Thursday, November 16, 2017

kandi

kandi, deniz'in kresindeki bi abi. abi cok okullarinda. ama bu cocuk, esmer tenli.
esmer tenli diye de cok hikayemiz oldu bu cocukla, cunku deniz takmisti bi kere.
hatta, sirf bu ten meselesi hayatinda daha fazla buyumesin diye, ona esmer bi bebek bile aldim, ki bu gecen yilbasinda oluyor, o bebege olivia adini verdi, onu kardesi yerine koydu, sabah aksam olivia ile, tam bir senedir! ama ne yazik ki kandi de hep esmer tenli kandi olarak kaldi.

bu kandi'nin bi vedasi oldu, neyse pastasini kestiler yediler, biz fotografimizi cektik, sukur dedik.

dun sabah deniz'i okula biraktiktan sonra guven anlatiyor:
deniz, otobuste kandi(!) yi gormus, ama guven'e gore sadece baska bi esmer tenli genc biriymis. guven ne dese ikna edememis onu.
butun otobus boyunca ona bakmis, kandi diye sayiklamis, otobusten inmisler, cama yapismis, ama o inmedi, neden inmedi ki diye.

aksamda deniz bana anlatiyor:
"bu sabah otobuste kandi'yi gorduk ama babam o kandi degil deyip durdu"


Wednesday, November 15, 2017

*4*

benim kizim dort yasinda oldu, bi hafta gecti bile ustunden.
icimden oyle cok sey geciyor ki onunla ilgili ama sanki hepsi birbirinin onune gecmek icin kapisiyor.
neresinden baslayacagima karar veremiyorum, onun icin biraktim hepsi bana kalsin.
kizim, benim kizim...




Sunday, November 5, 2017

100

yuzuncu is basvurumu az once gonderdim.
kutlasak mi diye bi dusunmedik degil ama o kadar da degil di mi. ustune uykuya yatalim daha iyi.
bekleyip gorecez.

bu gecen senenin sonbahari, nedense bu sene bu kadar guzel manzaralar olmadi.

Sunday, October 29, 2017

eskilere donus

yavas yavas uyaniyorum diyorum ya, ama bagira cagira ama gozyaslari isyanlarla ama bukelamun gibi kilif degistirerek.
arada kendimi cok cok iyi hissettigim anlarda, almca kursu donusu otobuste giderken bile cook eskilerden bende yer eden insanlara yazabiliyorum, o kadar guclu oluyorum ki, hic ertelemeden, bunca sene sonra ne der simdi demeden, hatirlar mi ki, cevap yazar mi ki demeden.
onun icin iste, hani olur da mail kutunuzda, ustunde cok dusunulmeden, noktasina, virgulune cok dikkat edilmemis, telefondan gonderilmis ama enerji dolu bi mail gorurseniz, cevap verin oldu mu :)

ekim 2016, eth hoenggerberg

Friday, October 27, 2017

simdi

simdi hani deniz uyuyor ya, done done, fosur fosur, koka koka, o kucucuk insan butun odayi nefesiyle doldurduyor ya, hani onu dusundukce kalbim bi sikisiyor, cikmak istiyor ya yerinden, sigmiyor ya cunku, iste diyorum bi de bunun uc cocuklu halini dusun, o zaman ne yapacaksin, boyle aksamlari nasil yasayacaksin, kim bilir nasil olacak, kalbin gercekten tasacak mi.
bunlari dusunurken de beni bi gulme aliyor.

