Showing posts with label anilar. Show all posts
Showing posts with label anilar. Show all posts

Sunday, November 11, 2012

ogleyemegidedigin

cocuk, yilda iki uc kere zurih'te bir arastirma merkezine gidiyor, dunyada sayili olan makinelerde analizler yapiyorlar. hatta oyle bir yer ki bu analiz yapilan makineler de orada gelistiriliyor yani bazi makinelerden gercekten dunyada bir tane oluyor, neyse baya ciddi bir yer, dunyadan bir suru insan geliyor, 5-6 ay sonrasi icin randevu alabiliyorsun, ve insanlar 24 saat calisiyor, uyku tulumlariyla falan gidiyorlar.

her giris cikista dozimetre veriyorlarmis herkese, yaninda tasiyormussun, cikarken de bu dozimetreyle senin uzerindeki radyasyonu kontrol ediyorlarmis. senin sagligin icin. ekim ayinda, ilk kez 3gli telefonuyla gitmis oldu cocuk. butun gun farkli pantolon ceplerinde tasimis dozimetreyi ve telefonunu, ama yatmaya gittiginde yanyana koymus ve dozimetre resmen cildirmis, alarm vermis, birbirlerinden uzaklastirmislar normale donmus. sonra denemeler gelmis tabi. mesafelerle oynayip ne kadar radyasyon oldugunu kontrol etmisler, telefonla konustugu zaman ise maksimum yapmis, eski telefon bulmuslar bir de, onunla konusunca hicbir sey olmamis.

cocuk gelince eve, bizim 3gli telefonlar da aninda kalkti ortadan. cok uzun zaman olmadi bu telefonlarin hayatimiza girmesi, bir istatistik yapmak icin yeterli bir zaman degil ama normal olmadigi kesin.

eskiden kumandayi kacirirdi annelerimiz bizden, zararli diye, sonra cep telefonlari icin dunya kadar laf isittik, simdi de bunlar.

etrafta dunya kadar zararli (!) alet var biliyorum ama en azindan bunun yakinlik-uzaklikla bi ilgisi oldugu kesin, olabildigince uzak tutun bence yani illa kullanacam derseniz de hicbir cebinizde tasimayin derim ben, konusurken de kesinlikle kulaklik ya da hoparlör kullanin.

bu olay olmadan once, bir seri yapiyordum ben de instagramda. ogle yemeklerini evden getirdigimiz icin, guzel bir ani olur diye, farkli yemeklerin fotograflarini cekiyordum. 3gli telefon hayatimizdan cikinca o da yarim kaldi haliyle. oldugu kadariyla buraya da koyayim dedim. ani iste.

 










Thursday, December 1, 2011

olmadi bu sefer


hos, benim bu hayattaki denemelerimin hangisi bi seferde oldu ki.

-ikinci sinifin ilk gunu ogretmen, anneme, kizinizi birinci sinifa yazdirin, daha iyi olur demis. allah'tan dorde kadar takdir-tesekkur vermiyorlardi.
-bizim zamanimizda (!) ilkokuldan sonraydi ya, anadolu lisesi sinavlari, ben kazanamamistim da iki hafta sonra okula ek sinif acildi diye okulun en mimli sinifina gitmistim.
-bir kere bile odev yaptigimi hatirlamam zaten, dersi de derste pek dinlemezdim, ondan ingilizce fen bilgisine "iki" gelmisti ama lisedeki fizik hocasi nasil da benimle gurur duyardi.
-universite hazirlik desen, ikinciye okumamak icin olan son sinav hakkimda torpil guldu yuzume. derslere girene kadar odum kopuyordu, bi terslik olacak diye.
-ve son(?) iki donem alinan organic'lerin ikisini de cc (gecme notudur kendisi) getirdiydim ama organic hocasinin lab.inda calismaya basladiktan sonra nasil da iyi biseyler yaparak, buraya geldim.

ve iste buradayim. buradayim ama ne yazik ki iste yine bi olayli gecis yasiyorum. dort senelik doktoranin uc senesi. bosa gitti be. tekrar baslamam ise kolay degil iste, ne yapayim. dusun, istanbul'a gitmeden cikmisti bu durum, ondandi kacar gibi gitmek. ve, ne yazik ki, hala. baslamam gerek ama icimi sogutamiyorum sanki, kirginim en cok da. kendimde de hata buluyorum ama en cok onda!
inanmadigin, istmedigin biseyleri yapmak ne de zormus meger.

