Showing posts with label insanlar. Show all posts
Showing posts with label insanlar. Show all posts

Monday, April 30, 2012

nisan biterken kisa kisa

- hangisinden baslasam ki.

- metroda ferdi tayfur dinleyen birine rastladim gecen hafta. ferdi tayfur'un kulaklikla dinlenebilecegine aklim zor erdi.

- aziz nesin dernegi varmis isvicre'de, gecen hafta yemegimizi yedikten sonra ogrendik, sonra hadi gidelim, yemek olmasa da biseyler iceriz diye gittik. iyi ki de gitmissiz. ne guzel bir aile tanidik. hem de ne guzel.

- bi aziz nesin kitabi daha aldik, hem de fazladan bi brosur daha, gecenlerde metroda ben aziz nesin'i okurken nereden buldun o kitabi diyen burada dogma buyume cocuga da vereyim diye.

- o guzel ailenin yasadiklari, yapmak zorunda birakildiklari secimleri, hepsi bizi aldi goturdu bi yerlere.

- ve ayni gece ben 17 yasinda oldum, yemin billa ettiler, ben de iki saat icin tamam dedim, eve gidince yine 28 olmustum ama olsun.

- cocuga samizdat'i aldim bi de, dayanamadim surprizi bozdum. sonra dayanamadim neden aldigimi da yumurtladim, haziran'a kadar delikanli'yi bitiremesin, ben onunla dalga geceyim diye.

- herkes alsin, herkes okusun diyor. soner yalcin'in ansikopedi gibi olan kitaplarina da benzemiyormus hem, gozunuz korkmasin.

- elmayi oyle ozlemisim ki cumartesi sabahi bi oturusta 3 tane birden yedim. bi de bu kosturmaca da birazcik (!) kilo mu almisim ne.

- uzun zamandir berlin kaplan'i kadar kotu bi film izlememistim, neyse ki dedemin insalari'ni izledik de biraz olsun kendimize geldik.

- bende yine bi okumaliyim, daha cok okumaliyim kipirtisi var.

floransa, nisan 2012

Tuesday, February 14, 2012

kovboy olun azicik!

kac zamandir elim klavyeye gidiyordu yazmak icin, hadi diyordum yazmayim. sonra, cok yasasin, semra, biseyler citlatti da iyice bi yazasim kabardi.

sevgililer gunu, hadi ayri diyelim, o zaten vicik vicik, sahte bisey ama ondan oncesinde allasen nasil bi cift, ayni evde yasamalarina ragmen, yeni tanistiklari insanlar yaninda yemek yerken, biseyler icerken elele, sarmas dolas, surekli bi sevgilerinden, o bana boyle diyor, ben ona boyle diye ya da sevgililer gununde buraya gitmek istiyoruz ama orasi da guzel diye "ciddi ciddi" sohbet eder ki. ne kadar samimidir ki. insanin icinden gelir, ici kabarir ufak tefek biseyler yaparsin ama sanki biz hep boyleyiz gibi dizdize dipdibe olunmaz ki.

galiba farkinda degiller ama herkes kimsenin evde o sekilde oturmadigini biliyor, surekli bi sevgi yumagi seklinde yasamadigini biliyor, olmayan seyleri gostermeye calisarak oyle de komik oluyorsunuz ki, belki bi gun anlarsiniz.


Thursday, January 5, 2012

okan bayulgen

tv8e gecmesi -cunku o guzel filmler yayinlayan bi kanal benim gozumde- ve haftada bes gun, ozellikle de muhabbet ve muhallebi krali yuzunden, izler olduk bu adami.

aslinda adam icin, icimde hic bi olumlu olumsuz fikir yok-tu. ilk iki ay birbirimizi tanima asamasiydi resmen. notr. onu dinlemiyorduk da konuklari dinliyorduk sadece, o sadece araciydi, hem de her ne kadar haftasonu kahvaltilari ve aksam yemekleriyle izlenecek super programlar hazirliyor olsa da, hic takmiyorduk onu.

sonra yavas yavas biseyler oldu iste, begendigimiz konuklari tutar oldu, sinir oldugumuz durumlara careler buldu, bazen de kendi konuklarindan cok daha mantikli seyler soyler oldu, programlarini degil de adami ozler olduk.

ama acikcasi, hala, diskokrali en son secenegimiz izlemek icin, sonra medyakrali ama o yine fena degil. tahminimce eski programlarini, sadece tek gece oldugu zamanlardaki, isimlerini bilmiyorum ama insanlar arayip dunya kadar biseyler soyluyor, sanki ben seni cok onceden kesfetmistim der gibi, yine olsa yine izlemem.

adam zamaninda emek verdigi degerler icin meyvelerini topluyor ya simdi, oyle acik ki bu, bunun icin bile sirf saygi duyabilirim, dedesi de basucu kitabimin tercumaniymis. ne mutlu ona.

evimdeki ilk saatli maarif takvimi, 
cocugun babasinin hediyesi, 
guzel menuler oluyor icinde hakkaten 
ve cocuk isimleri de fena degil ;)

Thursday, November 17, 2011

ask, boyle bisey olabilir mesela

yasamadigim sey kalmadi gibi ama yazamadim ben iste.

bu siiri yazdiktan sonra baslayiverdi iste hersey.

