Tuesday, September 30, 2014

gun 16. kitap. serenad.

zulfu livaneli seven bi insan degilim aslinda.yok severim de, kitaplari pek bana gore degil. yine de okuyor insan iste, surekli duydugundan, geri kalmasin diye, bi de elinde soyle hizlicana okunabilecek bi kitap isteyince.
iki gunde okudum, ana hikayeyi. allam, sonrasi bitmek bilmedi. hele son on sayfa. sanki yeni yazmayi ogrenmis cocugun gunlugu gibiydi. yok, ucakta ellerine bi form vermisler yok vizeye basvururken ayni bilgileri doldurmusmus. sayfalar dolsun da nasil dolarsa dolsun. o esprili anlatim da cabasi. ben nasil istersem oyle bastiririm havalari da bitirdi beni.
kisacasi, kitap bitince oyle mutlu oldum ki anlatamam. hani bi seyler ogrenmedim mi, ogrendim. cocukla sohbet etmedik mi ettik, ama o hikayeden sonraki kismi ne diye yazdin be zulfu livaneli.

lozan'daki son sonbaharimiz.

Monday, September 29, 2014

gun 15. turkiye.

gidiyoruuuuz. ben boyle sevinmezdim aslinda gidiyoruz diye, hem de hic sevinmezdim. gecen sefer ve simdi, pek bi mutluyum, kizima cok iyi geliyor oralar, bana da tabi. o da, ben de azcik nefes aliyoruz, farkli seyler yapip tazeleniyoruz.
cok merak ediyorum, bu sefer neler olacak, neler yasayacagiz, kuzunun hangi ilklerini gorecegiz.

Sunday, September 28, 2014

gun 14. kuslar.

bugun, son gun sayilir, cocuk geliyor yarin, obur gun de gidiyoruz.
bu sabah ne yazik ki, biraz degisik bir uyanma hikayesi oldu. kahvalti ve sabah uykusuna dalma fasli da bi degisikti. ve normalde bir bucuk saat uyuyan kisce, yarim saat sonra uyandi, odasina gireyim girmeyim derken ilk hatayi yaptim, sonra da butun gun zincirleme gitti.
allah sabrini, gucunu veriyor iste, o yarim saatlik zamanda, kahvemi icemesem de kitabima dalmistim. gozume halida bi sey takildi, kipirdiyan bi sey. bi serce girmis diger odadan ve pitir pitir salonun ortasina gelmis saskin. nefesimi tuttum, onu izledim. ciceklerime kondu, bi kac tur atti evin icinde, geldigi yerden cikiverdi...

yorucu ve nasil yoluna koyacagimi bilemedigim gunun yarisina gelince attim disari kisceyi de kendimi de. lozan, sukur o kadar da bos degildi, azcik etrafa baktik. zaten kuzucuk, pek bi sevindi, kendi basina sandalyelere oturdu, sandalyeleri itekledi falan diye. ve kiscenin ilgisini ceksinler diye defalarca yanimda tasidigim ekmek kirintilari sonunda ise yaradi, kuslar geldi, biz ekmek attik, parmak uzattik, uzaklastiklarinda onlari gozden kacirmamak icin sandalyeden dusme tehlikesiyle karsilasttik. kuzucugumu, cok mutlu ettiler bugun, guvercinler, serceler. bi yarim saat daha uyudu sayelerinde, sukur.

bazi kasabalar cook guzel, vevey, eylul 2014.

Saturday, September 27, 2014

gun 13. kizlar.

ilk kez tasiniyoruz biz. sikayet eden cok gordum ama bence bi evi ilk kez yerslestirmak kadar zor olamaz. hani su ilk kez aileden ayrilip yasamaya basladigin evi yerlestirmekten bahsediyorum, ne afakanli zamanlardi. esyalar yerini bulmaz bi turlu, duzenini hemen kuramazsin, sifirdan kurmak kolay mi ki. ev tasimak onun icin cok gozumde buyumuyor. zaten, iyi de oluyor, ariniyoruz baya baya. hem kisceye yer aciliyor, hem bizim maymun istahligi yapip da doldurdugumuz evi bosaltinca da bizim de aklimiz bosalmis oluyor. simdiye kadar kac bavul tasidik, kac kilo esya gonderdik bilmiyorum ama az kaldi, bi bu sefer, bi de aralikta da tasidik mi minimuma indirecegiz ihtiyaclari.
evin esyalari neyse de, bi de benim ayrica kocaman bi dunyam var bu evde. hazir cocuk da yokken, bi kere daha cikardim onlari, kuzumu da uyuttuktan sonra konustuk uzun uzun. bazen neseli bazen huzunlu, buradaki 6 seneyi konustuk. onlara bi ev yapmali, bi ev bulmali. yerlesik hayatin hayalleriyle yasiyorum simdi de, ne kotu di mi, ani yasamali insan iste, ertelemeden, bahane bulmadan, simdi yapmali.

 bu guzellikler, sevgili nilufer'in bebekleri.

