Showing posts with label okul. Show all posts
Showing posts with label okul. Show all posts

Tuesday, August 28, 2012

soze ne gerek

en sevdigim havalar, sabahlari soguk aksamlari ilik olanlar.

sabah o serinlikte evden cikmanin keyfi bi bambaska, hele de cocuklugumdaki gibi sakin apartman onlerinden gecerken, hele de sabahlari arabalarin degil de insanlarin olan sokaklardan yururken.

umutsuzluk bazen geliyor, bes dakikacik kaliyor gidiyor sonra, aglayamiyorum bile artik, aglamayi bilincalti zaman kaybi diye kaydetmis olmali. cocuk, bi kufur savur diyor, ben ise hepsini allah'a havale ediyorum diyorum.

zaten, tezimi de ona havale etmedim mi ki, evin o kosesine bu kosesine ilismis bi suru adak var mesela. gecenlerde adaklarin artik maaslari da  alip gitme ihtimalinin oldugunu gorunce bi dur dedik dilimize. dualar her an heryerde ama annemi de bol bol anarak, oss icin okudugu dualara gectim bi de, boyumdan buyuk isler ama olsun. anlamadan da ayni seyleri tekrarlamak sakinlestiriyor kalp atislarimi, hem de ferahlatiyor.

the metropolitan museum of art, new york, haziran 2012

Thursday, August 23, 2012

butun sey'ler ayri yazilir

her sey cok guzel olacak dedik, icimizi ferahlikla doldurduk ama oturmak da neyin nesi.

su bilgisayar, internet nasil bi sey, iki dakika oturmaya goreyim masamin basina, nerelere goturuyor insani, ayilana kadar yarim saatini yemis oluyor.

mozilla'nin leechblock diye uygulamasi var, ise yariyor yaramasina ama insan zaman oldurecek bi seyler aramaya gorsun, kaptiriveriyor kendini.

hep zaman oldurmek bunlar, yazik gunah valla.

bi dakika bile bos durmamali ki, her sey guzel olsun di mi. hadi o zaman oturmakla isler yurumez, calismaya koyul.

Saturday, July 28, 2012

dokuz-on-onbirinci gun

cogunlukla umutsuzluk, kalp carpintilari, uykusuzluk, mide agrisi.
tam buldum derken bi anda fakedilen yanlislar ve bunlarin getirdigi iki kati umutsuzluk, kalp carpintisi, uykusuzluk, mide agrilari.

bunlarin arasina bir de daha da aci bi haber dustu ki sorma gitsin. -eminim ki, babacigin huzur icinde yatiyordur simdi-

birazcik gitsek buralardan, bu sene hic turkiye goremedik, hic birseyin garantisi yok ama bi gorsek belki daha iyi olur hersey.

ucsak da azcik sevilsek, simartilsak, dualarla sarmalansak.


ucsak da bizim eve bi selam caksak.

Wednesday, July 25, 2012

sekizinci gun

hic biseyin bi bok olacagi yok!

Tuesday, July 24, 2012

yedinci gun

garip bi gun.
on saat kadar uyuyup bana kendini pazar'mis gibi yutturmaya calisan bi gun, hatta simdi de carsamba'nin rolunu calmaya calisiyor, bakalim benimle daha ne kadar dalga gececek.
sadece bi saat gec geldim bugun ofise ama olduramadim, rutin gunlerimden biri yapamadim. bi saatin onemi bi kere daha onaylandi.
istanbul plani biraz daha erkene alindi gibi, isler yolunda giderse, bilet bulursak... gibi klasik on sartlari var tabi.

isler. bi halt olduklari yok.

ve strand.

Monday, July 23, 2012

altinci gun

heyecanla baslayip saat on gibi umutsuzluga donusen bi gun.
simdi enerjiyi yukseltmeye calismak yapilacaklar listesinin ilk maddesi sonra geri kalani.

su sarki belki ise yarar, hani kirk kere diyince gercek olur hesabina.

sahi hani ruyada keci gormek, muradina ermek demekti, pfff...

Sunday, July 22, 2012

besinci gun

gece gec yatinca, sabah da erken kalkmak zorunda olunca herkesin ruyasi, bilincalti cosmus.

mesela ben, nukleer savas gordum ruyamda. burada miyim, turkiye'de miyim belli degil ama televizyonlardan izliyorduk olan biteni onceleri, sonra evin bi ucunden bi ucuna koskoca metal bi cisim gecip duvarlari parcaliyordu. panik yok ama, kimsede. camlari kapiyoruz, panjurlari indiriyoruz, klasik orasi burasi karsilastirma muhabettini bile yapiyoruz, iste turk basini yine gercekleri anlatmiyor, her yer onlemini aldi, bizimkilerden ses yok hala diye.
ama en ilginc olay su, camdan bahcedeki agacin altina bikac insanin drakula ve ona benzer bi kadini topragi kazip siginak gibi bi yere sakladilar, yatak yorgan koydular arkalarindan, hatta bembeyaz bi keci bile koydular, bi guzel de kapattilar olduklari yeri. savas sirasinda ilk can guvenliginin saglanmasi gereken insanin drakula olmasi!?

