır.
Ali Bayramoğlu –Yeni Şafak Gazetesi:
Çok şaşırtıcı ve çok olumsuz sonuçları olacak bir karar. Siyasi yolları Kürt politikasına tıkayan ve bu şekilde algılanacak bir karar. Yargıtay ve YSK’nın siyasi sürece doğrudan müdahalesi olarak algılıyorum. Türk siyasi hayatının kritik ve olumsuz kararlarından biridir Umarım geri dönüş olur.
İsmet Berkan – Radikal Gazetesi
Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti’yi kurduğunda, kendisi için ‘Muhtar bile olamaz’ deniyordu. Nitekim, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ondan genel başkanlığı bırakmasını istedi, bırakmayınca da partinin uyarılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Aynı sebeple Erdoğan seçime de katılamadı, milletvekili olamadı.
Ama sonra parlamento Erdoğan’ın milletvekili seçilme yeterliğini sağlayan Anayasa değişikliğini yaptı. Bugün de benzer bir durumdayız.
Düşünün 1970’lerde ‘anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkmak’tan yargılanıp hüküm giymiş Ertuğrul Kürkçü, onca zaman hapis yattıktan, aradan da 40 yıl geçtikten sonra bu mahkumiyeti nedeniyle milletvekili seçilme yeterliğini kaybediyor.
Oysa Kürkçü’nün silah zoruyla değiştirmeye çalışmakla suçlandığı anayasa 12 Eylül’de TSK tarafından silah zoruyla değiştirildi bile.
Kürkçü’nün hüküm giydiği ceza yasası maddeleri de artık yok ama kırk yıl önceki mahkumiyet Kürkçü’yü hala takip ediyor. El insaf. Ertuğrul Kürkçü bir örnek, geri kalan 11 kişinin durumu da farklı değil. Hatta içlerinden ikisi halen milletvekili zaten. Hem seçilme yeterlikleri yok hem de milletvekili yani. Komik bir durum.
Meclis’in hemen yeniden toplantıya çağrılması, bu kişilerin seçilme yeterliğini sağlayacak yasal anayasal değişiklikleri derhal gerçekleştirmesi lazım. Gerekirse seçim bir-iki hafta ertelenebilir bile.
Yapılabilecek bir başka şey de, adaylığı düşen bu kişilerin yerine yeni aday gösterilmesi için imkan yaratılmasıdır. Aynı şey parti listelerinden birilerinin başına gelse yedek adaylar boşluğu doldururdu ama bağımsızlarda bu olamıyor. Bunu sağlamak da bir çare olabilir; en azından BDP’li Kürt seçmenler bir temsil sorunu yaşamazlar.

Ahmet Kekeç – Star Gazetesi
YSK kararının siyasi olduğunu düşünüyorum, hukukla uzaktan yakından alakası yok. Bu karar olumsuz siyasi sonuçlar doğuracaktır. Birincisi barış konusundaki girişimlerde şahinlerin elini güçlendirecektir. Anayasa tartışmalarının meşruiyetine gölge düşürecektir. Anayasa tartışmalarını olumsuz etkileyecektir. Bunun da Türkiye’deki demokratik işleyişe zarar vereceğini düşünüyorum. Karara itirazlar var. Umarım YSK bu yanlıştan döner ve kararını düzletir.

Ece Temelkuran – Habertürk Gazetesi
Ayıptır, günahtır, zulümdür…


Wednesday, January 19, 2011

4 yildir hrant yok


lutfen! izleyin, dinleyin!


Tuesday, November 30, 2010

oyle sus pus

ya susacaktim butun hafta ya da daha da kapanmamak icin biran once sanki siradanmis gibi hersey yazacaktim.

cocuk gitti, cumartesi gelecek, istanbul’da, dayisinin yaninda olacak. dayisi ise cok ciddi bi ameliyat gecirecek, allah yardimcisi olsun, ben ise burada dualarlayim. biliyorum kimse, hic kimse istemez sevdigi insanlardan ayrilmak ama boyle zamanlarda bencil davranmamali bence insan, o insan aci cekiyor mu, bu daha da onemli. bana oyle geliyor ki daha once yapmadigi seyler icin, vicdanini rahatlamak icin sanki biraz daha zaman istiyor da o kadar kendini paraliyor. yok oyle soguk zabane degilim ama gunde en az on kere « hayat », « yasamak » kelimelerini kullaniyoruz, e bunlalarinda sonunun oldugunu bilerek yasamali iste insan. babannecim, on gun icinde vefat etti, herkes yanindaydi, o da mutluydu, iste simdi bana o yetiyor, gozlerim doluyor ama mutlu oldugunu biliyorum. ve biliyorum ki zaman gectikce dua sonrasinda sayacagim isimler de artacak.

benim de tek duam, allahim, lutfen, lutfen, aci cekmesin, butun sevdiklerinin yaninda oldugunu hissetsin, en buyuk istedigimiz iyilesmesi ama bunun zor oldugunu da biliyoruz, son evredeki bi tumorden ve ameliyat sonrasinda 1.5-2 aylik bi isin tedavisinden bahsediliyor, ne ameliyattan sonra ne de bu tedavilerde aci cekmesine izin ver, huzurlu olmasina yardim et.