Wednesday, November 23, 2011

fotograf

bu fotografi cok seviyorum biliyor musun. hic degismeyen sen ve ben varim diye. seni, beni oyle iyi anlatiyor diye. senin beni kavramani ama hep baska yerlerde olan gozlerini, aklini seviyorum. benim en iyi arkadasimsin diyen omzundaki elimi, kurallari seven durusumu. sen ve ben iste boyleyiz.

onuncu yasimiz bu birlikte gecirecegimiz. 28 de sevsin bizi.

Friday, October 21, 2011

okuma-yazma

.....
-ben cok zor ogrendim okumayi. iki kisi kalmistik sinifta.
-hoca diyo, 18. sayfayi acin okuyun, siz birbirinize bakiyosunuz saskin saskin.
-yok ya, hoca birakmiyor ki...
.....



Monday, March 14, 2011

revani

ben saniyordum uc-bes saat evde yalniz kalicam, ne bileyim yedi-on saat oldugunu.

cocuk okuldaymis, hem de ona kadar, kalakaldim evin icinde ne yapacam ki ben diye. yemek ye dedi, yedim, yat dinlen dedi, dinlendim. onun aksam benim icin yaptigi az sekerli kabagi gordum, ben de ona bol sekerli revani yapayim dedim.

serbeti dokuyordum, gozumde bi sahne belirdi. mutfak kapisi ardina kadar acik, hava mis, isil isil. ben kucucugum. bi ramazan gunu. cunku orucluyum. annem revani yapmis. kabuklarini ayirmis tezgaha, icimden geciriyorum sanki biri benim icin en sevdigim kismi ayirmis diye, hupletiyorum. hem orucu bozdugumu hem de kabuklarin degil yumusak kisimlarin ananeme ayrildigini annemden ogreniyorum. yine hayal meyal seciyorum ananemi, sesini ise hic hatirlamiyorum.
hic sigara icmeyen birinin girtlak kanseri olabilecegini cook uzun zaman once ogrendim, ama kanser olup da nasil emin adimlarla hastanelere kontrole gidildigini de. bu revani senin icin olsun, belki ozlemissindir.

 eylul 2010


Tuesday, January 25, 2011

bunun da suyu cikti.

sene ikibinlerin basi. ailece yaptigimiz tatillerin sonucusu sanki. deniz, kumsal, gunes yok. aksine yaz ortasinda hirkalarla dolasmak, kalin yunlu yorganlarda yatmak, iki kat corap giymek var. annemin dag ile koy karisik evindeyiz. tatil bunun, gec kalkmasinda, sabahtan aksama etamin yapmasinda, annenin bize bulasmamasinda, ikide birde daga odun toplamaya yuruyus yapmaya gitmelerinde, ama yemeklerin her zaman onumuze gelmesinde. etamin yaparken totomuzun uyusmasi ise en buyuk tatil hasariydi ta kiiii ben etamin aralarinda yedigimiz cekirdekten zehirlenene kadar. yaz ortasinda beni yataklara dusuren seyin tam olarak cekirdek mi yoksa agactan kuslarla birlikte yedigimiz dutlar mi oldugunu hic bilemedik ama ben o gunden sonra cekirdek yiyemez oldum. bes taneyi gecti mi, tansiyonum duser, midem bulanir oldu.

sene ikibinonlarin basi. ikibin rakimlarina ciktigimiz bi cumartesi gunu. usumusum ve ne hikmetse istahim kacmis. biseyler yiyebilmek icin gonlumu gezdirirken kestanelere vuruluveriyor gonlum basina ne geleceginden habersiz. sonuc, cekirdek sonucu. ve sonuc, iki gun olu gibi yatmak, lahana suyundan baska bisey icememek.