ogleden sonra cocugun ani bas donmesiyle kendimizi acilde buluverdik. ve ben bu siiri okudum cocuga, her defasinda baska turlu. bisey bulunamamasi hem sevindirdi hem de endiselendirdi ya bizi, dedik ki belki stresten.

onun bu halleri, benim neredeyse bi aydir suren hallerim, daha fazla boyle devam edemeyecegi girdi aklimiza.

persembe gunu, icimizde kacma istegiyle hizlica yaptik planlari, hocalardan izin almalar, benim pasaport islemlerim, ucak bulma telasi derken cumartesi aliverdik biletlerimizi, on gunluk istanbul icin, pazar gunu, yani bayramin birinci gunu orada olmak!

cumartesi icimiz sen, aklimiz sikintisiz, hazirlanmaya baslamistik ki cocuk banyoda dusuverdi. taksi, acil, tahliller, rontgenler derken siir bile okuyamadik, sadece goz ucuyla baktik birbirimize. gece eve geldik ya biseyi yokmus cok sukur. o dinlendi, ben hazirladim, evi, cocugu, beni. ama adimlar temkinli, yine goz ucuyla bakismalar, dil ucuyla konusmalar.

yani kisaca biz bi istanbul'a gittik geldik. canimiz, gonlumuz ne istiyorsa yapiverdik.

ne yediklerimiz ne gorduklerimiz degil de ne iyi etti beni biliyor musun.
bi dakika icinde bin tane opucuge bogulmak, dudaklarindan, burnundan. bunu bilseydim, yaralarimi iyilestirmek icin coktan gidiverirdim bu kuzunun kollarina.


Wednesday, October 19, 2011

aman uzak olsun benden.

kis iyice geldi, kalkmak yatmak ne zor oldu, bacak agrilari da cabasi. anlayamadigim sey yazin hic cikmayan bu varisler neden soguk havalarda cikiyor ki, soguk havalari sevmez bunlar diye biliyorum da.

bi bacak agrilari bi de insanlar var etrafimda, garip, komik, en guzeli degisik demek.

nasil oldugumu buraya yazdiklarimdan ogrenmeye calisanlar var bi de cook yakin cevremde. degisik. bu kadar iste benim cevrem, kucucuk, sig. oyle binlerce kilometreye ulasmiyor, altmis metrekare icinde sinirli.

bi de kendini dunyanin, ulkenin en yardimseveri sanan insanlar var, o sorar, icindeki butun enerjiyi paketler gonderirsin, sen sorarsin, yardim istersin, kem kum. koklatmaz bile sana icindeki enerjiden, ama dert yanar ya, uzulen taraf, veren taraf hep benim diye, kirmak icin degil, sadece gorsun diye, usulcacik demek istiyorum, ne olur bi kendine bak diye.

bugun kendimi pek bi cemkirik gordum. hayirdir.

cocugun marifeti, eylul 2011, lutry

Monday, April 11, 2011

iki sey

bugun sabahtan klasik grup toplantilarimizdan biri vardi, iki kisi genel olarak neler yaptigini herkese anlatiyor. bi de subgruplarimiz var, o toplantilarda ise sadece dertlerimizi, en son neler yaptigimizi anlatiyoruz.

bi kiz sunuma basladi, pek sevilmeyen bi kiz, neden onu da bilmiyorum aslinda, biraz kaba ama o kadar yalniz birakilacak ya da dislanacak biri degil bence. kiz, gereksiz esprileriyle, sunumuna basladi. bi hoca bi de benim odamdaki cok bilmis hollandali butun kotu niyetlerini kullanarak sorularini sormaya basladilar, aslinda hoca icin kotu niyetli diyemiyorum, belki de ne yaptigini, ne kadar bildigini ogrenmeye calisiyor. ama bu hollandali cocuga ne oluyor ki, orada ona gecirmemek icin zor tuttum kendimi. sinirimden burnumdan dumanlar cikiyordu en son, biraktim, hayallere daldim, gittim. uyandigimda hoca biseylere kizmis, diger kisi anlatsin diyordu, sonra ondan da vazgecti, haftaya yapalim dedi, cikti gitti.  tabi sonlara dogru hollandali susmustu, ortaligi gerdiginin basarisini kutluyordu belki de.

boyle insanlara karsi nasil davranmali ogrenmek gerekiyor, iste benim de basima geldiydi bu yeterlilikte, biraz oradan biraz da gozumun onunde olan seylerden, repliklerle birlikte bi senaryo yazip beynimi biyerlerinde saklamam gerek.

diger sey ise.