Wednesday, November 17, 2010

bi fikrim var


buraya geleli, bi haftayi gecti, hatta cok sakin bi haftasonu da icinde, ama ben yine de kendime gelemedim, enerjimi toparlayamadim, aklimi da. tamam, aslinda normal bu benim icin denebilir, cunku yaklasik iki senedir bu hallerdeyim. hani su meshur eylul'de kacarak gelmistim ya buraya, iste o zaman muthisti yahu hersey. kendimle gurur gurur dolasiyordum. ama simdi, ben onun tadini bi kere aldim ya, o eski halimden eser yok simdi modunda dolasmamaliyim, biseyler yapmaliyim.

pazartesi gunu bi seminere gittim, bi de spora, biseyler yapmanin ilk adimini atmis bulunuyordum. neredeyse buyuk bi gururla spor salonundan cikacaktim ki bambaska ruh halleri icinde eve attim kendimi. sebep, spor salonundaki kadinlar, ama cogunlugunu annelerin olusturdugu kadinlar.

ne mi fark vardi benimle onlar arasinda. bi kere kimse benim gibi pacoz degildi, herkesin ayri bi spor cantasi, ozenle ayri ayri cantaciklara konulmus yuz, kol, bacak kremleri ve daha nice islevlerini anlayamadigim yaglar, spreyler… tabi ki burada getirmek muhim degil, muhim ol sey, onlari kullaniyor olmak. kimse ben gibi degil yani, kirmizi cantanin icine ikinci bi bez canta koy, oraya da burus burus seneler once persembe pazarindan aldigim sozde spor kiyafetlerini koy. kremler falan desen, ben evdeyken bile o dev kutulardaki vucut kremlerini kullanmam ki, kaldi bi de nefes nefese kaldigim, kucucuk bi dolabin onunde hazirlanmam gereken yerde kullanacam, tabi bi de vucutlar var ama hic bahsetmek istemiyorum, unutmak istiyorum hatta ben de oyle olana dek.

iste orada gozlerim belermis, caktirmadan kullanilan kremlerin markalarina, simdi ne yaptiklarina bakmaya calisirken bi fikir geldi aklima. son yuz yilin en muthis fikri hatta, evin icinde buyuk ruzgarlar estirdi, uygulanmasi da buyuk ihtimalle hayata gececek cinsten bi proje. ismi ‘bi fikrim var’.

kisaca soyle, yap-kap. bir tane yapilacaklar listesi hazirlanacak, ama bunlar cok radikal seyler degil, zaten yapilacak olan seyler, mesela hafta uc gun spora gitmek, turkce-ingilizce-fransizca kitaplar okumak, bitirmek daha onemli bi eylem tabi, projedeki adimlari bitirmek ve bir de istenilenler listesi olacak, yapilanlar karsiliginda oduller, bunlar da cok radikal seyler degil, mesela kitaplar karsiliginda fnac ya da payot’tan 20 franklik hediye ceki, kitabina da gore degisir bu, proje ile ilgili istenilenler tabi ki pahada daha agir olan seyler, nikon d5000, lensler, ipad falan gibi, spora gitmenin de bedeli su meshur cesit cesit kokan kremler ya da zara'dan hediye cekleri. bunlar zaten yapilacak olan seyler ve zaten alinacak olan seyler. tek fark, muthis bi motivasyonla yapmak ve muthis bi zevkle almak. daha sonra upuzun bi listeler sayfasi hazirlayacam bu proje ile ilgili, buraya da yazacam. simdilik istenilenler ustunde calisiyorum, guzel bi liste olacak :)

su blog isini nicedir kiviriyorsam, az biraz iradeliyim de denebilir, bunlari da yaparim ki o zaman ben.