Friday, January 21, 2011

aksamdan simarik

ne zamandir cheesecake yapasim var.
ama gunlerce arastirmam gerekiyor malzemeleri iyice anlayabilmek, bulabilmek icin. tiramisunun bile mascarpone'dan yapildigini labne peynirini bulamayacagima iyice inandik sonra ogrendim.

bugun de yine malzemelerle ilgili biseyleri cozebilmenin verdigi keyifle, ogle yemeginde cocuga anlatiyorum.
- ayy sana bisey diyecem, bugun ne ogrendiiim...
- ??
- kac gundur canim cheesecake istiyordu, yok, suzme yogurt, yok bilmem ne yazip duruyor malzemelerde, ben onlarin karsiliklarini bulana kadar ohoooo.
- e, alalim sana, illa yapacan mi.
- evet. neyse, bugun bi blog buldum, kadin almanya'da yasayan bi turk, tarif yaziyor sagolsun, markali yazmis, hemen girdim baktim ben de, manor'da satiliyormus hem de.
- e biz suzerdik.
- allam yarabbim, nasil suzecen bizim sulu yogurdu yaaa.
- e bizimki de suzulmus, mis gibi, hic topak yok.
- ?!?! neyse efendim, biz yapamazdik. hadi bunu buldum bi de ustune lor peynirini de buldum.
- lor peynirini bulmaya ne var, altin peyniri iste o.
- ayy ben kime ne anlatiyorum yaaaa.

 haziran, 2008
cheesecake yaninda cay ne de guzel olur diye.
bugun nerelere gittim bi bilsen.

Wednesday, January 19, 2011

daha basbasa icecek cayimiz varmis


artik aksamlar, yemek ye, kitap oku, uyu seklinde geciyor. sabahin da korunde kalkiyorum, guzel bi seyler buldum sana, iyi oluyor gibi, okula gitmeden plani evde yapinca, hic dusunmeden ellerim calismaya basliyor.

merak ettim dogrusu bu is neyin nesidir diye, ama iki gundur koca-kari izmir evlerine bakiyoruz, ama satilik ama kiralik. pek zevkli, pek farkli buralardan, fotograflara baktikca istanbul'da yasanan ev sikintilarini hatirliyoruz. bu hayallere dalip giderken bi de bakmisim ki bugun bizim birlikte yatip kalkmamizin, bu evde basladigimiz hayatin ikinci yili da bitmis. kosturarak ikea'ya gittigimiz hersey dahil -yani 3 odalik ve mutfaklik- esyalari bi kamyonete tasiyip birlikte eve cikarasimizin, yatagi salonun ortasi kurup bozup tekrar yapisimizin, kutularin ustunde pizza yiyisimizin ikinci yili da bitmis megerse.

daha dun gibi hersey, bi de bunlari hatirlayinca bu kadar net, gecen seneyi nasil unutabilir ki insan, daha zamani var, ama su fotograflarin cekildigi zamanlar.

bi cekilmezlik sezmeye basladim kendimde, en iyisi kestanemi yiyeyim de verdigim kalorileri almadan yatmayayim. cok iyi fikir ama afferin bana.

Friday, January 14, 2011

bi salep yapayim

tabi ki yorgunum, bi de artik ogrendim, grip ya da soguk alginligi gibi biseyim varsa ilk aci cektiren yerlerim kulaklarim. sizim sizim. ilacimi ictim yola devam. 

icim kipir kipir. cok ama cok uzun zamandan beri yapmadigim biseyi yapacagim. sonunda. kendimi hazir hissetmem en onemlisi. turkiye'dekine gore biraz uzun surdu aslinda ama buranin pahaliligi ve benim cevremdeki insanlarin cok da zevkli giyinmemeleri yuzunden olabilir. alisverise gidecem, hem de bastan asagi. semra ile yapardik alisverisleri biz, albeni reklamindaki gibi yaptigimiz magaza sayilarini aklimizda tutardik bi de ustune. ama simdi yalniz. hatta hafif bi mont, hafif bi ayakkabi ile yalniz.

