Showing posts with label ben. Show all posts
Showing posts with label ben. Show all posts

Friday, November 9, 2012

megerse

mutlu olmak o kadar kolay degilmis.
ben bilmiyormusum mutlu olmanin, enerjiyi yuksek tutmanin ne kadar kiymetli bir sey oldugunu.
bana hep olagan geliyormus. neseli olmayi kastetmiyorum, etrafina isik sacmaktan da bahsetmiyorum.
mutlu olmak iste. icinde mutlu olmak, kendine mutlu olmak.

sanki uykudan uyanmis gibiyim, sanki uzun sure hareketsiz kalip kaslarimi yeni yeni calistiriyor gibiyim.

Thursday, November 8, 2012

belki de kasim gercekten guzeldir.

hayat, sadece hayal kirikliklarindan ibaret degil ya. tamam, icimdeki butun kotu duygularin ve dusuncelerin sebebi o, ama hayat devam ediyor ya iste. yiyoruz iciyoruz, geziyoruz, okuyoruz, izliyoruz, guluyoruz, sinirleniyoruz. su degismez, degismeyecek gibi gorunen sorunu iyice hayatima oturtmayayim, yazdikca, dusundukce tepeme cikartip temellerini iyice saglamlastirmayayim. gidecek bitecek. bir gun!

mesela ben cok havaliydim bi zamanlar, italya'ya gittiniz mi diye soranlara, hahaha canimizin sikildigi her hafta sonu italya'dayiz diyebilecek kadar bazen bosbogaz, kendini bilmez olabiliyordum. simdi ne oldu ki. bi de ustune, engellenecekleri de engelledim, oh mis, daha ne isterim ki yazmak icin.

tamam, buralar tenhalasti. blog yazmak daha bi guzeldi eskiden gibi, ya da ben yazdigim icin oyleydi. bu iste de nesiller var, kusak farklilari var, kac yasinda olursa olsun, sen kaclisin sorusu sen kac senesinde basladin ki'ye tekabul ediyor. hepimiz birdik once, okulluyduk, yeni mezun olmustuk, kimimiz ise girdi, kimimiz evlendi sonra, sonra da kimimiz anne oldu, calismaz oldu, sohbetler degisti sanki.

hayatim degismezse, ben de baska turlu degisirim, ne olacak ki. 

pismanlik.

28 yillik hayatimda hicbir zaman bir seyi bu kadar zorlanarak yaptigimi hatirlamiyorum. illa ki vardir, calismak istemedigim dersler, gitmek istemedigim yerler, yapmak istemedigim isler, ve bunlari yapmak zorunda da birakilmisimdir. ama hicbiri bu kadar uzun surmedi, surundurmedi beni, yaptigim isten, yapmak istedigim meslekten vazgecirecek kadar illallah ettirmedi.

bitmedi bu dort senelik surec. bitecek gibi de gorunmuyor zaten, dertlerimden biri de bu, sadece biri. yoksa son zamanlarda uretmeye calistim/iz enerjimi somurmek icin elinden geleni yapan insana alistim diyorum. bakma alistim dedigime aslinda, son bir senedir olmasi gerekeni gordukce icimdeki isyan daha da buyuyor ama ne yazik ki bu isyanin hepsi bana geri donuyor.

artik, her sey sikintili iste. uyumak istemiyorum, kalkmak istemiyorum. hayatimda yapmak istedigim, gecimimi saglamak icin aldigim kararin dogru bir karar olduguna sukrederdim sikca, cevremdekilerin kararsizliklarini, isteksizliklerini, pismanliklarini gordukce. ve onlardan biri olmama o kadar az kaldi ki, ya da oldum bile. simdiye kadar hic yanlis secim yapmamisim megerse. oyle bir vurdu ki bu beni.

toparlanmak icin, baska yerleden beslenmek icin bi umut aradim. hani su "hicbir sey icin gec degil" klisesi. baska bir okul, baska bir heves. buradakiler kabul etmedi, cok farkli konularda egitim almisim diye. iyice sikisti icim, kapana sikistim sandim. universite okudum, master yaptim, oyle boyle bir doktorali olacam, okumak istiyorum hala inatla diyorum, olmazmis.

sonra daha da dolandim, yapmak istemedikleri isleri yapan dunya kadar insan, secenegi bile olmayan dunya kadar insan. cozulemedim, bundan sonra cozulur muyum emin de degilim.
soyle soyleyim, cozulmek ister miyim.
istemem.