Monday, August 2, 2010

sanki ben yapmisim gibi

yuzumde arada bir gelen sebepsiz gulumseme. defalarca izledim diye mi heryerde bikmadan tekrar tekrar okuyorum diye mi emin degilim sanki ben yapmisim gibi.

nasil da insani mutlu ediveriyor, nasil da icine umut dolduruveriyor, bize gerekli sey iste bu kadar. azicik.

nevin yanit,
elvan abeylegesse,
alemitu bekele, bu kizi lausanne athletissima'da 3000m'de izlemistik, ikinci olmustu da costurmustu bizi.


aslinda birinci, ikinci olanlar kadar benim gozum bi de besinci, yedinci olanlarda.

gazetenin yazdigi "burcu'dan bu kadar" basligina dunya kadar gicik oluyor insan durduk yere, yuksek atlamada 20 yasinda bi kiz, ilk kez bi finalde, turkiye rekorunu yine kirmis kendi kendine, bi sevindir be adam.
bi de asli cakir var, o da geliyor, o da.

hep kadin, hep kadin ;)

Tuesday, July 27, 2010

Hanım, kızın yine donla koşuyor!*

Mehves Evin yazmis.

"
Bakiye Duran, Türkiye’nin ilk kadın ultramaratoncusu. 50 kilometre ve üstü maratonlarda derece alan tek sporcumuz. Samsun’un Havza bölgesi Hilmiye köyünden Duran, hayatını kitap haline getirdi. Ama köydekiler koşmasına alışamadı.

....


- Uluslararası Ultra Maraton Birliği 11 Eylül 2003’te İsviçre’nin Valais Kantonu’nun merkezi Sion’da yapılacak 110 kilometrelik süper ultra maratona davet ediyor. Organizasyon komitesi sayesinde malzemeler alınıyor. 110 kilometrelik ultramaratonu erkek sporculardan bir, kadın sporculardan üç saat önce bitiriyor.

..."

Thursday, June 10, 2010

imzani attin mi

bugun heryerde karsina mi cikti bu link? ve sen hala bi imza atmadin mi? imza mi urkutuyorsun seni? sadece adini yazacaksin ki? bi de tc'yi mi dert ettin? benden sana garanti gorunmuyor tc. simdi ben sana endiseli ve kararsiz bakmaya basladim, tc gorunse ne olacagini dusunuyorsun, nasil paranoyalar geliyor ki aklina? haydi git artik imzani at yine gel, cok guzel bi video var burada.

EDIT: patty diphusa "Dilekçeyi imzalarken, location terine "other countries" seçilirse T.C. kimlik no girmek gerekmediği bilgisini paylaşmak istedim.Bu bilginin yayılmasının imzaların artmasında faydalı olacağını düşünüyorum."




imzani atmistin di mi?
kontrol etcem sonra bak!

Thursday, February 25, 2010

bi adam var

simdi bi adam var, baska bi adam daha var. bunlar oyun oynuyorlar, kurallar bi kitapta yazili, ikisi de ezbere biliyor. baska adam, bi gun mizikcilik ediyor, kurallarin disinda biseyler yapiyor, hayir yapmiyor, yaptiriyor. adam da diyor ki, kurallar belli nasil olsa, peki senin yoluna gidelim, elbette sen de goreceksin yazili olan kurali. baska adam gormuyor, gormek istemiyor, devam ediyor, mizikciligina, herkesin bildigi, goz gore gore yaptigi yanlisa. adam bambaska bi yerde, kurallarini, elindeki kartlarin gucunu kullanabilecegi bi yerde degil, kullanamiyor, ayni oyundaki diger kisiler de kullanamiyor, cunku onu oradan cikarip kartlarini verebilecekleri bi kural yok.

bambaska bi yerdeki adam isyan etmez mi, bu kurallari biz koyduk, neden uymuyorsun, neden mizikcilik yapiyorsun, neden degistirmek istiyorsun –ki istiyorsan bile, benim ozgurlugumu neden elimden aliyorsun demez mi. ben gibiler, ruyalarinda onlari gorup cocugunun hakkini savunan anneler gibi bagirmaz mi, sen ne yaptigini saniyorsun diye. yapabilecegi cok az sey oldugunu gorup umutsuzluga kapilmaz mi.

Wednesday, September 16, 2009

Yilmaz Ozdil'den

Musa


15 yaşında...

Çok başarılı öğrenciydi Musa.

Öğretmen olmak istiyordu.

Sabah okuluna gidiyor...

Sonra çobanlık yapıyordu.

Babası garibandı çünkü.