Friday, September 26, 2014

gun 12. menekse.

benim bi menekse ormanim var. bildigin orman. deniz'in darbeleriyle her ne kadar biraz sarsilsalar da, kendileri toparlardilar bizimki baska seylere el atmaya baslayinca. bu sabah bir baktim ki, cosmuslar yine. yapraklari kavak agaci gibi, cicekleri de manolya agaci gibi. sevindiriyorlar beni iste. olmeyen yesil yaprakli saksilarimdan sonra olmeyen cicekli bi saksi nasil da iyi geliyor. sanki bi is basariyorum sayelerinde. oyle bir gurur.


Thursday, September 25, 2014

gun 11. sac.

saclarim avuc avuc dokulmuyor artik, avuc avuc sacim var benim!
iki senedir, saclarim bi artti bi azaldi. oyle boyle degil ama. azaldi mi da, birdenbire kel kalacak sekilde azaliyor. iki senede, iki kere gecenin bi yarisi kesiverdik kisacik. birinde doktorayi bitiriyordum, birinde de dogum sonrasi meshur sac dokulme sezonunda. o zamandan sonra bi daha eskisi gibi olmaz dedim ama son iki gundur, saclarimi pek bi mutlu kurutuyorum. yine cogalmaya basladilar. 12 kilo verdim, saclarim uzadi, cogaldi, turkiye'de bunu yapmaya bayilirlar ya, iste, biz de bayramda kizimla hava atmaya haziriz.

bizim evde cocuk boyle sevilir, deniz 5 aylik, 
dunyaya gelmek icin ilk yumrugu attigi, suyumun geldigi yer.

Wednesday, September 24, 2014

gun 10. miknatis.

migros, arada bir cocuklarin ilgisini cekmelik oyunlar, kampanyalar duzeleyip duruyor. hos, sadece cocuklar icin de olmuyor cogu sey, mini market malzemeleri gibi...
yine yapmislar bi seyler. ne oldugunu anlamadim bile, ozel kitler falan almak gerekmis, tabi ki biriktirmek gerek, sonra da bi oyunlar falan oynuyorsun iste. anlamasak da kasada, 20 franktan fazla alisveris yapinca ister misiniz diye sorunca evet diyiveriyorum, hos simdi bilincli diyorum, cunku benim bi cocugum var! (bugunlerde 1 frank, 2.35 lira civari, tarihe not dussun)
geleyim bugunlerde ufacik paketlerden cikanlara, icinde miknatis olan salladikca ses cikaran masa tenisi buyuklugunde taslar. bi kac tane var evde, yemek yapma saatlerinde cok yardimci oluyorlar, kiscem aliyor, atiyor, agzina sokuyor, onunla dolasiyor, brrr yapiyor ama artik bu taslarla oynamak daha zevkli cunku miknatisli olduklarini kesfetti. masa sandalyesine yapistiriyor, aliyor. firina yapistiriyor, aliyor. bizim tahta sandalyelere yapistirmaya calisiyor, olmuyor. plastik supurgeye yapistiriyor olmuyor. duvari deniyor, olmuyor.
iste bu kisim, beni benden aliyor, cok seviyorum be.


cimlerini yiyen ama emeklemek icin uygun gormedigi, lozan adliyesinin parki. 
eylul, 2014.

Tuesday, September 23, 2014

gun 9. makale.

evden iki doktora cikinca, makale haberlerinin de bol olmasi gerekirdi ama oyle olmadi, olmuyor iste. biri yerlerde, biri goklerde olan tezler yazilinca bi habere cifte gobek atiliyor.
cok sukur, cocugun bi calismasi daha kabul aldi da, ikimizin birden yuzunu guldurmeye, heveslendirmeye yetti. darisi, diger calismalarinin basina. insallah verdigi emeklerin hepsini alir da lozan sayfamizi, onun sayesinde daha da iyi hatirlariz.

londra, haziran 2014.

