Saturday, August 23, 2014

onuncu ay: taklitsizsiniz deniz

nasil bir buyumeymis arkadas, nasil bir atak, nasil bir algi acilmasiymis. ne desek yapiyor, ne yapsak tekrarliyor... bu kadar uyduruk hareketlerin bu kadar sevimli olabilecegini kim bilebilirdi.

- el sallamayi ogrendi, ahh su baybay yap muhabbeti beni oldurecekti zaten, biri fransizca der, biri ingilizce biri turkce, ve oylece bakiyordu evladim, cunku benim hic ogretmeye niyetim yoktu. gecen haftasonu misafir gelen arkadasimizi ugurlarken tam da zamaninda, yani yeri geldiginde, olmasi gerektigi gibi, el salladi kizim. bilincli, ne yaptigindan gayet emin bir sekilde. bi seyler ogretecem diye kendimi paralamama gerek yokmus demek ki.

- goz kirpmaya basladi, hem de oyle boyle degil, buyuk bir is onun icin goz kirpmak. once izliyor, sonra buyuk bir konsantrasyonla gozlerini kirpiyor, bazen hala kapaliymis gibi hissedip kendini durduramadan kirpmaya devam ediyor.

- ve dilinin farkinda. bunu gosterdigim icin biraz endiseliyim ama sukur sen yapmazsan pek aklina gelmiyor. ama bayildi dilini cikartmaya, tutmaya. bu arada sukur, su ogurme takintisi da bitti, belki bi hafta surmustur, gerisi gelmedi.

- yine, bu haftaici, legolari birbirine takmaya calisirken yakaladim onu, beceremedi tabi ama sokmeyi becerdi, hepsini buyuk bir ciddiyetle parcalara ayirdi, kimisinin hala tek parca olduguna emin olamayip epey bi zorladigi da oldu.

- 6 ayliktan beri sadece dagitmayi bildigi oyuncak kutusunu toplamaya basladi. hepsini tek tek kutularina yerlestiriyor bir de. kutu devrilmis olsa da o yine yukardan sokmaya calisiyor kutunun icine, hemencecik pes etmeden.

- bir de cok temiz bir sekilde anne diyor. ben hala baska bir odadan beni cagirana kadar bunu ciddiye alamasam da kocam cok emin.

televizyon sehpasina tutunup televizyon ve projektor haric her seyi asagi indirebiliyor, menekse saksilarindaki topragi avuclayip tabaktaki sularla sipsip oynuyor, tutunarak ayakta uzun bir sure durabiliyor ve bizim yardimimizla da yuruyor. su meshur emeklemede ise muthis one dogru bir hamleyle ilk adimi atiyor ama gerisi mizmizlik.

en sevdigi sebze karnabahar. en sevdigi et yok, cunku hepsini buyuk bir istahla yiyor, nasil oluyor bilmiyorum ama meyveyi sevmiyor. hurma, dut kurusu, keciboynuzu da favorilerinden. sabahlari pek istahi olmasa da sonrasinda diyet yapan birinin tabagini bitirecek kapasite oluyor ki, bu tabakta 3 pirzola, bi kase yogurt, iki buyuk parca karnabar oldugunu dusunursek bazen gercekten okuz gibi yiyor diyebiliriz. besinci dis kendini gosteriyor. kaka yakalama avinda da fena gitmiyoruz.

opulsun, oksansin, sarmas dolas yatalim, oynayalim en sevdigi seyler hala.

Tuesday, August 19, 2014

dun

migros'un haftalik dergisinde, deniz'in bebekbakim ebesi vardi. gunduz ebesi de bir erkekti, victor, gece ebesi de. dergide cocugu gorunce butun uzuntulerim, sevinclerim gozumun onunden gecti. bir tek onunla fotograf cekememistik deniz'i, cok iyi oldu bu dergi roportaji.