sizin, hep ama hep olumsuz tarafindan bakan, siz ne derseniz tersini soyleyen arkadasiniz oldu mu. benim ne yazik ki var bi tane, aslinda senede bir-iki kez gorusuyoruz ama biliyorsun iste onun oyle biri oldugunu. bi tatil plani yapiyorduk, kizlar toplansin, iste biri belcika'dan, biri almanya'dan bi de ben, bi hafta deniz kenarinda yatalim diye. ama benim icime dusuverdi, ben bu almanya'dan gelecek kizla nasil bi hafta gecirecem diye. bi kere benim hayatim istisnasiz her yonden onunkinden iyi, o oyle gormek istiyor ve oyle goruyor, baska bi secenegim yok, agzimi acmama izin yok. bu kac kilo oldugumdan basla evli olmama, cok para kazanmamdan basla cok gezmeme kadar boyle. hadi buna alistim diyelim, ama soyledigim herseyin olumsuzunu bulup itiraza kalkismasi. en son gent'te gorustugumuzde artik olay sinir bozuklugundan cikmisti, ben kendi kendime guluyordum, ve sirf buna inat 5 dakika once soyledigi seyi ben soyledim ve baktim ki ona da karsi cikiyor!! tadaaa... simdi benim bu kizla bi haftalik tatile gidebilmek icin aklimi yemis olmam gerekiyor di mi. kimse kusura bakmasin valla, satis diyorsaniz satisin en guzelini yapiyor olacagim bu tatile gitmeyerek.

ouchy, nisan 2011

Sunday, January 9, 2011

"edep ya hu edep"

"insanin gogus kafesine gece coker bazen. gece oyle bi coker ki ruhuna olanca agirligi, butun katmanlariyla, bir turlu gelmez sabah, gun agarmaz. kalbinin atisi degisir. ritim bozuluverir ta derinden bir yerden. kalbin tekler. incecik bir pamuk ipligine tutunarak yasarsin hayatla olum arasinda. kimse bilmez. bilmek istemez. gece bir yilan gibi kivrilir corekleniverir bazen kadinlarin uzerine." 
firarperest, sayfa 83.
(kimseler hakkinda bisey yazmadim, yazmamaya calistim. hep kendime donuk yazdim simdiye kadar. yine de oyle yapmaya calisacam.)

bu yeni yilda girecez-girdik doneminde icimde olan kirikliklar vardi, gecen senenin hevesine bakinca, hatta sene boyunca arada azalip sonra yine artan hevese. gecen sene belki de gonderdigim duzinelerce yeni yil dilekleri, bu sene bi elin parmaklarini gecmedi. ne garip bi toplumuz, icinde insan sevgisi en fazla gorunen kiside bile bi tesekkur etme gudusu yok. dusunuyorum da, o dileklerle mutlaka postada bi sevinc buluyordur, bulamaz olamaz ama bu yeni bi siradan kagit alip icinden gecenleri dokecek kadar uzun surmuyor demek ki, ya da internete girip mail atacak kadar. sasiriyorum sadece. cok hem de. bi sene boyunca aslinda az-cok nasil dusunmem, neler hissetmem gerektigini kavradim, bir suru insani azad ettim icimde. ama dedim ya iste, hele o her yerinden insan sevgisi fiskiran insanlar, o fiskirdigini dusundugun sevginin seline seni de katip yari yolda birakanlar. hele de yuzunu kizartip acaba eline ulasti mi diye sordugunda aldigin o vurdumduymaz cevap. bi elin parmaklarini gecmeyenler benim olsun. gerisine de diyecegim sey sadece edep ya hu edep.

bu arada bunu okuyup da benim de buna benzer seyler yaptigimi cok ama cok zorlarlarsa akillarina getiren iki kisi olabilir, eger boyle dusundulerse, beni affetsinler, onlarin gonulleri yollarda. daha guzel yarinlara.


Monday, December 6, 2010

evde bi ayva kokusu.

simdi de disarda deli deli yagmur var, butun karlari eritip ortaligi temizleyecem diye inat etmis gibi. ama karlar da onun kadar inatci, hic gitmeye niyetleri yok. biz ise gitseler de sifirdan yine oyle yagsa diye cin cin bakiyoruz.

bugun benim sunum, yarin cocugun sunum. sozde tatil gorunuyor ufukta ama biz hala planlari yetistirme, hayati degistirme cabasindayiz, iyiyiz boyle iyiyiz ama. sadece kisa sureli ama uzun yollu bi gezi var gorunurde o kadarcik. valla bu sene ogrendik sogukta, sogukla yasamayi, sicak sarap ve kestane kebabin keyfini alinca biz daha coook sarhos gideriz eve. dur ben bunlari yazmayacaktim ki.


su benim anlata anlata bitiremedigim zurih ziyaretinin sebebi, tansel col.asan'la umit koca.sakal'di aslinda. onlari dinlemeye gittik, ertesi gunu de onlar bern'de, biz bern'de. onlar pidecide, biz pidecide. sirayla konustular, maglum konular aslinda, neler oluyor, neler bitiyor diye. ben buralarda, insanlar hakkinda ileri geri konusmayayim, -olabildigince kibar- umit bey, cok tatli adamdi diyim, tansel hanim'dan da pek hoslanmadik ailece diyeyim. umit bey, beklenildigi gibi herseyin farkinda, ve acik acik endiseli oldugunu da soyleyen, bos yere olur bunlar biter bunlar diye telkinler vermeyen bi adam, bunlari soyledikten sonra yine de insani ataturk'un bursa nutkuyla noktayi koyup olu topraklari ustumuzden atalim diyerek costurdu. tansel hanim ise, hepimize saglam bi giydirdi, 18-30 yas grubu, liseliler, emekliler, isciler, memurlar, tek tek hic sasmadan, pek bi guzel doktu ictini. ama biz de doktuk icimizi. bizi duydu duymasina da nereye kadar dinledi onu bilemiyoruz tabi. bi adim, bi adimdir.

gerci bir ufacik acaba da yok degil ya icimde neyse.