Wednesday, October 17, 2012

zaman gecse de

degisen pek bir sey yok hayatimda.
ozet olarak,
azalan artan stresler.
yeni yeni bulunan beyaz saclar.
sac dokulmesinin bi azalmasi bi artmasi.
falan filan.

kan tahlilinden pek bir sey cikmadi, demir eksikligi yokmus, tiroid de yerinde. c vitamini takviyesi yaptim once, bana misin demedi, multi vitamine gectim.
turlu turlu maskeler yaptim, yok cam terebenti, yok yumurta, zetinyagi, badem yagi, yine bana misin demedi. simdi ise toz bira mayasini bi bardak suda eritip sacimi yikadiktan sonra dokup bes dakika bekletiyorum.
bi de vichy, kerastese, ne varsa artik, sac dokulmesine karsi spreylerinden aldim, onceleri sabah aksam kullandim.
bi ara azaldi iyice, acaba hangisi etkili oldu diye, spreyle masaji baya bi bosladim, hop tekrar avuc avuc elimde. 
neyse iste, en son durum su;
uc gunde bir yikiyorum, bira mayasiyla yikayip duruluyorum, sacimi taramiyorum, her gun vitamin ve spreyle de masaj yapiyorum.
bi de bence hareketsizlikten dolasim bozuklugu da buyuk bir etken, olabildigine yurumeye calisiyorum ama adi ustunde tez yazmaca.

ahh new york, ne guzeldin sen.

Wednesday, September 5, 2012

o eski sacimdan eser kalmadi simdi

soyledigim sarki bu, kendimi susturmaya da calisiyorum bir yandan, dillendirip de geriye kalanlar da uzulmesin diye.

sampuan alirken ben mesela, rastgele alirdim iste, sacimda ne kepek var, ne boya var, ne kuru, ne de cansiz. kuru sac diye bisey varmis ve bunlar cok yanlis dusuncelermis megerse.

saclarim once bi yavas yavas dokulmeye basladi, nasil olsa cocuk yerleri supuruyor dedim, takmadim, sonra havlunun ustune iki avuc sac dokulmeye baslayinca ne oluyor yahu dedim, 5 karislik sacimdan bi karisini kesiverdik hemen o aksam. sonra sampuan aramalar falan, baktik ki o da bi ise yaramiyor. oradan buradan okuduklarimizla yarim sise zeytinyagi doktuk kafama ve isin ciddiyetini iyice kavradik, o kadar yaglamaya ragmen yine kuru, tiftik gibi, yine avuc avuc elimde. o gece bi uc karis daha kestik.

yani neymis insanin bi gecede saci da beyazlarmis, bes karistan bi karisa da inebilirmis. simdi sessiz sessiz kalanlara moral vermeye calisiyorum, gececek bugunler, bi sonu var, uc bilemedin 5 ay daha dayanin, sonra cok mutlu edecem sizi diye.

bu da anisi olsun, agustos 10

Tuesday, August 28, 2012

soze ne gerek

en sevdigim havalar, sabahlari soguk aksamlari ilik olanlar.

sabah o serinlikte evden cikmanin keyfi bi bambaska, hele de cocuklugumdaki gibi sakin apartman onlerinden gecerken, hele de sabahlari arabalarin degil de insanlarin olan sokaklardan yururken.

umutsuzluk bazen geliyor, bes dakikacik kaliyor gidiyor sonra, aglayamiyorum bile artik, aglamayi bilincalti zaman kaybi diye kaydetmis olmali. cocuk, bi kufur savur diyor, ben ise hepsini allah'a havale ediyorum diyorum.