en sevdigim aile fotograflarindan, 
mayis 2017, hidrellez kutlamasi

haftanin dus kirikligi

dun aksam oyle guzel bi pozisyon buldum ki, tam benlik. calisma kosullari, sorumlulugu, dilin ingilizce olmasi, ne az ne fazla. suresi de sali gunune kadardi, hadi dedim, kendim gideyim elden vereyim, daha havali daha etkili olur, kurs bitimine kadar hep bunun hayalini kurdum, o on konusmanin detaylarini dusundum. gittim, koridorlarda dolasirken ilk doktoraya geldigim zamanlar geldi aklima, tanidik olur belki buralar benim icin de dedim, aradigim kisinin odasina giremedim ama koridorda gorunce atladim, tam kendimi anlatmaya basladim ki o ise baskasini aldim dedi.
oyle elim ayagim bosaldi, zaten bi haftadir da sekersiz yasamaya calisiyorum. hooop kaliverdim.
hayirlisi olsun diyemiyorum, biliyor musun? cok uzuldum napayim, ama belki birazdan derim.

universite kampuslerine gelen kahve arabalarini seviyoruz!

Thursday, October 26, 2017

10 hafta

duyduk duymadik demeyelim, senenin bitmesine tam on hafta kaldi yani aslinda pazartesi gununden baslayinca tabi ki. ama ben ancak firsat buldum. ama ben basladim bile 10 haftanin farkina vararak planlarimi yapmaya daha dogrusu yaptigim planlari uygulamaya.
neler yapacam peki.
almanca var hayal ettigim seviyeye getirmeyi dusundugum, ki bunun calisarak ve zaman harcayarak olacagina eminim. yani zamaninda calissam ve odevlerimi yapsam, ohoooo.
ahh bir de is basvurusu var tabi ki, ikidebir basbasa soyledigim. is basvurusu olayi biraz karisik yani benim icimde bitirmem gereken seyler var, onu baska zaman uzun uzadiya yazayim.
digeri kitaplar.
digeri yemek-uyku-spor duzeni.
ve en geyik ama simdiye kadar yapmasi en uzun suren sey, duvarlara coktan asilmis 20 cerceveye fotograf bulmak.

bunlar boyle, yazarim anlatirim, o ayri ama onemli olan sey daha bu sene bitmedi ve 10 haftada neler neler yapilir, raki kadehlerimizi son anda toparladik diye kaldirmamiz icin gereken butun zaman bu kadar.


Monday, October 23, 2017

ne gezdim!

bu sene tam anlamiyla benim icin yollarda, baska sehirlerde gecti. semra'nin avrupa'ya ayak basmasinin etkisi buyuk tabi, ama onun disinda da ailecek epey bi gezmisiz.
deniz bugun durduk yere,
"senin bi arkadasin vardi, hani hastaydi da onun yanina gidiyordun" dedi.
iyilesti herhalde, cagirmiyor, dedim.
ama meger arada arada kacivermek icin bahanem hazirmis, icim aydinlandi birden, hayali bile guzel dedim.
eh ben bi kacarim yine.

bizim buralar ama ne zamanmis bu hic hatirlayamadim, boyle bulut gormek pek kolay degil.

Sunday, October 22, 2017

alisilmadik pazar

pazar gunu ve biz evdeyiz, pek olan bi sey degil bu. tabi ki deniz'den sonra diye bi ayrim yapmak gerek. yoksa biz, kalkar yemek yer yine yatar, kalkar dizi izler, yemek yer, yine yatariz.
hos onlar yarim saat de olsa ciktilar disari, deniz sepeti koluna takip yaprak topladi, cok fikirleri, planlari var.
bunler dert degil de. pazar gununu evde gecirme sebebi olan yapilacak bi suru is var bahanesi aksam yedide uyuyan cocukla beraber nereye gidiyor anlamiyorum.
koca gun iki arada bir derede islerimizi halletmeyen calisan biz, ozellikle ben, ne oluyor da cocuk uyuyup heryer sut liman olunca birden en olmayacak seyler yapmaya basliyorum.
seni-beni-kendini bilmeme hali bu. kendini bilen yapmaz bunu. dur bi son dakikayi kurtarmaya calisayim bari.

ha tabi, alisilmadik olmasi da evden cikmamiz yoksa cocuk hep 7-8 uyuyor, biz hep cocuk uyuduktan sonra zamani citir citir yiyoruz.

