Showing posts with label kardes. Show all posts
Showing posts with label kardes. Show all posts

Tuesday, November 27, 2012

hayat bazen sadece beklemekten ibaret.

lozan'a gelen en guzel hediyelerden.
buraya gelirken her ne kadar zarfta benim adim yaziyor olsa da elimi bile suremiyorum, ilk once adams ailesi sonra bizim cocuk bekcilik yapiyor.

Thursday, September 8, 2011

canim ailem ;)

daha saliya kadar, eve dondugumuzde ya kapimiz kendiliginden acilir ya da zilimiz calinirdi. karsida ise bu kiz gorunurdu.
tam iki bucuk ay surdu bu, ve sali gunu eve dondugumuzde bunlarin hicbiri olmadi. bogazimda dugumle evde dolasmak kaldi bana, bi de istahsizligimdan butun o raki sofralarinin, raclette aksamlarinin, pasta, cheesecake, kurabiye, kek, borek, tiramisu, mozaik pasta, kadayif, kunefe, kis denemelerinin sonu geldigini kabullenmek, hele hele bir daha semrayi gorene kadar krep gormek ve yapmak istemedigimi farketmek.

bakalim bi daha nerelerde bu guzel aksam sofralarini kuracaz, hangi dizileri izleyecez ;)


Tuesday, October 5, 2010

mine-semra

simdi ikisi birlikte, hem de neredeyse 2 sene olacaklar, orada olmak vardi, dinlemek vardi, bi kosu odama gidip icime dolan hevesleri sacmak vardi.

mine. hani su benim hayatimin dort ayini gecirip de hergun olanlari agzim bi dolu cocuga anlattigim ev.

hikayeler anlatmayi ogrendik, keyif insani olmanin sadece siirlerde olmadigini, calismiyorsan bile yatak odani kiralayip genclerin icine karisabilmek icin butun gun agriyan bacakla nasil yemekler pisirilip sofralar hazirlanabilecegini. gercek oldugunu gorduk.


hic bu kadar imrenmemistim ki semra'ya, orada olup sessizce dinlemeyi. napalim. ben sirami savmisim. benim simdi siram, hikaye biriktirmek, sonra da mine olmak.

Monday, July 19, 2010

hep yanimda

5 ay oldu gormedim semos'u, o kadar cok ki icimdeki ozlem, kamerali konusmadan fellik fellik kacar oldum, telefon bana hep daha yakinmis gibi gelir zaten.
iste bu kiz, ablasinin tam yaninda, gelin ayakkabisi almak icin ayaklariyla, kina kiyafeti diktirmek icin daha ince kalcalariyla, planlariyla, fikirleriyle, guzel sozleriyle. hep yanimda hep.

sabah gelen bi zarfla canumi yanimda, beni alip antalya'ya goturmesiyle beni, kucaklayip hayallerin ustune birakivermesi, kendime disardan bakip mutlu bi kiz gormem, canuminin o kizi gormesi. hep yanimda hep.

Değişik
Başka türlü bir şey benim istediğim:
Ne ağaca benzer, ne de buluta.
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz,
Havası ayrı hava..

Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığından uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince
Dalın yüksekliğince rüzgarda ve bir yeni ömür
Vardığın çimen yeşilliğince
Nerde gördüklerim?
Nerde o beklediğim
Rengi başka
Tadı başka..
Can Yücel

sabah sabah gulduren iste o, BBH. cin cin laflar yapistirir sana, sen de ona, gulersin kis kis, hem okurken hem de yazarken. iyi gelir iste, kendine yap dermis gibi, ya da yapamadiklarini sen yapmalisin der gibi. seviyorum bunu. duymadim ki kimseden, semos'a soyleyen benden baska. o da yanimda hep, sormadan istemeden, oylecene.

bi findik kurdu yesocan, gonderdigi paket nelere nelere yol acti anlatilmaz, ancak mektupla yazilir, hem de kopyasi yapilacak kadar onemli bi mektupla. bi haftasonu gorusuruz di mi?

ve bu da size kizlar ;)

Monday, April 26, 2010

su zarf kadar

benim evlendigimi belleyen yoktur herhalde, 7 gun boyunca o postaci senin bu postaci benim gezdiler, ms ve mrs.
ilahi semos.

ben sana ne diyim ki...

sen cok yasa e mi? guldurdun beni.

tabi icinden cikan binbir cesit kartpostali da usenmeyip benim icin topladigin ve gonderdigin icin, cocugun ne yapacagin onlari sorusuna yaparim biseyler diye cevap vermemde beni cesaretlendirdigin icin, ayrica simdilerde kopenhang'a gidip bana yari nispet yari haber verme mesajlari attigin icin tesekkur ederim.