4 sene olmus. nasil bu kadar oldu anlayamadim. aslinda biz hep bi parasizdik, yani yine gezer eder, sinemamiz, tiyatromuz eksik olmazdi ama nevizade'de oyle populer yerler bilmezdik mesela, cocugun lisedeyken gittigi salas bi yer var oraya gider, bi koseye oturur, sakin sakin keyfimize bakardik, tanirlar(di) da bizi. ya da mustafa amca'nin yerinin oradaki avluya gideriz, banklara otururduk, benim geceden yaptigim kekleri yerdik. her defasinda da nasil da ilk kez opuvermistim seni diye konusurduk. yururduk, hep yururduk.

iste yine de boyle olmamistim ben. hos simdiye kadar nikah, dugun, dunyanin borcunu dusundugumde cok anormal gelmiyor ama icimin kipirdamasi paradan daha onemli zaten.

neyse, tek dusundugum sey, sabah erkenden kalkip kahvaltiyi hazirlayip yollara dusmek. ayy cok heyecanliyim :)

 milan, aralik 2010

Tuesday, September 28, 2010

leblebi sekeri

turkiye'deki son gunlerden birinde, kina gecesi icin hazirlanmis posetlerden hic usenmeden tek tek ayiklaya ayiklaya yerken ne kadar da ozledigimi farkettim.

bi de bugunlerde tek tek yedigimiz bi sey daha var, o da nur hanim'in yine kina gecesi icin yaptigi kurabiyelerin parmaklari. bir kez daha ellerinize, kollariniza saglik, buralardan hic aklim kalmadan anlasivermistik kendisiyle. moral bozmak yok. gozlerim dolmadan, boynum bukulmeden yiyebiliyorsam gidenlerin huzur bulmasi icin daha da guclu dua etmek gerek.

Thursday, May 6, 2010

hidrellez

  notre dame cathedral, nisan 2009, cocuk

aslinda ben bu hikayeyi baska bir zamana sakliyordum, ne zamana ben de bilmiyorum gerci ama simdiye degil. herkesin gul agaci, notlar, ahirkapi konusmalarini gordukce ne yapacagimi iyice sasirdim, hadi yazayim diyorum hop iki kisi daha, simdi bi de ben eklenince cok olacak diyorum, hadi simdi sirasi hop gul agaci resimleri, hadi baska zamana sakla. neyse kisaca dayanamiyorum.

nasil cingeneyiz bilemiyorum, eksi listesine bir sira daha eklendi, biz hidrellez kutlamadik simdiye kadar, atesten atlamadigimiza, gul agacina notlar birakmadigimiza eminim ama annem bu aksam dilek tut demisse bilemeyecegim ama o genelde oyle seyler yaptigi icin bu da sayilmaz. cocuk anlatirdi bana boyle seyleri, iki sene once de tuttu kolumdan levent’te gul agaci aradik durduk, pek de guzel bulduk bir tane, o zamanlar deli gibi doktora basvurulari yapip butun derdimiz bu oldugundan tabi ki bi kagida elele bi cop kiz bi cop erkek, bikac cam esya bikac da cekic cizdik, gomduk. o da yetmedi, kucuk cakil taslariyla bi de harita yaptik, amerika haritasi ! iste, nasil olmussa olmus, bizim haritayi hizir baba isvicre sanmis, 3 ay sonra da bizi buraya yolladi. 25 senede bi kere dilek tutmusum, kirmamis beni, istedigimin disinda bi yere gondermis beni, olsun, kirilir mi, daha cok sevilir beni dusunmus diye.
 
ondan sonra ise unutuyorum yine hidrellez'i. ama avutuyorum kendimi, bi kere iste, pir iste, o da yapiversin diye.

Sunday, April 4, 2010

bir kutu sen, ben

bir kutu.

bir kutu cocuk,

bir kutu cocuk ve gorkem.

bir kutu mektup, sari, mavi, yesil, pembe 875 sayfa mektup.

bir kutu kart, fotograf, gidilmis gidilmes bilet.

bir kutu siir, gazete kagidi

bir defter, her sayfanin ucuna bilet zimbalanmis iki cesit elden cikmis yorumlar.

bir huzur, bir gulucuk, bir sans, bir ani, bir ask, bir sevgi, bir gozyasi, bir sukur.