zaten, tezimi de ona havale etmedim mi ki, evin o kosesine bu kosesine ilismis bi suru adak var mesela. gecenlerde adaklarin artik maaslari da  alip gitme ihtimalinin oldugunu gorunce bi dur dedik dilimize. dualar her an heryerde ama annemi de bol bol anarak, oss icin okudugu dualara gectim bi de, boyumdan buyuk isler ama olsun. anlamadan da ayni seyleri tekrarlamak sakinlestiriyor kalp atislarimi, hem de ferahlatiyor.

the metropolitan museum of art, new york, haziran 2012

Tuesday, July 24, 2012

yedinci gun

garip bi gun.
on saat kadar uyuyup bana kendini pazar'mis gibi yutturmaya calisan bi gun, hatta simdi de carsamba'nin rolunu calmaya calisiyor, bakalim benimle daha ne kadar dalga gececek.
sadece bi saat gec geldim bugun ofise ama olduramadim, rutin gunlerimden biri yapamadim. bi saatin onemi bi kere daha onaylandi.
istanbul plani biraz daha erkene alindi gibi, isler yolunda giderse, bilet bulursak... gibi klasik on sartlari var tabi.

isler. bi halt olduklari yok.

ve strand.

Sunday, July 22, 2012

besinci gun

gece gec yatinca, sabah da erken kalkmak zorunda olunca herkesin ruyasi, bilincalti cosmus.

mesela ben, nukleer savas gordum ruyamda. burada miyim, turkiye'de miyim belli degil ama televizyonlardan izliyorduk olan biteni onceleri, sonra evin bi ucunden bi ucuna koskoca metal bi cisim gecip duvarlari parcaliyordu. panik yok ama, kimsede. camlari kapiyoruz, panjurlari indiriyoruz, klasik orasi burasi karsilastirma muhabettini bile yapiyoruz, iste turk basini yine gercekleri anlatmiyor, her yer onlemini aldi, bizimkilerden ses yok hala diye.
ama en ilginc olay su, camdan bahcedeki agacin altina bikac insanin drakula ve ona benzer bi kadini topragi kazip siginak gibi bi yere sakladilar, yatak yorgan koydular arkalarindan, hatta bembeyaz bi keci bile koydular, bi guzel de kapattilar olduklari yeri. savas sirasinda ilk can guvenliginin saglanmasi gereken insanin drakula olmasi!?

cocuk da sabahin bi koru, bana 'dur daha gitme, erken' dedi, kolay kolay uyanmaz o aslinda, hele de pazar gunu. ama benim uyanip da ona 'yok daha gitmiyorum ki, yatiyorum' diye cevap vermemde hic sasirilacak bisey yok.

sonra istahsiz evden ciktim, okula geldim ama anahtarimi unutmusum, yapabilecegim seyleri yaptiktan sonra eve gitmeye hazirlaniyordum ki, anahtarim geldi, kahvaltim geldi, kocam geldi, mutlulugum geldi.


guzel bi haftasonu olmus olsun ve ben yarin guzel sonuclar alip haftaya guzel baslayabileyim. amin.

Friday, July 20, 2012

The Owls Go

disarida oyle guzel bir hava var ki. bembeyaz gokyuzu, yavas yavas yagan yagmur. hava da gec karariyor ya, sanki kis gunlerinden bir gun ve saat 2-3 gibi.
ve en onemlisi, sen evdesin. disarda sakin sakin yagmur yagiyor. oyle guzel, oyle guzel bisey iste.
siyah cayi kupadan icmeyi de ozlemisim, hep kahve olmazmis. bugun cuma olabilir ama yagmurlu bi cuma iste, ne yapilir ki. secmek bana kalinca, ya kitap ya da ders.

bize onunde sonunda bi istanbul gorunuyor, yakin zamanda. dislerim feci. alti aydir ayni kovukla yasiyordum aslinda ama son iki haftadir ne olduysa bana artik rahat verdirmemeye karar vermis. hele de bu aksam ramazan'in serefine yaptigim un helvasindan sonra beni yasatmamaya karar verdi demistim ki imdadima fransa'nin yuzde 71lik lixir'i yetisti. aslinda butun derdim, istanbul'a gidecez ama bari islerin birinden guzel bi haber geleydi, sevincimden oleydim.