Wednesday, November 24, 2010

dogumgunu ertesi

su yemege cikmadan once buraya aklimda dolasip duran tilkileri yazmak gerek, gerek ki dondugumde rahatlamis, hafiflemis isimin basina gecebileyim.

dun. aha, sozde benim dogumgunumdu, yok boyle demek istemiyorum, dogdugum gundu, benim dogumgunum bu sene cumartesi gunu oldu. evet, cok da guzel oldu zaten, en guzeli. dun ise olabielcek butun tezatliklari ayni anda yasama gunuydu. bi mutlu olup bi sinirden kudurma gunu.

keyifsizlik sabahin erken saatlerinde basladi aslinda, toparlanmaya calismalar ve buyuk bi darbeyle toparlanma umudu olmayan bi gun. sebep, odamdaki daha onceden de muthis islere imza atmis ama en buyuk eserini dune saklamis olan okuz m.

sabah toparlanma cabalarimla, gruba tatli biseyler getirmisim, hani haydi birlikte kutlayalim gibilerinden, sonra da ofisime girip her zaman yapmadigim ama keyiflenecem diye sabah kahvemi icerken kitabimi da okuyordum ki arka masamdaki bilgisayarda neler oluyormus. bu kendini butun herseyden sorumlu hisseden ve kendinde insanlara kurallari ogretme haddini bulan sahis, arka arkaya mailler gonderiyormus hoca haric butun gruba. koyu, italik kelimeler, unlem isaretleri, emirler, -meli, -mali’larla dolu mailler. aslinda hic bi mailde o hakka sahip olmayan bu sahis, hadi diyelim cok ama cok rahatsiz oldu, coplerin tezgahlarda birakilmasina, sahipsiz cam esyalara, temizlenmemis tartilara falan filan, ama kendini nerelerde goruyor ve hangi sifatlara sahip oldugunu dusunuyor ki, sadece benim kullandigim bi alet icin ve benim zaten belki de bi yarim saat icinde yapmayi planladigim is icin, uc kisi paylastigimiz ofiste arka caprazimdaki bilgisayardan butun herkese gonderilmek uzere yazilmis olan bi mailin son paragrafi olarak yazabiliyor, hem de ayni uslupla.

sonra ben bi kukremem mi, sinirimi cikarttigimi dusunup de icimdekileri dokmem mi. ama bu sinirin bitmesi o kadar da kolay degilmis megerse, butun gun icimden saymalarla gecti. ve o bi yarim saat sonra yapmayi planladigim isi de yapmam butun gunu almis oldu.

bi de ustune annemle de tartisinca tadindan yenmedi.

ay ben bu kadar zugurt bi dogumgunu de gormedim. yoksa universitedeyken yasadik mi. yok yaaa.

Saturday, November 13, 2010

karsitlik

hani simdi bi dolu sifat var. hatta bunlarin karsit anlamlilari da var, eslestirirdik, ilkokulda, sonra yeni diller ogrenirken falan.

hani bi de 'karsit' deyince hep anlami kotu olan 'karsit' gelir-mis insanin aklina. halbuki ne gunahi var di mi, ama karsit iste.

iste boyle iyilik-kotuluk, karsitlik falan dusunurken aklima geldi.
ve farkettim de bu karsit kelimelerden bi dolusunu kullanmadigimi, ne bi cansiza ne de bi canliya.

ama uzulmemek icin ve ufacik tefecik sorunlari bile kendimde aramamak icin, bazilari bana yardim edebilir diye dusundum, kullanmam gerektigini anladim. ogrendim. yasayarak ogrendim.

yani.
bazi insanlara nasil iyi diyebiliyorsam, bazilarina da kotu diyebilirmisim. nasil ki bazilarina vefali, tatli dilli, ici-disi bir, deger bilir dersem, bazilarina da bunlarin karsitini diyebilirmisim ya da kisaca yuh da diyebilirmisim.

pek uzuldum, kirildim, cok yuh dedim. ama artik cok ayip etti diye iclenip kendi kendime ayagimi denk alacam demek yerine ben bildigimi yapacam yine de arkadas diyorum. sadece bi hayal kirikligina bakip da degistirir mi hic insan kendini. sadece, kac gun evini acip da onu mutlu ettigimi, memnun ettigimi bi kere bile gostermeyip giderken de sessizce evin anahtarlarini masaya birakan birine gore dusunmemeliyim insanlari, olasi arkadaslari. sadece bileyim, boylelerinin de oldugunu, ona gore davranmasini da ogreneyim ama ben yine ayni ben olayim. yoksa diger sanslarin ne gunahi var bu boyle oldu diye, di mi.

e o zaman kissadan hisse, sen sen ol yine ama bil ki sen gibi olmayanlar, hatta hayal bile edemeyecegin kadar karsitlik tasiyan insanlar var bu dunyada.

bugun lozan

Tuesday, November 2, 2010

sen de benim hatalarimdan birisin-bu da arabesk basliklarimdan biri olsun.