* * *

Tam bir sene önce, gene böyle bir sabah... Çıktı tek göz oda, ağıldan bozma evinden kör karanlıkta, yürüye yürüye, 2 kilometre, sırtında çantası, şehirlerarası asfalta geldi... İzmir Aliağa’ya bağlı Kapıkaya Köyü’nde yaşıyordu, köyde okul yok, okul Yenişakran’da... Türkiye’nin en batı ucunda, bütün yatırımlar oraya yapılıyor denilen coğrafyada, Türkiye’nin en doğusundaki yaşıtlarıyla aynı kaderi paylaşıyordu; taşımalı eğitim... Servis bekliyordu.

* * *

Yakaladı yakaladı...

Kaçırdığında okuluna gitmesi imkânsız.

O nedenle, gün doğmadan kalkıyor, en az 2 saat yolu hesap ederek, saat 6 civarında asfaltta oluyordu.

Asfalt rampa.

* * *

Göründü yarım saat sonra servis minibüsü... Manisa’nın Karaahmetli Köyü’nden başlıyor, çocukları toplaya toplaya, en son Musa’yı alıyor, Yenişakran’a varıyordu. İçerde, biri şoför, biri engelli çocuğuna refakat eden anne, toplam 27 çocuk... Musa 30’uncu.

* * *

Durdu önünde her sabahki gibi, bindi Musa, hareket ettiler. Ama bir acayiplik vardı... Şoför döndü Musa’ya öfkeyle, “Bak seni almak için durduk, fren patladı, niye rampada duruyorsun, 100 metre yürüyüp düzlükte dursana!” diye bağırdı... Yer kalmadığı için ayakta dikilen Musa, büktü boynunu, ne desin, zaten bütün çocuklar ona suçlu gibi bakarken ne diyebilirdi ki? Bir ara göz göze geldi en sevdiği sınıf arkadaşı Hidayet’le... Hidayet gülümsedi, çaktırmadan şöyle bir salladı elini havada “Boşver” manasında, “boşver, üzülme...”

* * *

Dandik asfaltta haldır haldır gitmeye başladılar, 1 kilometre, 2 kilometre, 3 kilometre... Yenişakran’a 4 kilometre kala, olanlar oldu, trafolar bölgesinde dik yokuşun sonundaki sert viraja daldı minibüs, “Fren boşaldı” diye bağırdı şoför, savruldular, korkuluk morkuluk yok tabii, uçtular Tütünlü Deresi’ne... Önce çığlıklar, 3 takla, 5 takla, darmadağın oldu, zaten darmadağın haldeki minibüs, sonra trajik sessizlik.

* * *

İsmail oracıkta öldü. 9 yaşındaydı. Recep öldü, Murat öldü. 15’indeydiler. Ve, gülümseyerek kan kardeşine moral vermeye gayret eden Hidayet... Ambulanslar geldiğinde nefes alıp veriyordu hâlâ... Hastane, doktor, ameliyat, olmadı... Hidayet de gitti.

Ya Musa?

Kafası yarılmıştı, sağ el bileği ezik...

Hatta, o feci kazanın haberini yapan gazeteler, Musa’nın bandajlı fotoğrafını koymuşlardı, “Açılan kapıdan fırladı, kurtuldu” diye.

* * *

Kurtulmuştu hakikaten Musa... Sağ çıkmıştı o tabut minibüsten... Ama kâbuslardan kurtulamadı... Hidayet her gece rüyasına giriyor, gene gülümseyerek “Boşver, üzülme” diyor ama, şoförün “Bak seni almak için durduk!” diye bağırması kulaklarından gitmiyordu, çın çın... Bıraktı okulu. Gitmedi bi daha.

* * *

Ve, bir sene sonra...

* * *

Bilirkişi, en fazla 12 yaşında olması gereken servis minibüsünün, daha eski, 15 yaşında olduğunu, frenlerin kazadan çok önce patlak olduğunu tespit etti; balatalar erimişti. Aslında servis minibüsü bile değildi, öyle olsaydı, “S” plaka taşımalıydı, taşımıyordu. Buna rağmen, hiç kimse şikâyetçi olmadı... Savcı hariç... Kamu adına dava açtı, bilirkişi raporunu koydu hâkimin önüne, hâkim de, hiç tereddüt etmeden 10 sene hapis verdi şoföre... Giden gitmişti ama, hiç olmazsa suç cezasız kalmamıştı.

* * *

Ve, önceki gün...

Yıldönümüydü.

Kapıkaya Köyü’nün kabristanında anma töreni yapıldı. İsmail, Recep, Murat ve Hidayet’in ardından dualar edildi. Musa da oradaydı... Gene kenarda, gene boynu bükük. Ve gene, bir senedir her gördüğüne söylediği gibi, “Benim yüzümden, keşke düzlükte dursaydım, benim yüzümden” diye ağlıyordu. Ne büyükleri teselli edebiliyordu onu, ne mahkemenin verdiği adil karar rahatlatabilmişti vicdanını, ne de rüyasında “Boşver” diye gülümseyen Hidayet.