Thursday, August 14, 2014

agustos hedefleri

baya gec oldu ama ben defterde baslamistim nasilsa, buraya da yazayim dedim su meshur listelerimi.

agustos kitaplari
aziz nesin - nah kalkiniriz
yasar kemal - filler sultani
kafka - degisim
fransizca olarak da 2 'martine' olsun, bu 'martine'ler de bizim bildigimiz aysegul :)
bi de 'the fault in our stars' gelsin john green'den.
bu aylik boyle olsun, oduller de bende sakli kalsin, sonra heves hirsizlari tarafindan caliniyorlar.

fransizca icin de 15 bolum bitirmece diyelim, odulu de fransizca cocuk kitabi!

kilo konusuna gelince, bu ay 3 kilo olsun hedef. odul de olmasin, bu aralar o kadar para harcadim ki, hem ilk gidecek kilolar turkiye oncesi verip de aldiklarim nasilsa.

bi de artik deniz kiza yaptigimiz tepeden tirnaga bakima kendimi ekleyim. su yarim kalan kozmetikler de bitsin yavastan. buna da odul olmasin.

bir etamin baslangici yapayim, bu iste gercekten baslamak, bitirmenin yarisi. kumas, ip secmek, ilk igneyi daldirmak en buyuk is! bunun da odulu bende sakli!

agustos sonu gelir yazarim ben buraya.

deniz ve ben. son iki gun.

oldum bittim. gun icinde yine biraz daha iyiydi, egdim basimi, koleligini yaptim. sukur ki yemeklerde sikintimiz yok. o da olsa.....

geceleri tam bir korku filmiydi. onda da basimi egiyeyim diyecem ama karanlikta insanin gozlerini acik tutmasi oyle zor ki, onbes dakika uyuyup yirmi dakika uyutmaya calisinca da ayri bi iskence.
buyuk ihtimal bikti benden, koca gun beni gormekten, ki bu uyutma isi aslinda cocugun, ama iste sadece bir varsayim, umarim ki cozum bu kadar basittir.

ahh bu bidiklarin dili olsa da anlatsalar dertlerini, valla 9 ay gecti, ben de hep bi "simdi noldu ki" modu, hep bi sudan cikmis balik kivami. gececek, bunlar da gececek.
mesela yeni doganlardaki meshur gaz problemini atlattik, hop disler geldi, o gecti, hooop meger cok yediriyormusuz da yine gaz problemi oluyormus, ahh bi de hareket etse, o da kendi kendine gececek ama ben dondum yine kimyonlara iste. boyle gececek hayat.

guzel ama be, pek guzel.
mesela onceden, o gulerken biz guluyorsak susup bakiyordu, simdi birlikte kahkaha atabiliyoruz. ahh bi de mimikler ekleniyor ki suratina, allam dunya dursun ve ben onu izleyim istiyorum, izlendigini de gorunce hemen bi cilveleniyor ya o da ayri.

sukur gece cocuk geldi, sabah kalkti okula gitti, ayy o bile nasil yetmisse bana, super bi enerji ve sabir var bugun icin. biraz bozulmadim degil, benden cok kilo vermis, halbuki ben cok emindim! ah su yesil cayi bi icebilsem, icerim de gonlum rahat etmiyor iste, en azindan bir seneyi doldurana kadar.

istanbul'dan gelen haberler pek icaci degil, yeni bir doktor bulmuslar, o bikac tedavi onermis-aslinda onu da yazmak gerek ayri bi yazida, cok yeni, afilli bilgiler var- yapilirsa ne ala ama 4 sene once evlendigi karisi, dayinin parasinin hesabini oyle bir yapiyor ki, hastaneden bile cikabilirler. simdiye kadar da boyle oldu, onca verilen emek, dusunce, bi cirpida silindi. kabul etmek zor oluyor ama kimsenin de basina sopayla vura vura yaptirilmiyor ki.