sanki herkes, hersey sozlesmis beni uzmek icin, kasim’i kotulemek icin. yok kimse bozamayacak, ama bilemiyorum ki aklimdaki bu, buradaki ikinci senenin bitmesi, ucuncu senenin basliyor olma psikoloji bozar mi. o da kendi kendime yaptigimdan sayilmaz, kasim yine guzel kasimdir.

iste dun raporu verdim ya, nasil yorulmussa aklim, ruhum ve yine icinde kimbilir neler sakliyorsa ufacik ufacik onumuzdeki bi hafta icin sabah uyanmama izin vermediler, panjurlari acmama da.

cocugun hatri icin geldim okula ama biliyorum ki gelmeseydim belki de cok daha iyiydi. ya da boyle daha iyi, bilemedim simdi.

bi de kizginim birilerine, yok bu kasim icin olumsuzluklar yaratanlara degil. bu haftasonu ben bi hayal kirikligi yasatmadim, hem uzuldum, hem cabaladim hem de yasadim.

yok dedi, siirler okumak, ezberlemek marifet degil, azicik da olsa onlarla gibi yasamak, asli. yapabiliyorsan ne ala, yapamiyorsan pek-ala.

 simdiye kadar alinan en guzel ev hediyesi, bi petek bal, citalariyla birlikte :)

Thursday, October 7, 2010

haydi bugune de baslayalim

insanin boyle saka arkadaslari olduktan sonra hic hikayesi bitmezmis.
bi de hikaye icinde daha kucuk daha acimasiz hikayeler yaratmayi beceren biz olmasak herhalde gunler oyle bos gecermis ki, can sikintisindan evde kek yapip kampuste satarmisiz.

sanki biraz yoruldum, aklima soktugum bin tane sey yavas yavas tuketiyor gibi beni.
evin durumunu dusunmek,
yapilacaklar listesinde bekleyenleri dusunmek,
enerji bulmak, enerji alabilmek.
tahammul azaliyor herseye karsi.
mesela, bugun,
sadece ve sadece bilgisayar basinda oturup bes sene sonrasini dusunmek istiyorum.
satilik arazilere, kiralik evlere bakmak,
o kadar derin.
arada bir belki de buraya yazmak, resimler secmek, oynamak, guzel sozler duyup cosmak.
ama zor bi ihtimal.

degil sadece okulda yapmam gereken isler, oyle de sistemli olmaliyim ki erkenden de cikip evle ilgilenmeliyim.
olmasa da olur -mu- aslinda,
olmaz, sen farkinda degilsin ama o kadar olmuyor iste.
bu sey gibi bisey,
mesela bi bebegin karni acikmistir, huzursuzdur, huysuzdur, ama sebebinin o da tam farkinda degildir,
karni doyurulur ve mutluluktan simariklik tavan yapar.
hani bazen sana da bana da olur bu, acliktan olup da bilmedigimiz huysuzluklar.
neyse, bunu da ortadan kaldirmam gerek.
bi de paltomun cepleri bosaltmam,
neredeyse  butun lab.i cebimde tasiyorum.

Sunday, August 8, 2010

yildirma. "kim ki zengindir ve zayiftir, o kotudur"

2010, bizim balkon, cocuk
 
bugun yepyeni bi sey ogrendim, aslinda dun gece, gozlerime hakim olamayip kitap elimden dusmeden.
yildirma. mobbing.
kurban benim bu oyunda, buldum, bunu soylerken de neden pek umutluyum. sasiyorum ama oyleyim valla.
cunku bi anlamini buldum ofisteki bunca huzursuzlugumun, mutsuzlugumun.
cunku anladim ki anormal olan ben degilmisim.

ayrintilara geleyim.
gecen sene daha istanbul'a gitmeden once siparislerini vermistim bi suru kitabin, iclerinde ustun dokmen'in kitaplari da vardi, belki bazen kendi kendime yetebilirim diye aldiklarim. ben liseye giderken okurdum bi suru sosyoloji, psikoloji kitabi, onlar biraz daha bilimseldiler, ya da benim aklim kucuk oldugundan oyle gelmis, bilemedim. bu kitabi pek bi basit gelmisti, hizli okunuyor diye devam ediyordum, yani ne bileyim bi konuya basliyor ama sanki tam istedigimi alacakken yarim birakiyormus gibi gelmisti, ha gayret bitirmekti amacim. taa ki son elli sayfaya girene kadar. yildirma dedi, mobbing dedi, kurban dedi. gozlerim faltasi gibi acildi.

kurbanin ozellikleri - konuyla ilgili yayinlara gore, yildirmaya ugrayan kisiler cogunlukla, ortalamanin uzerinde caliskan, iyi egitim almis, sakin/kibar, is odaklidirlar. bu kisiler isyerlerinde, genelde gelecekte yukselebielcekleri izlenimi verirler. ancak, yildirma kurbanlari, yildirmaya maruz birakan kisinin veya grubun sistematik tacizleri/saldirilari sonucunda, baslangictaki bu ozelliklerini onemli olcude yitirirler.**

simdi bu konu benim icin yeni oldugundan yazmis olduklarimdan kurban olmak iyi biseymis gibi algilanmasin, ikincisi de ya kurban ya da yildiran olmuyor insanlar, buyuk bi de cogunluk varmis ki sessizlermis. zaten tahminimce bu yildirma isi iki kisi arasinda bile olabilir, yoksa olamaz mi, neyse bilemedim.