Monday, September 22, 2014

gun 8. pazar gunleri.

biliyorum, bugun gunlerden pazar degil ama burada tatil ya iste, pazar havasi var.
pazar gunlerini seviyorum, okula gittigim zamanlarin aksine. o zamanlar pazartesi sendromu yerine pazar sikintisi yasardim, saatleri sayarak icime afakanlar cokerdi. simdi ise, pazar gunleri, belki de en mutlu gunum. sebebi ise, cocuk evde, kiscem onun dizinin dibinde ve ben, evi supuruyorum, temizliyorum, mutfagi iyice elden geciriyorum, yapilacak islerimi bitirip haftaya hazirlaniyorum.
iste boyle bir evde, pazar gunlerinin sonunda da bende sonsuz bir huzur, yeni hafta icin hazirladigim enerjimle kitabima gomuluyorum.

grandvaux-eylul 2014.

Sunday, September 21, 2014

gun 7. café.

buralardan giderayak, simdiye kadar avrupa'da begendigim ilk bes listesine girebilecek guzellikteki café, geldi, bizim bi sokak otemize acildi. hem de sergili olanlarindan!
sevineyim mi uzuleyim mi bilemedim. nereden baksan 3 ay var, iki farkli daha sergi varmis, eh kahveleri standard olsa da caylari denemeye deger. kizimla gideriz canimiz sikildikca, o yemegini yer, ben de menuyu bastan sona denerim. doya doya zaman geciririz, icime islerim her detayini, her gittigimde de yepyeni fikirler geliverir aklima, bi sonraki sefere kadar onlarin heyecanini yasarim.
cok sevdim burayi cook, sanki bi yuregim ferahladi, en kotu, en hazirliksiz zamanda bile yapilabilecek bir z plani bulduguma.

Saturday, September 20, 2014

gun 6. kot pantolon.

turkiye ziyaretimiz yaklasiyor. ben kiscemi, genelde tayt-tisort giydirsem de, adim gibi eminim oraya gittigimizde illa ki "kiz gibi" giydirme konusunda bi kac ima duyacam. en iyisi, bi tane bulunsun da insanlarin gonlu olsun dedim. e onlarin gonlu olurken bizimki eksik mi kalsin. kizima, aldim ilk kot pantolonu. lozan adliyesinin onunde cim yerken, tayti islaniverdi de kuzunun, kot pantolonu deneyiverdik.
ahh ahhh, o nasil bir mutluluktur, o nasil bir pantolunun bacagina asilmak, o nasil kumasta elini gezdirmek...
kuzumun, ilk kotu buyuk mutluluk kaynagi.

Friday, September 19, 2014

gun 5. masa tenisi topu.

kuzucugum, coktandir bu kadar sevinmemisti, bu kadar uzun sureli bi seyle oynamamisti. bugun nereden geliverdiyse elime, masa tenisi topunu koyuverdim onune. sonra da parkedeki tik tik sesi. hem eline geliyor, hem agzina giriyor :)
mest etti deniz kizimi. baya iyi antreman yapti topun pesinde, artik emekleme bi hiz kazanir umarim. yoldan toplamaktan yoruldum valla...

Thursday, September 18, 2014

gun 4. mola. fotograf.

bugun kendime is cikartma gunundeyim. camasirlar nemli kalmis, onlari tekrar kurutmak icin ser, bi de minicik minicik. bizim evde en az zaman alan seydir camasirla ugrasmak, kimse sevmez, umursamaz da. hos, su umursamama isini bitirmeli artik. evimiz artik ogrenci evi degil, ne de olsa.
ah bi de, bi anda cantamin ici dokulup sacildi etrafa, cantanin ici olsa iyi de, o musli posetinin icindekiler de nereden cikti acaba.
onu bunu toplayim, masa ortusunu silkeleyim derken birden cicegimin tahta zeminde ne kadar guzel durdugu gozume carpti.

fotograf isine de kaldigim yerden devam etmeli. malzema daha bol ne de olsa :)



Wednesday, September 17, 2014

gun 3. hayaller. banyo.

- ya, bizim uc cocugumuz olunca bu banyo isini nasil yapacaz?
- sirayla yaptiracaz iste, en kucugu en sona birakiriz.

morges, kitap fuari, 2014

Tuesday, September 16, 2014

gun 2. karatay.