bizim buralar

Saturday, October 21, 2017

umut

uc gundur sagdan sagdan bi umut geliyor bana. hala guzel insanlar varmis diyorum. ve daha cok gozumun onune geliyor universitedeki heryerde hakkini arayip hocalara asistanlara kafa tutan, her isin icinde olmaya calisan, her firsatta ben bunu bi deneyim diyen kiz.

bu umut da nereden geldi simdi? ayrica neredeymis bu guzel insanlar? ve yine sevgili kuluymusum diyebiliyorsam, bu kendimi yine once erteleyerek sonra da zorlaya zorlaya konustugum kadinlar sayesinde oldu.

baska hayatlar, baska bakis acilari gosterdiler bana.  simdi onlar icimde yavas yavas buyuyor. yine buyuk ihtimal zorla deneyecegim seceneklerim var ama var iste. sukur.

rhodes, kelebekler vadisi, eylul 2017

Wednesday, October 18, 2017

kim daha hizli?!

donmeye calisiyorum, evet.
ama zaman ne hizli geciyor, aklimda bisey oluyor sonra bi bakmisim ustunden 3 gun gecmis.
deli mi ne bu zaman, herkese mi boyle yapiyor yoksa sadece benim gibi tiplere mi boyle yapiyor.
yani iste boyle hayatinda senelerce hayalini kurdugu seyleri yapamamis, hatta onlari yapmak istemeyen ama ne yapacagina da karar verememis ve cesaret gosterememis kisilere.
sanki en son dedigim daha buyuk bi olasilik gibi geldi simdi.
olsun, napalim.
bi kapisma duzenleyim ben en iyisi. yeni yila girmeye de yuvarlak hesap 10 hafta kalmis. 10 haftada ben bi kapisayim zamanla. sonuc ne olacak. yine konusuruz.

15 ekim, bizim orman

Sunday, October 15, 2017

arbeitslos

doktorayi bitireli 4 seneyi gecti. is aramaya hic firsatim ve tabi ki de hevesim olmadi, bu ocak ayina kadar. iste yeni yil yeni kararlar derken, bi aksam oturdum, bi seferde on-oniki yere basvuruverdim, neredeyse hepsi geri dondu ve reddetti. hadi dedim, cv'yi update etmedim, cover letter'i salladim. sonra biraz duzenledim, daha ciddiye aldim.

tabi bu kadar kolay olumsuz yanit alinca da beni bi dusunce almadi degil. meger is basvurusu yapmadigim icin ben kendi dunyamda yasiyormusum, meger ne cetinmis bu ise girme sureci.

biraz daha ciddiye aldim ama yine de ayda bir ya da iki ayda bir, tek oturusta on-oniki yere basvurdum. gece gunduz dusunmedim yani. hos bi ara dusunur gibi oldum, dunyam karardi resmen, bildigin kustum herkese.

simdiye kadar toplam "yetmis"i buldu basvurdugum yer sayisi. bi tane bile gorusmeye cagiran cikmadi. kimi "ohoo 70 ne ki, yuz yere basvurunca umutsuzluk ancak baslamali" diyor, kimi "en az 300 basvuru lazim diyor".

kime inanayim bilmiyorum ama ogrendigim tek sey, bu carka girmek kolay olmayacak. bunun kadin-erkek ayrimi var, cocuklu-cocuksuz ayrimi var, genc-yasli, tecrubeli-tecrubesiz, ve son olarak ama en onemlisi olarak elindeki kimlik, nerelisin, burada kalicigin ne kadar garanti...

kisacasi, ich bin doktorandin aber ich bin arbeitslos.