Gülücüğüm;

“Sen üç yaşındasın bebeğim
tombul ve beyaz
şirret şirin ve yaramaz.
Sen on sekiz yaşındaki sevgilimsin
-kocaman gözlü, ince bilekli geyik-
Sen anamsın altmış yaşındasın.
Sen yaşı ve cinsiyeti olmayan arkadaşsın;
büyük kavgamda beraber dövüştüğüm;
bana nasihatların en doğrusunu veren
ve tehlikelerde kanatlarını üstüme geren.
Senin kaç yaşında olduğunu
ne düşündüm şimdiye kadar
ne de bundan sonra düşüneceğim.
Ve inanmıyorum bir kış günü dünyaya geldiğine
Sen mutlaka baharda doğmuş olmalısın.
Toprak uyanırken.”
NHR

notlar...

15 Haziran 2004
Salı akşamı

........

not 1: ilişikteki fotoğrafıma bakarak hep beni hatırlayacağını umuyorum. afilli bir fotoğrafım.
not 2: sol serçe parmağını öptüm.

16 Haziran
Akşamüstü

......

not 1: sağ başparmağını öpüyoruuum.
not 2: daha afilli bir fotoğrafımı bulamadığım için gönderemedim.
not 3: kurşun kalemle yadım. yanlışlarımı düzeltirsen sevinirim.

2006 dogum gunu hediyesi


insan bir enstrüman çalmayı öğrenirken desteklenmek, yüreklendirilmek ister. yeni enstrümanıyla arasında ipince bir bağ vardır. en ufak bir yorgunlukta zedelenebilecek, birkaç başarısız deneyimden sonra kopabilecek incecik bir bağ. "çok geç artık" deyip kılıfına koymak ister enstrümanını, bilse bile "hiçbir şey için hiçbir zamanın geç olmayacağını." işte o anda, sevgisinin ona verdiği bitmez tükenmez enerjisiyle arkadaşı, enstrümanıyla arasındaki o incecik bağı korur, kollar, izin vermez kopmasına. çalgısının tozlarını silmesi için yardımcı olur arkaşına. sabır olur gelecek o güzel tınılar için ve güçlenir bir zamanlar incecik olan o bağ, bir daha hiç kopmamacasına...

çocuk



Thursday, August 6, 2009

kavun

doktor beycigim, bilinc altimda arastiriverin, hangi an'imdir bana kavun kokusunundan huzurun kokusunu almami saglayan. bu an'ima siddetle ihtiyacim oluyor bazen, buluverin rica etsem.

Thursday, July 23, 2009

gozluk

doktoraya baslamisim, yalnizliga da. 2.5 aydir hotelde kaliyorum, 15 gununu istanbul’da gecirdim gerci. simdiki evi de zarla zorla, sansimi kullanarak bulmusum, kontratta elimde, eve girisimiz aslinda cuma gunu ama benim yol arkadasi cumartesi geliyor, haftasonu da heryer kapali oldugu icin esya almamiz mumkun degil, hotelde kalacaz.
30metrekarelik studyo bi daire dusunun hotel diyince. ocak ve buzdolabi da var, guzel gozukuyor ama bembeyaz duvarlar, kiyafetlerine yemek kokulari sinmesi, dinlenmek icin oturacagin bi koltugunun olmamasi, hicbi zaman derli toplu bi hale donusmemesi cildirtiyor insani. o gelmeden ben, almisim zaten ikea katalogunu, isaretlemisim neler alinacak diye, illa ki gidip alinacak.
2 gun gecirdik ama hotelde. pazartesiye kadar da nasil araba kiralayacaz derdindeyiz. araba da esya tasimak icin arkasi bombos olanlardan, yuksek falan, kamyonet gibi. bikac yere sorduk ya cok pahali ya da bizim ehliyeti kabul etmiyorlar, bi yer bulduk pazar aksami, sabahtan ilk is oraya gitmek oldu. gittik konustuk boyle boyle, tamam dediler, verin ehliyetinizi, verdik, sorun da cikmadi, adam bilgileri tek tek giriyor, ingilizceleri de yaziyormus farketmemistim daha once.
arabayi kullanacak beyin de ‘kullandigi cihaz ve protezler’ kisminda ‘gozluk’ yaziyormus. ama gozlugu de unutmus getirmeyi. adam sordu bize ‘gozluk, ehliyetin verildigi yer mi’ diye, donduk kaldik, basimizi uzattik bakmak icin, ben dusunuyorum aciklasak, o zaman gozluk nerede diyecek sorun cikaracak, benim de hotelden kurtulma planlarim suya dusecek, evet desek nasil olacak, ya anlasilirsa falan., ‘evet, evet, gozluk’ten aldim’ dedi bi ses, benim gozler portledi, hemen onlarin yanindan uzaklastim, o da yetmedi disari ciktim.
sonunda anahtarlar bi gunluk bizim oldu, bunun muhabbeti butun yol boyunca surdu, lozan’da kac kere kaybolduk hatirlamiyorum ama her ne kadar gozluklu olmus olsak da azmettigimi basardik.