cocuk da sabahin bi koru, bana 'dur daha gitme, erken' dedi, kolay kolay uyanmaz o aslinda, hele de pazar gunu. ama benim uyanip da ona 'yok daha gitmiyorum ki, yatiyorum' diye cevap vermemde hic sasirilacak bisey yok.

sonra istahsiz evden ciktim, okula geldim ama anahtarimi unutmusum, yapabilecegim seyleri yaptiktan sonra eve gitmeye hazirlaniyordum ki, anahtarim geldi, kahvaltim geldi, kocam geldi, mutlulugum geldi.


guzel bi haftasonu olmus olsun ve ben yarin guzel sonuclar alip haftaya guzel baslayabileyim. amin.

Saturday, July 21, 2012

dorduncu gun

panik atagin arada arada dort bi yanimi sardigi bi sabaha uyandim.
anlayacagin keyifsiz, mutsuz bi gun.
zarla zorla kendimi ada'ya attim da kahveden sonra biraz kendime geldim.

bikac saat zaman gecirip can alici biseyler bulmaya calisip gidecem buralardan.

aksamlari biraz daha calismam gerek, boyle sabahlar oldurur adami, calismaktan yorgun ama mutlu uyumak gibisi yok ne de olsa.



- cok tereyag koymasaydin omlete, gerek yoktu.
- ne az ne cok, tam gerektigi kadar koydum.
- yani diyorsun ki, artik ergenlikten ciktim, bana karismayin, ben kendi dogrularini kabul ettirmeye calisan bi genc'im.


Friday, July 20, 2012

ucuncu gun

bu sabah daha mi keyifliyim ne.
cocuk okula geldi bugun ama yine ben metroda yalnizdim. o hala daha yavas. sahi demeyi unuttum, haftasonu yirmi bes gunde bir kere tatil yaptim ya ben, daga ciktik yuruyus yapmak icin, 5 saat! yaptik da.
ama ertesi gun ne yazik ki cocuk dizini incitti ve ondan sonra her sey biraz daha karisik oldu iste.
simdi duzeliyor ama iste yavas yavas. bunun yanisira evde baska bir saglik hikayesi var ki dort bes senedir erteledigimiz biseydi. bakalim, niyetine girdik.
iki aksamdir evde calisamiyorum, ama oyle ama boyle. mesela boyle'si siir okuma gecesi.

bir de "oyle mutsuzum ki, mutsuzlugumu ancak kitaplarin icine girersem unutabilirim"

Thursday, July 19, 2012

adada ikinci gunum

sevgili gunluk,
bugun ikinci gun, onumde daha upuzun bir yol var biliyorum. basaracam mi artik cok emin degilim ama gittigi yere kadar.
rekor yirmi bes!
yirmi bes gun, araliksiz bu adaya geldim gittim. ("ada" demek pek bi hosuma gitti, bloga yazmadigim zamanlar icimden boyle konusup durdum, boyle de devam etsin bakalim) ne haftasonu ne de gunler kavramim kaldi.
peki sonuc?
simdilik iki ileri bir geri, ayni yerdeyim de denebilir.
okul islerinde degil de aklim, insan islerinde.
keske bi ablam olsaydi.


Sunday, June 3, 2012

yine zaman

simdilerde en kavgali oldugum sey.
mayisin bitmesi mi beni strese sokuyor yoksa haziranin gelmesi. iki turlu de o suclu.
ve ben, panikten, telastan kendimi kaybetme sinirina o kadar yaklastim ki. ya son kalan var gucumle deli gibi calisacam ya da siniri gecip deli gibi cildiracam.
tabi ki kararim, son kalan gucume tutunmakta. onun icin iki haftada bir gun tatil yapiyorum, yetiyor o bir gun tatil kesinlikle, ondan bir sikayetim yok ama eger yorgunlugu kendi beynimde yaratmamissam.

dinlenmek mi. daha once dedim ya, tatiller isvicre usulu diye, dinlenmek de artik oyle.
mesela, gol kenarinda 3 saat bisiklete binmek.