bi de hep ben cemkirecek degilmisim ya, batmis birilerine yazdiklarim. tatildeyim, keyfim yerinde dememis, bulacam demis, bulmus. takipten de vazgecemez herhalde, cok yakinlardan geldi sesi, keske biraz daha toleransli yazsaymis, mail yazsazmis. bak iste dogru soze ne denir ki, degistirdim bile. belki guzel seylere sebep olur bu, uff amma guzel olur, ne hayallere dalarim ben simdi buradan.

gecen haftadan

Wednesday, July 18, 2012

biri geldik dese

nadir bulunan keyifli gunlerden, zaman'in makul ilerledigini dusundugum gunlerden, ya da gecmisi keskelerle doldurmayip gelecek icin sukur deme gunu.
butun bunlar, yazdiklarim, yazacaklarim hala, doktora sonuclari, sebepleri, acilari.
yani, anlamsiz bi cumle gordun mu, ya oznesi ya nesnesi bil ki doktora'dir.
asagi yukari alti ay var iste. alti ay, benim deneylerim icin var ki, aslinda butun ilisigimin kopmasina biraz daha zaman var.

karisik ruh halleri, surekli bi karsilastirma, boyle olmali soyle yapmali. bi gecis donemi ya. ondan. yine mezun oluyorum iste, insan her mezun oldugunda boyle olmaz mi. universite biter, annen baban bile taniyamaz seni, master biter yine ayri alemlerdesin, ve iste simdi 29 yasinda tekrar mezuniyet, ipler daha da karisarak hem de. hayatini birlikte yasamak istedigin insan var, onun istekleri var... daha buyuk islere niyetlenme istegi var. 

soyle sip diye otuz olsam, uyusam, uyansam bi yerlerde, bi islerle mesgul olsam, ne guzel ne guzel olur. biri geldik dese.

ozleyenlere selam olsun!

Monday, April 30, 2012

nisan biterken kisa kisa

- hangisinden baslasam ki.

- metroda ferdi tayfur dinleyen birine rastladim gecen hafta. ferdi tayfur'un kulaklikla dinlenebilecegine aklim zor erdi.

- aziz nesin dernegi varmis isvicre'de, gecen hafta yemegimizi yedikten sonra ogrendik, sonra hadi gidelim, yemek olmasa da biseyler iceriz diye gittik. iyi ki de gitmissiz. ne guzel bir aile tanidik. hem de ne guzel.

- bi aziz nesin kitabi daha aldik, hem de fazladan bi brosur daha, gecenlerde metroda ben aziz nesin'i okurken nereden buldun o kitabi diyen burada dogma buyume cocuga da vereyim diye.

- o guzel ailenin yasadiklari, yapmak zorunda birakildiklari secimleri, hepsi bizi aldi goturdu bi yerlere.

- ve ayni gece ben 17 yasinda oldum, yemin billa ettiler, ben de iki saat icin tamam dedim, eve gidince yine 28 olmustum ama olsun.

- cocuga samizdat'i aldim bi de, dayanamadim surprizi bozdum. sonra dayanamadim neden aldigimi da yumurtladim, haziran'a kadar delikanli'yi bitiremesin, ben onunla dalga geceyim diye.

- herkes alsin, herkes okusun diyor. soner yalcin'in ansikopedi gibi olan kitaplarina da benzemiyormus hem, gozunuz korkmasin.

- elmayi oyle ozlemisim ki cumartesi sabahi bi oturusta 3 tane birden yedim. bi de bu kosturmaca da birazcik (!) kilo mu almisim ne.

- uzun zamandir berlin kaplan'i kadar kotu bi film izlememistim, neyse ki dedemin insalari'ni izledik de biraz olsun kendimize geldik.