Tuesday, August 12, 2014

onuncu ay ve cilveleri

deniz kiz, dokuz aylik olali bes gun oldu bile. iki ust, iki alt disi var. yemegini kendi yiyor ama emeklemeye gelince totonun hic niyeti yokmus gibi gorunuyor.
bu aralar, bikac da huy musallat oldu basimiza. parmaklarini agzina sokmalar, gozleri kizarana kadar orada tutmalar, bi haller. o kadar cabadan sonra sadece bir kere kustu, ona da ayri sasiriyorum. yapma kizim diyince aninda birakiyor, niyeti ilgi cekmek herhalde deyip bugunlerin de gecmesini beklemekten baska care yok.
ahh bir de, surekli bi mizildanma hali, oyun halisinda ayri, birlikte oynarken ayri, uykuya dalarken ayri, yemek yerken ayri... bu mizildanmalar, hele de kocamin olmadigi su zamanlarda cok zor cekiliyor be. istedigi gibi hareket edemiyor diye, istedigini konusarak anlatamiyor diye surekli boyle mizildaniyormus gibi geliyor, ama pacamdan beni yakalayacagina bi cabala be evladim.
mesela bugun, neredeyse tahammulum bitmisti, deniz'i uyuturken. biliyorum ki en fazla bes dakika icinde uyuyacak, hatta o da bunu biliyor bence, ama gel gor ki, ara ara mizildanmalar, bi isyan bagirmalari bitmiyor, sabir ceke ceke uyuttum neyse ki, sonraki ilk isim de kocami aramak oldu. uyutturken oyle bir enerjimi aliyor ki, o uyurken icimden hicbir sey yapmak gelmiyor, sadece bos bos oturmak. neyse, hadi bi dus alayim dedim de nasil iyi gelmisse, ayy uyusun da nasil uyursa uyusun'a bagladim modumu.
etrafinda bebegini birakacak kadar guvendiginiz birileri varsa ne de sanslisiniz, bilemezsiniz. bugun, dorduncu gun ve ben sadece bes dakika deniz'i dusunmeden, yani butun sorumlulugu gonul rahatligiyla verebilecegim birisine cok ihtiyacim var. hos, her zaman vardi da, alisti bu bunye, anadan, babadan bi sey beklememeyi. bu laf, apayri yerlere gider, baska zaman yazmak uzere kapatsam daha iyi.

Monday, August 11, 2014

ucuncu gun. beraberlik saglandi.

evde durumlar iyi gitti bugun. uyku, yemek degildi. kuzucum, yine hmmm hmmm diye diye yedi yemegini. kahvaltiyla pek arasi yok, biraz korkuyorum su sabah istahi olmayan kahvalti yapmayi sevmeyen insanlardan olursa diye, ama gore gore artik ogretecez.
bizim keyfimiz yerindeydi de istanbul'dan gelen haberler pek parlak degil. ameliyat yerine kemoterapiden onay cikti. bakalim ne olacak. senelerce varligini bildigimiz bir hastalikti bu ama iste bu sekilde bu seviyeye gelmesi insani keskelere boguyor. ve o keskeler, bizim elimizde olmayan keskeler oldugu icin, iki kol bagli oturup gelecekte daha buyuk keskeler yasamayalim diye resmen entrikalar, oyunlar planliyoruz, herkesin huyuna suyuna gore.
cocugun benden daha cok yoruldugu kesin.
bu gece kisa sureli dalma seansindan sonra bakalim beni ne bekliyor.

ikinci gun. deniz buyuk fark atarak onde.


gece oyle kotu gecti ki, uyumaya korktum, ama dalmisim. iyi ki de uyumusum, meger kuzucugun derdi uykuya dalamamakmis. sonrasi rahat gecti sukur.
gun icinde, benim cocuk varken yapamayacagim bi ise giristim, butun sagda solda serpismis kozmetik urunlerini topladim, gidecekleri koliledim, kalacaklari ayirdim. salonu dagitmasi bir gun surdu, toplamasi bi bucuk gun. tabi, evladima da oyun cikti. doldur bosalt, doldur bosalt. ne kadar oyaladim bilmiyorum. hatta ogle sonrasi uykusunu adam gibi uyumadi acaba cok mu yoruldu diye suphelendim.
boyle durumlarda, 9 aylik tecrubeme dayanarak eger gunduz uykularinda aksaklik varsa gece uykusu icin basima en kotu ihtimal gelir, ya uykuya dalmakta cok zorlanir ya da gece binbesyuz kere kalkar.
uykusu gelmeden yataginda uyutmanin da imkani olmadigi icin, topladim tasimi taragimi, dustuk yollara. o kadar sakin, durgun olmasina ragmen uyumasi tam kirkbes dakika surdu. evden cikarken baska bir kasabaya gidecegimizi de tabi hic tahmin edemezdim ya yeter ki uyusun dedim. uyumasiyla donus yoluna gecmemiz bir oldu ama iki saat yollarda, cunku yavas yurumek gerek, ve 12 bin adim atarak zaten bitmis olan ben, gunun geri kalanini nasil bitirecegimi dusunurken sansim yaver gitti ve uzun bir uykuya dalma suresinden sonra cok rahat bir gece gecirdik.
kaldi 3 gun 3 gece.