Tuesday, May 1, 2012

1 mayis

nasil da tam zamanlama oldu dunku olay. bir mayis. icimden cikardim derken nasil da yerlesmeye baslamis, suraciga yazayim da iyice ciksin gitsin.

hadi benim arkamda durmuyorsun diyelim, hadi beni motive edecek biseyler de yapmiyorsun diyelim, zaten bi onceki kaziktan biliyoruz beni duymadigini, dinlemedigini. ama 'hayir, istemiyorum' demek yerine bir gun, tam bir gun, once sormus olsaydin dusunurdum demek de neyin nesi.

biseyler yapamamanin vicdanini neden karsindakine yuklemek de ne deme. karsinda duran insanlarin da yetiskin, akli basinda oldugunu unuttup da bu ufacik tefecik kendini isin icinden siyirma oyunlari da nedir allah askina. bundan sonra kufur mufur.

bi de baska bi proje daha varmismis ama onu baska zaman konusacakmisizmisiz.

gorursem soylerim.


daha ne kadar tip insanla karsilasip kim bilir kac kere haksizliga ugrayacaz, bu da bisey mi ki. 
guzel seyler dusun, guzel seyler dusun.

Saturday, March 24, 2012

bahar gelmis diyorlar

dogru mu. dogru herhalde.

her sabah yedi bucukta okulda bizi sakiyarak karsilayan kus oyle soyluyor.

butun bloglarda da yaziyor.

cicek acan agaclar, daha gec batan gunes, ogleden sonralari acilip sacilmamiza izin veren hava, hepsi diyor bahar geldi diye.

ben bu sene kutlamiyorum bahari, kutlayamiyorum. bu sene ne gelen baharla ne denizlere atan yazla ne de ah bi gelse de ferahlasak dedigimiz kisla ask yasayabilecem. bu sene benim icin aylardan olusuyor ve o aylar da senenin sonu icin birer adimdan. demistim daha once de. iste onun icin dondurma yiyebilmek huzunlendiriyor beni, sonra bikac kilo verme mevsimi gelip de verdigim kilolar icin bile sevinemiyorum.

onun icin bence bahar gelmedi, sadece gunduzle gece esitlendi, mart bitiyor, falan filan.

cok arabeskim, coook. ama ben hep boyle olurum ki, buyuk bi donemecte illa ki arabesk olurum.

ben yokken masama goz kulak olan bahar cicekleri.

Thursday, March 15, 2012

isin sonu gorundu

eylul 2011, marsilya

aslinda tam da hic aksatmadan yazmam gereken zamanlar. belki de degil, hatirladikca, hatirladigimiz kadar anlatacagimiz zamanlar, belki de bire bes katarak anlatmasi, hatirlamasi daha zevkli olacagi zamanlar. bakalim. ben gelebildikce gelecem buralara, belki kilitleyecem belki kilitleyip de gizliden gizliye yazacam. bakalim.

ama olacaklar uc asagi bes yukari su. bu senenin sonunda, evimizde bi doktor olacak, ondan sonrasi daha da keyifli. doktor bi ev hanimi olacam, kendimi bulma yollari, hem de kac zaman, ohoooo... ondan sonra ruzgar nereye biz oraya.

yandaki sayac aslinda birazcik da uzadi ama ben onu kaldirayim oradan diyorum, gun olarak gormek pek de bisey ifade etmiyor bende, aylar daha guzel. daha anlamli. mesela haziran, amerika ayi. kasim, teslim ayi.

hersey guzel, epey de bi zor ama iste azcik destek cikanin, dinleyenin olunca bi o kadar da keyifli iste, pirpir heyecanli.

varsin geceler bizi beklesin, varsin kahve bardaklari horon tepsin.


Tuesday, February 21, 2012

bi ninjamiz eksikti

herkes pek bi guzel toparlandi evde. aslinda, toparlanma sebebi olarak bu kadar abartmaya gerek yoktu ama olan seye de, neden simdi geldin ki denmez.

6da kalkip okula gitmeler, gun icinde yapilacak seyleri, oglene kadar yapmalar, spora gitmeler, saglikli yasamak icin daha da bi debelenmler.

ustune de, bi gece icinde iki haftalik plan hic bosluk olmadan yapildi, isteyince insan nasil da yapiyormus degil mi. hoslanmadigim sey ise, bi gece de onume yigilan raki, balik kraker, cikolatali gofret ve cekirdek, bi de gozu nemli cocuk.

ne olacak ki, birbirimize moral vererek bu da gelip gececek aslinda.

muse dinlemek icin en en ideal zaman da buymus.

cumartesi, palezieux

Monday, February 20, 2012

hadi hersey guzel olsun!

fena gitmiyor, toparlama sureci, bol duali, fazla sik bogaz etmeden. guzel basladik ya insallah gunun kalan kismi da oyle gecer, guzel guzel testimi yaptiririm, sonra da guzel guzel sonuclar alirim.

cumartesi, bizim balkon

Friday, February 17, 2012

bisey yapmali!!