ben de psikolaga mail attim, kitap isimleri sordum, donene kadar kendimi koruyayim dedim, zaten donunce de yine yepyeni bi cevrenin ortasina dusecegimden, bilmek gerek neler yapilacagini. ha bi de bazen bu oyle boyutlara gelirmis ki kurban kendi kisiligiyle ilgili referanslarini unuttugu icin kendinden supheye dusermis, boyle zamanlarda da bi dostla konusmak en iyisiymis. sanirim benim bu dostla konusma islemini cok sik yapamamamdan dolayi biraz daha etkili oluyor.

bi de ne buldum, ortaokuldayken babamla aksamlari birlikte okudugumuz kitabi, ne de cok konusurduk, iki satir okuyup, en son hatirladigim cook eskimisti, insallah hala duruyordur.

Tuesday, August 3, 2010

biraktim seni, uc istedigin gibi

bugun yorucu bi gun hem de cok. aklim bosaliverdi, oyle yoruldum ki odadan cikar cikmaz nereye gittigimi unutuyorum, asagi mi yukari mi.

dusunmektan kacamadigimdan mi yoksa hep dusunmeye calistigimdan mi bilmem, aklimdan cikmiyor "baska ne bekliyordun ki" cumlesi.

tipki iki sene oncesi gibi, tipki en ihtiyacim oldugu andaki gibi, duygusallastirmayalim isi, en ihtiyacim oldugu zaman degil cunku yasanmamasi gereken biseydi, bence kimse kimseye yasatmamaliydi, oyle biseydi iste, yine oyle ki. sadece bana gore yok ki benzerlikler.

farkliyiz biz, farkli davranildi bize, bana hic kirilma ihtimalim olmadan, ne denirse densin geri donusu vardir seklindeydi, cunku ben ozur dilerim, kendimde bulurum sorunu, onun icin yollari ayiracak sozler bile edilir bana, ne de olsa ben donerim. ama sana ise bambaska iste.

sasiriyorum bu kadar cok, bu kadar sik senin yaninda oldugumu soyledigim halde nasil hala umutsuz olabiliyorsun benim yanimda kimse olmasa da umudum oldugu konularda.

sana, ona karsi olan duygular yabanci degil ki, ben degil o bile hatirlayabiliyor, ne onun daha once soylediklerini, ne de nasil "sen" yerine daha uzakta olan insanlardan neler rica ettigimi, yabanci degil bunlar.

belki de kendimi kandirmamam gerek daha fazla, boyleyiz iste biz, bu kadar, bazi bazi. yilin ilk yarisi iyi, ikinci yarisi kotu.

bisey daha diyim, dert etme hicbisey icin, ozellikle de "ozel durumlar" icin, onundeki iki sene hicbir zaman sikinti cekmeyeceksin, bundan emin olabilirsin cunku kendimi verdigin kararlardan sorumlu hissediyorum. tabi ki de bu son degil, istedigin kadar.

Monday, August 2, 2010

bize kiimm geliyormuus :)

benim ofis arkadaslarimdan biri gidiyor, bitirmek uzere, aslinda bitirdi de sayilir bence, eh 5 sene 4 ay sonrasinda. normal sure 4 sene bizim okuldaki doktora programinda. sanki butun ofisce ayriliyormusuz gibi bi havasi var, konusmasi var, icimden her cumlesinin sonunda tabi benim daha 2 seneden fazla var diye geciriyorum. zaten de cok sever konusmayi, dinlemeyi sevmedigi kadar.

arada bir olan psikolojik savaslarimiza ragmen, ben ona grupca bi hediye organize ediyorum, o da benim icin tez bastiriyor ama sanmayalim ki bunlar coook icten, cunku icten bi savas var. -az kaldi asil konuya- tezine bakiyorum bu kizin, kucucuk bisey, ama kac sene, kac deney, kac basarisizlik, kac makale ve doktorluk.

kendimizi dusunuyoruz pek cok kere, yapacak miyiz, hersey bosa gitti mi, biseyler cikacak mi, sona ulasmak cok istiyoruz, guzel olsun da istiyoruz ama hep bi suphecilik, dogru muyum, iyi gidiyor mu, kimse bilmiyor ki zaten. yarini dusunmeden calisacaksin. en cok ben bunu asik olmaya benzetiyorum, hani olur ya coook istersin biri hayatina girsin ama sen istedikce kimse olmaz, ne zamanki sen unutursun, bambaska seylere yogunlasirsin cikiverir o kisi karsina. boyle olacak bu da, biz sadece calismaya yogunlasacaz, makaleydi, tezdi, doktorluktu gelecek iste. ahh bi de soylemesi yapmasi kadar kolay olsa.

haftasonu okuldaydik, 4 deneyden 3u cope gitti, birinin sonucunu da carsamba gorecem, bakalim. cocuk desen, onun kafasi benden daha karisik.

ama biz yine de ne yapiyoruz, elimize birer makas bi de torba lavanta bahcesine daliyoruz, yaklasik on metre kare bi yer, iki bina arasinda, bi bina benimki, bi bina cocugunki, ellerimiz kokuyor lavanta.


bi suru lavanta torbasi yola cikmak icin sabirsizlaniyor, hayallerimde :)