- bende yine bi okumaliyim, daha cok okumaliyim kipirtisi var.

floransa, nisan 2012

Monday, April 2, 2012

kollar-bacaklar

gecen hafta nasil bir stres yapmissam kendime, butun haftasonu bacaklarim agridan koptu sanki.  ayaklarima yapilan masajlarda kar etmedi, yuruyusler de yapildi ama iyi geliyormus gibi olup daha da feci agri yapti.

bu aksam eve gitmeden onceki en onemli gorev, soyle guzel, rahatlatici, sakinlestirici caylardan almak. bi umut iste.

tabi bu haftasonu ben asagiki koltukta done done yatarken hic farkinda degildim, bi ayin daha bittigini ve 6 ay kaldigini. panik yok. devam.

bu cumadan baslayarak sirt cantalari ve tren biletleriyle bes gun yollardayiz. belki biraz yurumek, insanlarin arasina karismak, oyle akip gitmek iyi gelir, hava da ne guzel gec karariyor, tek dert havanin sicak olmasi ama o, o kadar da dert degil, aralik'ta venedik gezdik ne de olsa, floransa ne kadar soguk olabilir ki.


Monday, March 26, 2012

dunyadaki butun insanlar

oyle bi yorgunluk ki bu yasadigim hic birseye benzemiyor. sanki debelenip debelenip bir arpa yol alamamis gibi, hani titanic filmini ikinciye izlediginde son sahnede insanlarin havuzun icinde cok komik bi sekilde debelendigini farkediyorsun ya oyle bisey iste. komik bi sekilde debeleniyorum gunlerdir.

bi ay oncesine kadar basimi yastiga koymamla uykuya dalmam arasinda saniyeler varken simdi uyumamak icin direniyorum, aslinda direnmiyorum da sartlanmayla uyumuyorum. uyumak iyi degil bana bugunlerde, gunun onsekiz saati valla bu kadar yorulmuyorum. ne kadar cok insan ne kadar cok olay, ugrasip durdugum, yok yere kendimi uzdugum.

hadi ha gayret, ha gayret.

evde kalan, iki pirasa bi kereviz toplanir, mis gibi bi kis yapilir ki aksam yemegi olsun, 
bi dilim yedin mi de 140gram tereyagindan payina duseni hesaplamasi kolay olur.

Sunday, March 18, 2012

tip 16

haftasonu, bizim balkon

azmis ama yuksek riskliymis. lokositimin bol olmasi, mutlulugumun hic bitmemesi gerekiyormus.
bi de spor sartmis, onun icin pijamalarla ativeriyoruz kendimizi lozan'in bos sokaklarina her aksam.
keten tohumu varmis bi de. bizim evin mutfagi ambar gibi artik. 
stres yapmamam gerekmis, mis, nasil olacaksa, o da bilmiyormus ki. 8-9 ay yasanacak bunca sey varken, 8 ay sonra ben tezimi teslim edecegimi bildikten sonra.

biz bi aileymisiz, ailemiz kotu zamanlardan geciyormus. ama cocuklarla, torunlarla, kocaman olacakmis ailemiz, biz de bu ailenin kokleri olacakmisiz. iki kocaman kok. onun icin de simsiki ayakta olmaliymisiz.

ne olmus biliyor musun diye konuya girenlere en cok soyledigim sey, kansere care mi bulmuslar sorusudur. ailemde de cok sukur ki yok boyle bi durum ama benim hep dilimde iste. bir tek dunya var iste. bu dunyadaki sahip oldugun kara parcalarini buyutme, hepsi benim olacak, hepsi benim olacak hirsi da nedir, hele de yatmaya yerin, yemege yemegin varken. hem de oyle bir zamanki simdi, asil yoksun olanlarin bu durumu degistirmesi icin biseyler yapmasi mantikli gelirken yine de en cok ezilenler onlar. neden neslimizi devam ettirmek derdine dusmek yerine, cikardigimiz sacma sapan sebeplerle, icat ettigimiz silahlarla birbirimizi olduruyoruz. simdilerde daha cok dilimde. bunca sene oldu nasil olur da kansere care bulamazlar diye, bazen ciddi ciddi dusunuyorum, dunyada bu kadar insan bu sebepten oluyor, nasil da biseyler yapamiyorlar. yapiliyor birseyler biliyorum, ama yine de gelismeler cok yavas bence ve ustune ustluk de tedavide ilk once maddi olanaklar konusuyor. mesela, bizim gibi bilimsel arastirma yapan bir suru insan var, neden bi oncelik listesi yapip da ilk once onlara cozum bulmak yerine, kimsenin hicbir isine yaramayacagini bildigimiz seylerle 4 senemizi harciyoruz, kac 4 sene, kac tane hastaligin tedavisine bedel ki. 

