Thursday, January 31, 2013

sultanı öldürmek

okuduğum ilk ahmet ümit kitabı. uzun zamandan beri okuduğum ilk polisiye romanı hatta.

roman, bana sürükleyici geldi, hiçbir kurgu hatası da hissetmedim. ama daha 60lı sayfalarındaydım ki aklıma bu kitabin 500 sayfa olması ne kadar da gerekli sorusu takıldı. hadi diyelim yüz sayfada anlattığı tarihi olayları çıkartırsak böyle bir olay için dört yüz sayfa bana çok geldi, aklım yoruldu okurken. çoktandır polisiye okumuyorum. anlatıcıyla birlikte olaylara bakıyorsun, o ne kadar bilgi sana verirse o kadar bilgi sahibisin, şüphelenebilirsin ama aksi olmadığı takdir de tersine inanman zor. ana karakter, katile bakış açısının sürekli değiştirme konusunda başarılı. katilin kim olduğunu son on sayfada, ana karakterle aynı anda öğrenmen bence hayal kırıklığı yaşatıyor.

bir de, bütün bilgileri ana karakterle birlikte buluorsun dedim ama bir şey hariç. o da, fatih sultan mehmet'in babasını öldürmediği, onun oğlunu tarafından öldürülmüş olabileceği. bu kitabın arkasında yazıyor zaten. yazmasaydı, yani yine birlikte keşfetseydim, eminim beni daha çok etkilenir.

tarih ile ilgili verdiği bilgiler, harcadığı emek için saygım sonsuz. başka kitabını okur muyum, kesinlikle evet, ama bir de ilk yazdıklarından okurum.

özledim.

yapılacak bir sürü iş var aslında, hatta tez yazmaya çalışan biri için türkiye tatili de çok lüks bir şey ama özledim galiba.

derinden derinden özledim.

ya kendimi kandırmayı başardım, bir gidip gelsem daha verimli olacağım diye ya da ruhum şefkat, sevgi, ilgi diye diye bilinçaltıma mesajları yerleştirdi, bilmiyorum, tek istediğim şey şuanda gidebilmek.

Wednesday, January 23, 2013

erken kalkan

kurabiyesini yapıp tam gaz yola devam eder.

Sunday, January 20, 2013

blog kitabı

bizim doktora, lozan maceramizin cogu benim aklimdan, içimden burada yazılı olduğu için blogu kitap haline getirme fikri var bikaç zamandir. tabi bikaç cilt halinde olacak.

hani isizn de aklinizda boyle bir fikir varsa, benden size ufacık bir tavsiye, sonradan sileceğiniz fotografları blogunuza koymayın, koyarsanız da silmeyin. tek tek kontrol zor oluyor, bitirdim ama dile kolay 950 yazı bu, ben de bittim.

gerçi bu blogdan kitap bu fotoğraf albümü kadar güzel olacaksa değer.


projektör

nasıl ki dört sene önce hoşgeldin partileri, aperoları oluyordu ya etrafımızda, şimdi de güle güle partilerinden geçilmiyor ortalık.

kimisi de giderken bize hoşgeldin hediyesinden daha müthiş hediyeler bırakıyor. bırakmak zorunda kalıyor, hatta yanlarında götüremedikleri için, biz seve seve sahipleniyoruz. mesela bu projektör.

havamızdan geçilmiyor canım, behzat ç.yi bile onunla izliyoruz.

bekleriz, frigo servisi olmasa da mısır patlatırım, kek-börek yaparım, çay demlerim.

Friday, January 18, 2013

bugünün cuma

olduğunu hissedemiyorsan eğer, şunu bi dinle derim ben. bi kere yeter. kendimizi bıktırıp ara ara verdiği enerjiden mahrum bırakmayalım.



bi de sadece soğan ve kıymadan oluşan bir hasta yemeği var. hastayı on kaplan gücüne dönüştüren son zamanların pilavdan sonrakı favorisi.

Wednesday, January 16, 2013

çöp torbası


bizim evin yeni assolisti.
60 litrelik.
markette sadece kasiyerin ulaşacağı yerde duran, 10luk satılan, tanesi 3.8 franka gelen çöp torbası. bir seferde 38 frankın cebinden çıkmasına sebep olan lozan'ın yeni uygulaması.
neymiş, çöp vergisini artik çöp poşetlerinden alacaklarmış.
bizim için neymiş, markette sebze meyve aldığın minik poşetlerin kıymete binmesi, çöpleri ufak ufak poşetlemek demekmiş.

şimdilik şükür mevsim kış, üstüne de koca bir balkonumuz var. yaz gelince de artık ufak boylara geçerek yeni sistemler geliştiririz.