Thursday, September 10, 2009

semosum gitme

istanbul, semosum sana geliyor, yarin bu saatte cenevre'de sonra sende olacak, seni de ozlemis ama benim yanimda kalmak daha cok istiyor, alinma sakin.

ona iyi bak olur mu, umutlarini, mutluluklarini tuketme, aksamlari dondurma, cerez, cikolatalarla beslemesen de olur, gobegimi ona verdim cunku.

bi de dikkat et de cok para harcamasin, kredi kartina borc yapmasin. zaten benden aldi alacagi kadar esya, bi allik, bi firca, bi babet, bi tisort, bi canta, bi gozluk. sakin biseyler almasin.

ama sen yine de dediklerimi unutma, yorma onu, yapacak cok isi var, cok da hevesi var. cap yapacak kimya ile, genetik dersleriyle cakismasinlar cok, dikkat et. raporlarda da cok canini sikma. sinavlari zor olmasin. yardim et de su tarih dersi icin de iyi bi hoca bulabilsin. erasmus icin isvec'e giderken de bi goz kulak oluver, gerci ben onu goteburg'da karsilayacam ama olsun.

benim kadar iyi olmasa da sen yine elinden geldigince iyi bak ona.


fotografta arkadan siritarak gelen 5 yas buyuk 'abla'dir!

Tuesday, September 8, 2009

semosun pitircigi

semosun arkadasindan geldi, yogun istek uzerine bi daha.
sanirim haftasonundaki muze fotograflarindan dolayi bu sarki gonderildi, onlar da en kisa zamanda neredee?? tabi ki buradaa

Sunday, August 30, 2009

kiprik

Abla-kardes kirpik kardesligi



asagida, yine hic usenilmeden kirpiklerinin hakkini vermek icin hazirlanmis gorkem.
-peki gorkemcim, o sapsari bilezik de neyin nesi.
-benim islemeli bilezigim o.
-e ne geregi vardi.
-canim istediii, takacam iste takacam, sapsari koylu gibi takacam, doktora yapiyorum diye takamam mi, uhuuhuhu...
-tamam tamam, istedigin gibi tak.
-oh bee. ama biliyor musun, en cok bilgisayar kullanirken yakisiyor.

Monday, August 24, 2009

haftasonu-iki

barajin 6 derecelik soguklugundan sonra -evet, o duvar yiginin icine de girdik, tembihli olmamiza ragmen, burunlar buz ciktik- superman gibi kulubelerimize girip uzerimizi degistiriverdik, dadaaan, simsicak sulariyla Lavey les Bains, daglar arasinda, cesit cesit havuzlariyla, aksam karanligi coktukten sonra bile, burus burus olana kadar...

haftasonu-bir

semosum'un sansina bu haftasonu bi audi a4'muz oldu, nur topu gibi. pek sevdik kendisini, alman navigasyon kadini da unutmayalim, onsuz biz bi hic olurmusuz bunu anladik. pek de guzel yerlere gittik. isvicrenin cesit cesit huylarini kesfettik.

ilk gittigimiz yer avrupanin en yuksek, dunyanin da dorduncu yuksek baraji. bizdeki barajlar nasildir bilirsiniz, haftasonlari aileler gider ya da erkek gruplari, arabalarindaki kaset calarlari da acarlar son ses, ya icilir, ya balik tutulur ya piknik yapilir. biz bi kez daha yuh! dedik, bunu da turizm yapmis bu adamlar, buraya da hemen bi gelir gozuyle bakmis. her dagin tepesinde oldugu gibi bi teleferik, uctuk barajin en tepesine.



adini yazmamisim, grande de dixence.

belki ben anlatamamisimdir diye baska bi fotograf.