* * *

Bitti tören.

Gitti evine.

Astı kendini Musa.

* * *

Bir sene dayanabilmişti buna.

* * *

Evet, Japonya değil burası...

Kimseden harakiri yapmasını beklemiyoruz.

Alışığız, istiflerini bozmayacaklarını, istifa etmeyeceklerini de biliyoruz. Ama “Sprey yüzünden oldu, yok efendim buzullar eridi, dünyanın suçu” filan, ayıptır beyler.

* * *

Başta minik Dila... 30 küsur günahsız sel kurbanından utanmıyorsunuz, bari, Musa’nın yüreğinden utanın da, hiç olmazsa bir özür dileyin.

Friday, August 21, 2009

ucuncu kopru

her zamanki gibi yine biseyler yapiyorlar, sinsi sinsi. acilimlari acmaya calisiyoruz diye oyalarken baska acilimlari birer birer dokuyorlar ki dikkat cekmesin, ohoo onlar cooktan acildi densin.

acik acik diyim, ben politika pek okumuyorum, televizyonda pek izlemiyorum. cunku universitenin ilk yillariydi, babamin cumhuriyetine dadanmistim, sonra hergun aglar olmustum, ne hevesim kalmisti biseyler yapmak icin ne umudum. simdilerde ise sadece guvenin bana okuduklarini, anlattiklarini dinliyorum. politikanin icinde olmadan da insanlar neler yapiyor di mi.

gazetelerde sevdigim belli basli yazarlarin yazilarina baktim, ne demisler ucuncu kopru icin diye bulamadim. sasirdim. dikkat baska biyerde.

diyecegim o ki, onune gecilebilinir mi. trafigi rahatlatmak yerine istanbul'un nufusunu arttiracak bi kopruye engel olunur mu. zaten ne kadar kalan ormanlari korumaya gucumuz yeter mi.


not1: fotograf kaynagi milliyet.
not2: herkesi tesvik eden oyku.

Friday, July 31, 2009

pinkycim

gordun mu bunu, yavas yavas dualarimiz kabul oluyor.

Sunday, July 26, 2009

gunesi kurtarmak

Bekir Coskun'dan guzel bir yazi


ÖNCEKİ gün yine güneş tutuldu...


O sene avlusu taş evimizin damına çıkmıştık güneşi kurtarmak için. Hurafelere göre bir şeyi bir şeye vurup da ses çıkartınca güneş tutulmaktan kurtulacaktı. Çocukların ellerine birer sopa verip, boyunlarına paslı eski tenekeler astılar. Büyükler “Ortasına ortasına hızlıca vurulacak” diye tembihlediler.
Benim de tenekem vardı.
Bir tenekeye, bir güneşe, bir de Fatma'ya bakıyordum. Güneş zorda kalınca Fatma, “Vur!” diyecek, biz tenekeye vurunca güneş kurtulacaktı.
Ve Fatma, “Vur!” dedi...
Vurdum:
“Tın tın tın...”
Güneş yavaş yavaş sıyrılıp çıkınca Fatma, “Kurtuldu...” dedi...
Durdum...
Bir kurtardığımız güneşe baktım, bir Fatma'ya, bir tenekeye...
*
Güneş benim tenekemi nasıl algıladı bilemem... Ama benim düzeni değiştirmek için ilk teneke çalışımdı.
Sonra hep boynumda bir teneke ile dolaştım.
Ne zaman ortalık kararıp da bir “tutulma” olsa, cılız bir pasla teneke sesi olsun, vurmaya başlarım:
“Tın tın tın...”
*
Ne var ki güneşi kurtarmaya kalkan halkımız, kendini hiçbir zaman kurtarmaya kalkmadı. Aklından bile geçirmedi kendini kurtarmayı.
Ben kendimi bildim bileli tutuktur...
Ve öyle sessiz...
Öyle pısmış...
Öyle tepkisiz...
Öyle sinmiş...
Çocuklara güneşi kurtarmayı öğrettiler hurafelere dayanıp; ama tutulmuş kendi dünyamızı kurtarmayı öğretmediler.
Bizler ise boşuna çalıp durduk tenekeleri...
(...........)
Ne zaman güneş tutulsa, aklıma Fatma, sopa ve tenekem gelir...
Güneşi kurtarmıştık o gün...
Fatma, “Vur...” demişti...
Vurmuştum:
“Tın tın tın...”

 
design by suckmylolly.com