Wednesday, July 22, 2009

hasta gorkemsan ne yapiyor

duvarlarimiza daha cok fotograf koyalim diye eskilere bakiyordum, bak bak neler hatirliyor insan, hatirla hatirla bitmiyor, gul gul oluyor. dedim bikac tane buraya da koyayim.

okul semalarindan basliyoruz, herhalde, fiskiyeler acilmis, biz de kacisiyoruz.

gidecegimiz yer manzara ama bocekler birilerini rahat birakmaz hicbi zaman, bakiniz gozluk cami.

cok fena tavla oynarim, kac senedir acemilikten de cikamamisimdir.

iste gercek ben. evdeki gorkeme bakmak lazim, boyle bisey iste.

'haydi poz ver' derler hic usenmem. 

en sevdigi ikiliyle birlikte baska da bisey gormez gozu.

cunda adasi yollarinda.

beni boyle hatirlayin.

Tuesday, July 21, 2009

ege olmali

dun uzun zamandir yapmadigimiz bisey yaptik. oturup oylesine konustuk, iq testleri ne kadar guvenilir diye, hani varmis ya bi kadin amerika’da cok zekiymis ama testlere girmekten baska bisey yapmiyormus, oradan acildi konu iste. konu zaten cok muhim degildi ama hergun okudugumuz bi haber icin ‘okudun surada ne olmus, bu ne demis’ ‘evet, evet okudum’ diyaloglarindan farkliydi ya da ‘bi sephaya ihtiyacimiz var, ama bu ay olmaz di mi’ ‘bu ay boyle idare etsek daha iyi’ gibilerinden ev ya da okul konulu bisey de degildi. oylesine biseydi.

sonra hatirladim da birbirimizi tanimaya calisirken manzarada kitap okurduk, sultanahmet’te bi bankta cigdem’de milyofumuzu yedikten sonra tahsin yucel’in ‘peygamberin son bes gunu’, bogazimiz aciyinca digeri alirdi kitabi, anlamadigimiz bi yer olunca da tekrar tekrar okurduk, tartisirdik. karl marx’i okumaliyiz derdik, o baslardi, ben cesaret edemezdim. sait faik’in aylak adam olma fikrini tartisirdik. ben biseyler yapmaliyiz derdim, o esnaf olmaliyiz. zaten boyle boyle bundan sonraki adim ege olmali dedik ya.

Thursday, July 16, 2009

yine unutmusum-paragraf


simdiye kadar yasadigim en zor senenin 3 ayini mine'nin evinde yasadim, mine'den dolayi zor bi sene degildi tabi ki, hatta tam tersi ondan dolayi belki de normalda yasayacagimdan daha az yiprandim. unuttugum sey ise o guzelim evin karsisindaki guzelim parka 'dilekyildizi parki' tabelasi koymuslar. guzel olmus. bi huzunlendim. ama gidesim de gelmedi.

ben yine seni arar konusuruz, sen benim sirtimi uzaktan sivazlarsin, biyoenerji yollarsin, hakikatli arkadasim dersin. ben biraz daha unutayim o zaman gelirim seni opmeye...

 
design by suckmylolly.com