Thursday, August 20, 2009

cene

bugun cok cene calasim var blog. aslinda bahsedecegim bi konu da yok. gayet siradan. mesela dun aksam the bucket list’i izledik, semosa ozel alinan pringles ve biralarla. guven israrla izledigimizi hatta bizde bu filmin oldugunu soyleyip dursa da ben bir karesini bile hatirlamadim. ya izleyip de hatirlamiyorsam ne kotu di mi, daha b vitamin almaya baslamadim. ama ya guven benle izledigini dusunup baskasiyla izlemisse onun artik hangi vitaminleri almasi gerekiyor bilemedim.

tabi ki camasir gecemizdi, filme dalmisiz unutmusuz. gecen haftadan daha iyi ama, bi makine bile yikamamistik, unutmustuk tamamiyle. aksaklik olsa da gece 12ye kadar bitirdik, katlayip yerlestirdik bile.

hava da cok sicak di mi.

ama iste bu geceyi seviyorum en cok, toplanti oluyor, sen zaten hocadan bisey ogrenemiyorsun, toplantiya hazirlanana kadar gecen zamanda kendi kendine goruyorsun neyi yanlis yapmisim neyi yapayim diye. sonra gidip anlatiyorsun, bik bik bik. adam da oldu o zaman, if you believe in your ideas, it will work, diyor ve seni sepetliyor. hepsi hepsi bu. iste bunu atlattiktan sonraki gun ve gece muthis, cunku onunde henuz gelecek toplanti planlari yok, ve son 3 gundur 3 hafta calismadigin kadar calismissindir.

iste benim toplanti ertesi gunum bugun ve cok cene calasim var.

Monday, August 17, 2009

semosla ouchy

bizim evde bi kiz var, onumuze bi tabak sicak yemek koyuveriyor eve gelince, telefonlari 'canim ablacim diye aciyor, mutlu ediveriyor beni, evimizi huzur doldurup bizi karsiliyor. ne iyi etti de geldi bu kiz. yoksa biz nasil termosumuzu sirtlanip ouchy'e giderdik, cay keyfiyle batak oynamak icin parkin gobeginde turuncu beyaz kilimin ustunde.



ama keske su seker kiz, benim carsamba gunku toplantim icin de biseyler yapsa zira ben yine buradayim, hic de umrumda degil sanki.

saka maka cok unutkan oldum bu aralar, en istemedigim seyi yapmam gerekiyor, vitamin alsam iyi olacak sanirim.

Sunday, August 16, 2009

montreux

dun guzel prensesimizi gezdirdik. kahvaltidan kalanlarla hediye torbamdan eticinleri vurduk sirtimiza, ciktik yollara. ne yazik ki gec kalkmalar, oyanlanmalar derken cumartesi pazarini kacirdik ama haftaya amac bu olacak, Kutucuguma da verdigim sozu tutmus olacam. 20 dakikalik gol-dag-bag manzarali tren yolculugumuzdan sonra ulasiverdik montreux'ye. nasil sicakti anlatmak mumkun degil. ve bi kac fotografla sicagi olmasa bile belki montreux anlatilir.


goldeki vapur seferlerinden, fransa-isvicre seferidir buyuk ihtimal.
satoya gitmek icin yurudugumuz 3 kilometrelik yolun sanirim yarisinda arkaya bakis.


sato cok yakin gorunuyor di mi, ama ne yazik ki daha yarim saat yurumemiz gerekiyor.



'al sana avalonun sislerindeki satolardan iste' dedirten, icinde pek bi esya olmayan, yani bi yatak bi ocak, sato.

- ama bunlarin yuvarlak masalari yok.
- ama sovalyeler varmis.


biraz da cicek.


biraz da gol.



bi de satosunda mutlulukla yasayan prenses.

Wednesday, August 12, 2009

derdini al da gel

ne zamandan beri avaz avaz sarki soylemiyordum, iste bu sarki, tam benim icime uygun, bagirmama da uygun, tabi bi de sesime uygun.