Thursday, December 1, 2011

olmadi bu sefer


hos, benim bu hayattaki denemelerimin hangisi bi seferde oldu ki.

-ikinci sinifin ilk gunu ogretmen, anneme, kizinizi birinci sinifa yazdirin, daha iyi olur demis. allah'tan dorde kadar takdir-tesekkur vermiyorlardi.
-bizim zamanimizda (!) ilkokuldan sonraydi ya, anadolu lisesi sinavlari, ben kazanamamistim da iki hafta sonra okula ek sinif acildi diye okulun en mimli sinifina gitmistim.
-bir kere bile odev yaptigimi hatirlamam zaten, dersi de derste pek dinlemezdim, ondan ingilizce fen bilgisine "iki" gelmisti ama lisedeki fizik hocasi nasil da benimle gurur duyardi.
-universite hazirlik desen, ikinciye okumamak icin olan son sinav hakkimda torpil guldu yuzume. derslere girene kadar odum kopuyordu, bi terslik olacak diye.
-ve son(?) iki donem alinan organic'lerin ikisini de cc (gecme notudur kendisi) getirdiydim ama organic hocasinin lab.inda calismaya basladiktan sonra nasil da iyi biseyler yaparak, buraya geldim.

ve iste buradayim. buradayim ama ne yazik ki iste yine bi olayli gecis yasiyorum. dort senelik doktoranin uc senesi. bosa gitti be. tekrar baslamam ise kolay degil iste, ne yapayim. dusun, istanbul'a gitmeden cikmisti bu durum, ondandi kacar gibi gitmek. ve, ne yazik ki, hala. baslamam gerek ama icimi sogutamiyorum sanki, kirginim en cok da. kendimde de hata buluyorum ama en cok onda!
inanmadigin, istmedigin biseyleri yapmak ne de zormus meger.

Wednesday, November 30, 2011

megerse hayat...

yirmisekiz oldum diyorum, inanmiyorlar, sasiriyorlar. sonra aramizdaki iki-uc yas fark ortaya cikiyor. onlar oyle davraninca icimde olmayan, simdiye kadar hic hissetmedigim seyleri hisseder oluyorum. bilmiyorum ki tam olarak ne, buyudum mu, yaslandim mi, sirtindaki cantayi birak, asker botlarini, kot pantolanlari birak, toplama saclarini, oje sur, kuafore git... sanki zorla.

benim de var aklimda biseyler, sen hissedirmeden, ima etmeden.

gelgitler yasiyorum sikca, biseyler yerlesiyor iste hayatima, aklima, kalbime. zor oluyor ama yerlesiyor iste.

aralik 2010, verona

Monday, November 21, 2011

30dan once

cocuk uc gunluk 'abi'. abi oldu diye de hemencecik hastaliklarini cikartti ortaya. bas donmesinin sebebini biz buluverdik, kolestrolu var bu abicigin diye. bi on kilo fazlasiyla hem de. sebebini anlayiverince bi rahatladik ki sorma.  kollari sivadik, sadece iste artik kendi yastigini isteme yuzsuzlugunu gosteren gobekten ayrilmak zor olacak. ama olacak. otuza gelmeden ne kolestroluymus bu boyle, daha yapacak cok is var, abicik!

yirmiyedi bitiyor ya simdi, bi de hasar tespiti yapalim. sacimda tek tel beyaz gordum, o da bugun, kesiverdik hemen, goz etrafinda da benim makyajimi duzenli temizleyip temizlememle ilgili bi kirisiklik arada yokluyor, kilo olarak da fena gitmiyorum, varisler uc dort bolgede hafif mavilik seklinde mevcutlar, sanki bi tek geceleri gozume carpan sey boynumdaki derinin yumus yumus olup da arada da sarkiyormus gibi yapmasi. bunun disinda bi de su stres kontoluyle ilgili bilinclenmeye basladim ya yaslanmam ben.