Saturday, August 9, 2014

birinci gun. berabere.

basladik 5 gunluk seruvene.
saat kurarak uyandigimiz sabahlar oyle uzakta kaldi ki, uzun zamandan beri ilk kez kurduk, iki saat kuralim hatta dedik. kizce illa ki uyandirir dedik bi de. gel gor ki, 45 dakika gec uyandik, son sans trenine cocugu yetistirdik de, cok sukur gidiverdi. hayirli zamanda da donsun insallah.
biz gune normal basladik, ben yemek yaktim, kahvemin yarisini icebildim. deniz kizim, abidik gubidik saatlerde kalktigi icin, isimi garantiye alip uyku bile depoladim, yani baslangic guzel bile sayilabilir. ogle sicagina kaldigimiz icin kostura kostura yarinin alisverisini de yaparken deniz kizin arabasindaki son takintisi olan iki parmagini agzina sokup ogurmesi de kusmayla sonuclanmasaydi, pek pek guzel olacakti.
hos, guzel olsa ne olacak, cocuktan gelen haberler insanin icini daglayiveriyor.
cocugumun dayisinin durumu, pek icacici degilmis. hele de doktorun dediklerinden sonra bi seyleri kabullenmek gerekmis. zor ki kabullenmek.
sigara icmeye devam etmesine goz yummak. sen anla iste, durum nasil ciddi.
burada bitiveriyor, soylenecek soz.

Friday, August 8, 2014

bir "ilk" daha

cocugu gonderiyoruz yarin sabah, istanbul yolcusu.
biz deniz kizimla kalacaz basbasa, ilk kez geceli gunduzlu. bakalim neler olacak.
eh artik tecrubeliyim, beklentim sifir, yemek yiyebileyim, banyomu yapabileyim, uyurum diye de dusunuyorum, gerisi sifir.
beklenti sifir olunca yasamak, hep surprizli. bi bakmissin, 50 sayfa kitap okumussun, bi bakmisin etamin ornegini bitirmissin. kendini superanne gibi hissetmen de cabasi.

bakalim, persembe gunu de bunlari yazabilecem mi. dur, bi rapor yazmak hedef olsun, odulu de bol olsun.

Thursday, August 7, 2014

cahil insan

dunyanin en zor isi belki de, cahil insana laf anlatmak. sen en dogrusunu bildiginden degil, anlattigin, ilgili yerlere ulasmadigindan.
hele de durum bir insanin, bir yakininin sagligi soz konusu olunca, o yakin ki, senin caninin cani.
ahh iste, aslinda durum sadece cahil insanin anlamamasi da degil. durum, insanlarin, hak ettikleri yasami anlayamamasi, bir tane hayat oldugunu kavrayamamasi, onceliklerini belirleyememesinde. ne kadar anlatirsan anlat, onlar, oyle ogrenmis, hep bir yetinmeyi, kanaat getirmeyi benimsemisler, cikamiyorlar bunun disina, fazlasini sorgulamak, daha kaliteli yasamayi amac edinmek yok. hesaplarindaki para hersey olmus. kaliteli yasam icin harcanan para, sadece eksilen bakiye onlarin gozunde, onun getirdigi keyif, kaliteli yasam, insanin ruhuna kattiklarinin hicbir onemi yok.
ahh bilemiyorum ki, nasil anlatilir bunlar, ne yazik ki ancak kulturle, egitimle, deger gormekle olacak seyler ki, onlar da bu ulkede maglum....