- aa sen sarki soyler miydin.
- yoooo... yine icimden bagriyorum zaten.


semos geldi, cok sukur, herseyi halledip telefonunun yeni oldugunu akil edip yurtdisina actirtmadigi icin, trende ve havaalaninda birer salya sumuk kiz gordu bugun isvicre halki. neyseki buldular birbirilerini de ablasi semosunu eve atabildi.


hala inatla bavulda ne oldugunu soylemedigi ve benim de acmak icin zamanim olmadigi icin aksama gorecegim, istanbul'a ve antalya'ya opucuk ve mutluluk yagdiracam, hazirlikli olun efendim.

Tuesday, August 11, 2009

galiba

sabah icime kelebek kacmis


Friday, August 7, 2009

simdi intikam zamani

iki gundur benimle dalga gecen semosa intikamimdir, benim zaaf tarafimi kullanip beni kudurtmaya, yalvartmaya calisan semos, sana sesleniyorum, evet, artik blofleri de yemiyorsun afferin ama ogrenecek cok seyin var daha kuzum maalesef, ablaya oyle yapilmaz ama abla maymuncuguna boyle yapar, aklinda olsun.




kuzucum, kusura bakma ama senden ne marilyn oluyor ne elvis, sen elinde fiskiye sadece banyoda sarki soylemeye devam et en iyisi.
kara senin icin daha iyi gorunuyor canim, ne dersin.
belki de sen turk filmlerine yildiz olmak icin dogmussundur


iyi ki iskandinav kani tasimiyorsun, alyuvarlarin nasildi senin.
yemezler bu sirinlikleri, bilen bilir seni
aci ama gercek, cadilik sana daha cok yakismis semosum
e artik, atla ucagina gel sekerim
bu efektlerin hepsi msn yazismalarindan gorulecegi gibi, bilgisayarinin marifetiymis, bilgisayarini ablasi almis, onu da cok severmis, kizmazmis, kiyamazmis, gorunce belki yanaklarini sikarak hincini alirmis.
ablalik boyle bisey iste.

Wednesday, August 5, 2009

haftaya bugun, bu saatte

semosla, trende bicir bicir konusuyor, kikirdiyor, butun sebeklikleri yapiyor olacaz...


Tuesday, July 28, 2009

ilan

cok sevgili arkadaslarim, dostlarim,

eger bu uzak ulkede caninin cektigini bulamayan gorkemsan'a arada bi uzuluyor, icinizden ahh firsat olsa da gondersem diyor, gorkemsan uzgun oldugu zaman bi sarilsam gecer, opucuklerimi gonderebilsem diye icinizden geciriyorsaniz 12 agustos'a kadar semos'a ulasin derim. eger bi liste citlatmam gerekirse ici kucuk kalp kagitciklari dolu bi zarf, guzel bi dvd, bi twilight cikartma albumu, cheetos, eti cin, eti puf, baklava, naneli ve turk kahve aromali hare likoru simdilik aklima gelenler.

hayir, semos yeni bi kargo sirketi kurmadi, kendisi buraya geliyooooor, hem de kocaman bir ay, beni sevmeye, beni beslemeye, bana bakmaya geliyor benim kuzum.

Monday, July 27, 2009

n'olur semos, yarina guzel bi haber

birinci kural: yaradani hangi kelimelerle tanimladigimiz, kendimizi nasil gordugumuze ayna tutar. sayet tanri dendi mi oncelikle korkulacak, utanilacak bir varlik geliyorsa aklina, demek ki sen de korku ve utanc icindesin cogunlukla. yok eger, tanri dendi mi evvela ask, merhamet ve sefkat anliyorsan, sende de bu vasiflardan bolca mevcut demektir.

ask/elif safak. sayfa 51.

semos’a gondermistim idefix ile, pek mutlu olmustu. ben de. ben ona new moon’u verdim, o bana bu kitabi. yine karsilikli okuyoruz. ben sevdim bu kitabi, semos new moon’u daha cok sevdi, eminim. anlayacagin sen de benimle birlikte okuyacan bazi bazi.

 
design by suckmylolly.com