grandvaux, ekim 2011

Friday, November 18, 2011

gecmis gecmiste kalmali

tamam, ama son noktalari koymak gerek gercekten geride kalmasi icin, onemsiz-onemli olmasi zaten sorun degil, sorun farkli gozlerle gorebilmeyi becermekte sanki.

ne kadar da uzun zaman olmus, hayatimda sadece 'basarmak'la mutlu olacagima kendime kabullendirmem.

kac kere dinledigim steve jobs hayati bile bi kulagimdan girmis digerinden cikmis, megerse hic anlamamisim, takmamisim bile. ama biraktim arkadas, ne yaparsam yapayim, istedigim ve sevdigim icin yapayim, inan ki yeter bana. inan ki. basarmak kime gore, neye gore, hem.

lutry, agustos 2011

Sunday, September 25, 2011

iki haftalik gun

lozan-cenevre yolu, agustos 2011

pazar bag bozumu varmis gidelim mi dediler, hadi gidelim dedik. peki cumartesi gecesi muzeler acikmis, ona da gidelim mi dediler, e hadi ona da gidelim dedik.

iste, gece 4te ancak uyuyabilmek, sabah da kahvalti sonrasi kalan programa devam etmek, bu kadar sosyallesmek agir gelmis olacak ki bunyeme, eve donus yolunda migren krizimle basbasaydim. bu hikayenin sonunda keske sadece ilacimi icip uyumus olsaydim ama yarinki sunumun hazirligi icin uyandirildim, o da yetmezmis gibi benim aklim 2 hafta sonraki rapora kayiverdi. suanki hal ise, iki hafta kafami kaldirmamaliyim, cok calismaliyim modu.

allam bi kere de ne olursun su sozumu tutabilsem.
hadi hemencecik bitireyim de sonra rahat edeyim.

neyse ben artik kitabimi okurum, sonra da iki haftalik maroton icin psikoloji hazirlamaca yaparim. belki gelemem buralara ama bi gelirsem var ya, dunyanin fotosunu koyarim.

Friday, April 15, 2011

bi guluver yuzume

sesim cikmiyorsa kotuyum / kotuysem sesim cikmiyor

bahar icinde olan gelgitleri yasiyor, bize de yasatiyor. bazen kapali gokyuzu, bazen ruzgari bol gunes. yok yok bunlar da degil. gecen haftaki toplantidan sonra gereksiz bi bosluk icindeyim. ben demistim demek bu sefer kotu, ben demistim stres bana iyi geliyor, yaptim yaptim su zamanlarda yaptim, gevsedigim anda butun konsantrasyonum ve hevesim bitecek diye. iste bunu ben demistim. kendimi biraz heveslendirmek icin hadi 22 ay kaldi diyorum, olmuyor. onu gun seklinde soyluyorum yine olmuyor.

sanki baska biseyler lazim gibi, ama dur bakalim, sanki biseyler kendiglinden kipirdiyor icimde.

spora gidemedim kac gundur, bacagima biseyler oldu, bana gore sanki damar, sinir, artik neyse parmak ucuma kadar bisey cekiliyordu gibi, guven'e gore kramp. sabaha kadar hissettim ama okul yolunda duzeliverdi nedense.

bi de yuzuk parmagim hasta oldu, benim yuzuk parmagim o degil ama iste o en zarif parmak, baz banyosu icinde epey kalmis, farketmemisim, zar zor iyi ettim kendisini. kac kat derim dokulmus gibiydim, yavruuum.

bi de dudaklarim, allam bu kimyasallardan herhalde, ve benim kendime cok onem vermememden tabi ki. ona da bugun ilac kivaminda bi ruj ile takviye yapinca biseyi kalmadi gibi.

e o zaman haziriz biz. icimdeki ses sen de uyansan artik. konussak karsilikli, cok guzel oluyordu valla.

colmar, nisan 2010

 
design by suckmylolly.com