bu soguklar oyle bi uyusturmus ki her yanimi. hala kendimi toparlayamadim. zaman azaliyor, yapilacaklar seyler aynen beni bekliyor. ve benim icin de tek bir istek, istegi de gectim telas bile yok. kendi kendime konusuyorum cokca. diyorum ki ustune varma bu kadar, birak canin ne istiyorsa yapsin, hic biseyi zorla yapamayacagina gore birak en azindan caninin istegi ve cok gereksiz seyleri yap. gereksiz dedigim de aslinda, ya kitap okumak ya fransizca calismak. hic de gereksiz degil ama bu sene icinde bircok seyin degisecegini dusundukce onlar ufacik tefecik seyler olarak kaliyor iste.

olsun, ben yine de varmayim ustume, hem yavas yavas kis uykusundan da cikmaya basladim, yemek yapmaya, yediklerime dikkat etmeye, biseylere ilgi duymaya, bu da bi baslangic.

aralik 2010, venedik

Thursday, December 1, 2011

olmadi bu sefer


hos, benim bu hayattaki denemelerimin hangisi bi seferde oldu ki.

-ikinci sinifin ilk gunu ogretmen, anneme, kizinizi birinci sinifa yazdirin, daha iyi olur demis. allah'tan dorde kadar takdir-tesekkur vermiyorlardi.
-bizim zamanimizda (!) ilkokuldan sonraydi ya, anadolu lisesi sinavlari, ben kazanamamistim da iki hafta sonra okula ek sinif acildi diye okulun en mimli sinifina gitmistim.
-bir kere bile odev yaptigimi hatirlamam zaten, dersi de derste pek dinlemezdim, ondan ingilizce fen bilgisine "iki" gelmisti ama lisedeki fizik hocasi nasil da benimle gurur duyardi.
-universite hazirlik desen, ikinciye okumamak icin olan son sinav hakkimda torpil guldu yuzume. derslere girene kadar odum kopuyordu, bi terslik olacak diye.
-ve son(?) iki donem alinan organic'lerin ikisini de cc (gecme notudur kendisi) getirdiydim ama organic hocasinin lab.inda calismaya basladiktan sonra nasil da iyi biseyler yaparak, buraya geldim.

ve iste buradayim. buradayim ama ne yazik ki iste yine bi olayli gecis yasiyorum. dort senelik doktoranin uc senesi. bosa gitti be. tekrar baslamam ise kolay degil iste, ne yapayim. dusun, istanbul'a gitmeden cikmisti bu durum, ondandi kacar gibi gitmek. ve, ne yazik ki, hala. baslamam gerek ama icimi sogutamiyorum sanki, kirginim en cok da. kendimde de hata buluyorum ama en cok onda!
inanmadigin, istmedigin biseyleri yapmak ne de zormus meger.

Tuesday, November 1, 2011

kasim

uc aylik hedefim icin ilk adimda cuvalladim, bu ilk ayi digerlerine bolusturmek bile istemiyorum, ustumde oyle bi umutsuzluk var. bu umutsuzluk icin kendimi azcik simartayim diye en sevdigim yemek tabaklari bile bana gorunmeden yok olmuslar, halbuki hediye cekiyle alacaktim, tam bi hediye olmayacakti yani, sadece icimi sogutmak icindi, valla.

kasim geldi ya, ne olursun guzel gelsin diyorum. bu ekim gibi yapmasin, mutlu mutlu kutlayabilelim hayatimizda olup biten guzel gunlerin yildonumlerini.

benim blogun da gide gele dort senesi bitmis, hadi hayirlisi.
 grandvaux, pazar

Monday, April 18, 2011

yemiyecektim o tahin-pekmezi

bugunlerde ben kiskis guluyorum, nedenini sorsalar diye bekliyorum, hele bi sorsalar hemen otecem, ama kendime de soz verdim iste kimse sormadan anlatmayacam diye. icime sikistim kaldim, dudaklarim siritik kaldim, aynen de boyle iste :))))))

madem bazi seyleri yazamiyorum, aklimin ucundan gecirebiliyorum sadece, o zaman olan seyleri yazmali, tarihli olmali, unutmamali di mi.

mesela, guven, bi tel beyaz saci oldugunu bugun ogrendi, bugunu not edelim dedi ama onu ben ilk daha once gormustum ki, varsin oyle bilsin benim cocuk.

cocuk, tam karadir kaslarin'i calmayi ogrenecekti, yine isi cikti yine isi cikti.

bi de bi cift lafim var, sozde grubun guvenliginden sorumlu kisi, benim calistigim yerin fotograflarini cekip durma, hadi cektin diyelim, millete gonderme bari, calisiyordum ben, calisiyodrum da boyle oluyordu, hadi bakalim simdi git bak bakalim, tik yok, sen pek mutlu, ben mutsuz.

ama bak eldivenler ne kadar da duzenli, tezimi bi sene sonra senden alirim.

 
design by suckmylolly.com