Friday, May 7, 2010

gordun mu?!

hic sevmiyorum boyle insanlari, isine gelince iyi isine gelince kotu davrananlari. benim basimda var bitane. kac oldu dikkat ediyorum, geldigimden beri iste yaklassik bir bucuk sene, oyle bir sistemi var ki erkek arkadasi oldugunda super, haftasonu planlari anlatir, oneriler verir, suraya gidin bunu yapin ama soyle yapmayin diye en ince ayrintisana kadar hem de, eger bir kavga bir ayrilik olursa aralarinda yuzune bakmaz, ne dersen efendim diye tekrarlatir, ortaya konusurmus gibi yapar bir anda sirtini doner ceker gider, oylecene kalirsin. bi de maalesef bu bana ozel bi durum cunku, boyle zamanlarda odadaki diger ‘erkek’ arkadasla da muthis olur aralari, takma isimlerle seslenirler birbirlerine, o da yetmez skype’tan konusurlar, o da yetmez youtube’dan videolar izlerler.

ilk geldigimde kimse yoktu etrafinda, bana yapmadigini birakmadi, ilk aglamam bile onun yuzunden oldu, cocuk gelsin diye gun saymamin sebebi oydu. sonra birileri oldu, pek bi siki fiki olduk. sonra o gitti yerine biri geldi, kikir kikirdik. erkek arkadasi oldu, eglencelik planlarini anlatti durdu, ne yalan diyim cok da ise yaradi. kac haftasonu onun onerilerini yaptik. sonra erkek arkadasi avustralya’ya gitti, 5 haftaligina, bizim aramiz yine bi iyi bi kotu ki ben iste bu zaman farkettim boyle bir olay var aramizda diye. konusmaya calistim, sinir olmadim, guldum gectim. bunu kesfetmis oldugum icin daha da icten ice guldum.

ama bu sefer dayanamayacagim, kusura bakma ama sen bana bir yaparsan ben sana bes yapacam cunku erkek arkadasin amerika’da simdi ve gelmeyecek biliyorum ve ben daha fazla senin bu sacma ama kendi icinde mantikli olan davranislarini cekemeyecegim, zaten mezun oldun olacan, sonrasinda kim kimi gorecek, ben isterdim ama artik istemiyorum.

gordun mu bir insan gormezden nasil gelinirmis, nasil mutsuz edilirmis, sadece 3 gun dayanabildin ve bugun soruverdin ‘neyin var’ diye. ayrica da artik sana saygi falan yok, cocukla konusmazdim ben ofiste, kimseyi rahatsiz etmeyeyim diye, ama kusura bakma en sen kahkalarimi kulaginda cinlatacagim bundan sonra.

Monday, September 14, 2009

yine de evimde mutluyum

bugun isler kesatti blogcum, toparlayamadim kendimi, halbuki haftasonu ne de guzel calismistim, hem de eve gelince hizimi alamayip ne de guzel isimi yapmistim, bin tane ip degistirsem de. korkmaya basladim, acaba ben yalniz calisabilen insanlardan miyim diye, eger boyleyse pek fena.

ya da at gozlugu takmayi basarmam gerekiyor ama o da bi yere kadar. mesela bugun ilk darbeyi baskalarinin yaptigi hatadan dolayi yedim. dun son anda, sakarliklarla koydugum reaksiyonumu, bugun mutlu mesut aliyordum, 50 derece, 20 saat. sonra da solvent eklemem gerekiyor, aldim siseyi dolaptan, doktum bi guzel, sonra da suyu doktum ki iki faz goreyim diye, ama nerdeeee, bi de ustune isindi, kopurdu. onun kopurmesiyle benim kopurmem de bir oldu. kim oldugunu tam bilemesem de aklimda bi isim var, siseyi bi guzel bosaltmis, sonra almis icine baska bi solvent koymus, sonra da dolaba koymus.

be adam, madem icindekini degistirdin, ustune ne oldugunu yaz. hadi ona da usendin, olan etiketin ustunu ciz. hadi o da zor geldi, genel dolaba neden koyuyorsun, kendi alaninda da birak. biseyler yapmaya calistim ama bunun siniri ve saskinligi gecene kadar ogle oldu, ogleden sonra bi toplanti derken benim uc gunluk plan kayiverdi.

neyse ki bugun, alisverisimizi yaptik, keyfimiz yerinde, birbirimize "ca'niiimm, gu'veeen, go'keeem" diye seslenip senleniyoruz :)

ama cocugum hasta, ona bakmam gerek. ben baktikca biraz daha huysuzlasip kendini koyveriyor ama sabir. pembe balonlarim da hazir. ve bir pembe ayakkabi istihbarati aldim dun, ona da bi goz atmak gerek.

ve buradan yildiz yildiz bi tesekkur gonderiyorum, bi de o guzel dislerin sahibinin bal yanaklarindan opuyorum. sevgiler, saygilar.


Friday, September 11, 2009

sinirliyim

bir 'iyi dileklerin icin tesekkurler' yazmak bu kadar zor mu ki.

bir 'tesekkur etmek' bu kadar zor mu ki.

bir 'basarilar' opucu vermek, iki saatini sana ayirmak, seni merak etmek bu kadar zor mu ki.

unutulmak cok kolay, ilgi beklerken cileden cikmak o daha da kolay, tesekkur mesaji gelmediginde senden zaten ne beklenir ki deyip yine beklemek de kolay.

aslinda yalnizim, yalnizsin, yalniziz, ben ne diye ugrasiyorum o zaman saf arkadaslik, dostluk icin.