dogum yapmis cogu kadin gibi benim de hayatimdaki bazen sessiz bazen sesli keyfimi kaciran en buyuk konuydu, fazla kilolar.
yeni dogum yapmis birinin en buyuk dusmani bence. ahh o kilolar zamaninda gitmis olsaydi, nasil da kolay olurdu o psikolojiden cikmak.
dogumdan sonra ilk on gun gayet guzel gidiyordu, hatta hamilelikte aldiklarimin sadece 2 kilosu kalmisti geriye. ama iste, en siddetlisinden mastit olup 5 gun boyunca gecmeyince kendime fazla iyi (!) baktim o siralar. kalanlar kaldi, yapisti, yeme duzenimi de degitiremedim, sut verirken oyle kolay olmuyor degistirmek, en azindan cesaret  istiyor da ben bulamadim iste o cesareti.
derken, sadece yediklerimin miktarini azaltarak 3-5 verdim, hop geri aldim. en sonunda bizim evin meshur karatay teyzesiyle yola basladim. ekmek bitti, recel bitti, tahin-pekmez, cikolata bitti. aksam 6dan sonra yemek bitti.
1 agustos'tan beri 8 kilo verdim, ne yazik ki spor ya da en basitinden yuruyus bile yapamiyorum, deniz'le gezmelerimiz haricinde ama onu pek de saymiyorum. beslenme seklim baya baya bir degisti, baslarda her verdigim kilo beni uzuyordu resmen, hep gozum ne kadar cok vermem gerektigindeydi ama simdi sanki yokus asagi kosturuyormusum gibi bir his var, hele de iki haftadir butun eski kiyafetlerimi giyebildigim icin mutluluktan ucuyorum.

hurma yemek, karatay mantiginda yapilasi bir sey, tabi asiriya kacmadan ve mumkunse erken saatler olmak sartiyla. bizimkinin de resmen en sevdigi sey hurma. ayrica, bu fotograf, emeklemenin sonuclarindan sadece biri ve "bunlar hep bekledigimiz hareketler"


Monday, September 15, 2014

gün 1. nefes.

evlat sevgisi baska bir seymis. hepsi farkli biliyorum da, iste bu daha da baska. kimse icin yapmam dediklerini yapar oluyorsun, kimse icin hissetmem dediklerini hissediyorsun.
mesela, sutunu icerken kokluyorum nefesini bugunlerde defalarca. kokuyor da. kokmaya baslamis, kocaman kiz oldu ya, yemek yiyor ya bizimle bizimle birlikte ondan herhalde. bilmem ne kokuyor ama bildigin kokuyor. ve ben kokuyu icimi ceke ceke kokluyorum ve sukrediyorum.

100 mutlu gun ve 100 mutlu fotograf

melerence'nin blogunda gordum, cok da dusundum ustune, yazmadan once yasamaya basladim o 100 mutlu gunu, ve cekmeye basladim 100 mutlu fotografi. oluyormus, fena gitmiyormus yani. sonra bi hesapladim 100 gun neredeyse bizim lozan'dan tasinma gunumuze denk geliyor. e o zaman tam zamani. lozan'daki 100 mutlu gun ve fotograf olsun projemizin adi.

insana yetiyor bu kadarcik kivilcim, insani alip goturuyor bu kadarcik heves.

baslayayim, bi bakmisim super bi arsivim olmus.

Sunday, September 7, 2014

eylul hedefleri

ay yok, bu sefer, hedefler yazildigi gibi kalmasin, bi ciktisi falan alayim soyle koca koca puntolarla.
kilo haric pek bir sey yapamadim gibi. "gibi" yokmus diye dusun sen, o benim vicdanimi hafiflertme kelimesi.
kiloyu da hakkini vere vere yaptim ama. hedeften daha cok, daha enerjili, hevesli.

anlasilan buraya kilo hedefi koymanin bi anlami yok, cunku evde saglikli beslenme ruzgari, yok yok kasirgasi esiyor. neredeyse beslenme konusunda uzman olacaz.

gelelim su etamine, kitap ve fransizca olayina.

etamin hedefi hala gecerli olsun, acayim su cantalari kutulari. bi de dikis makinesine daha da guzel bir yer bulayim.

kitap olarak bi serenad bi de beyoglu rapsodisi olsun hedef. okuyunca zaten yazarim da ayri bi yazi seklinde.

fransizca'yi da soyle yapayim, kursa basliyorum bilmem kac binince kez, oradan da aldigim gazla evdeki cocuk kitaplarindan 3 tane diyeyim.

artik odulden gecmis olsun bu is, yapmak en guzel motivasyon olsun, su yasam tarzi bi degissin arkadas!!!