Wednesday, August 6, 2014

sonunda.

yapamam dedim, olmuyor dedim, icimden gelmiyor dedim, bir bucuk sene dinlenmek yetmedi mi, sekiz aydir da kendimi toplayamadim diye dertleniyordum ama iste zamani varmis herseyin oldugu gibi.

ayyy fazla detaya girmeden, nasil oldu, ne kadar zorluklarla icimden o sevk, heves cikti diye arabesk olmadan, sonuca odaklanmali, onu yazmali.

olmayan sey su, benim hayatimin onemli bir parcasi olan, listeler. gunluk listeler, haftalik, aylik listeler. zayiflama, kitap okuma, elisi listeleri. hedefleri ve odulleri.

bu listelere heves etmemdeki en buyuk etken, gelecek sene icin yerimizin yurdumuzun, az cok belli olmasi. o zaman deyiverdim kendi kendime, son 4-5 ayda sunlar yapilacak. meger son bir sansim daha varmis, iki senedir planladigim seyleri yapabilmek icin dedim. ve arkasindan da ekledim tabi ki hicbir sey icin gec degil.

listelerimi de yazacam. hepsini buraya, birlikte degil de ayri ayri, daha da ciddiye alarak.

Tuesday, August 5, 2014

kuslar

Kuşlar,
Kanatları gereği;
Uçtuklarından;
Uçarken,
Daldan dala konduklarından;
Unuturlar kondukları dalları…
Unuturlar ama;
Ağaçlar, çiçekler,
Yaprakları gereği,
Kuşları unutmazlar;
Uçamadıklarından…
Kuşkonmaz, kuşkonmaz…
Seni seviyorum!
Sen de biliyorsun…
Kuşlar kondukları dalları unutmaz…
Sen kuşlara iyi bir ders veriyorsun…
Onlarla;
Dallar kondukları kuşları unutmaz
gibilerden;
Alay ediyorsun;
Konamadıklarından…

Monday, August 4, 2014

hafta içi

hayatim, hafta içi ve hafta sonu olmak uzere iki bolumde ilerliyor. hayatim, cok keskin bir sekilde ayriliyor da, psikolojim neden ayrilmiyor anlamiyorum. hep bi kuyruk var hafta icinden, bana ayrilan zamana. ama ne hikmetse, son anda yakaladigim o hafta sonu havasi da pazartesine gozumu acip kahvalti telasina girince de bicak gibi kesiliyor.
calisan biri de degilim ki, super sansliysam  iki kere 1.5 saatlik zamanim var, ama onun bile kiymetini bilemiyorum bazen, 1.5 saat olacak mi olmayacak mi diye saati gozlemekten. ne sacma! yasa ve gec, yasa ve gec, di mi? kolay olmuyor iste. bunlar pratik diye bakinca daha bi kolay, gercekten.

Saturday, August 2, 2014

evian-ayran

yine bi gun, tavuk partisi yapiyoruz. deniz'in en sevdigi menu, tavuk-keci yogurdu. yogurdu da bardaktan veriyorum, dislerini citlata citlata iciyor. yogurt bitti bitecek, bizim kizdaki hiz azalmadi bile. baktim olacak gibi degil, evian sisesinden, ki ona evian, bize cesme suyu, biraz su ekledim bardagina.
ve boylelikle ilk ayranini icmis oldu. ah o mutluluk, artik ne kadar begendiyse, hem ayranini iciyor, hem de evian siseni kesiyor. bardagin kalanini bitirene kadar evian sisesine olan o hayran bakislari bitmedi. o bakislari kaydettim gonlume, bi de yazayim dedim ^.^


deniz'den sonra

bu minicikler, gozumde oyle bi degisti ki. nerede gorsem donup bakmadan duramiyorum. alasi benim kucagimda halbuki ama yok, illa ki bi bakacam. hele biraz daha ufaklarsa, azicik yuz bulsam gidip kucagima alabilir miyim diyecem. onlarin, o daha, kollarina, bacaklarina, kafalarina hakim olamadiklari donem var ya, iste nereye koysan, onun seklini alacakmis gibi olan halleri, iste o bambaska. en cok da o haldekileri kucaklayasim, omuzuma koyup, boynumla sarmalayasim geliyor.
ahh bu minnoslar.


deniz'in birinci ayini kutlarken.

 
design by suckmylolly.com