Saturday, September 5, 2009

sana-bana bi hatirlatma

ben taa bi zamanlar suraya neden buraya yazdigimi yazdim, hani ne oyle kose yazilari ne de denemeler falan yaziyorum, biliyorum, biliyorsun. aklima ne gelirse, ne yasamissam, ne dusunmussem falan filan, neden yazdigimi da oraya yazdim, evet demistim, ama yine soyleyeyim dedim.

bugun dusundum, bikac gundur aklima takilanlar oldu, nedeni hic onemli degil. bi daha dusundum, eger benim burada aklima takilacak biseyler olacaksa, bu neden boyle dedi, simdi ne geregi vardi falan da filan da gibi, kendime ayirdigim sevgi pitircigi alanimda bile rahatsiz ediliyormus gibi hissedeceksem nerede bu yazma nedenimi gerceklestireyim ki. sonra ne geregi var ki simdi bu dusuncelerin dedim. ne oluyoruz yani. ve en guzelinden bi karar aldim.

kararimi soylemeyeyim cunku ben sessiz karar alinca daha iyi uygulayanlardanim.

sunu da bi kez daha vurgulamak isterim ki, buraya yazmamin -beklemedigim- dusunce karisikliginin disinda, -yine beklemedigim kadar- yerimde duramamami saglayan mutluluklari da getirecegini bilemezdim. "mucize" diye adlandirdigim cok tatli bikac kisi giriverdi hayatima, gercekten de birer mucize hepsi, benim buradaki yalnizligimi cogu zaman aliverdiler, saygi, sevgi, dusunce, incelikler icinde.

en kisasindan diyecegim ise sana olan hatirlatmam, neydi, soylemedim di mi. eger ben ayni seyleri yaziyorsam ve hoslanmiyorsan, beni okumak zorunda degilsin, bisey demek zorunda hic degilsin. belki unutmussundur, zorlunlu hissetme kendini.

sadece hatirlatma.

Monday, July 20, 2009

cuzdan-cuzdanlar

cumartesi gunu, o guzel alisverisimizi yapmaya yakin ama yurunecek kadar yakin olmayan alisveris merkezine basta gorevmis gibi sonra gule oynaya giderken farkli bi bolgeye gecmemiz gerekiyordu.
otobus de yarim saatte bir var, otobusu beklerken yuruyelim dedik, pek de kalabalik olmayan bi yola girdik, arkamizdan iki kisi geliyor, yan gozle soyle bi baktik sadece, sonra devam ettik yolumuza, karsidan karsiya gecmemiz gerekti, biz gecerken onlar bizi de gectiler, ‘a ben onlari zenci sanmistim’ falan diye de konustuk, baktik gorduk fazla acilmaya baslamisiz yine konusa konusa donduk, ayni yaya yolundan geciyoruz, karsi tarafa gecmemizle yerde kocaman bi cuzdan gormemiz bi oldu, aldik yerden polis ariyoruz, sorduk, onlar da bilmiyor, imkani da yok kolay kolay sokaklarda bulunmazlar, tren istasyonuna girdik, uniformali birini gorsek gidecez, yok. bizim otobus gitti tabi bu arada.
sonra acalim belki telefon numarasi vardir dedik, arandik tarandik bulamadik ama adamin bizim zenci sandigimiz adam oldugunu, isvicreli oldugunu (swiss german), test manager oldugunu falan ogrendik.
ayni yolu yine yuruyelim dedik bu sefer, hani karsilasiriz falan belki, bi de kaybolan karakolu buluruz diye. ben biraz mikirdanmaya baslamistim ki adami gorduk, belli ki o da ayni yolu yurumus, geri donuyor. kosar adim gittik, dedik ki c.l. ?, evet dedi, boyle boyle, cuzdan da benim elimde, uzatiyorum, almiyor, oyle bakiyor, nerede buldunuz falan filan, anlattik biz de boyle boyle diye, aldi neyseki cuzdani, icine bakti, sonra karisina bakti, kadin da kendi cuzdanindan para cikartti, bize uzatiyor. sok olduk ikimiz de.
biz de almayiz deyip uzaklasmaya basladik, sonra birden keyfimiz kaciverdi, cunku bu insanlar tesekkur bile etmedi ve verdikleri para on frank. hakaret gibi. ilk basta benim elimden almamasi da onun icinmis, bi beklentimiz var sandilar herhalde. onca kredi karti, kimliklerini tekrar cikartmak ne kadara bedel cok merak ettim. gozlerinin ici gulerek mutlu olsalardi, tesekkur etselerdi, biz daha bi mutlu olurduk tabi ki de. insanlarin deger yargilari ne kadar da farkli di mi.
bi de bu buraya geldigimizden beri yani bi hafta icinde ikinci cuzdan bulusumuz, digeri ise markette herhalde bizden onceki musterinindi, kasanin orada unutmus, gitmis.

biz olmasak bu isvicreliler ne yapacak bilmiyorum.

 
design by suckmylolly.com