Monday, October 9, 2017

erteleme

hayatimda yaptigim en rutin islerden biri erteleme. yemek yemegi erteleme, almanca kursunu erteleme, yemek yapmayi, banyo yapmayi, planlar yapmayi, mail yazmayi ve cevap vermeyi, hatta mailleri okumayi...
boyle iste, ne zamanki hayatimdan bu erteleme biraz cikar gibi olsa bi nese gelmiyor degil ama ne yazik ki uflesen ucacak cinsinden bi nese, o da gercekten orada burada, birinin uflemesiyle ucup gidiveriyor ve yine erteleme hayatimdaki en rutin isim olarak geri geliyor.
hayat boyle nasil gecer ki en buyuk soru isaretli sorum bugunlerde, ya da gercekten de boyle geciyor muymus, boyle geciren insalar varmiymis da en buyuk saskinligim, hala kabullenemedigim ve olamaz diye umut besledigim tek sey.

yok

kac saattir sunun basinda oturuyorum. oylece acik duruyor ve ben surekli actigim bikac sayfaya surekli ama surekli bakiyorum. sanki aninda bi sey gorecem ve hayatim degisecekmis gibi. oyle bi beklenti. beklenti bile degil, beklentide bi umut olur di mi. bu ne bileyim boyle, zaman oldurmek. zaman oldurmek icin yaptigim 3-5 saniyelik eylemler. ne icin zaman oldurmek, dusunmemek icin.

yazmanin iyi geleceginin farkindayim. beni duyan degil dinleyen birileri varmis gibi hayal ederek yazmak iyi gelecek. ne yazacam ki. geyik yapacam tabi ki. 

Saturday, March 25, 2017

oluyor bazen oyle.

deniz.
eger gecmise gidip deniz'in ufacik anlari benim kalbimin en derinine degiyorsa, daha cok hatirlamak lazim, hatirlamak icin de yazmak. mesela.

deniz'in bezi birakmasindan epey sonraydi, hatta soyle diyim, en son gece cisini yaptigi zamandi.
her zamanki gibi beni yanina cagirdi, sabah oldu mu diye sordu. yanina gidip sarilmak istedigimde, aa cisini yapmissin, dedim. o da bana,
"oluyor bazen oyle" dedi.

bu "oluyor bazen oyle" benim aklimdan cikmaz oldu. buyuk ihtimal benim ogrettigim birseyi tekrar ondan ogrenmis oldum ve aklima, kalbime oyle de bir isledi.

ne zaman biseyler, yolunda gitmese, ilk aklima gelen sey, o karanlik odada deniz'in sakince ve kendine guvenli tonla bana "oluyor bazen oyle" demesi.


Friday, March 24, 2017

30 gun

doktora tezini yazarken hayalini kurdugum, niyet ettigim 30 gun. yarin son gunu. heyecanliyim. icim kipir kipir. kasim ayindan beri toplamaya calisiyorum bu gunleri. ama gezmeler ama hastaliklar derken nihayet bitiyor.

oyle iyi geldi ki, basladigim, planladigim bir isi, niyeti ertelemeden bitirmek, bitirmek, biterebilmek, bitiriyor olmak, bitirirken ortaya cikan duyguyu yasamak.

istekler gerceklesebiliyormus, niyetler oluyormus. unutmusum. nedense. unutuluacak sey mi ki aslinda. ne zaman ogrendim pes etmeyi, ne zaman basladim, isteklerimin ustunu ortmeye, kim bilir. karisik zamanlar, olaylar, yerler, kombinasyonlar. bosverelim. oluyor bazen oyle.


Monday, February 27, 2017

klise girdabi

yazip yazmamak
yazmak isteyip yazamamak
icini dokup rahatlamak
uzun aradan sonra merhaba
neler oldu neler
nereden baslayacagini bilememek
yeni yil baslangiclari
yeni ay hevesleri
hatta yeni hafta heyecanlari
hepsi bu klise girdabinda donup duruyorlar.

tek istedigim, hersey kendiliginden ilerlesin, zorlamadan, egreti durmadan, oyle yavasca, zorlanmadan, kendiliginden olsun.

sesli konusmayinca oluyor ama biliyor musun? sesli konusmayinca...


 
design by suckmylolly.com