Friday, September 5, 2014

6. hastalik

duyuyordum adini, iyi ki. tam 9.5 aylikti kisce, birden ates cikti, halbuki hic atesi cikmadi simdiye kadar ne diste ne asida. dis herhalde dedik. bu sefer de boyle gosterdi kendini dedik.
sonra goz ve agiz cevresinde kirmizi, ufacik benekler cikti, alerji dedik. herseyi kestik, sabah aksam sut verdim.
uc gun suren ates dustu birden, iki gun sonrasinda vucudunda benekler cikti da oyle anladik ne oldugu.
herhalde doktor kontrolunde oynadigi ve agzina goturdugu oyuncaklardan bulasti. neyse, hafifce atlatti gecti. bize kalan yeme ve duzeni bozulmus bi cimcime. onu da yoluna koymak uzereyiz.
ilk atesi, ilk hastaligi da yasadik boylece. doktorsuz, ilacsiz.

kis uykusu

en son blue jasmin'e gitmisti(k)m. oyle sinema icin olup biten bi insan olmadigimdan cok da aramadim acikcasi bi senedir.
zaten benim huyumdur, sadece bir isle ugrasmam imkansiz gibi bir seydir. onun icin de evde sadece televizyon ya da film izlemek benim icin iskence, surekli kendimle mucadele etmem gerekse de bazen cocugun hatrina katlaniyorum.
ama kis uykusuna sirayla gidecez dedik. adama saygimizdan, buraya kadar gelip de izleyici sayisini arttirmak sorumlulugundan, oy kullanmak gibi bir seydi bizim icin.
once ben gittim. pazartesi aksami, saat sekiz gosterimine. turk var miydi bilmiyorum, ama 10-12 kisi vardi. valla beklemiyordum cunku gosterime gireli de 3 hafta olmustu ve gunde tek seansa dusmustu. bi sevindim ne yalan diyim. hem de bu sefer hic cikan olmadi, bir zamanlar anadolu'da filmindeki gibi.
bastan soyleyim, ben bir zamanlar anadolu'da filmini daha cok begendim. goruntuleri de senaryoyu da karakterleri de. kis uykusu'nda da kilitlenip kaldigim uc sahne var, hala gozumun onundeler ama yine de beni digeri daha cok etkilemisti, onu bir hafta boyunca aklimdan cikaramadiysam bunun etkisi iki gun surdu.
filmi izledim, adama sasirdim, bir kez daha aklina, zekasina imrendim ve nasil oluyor da benim bi karakter hakkindaki fikirlerimi bu kadar yumusak ve caktirmadan degistirebiliyor dedim. sonra bi daha helal olsun! dedim. butun film boyunca, butun karaterleri bir sevdim bir sinir oldum, sanirim bu filmde de beni en cok carpan sey bu oldu.
bi de kari-koca hayallerimizi gerceklestirme, bi seylerin altina ikimizin de imzamizi atma istegi tekrar canlandi icimde.

Thursday, September 4, 2014

eylul'u yasarken

iki oldu cumartesi gunum gumburtuye gidiyor. oyle olunca da benim elimde zaten tutamadigim zamanim iyice alip basini hizli hizli akiyor.
agustos planlarindan cogunu yapamadim ne yazik ki, hadi dedim 5 gun daha sure vereyim kendime. bakalim. cuma gunu soyle bir ozeti yazar, eylul hedeflerine gecerim.
lozan'daki gunler iyice sayili. birer birer, yok yok, yediser yediser azaliyorlar.
zaten deniz kizla oynasirken, ne zamanindan bahsediyorum ki. sukur, gece uyumaya basladik da, gunduzleri bari ona yetebiliyorum.


japonya

kocacik, son bi kez daha konferansa gidebilirmis, lozan'daki hocasi karsilarmis.
aradik taradik, japonya'yi bulduk. yeni hayaller var evin icinde yani.
bende de application arayisi. doya doya market gezmek istiyorum en cok da, su japonlarin zihni sinir urunlerinden almak istiyorum bir de, onun dil derdindeyim iste. soyle scan etmeli, ingilizce karsiligini vermeli bir uygulama olsa ne guzel olur. bulamadim simdiye kadar. belki haziran'a kadar yaparlar diyorum. olmadi ben istekte bulunacam.
airbnb, tabi ki yine vazgecilmezimiz olacak.
yagmurlu oluyormus o zamanlar ama olsun, giydik mi torbadan yagmurluklarimizi, deniz'e de bi cift yagmur cizmesi, oh mis. heyecan heyecan heyecan.

emekleme

kuzucuk, iki gundur emekliyor. emeklediginin farkinda degil ama galiba. komik.
mutfaga ne zamanki gitsem ufacik tefecik bi sebepten oturu, bi bakiyorum aglama sesi, bi donuyorum odaya bizimki yolu yarilamis pesimden geliyor. ama aglaya aglaya. komik iste.
bi emeklese diye dua ederken simdi de bi emeklediginin farkina varsa da keyifle emeklese diye dua ediyorum. on aylik olmaya 3-5 gun kala bunu da gecirdik kayitlara.

 
design by suckmylolly.com