Tuesday, January 15, 2013

sonuç

üç tencere yemek ve koca tencere çorba.
kısa süreli mutfaktan emeklilik.

bugün yaptığım en güzel şey ise, fransızca yemek bloglarının kapısını aralamak.
mesela. ve denedigim ilk şey de "beignet de crevette"
benimki de fena değil, hani. evin erkeği beğendikten sonra...

challenge accepted

en sevdiğim iddia, ayni anda kaç yemek yaparım.
bugünkü de leyla ile mecnun karşısında.


şükür


şükür şükür. 
dışarısı, içerisi. 
hepsine şükür. sabahlık -sıcacık ev-, kahve -keyif-, alışveriş listesi -yiyecek yemek-.
haftaiçi görüntüsü hem de bu. biliyorum biliyorum, çok büyük bir lüks. kıymetini de çok iyi biliyorum. bileyim de ilerki zamanlarda haftada bir iki gün, bunu tekrarlayabileyim.

nazım dogmus bir de bugün. iyi ki doğmuş. şükür. belki bugün içime biraz kaçmıstır.

Friday, January 11, 2013

ve ben

ve kacinilmaz yazi.

dort senedir, bu sene daha iyi bir yil olsun diye dua ediyorum, hepsi de birbirinden beter oldu. yine umutluyum iste, bu sene daha iyi bir yil olsun diye.

umutluyum, mucize bekliyorum desem daha dogru. bir nevi ne yapacagini bilmeyen lise ogrencisi, hatta benim bu bolumde ne isim var diyen universite ogrencisiyim, ama daha da fenasi sanki, master ve doktorasini da yapmis biri olarak hala icimin ve gelecegimin bombos olması.

icim bombos, maymun istahla ona buna saldirmak da yok icimden, her gordugum beni heyecanlandirsin ve ben ona dalayim baska bir seyden cikayim. tembelim de. olur da zamanim olursa diye yaptigim o listeyi uygulayacak beni bile hayal etmek de zorlaniyorum.

yurumek iyi gelir diyorlar, bugun denedim bana iyi gelmedi. hala beynimi uyusturmaya devam etmeliymisim, hipnoza devam cunku yuruyunce beyni calisiyor insanin, beynim calisinca da soyleyemedigim, icimde kalan bin turlu cumleyi yine kendime soyluyorum. cok yoruluyorum bunlardan hem de cook.

yanlis kararlar, yanlis insanlar, pismanliklar ustune kendini tanimamislik.

bi de ne istediysem olmadi, bildigin olmadi. biri bile. sosyoloji, fransizca kursu, konferans, makale... neyseki sicak sarap stantlarina son bir haftada da yetistik de doyasiya ictik.

Thursday, January 10, 2013

sinek isiriklarinin muellifi

oyle sevdim ki bu kitabi, bitirmedim bile bile, iki yuz sayfa bile degil halbuki, dondum dondum okudum. cumleleri sevdim, aldim avucumun icine oyle sevdim hem de.

daha okumaya baslar baslamaz, imrendim bu adama, basini sevdim, kafasinin icindekini sevdim.

baska kitaplarini okur muyum, elime gelirse okurum tabi, ama butun kitaplarini okumayalim diye delirmiyorum, yetti bu kitap bana, bu cumleler yetti bana.

"cemil icin guzelligin sasmaz olcutu bu olmustu: hemen eve donme istegi uyandiran sey guzeldi."   

kuruyemis

bizim buralarin favori kuruyemisi, hem de tatlisi. hurma.
oyle kavrulmus leblebi kokusu duydun, gir hemen bi paket leblebi-uzum alayim yok burada.
ya da eve gitmeden gecerken soyle ikiyuz gram karisik alayim da aksam dizi izlerken yerim de yok.
hatta canim cekti, bakkaldan bi paket cekirdek alayim da yok burada.

farkettiysen ne kadar da basit yaziyorum, cekirdek, leblebi, uzum diye, bilmiyorum ki baskasini. dunya kadar cesidi cikmis biz buraya geleli. nasil bir potansiyel olustuysa, buyuk ihtimal diziler yuzunden.

donunce ilk kultur sokumuzu marketin abur cubur reyonunda yasayabilme ihtimalimiz bence yuksek.

neyse en azindan 4-5 sene, super saglikli yasadik deriz. ne kadar islenmis urun, ne kadar abur cubur o kadar zarar di mi, benim de avuntum bu olsun.


Sunday, January 6, 2013

bejart ballet

beaulieu, lozan'in sayili gosteri binalarindan biri. bize komsu hatta. biz elimiz kolumuz dolu eve giderken suslenip puslenip gelmis insanlar da bizim durakta iner. biz de her seferinde artik suraya gelelim, iceriyi bi gorelim, nasil bi mimarisi varmis bakalim diye sozler verir planlar yapardik.

bilet bulmak da pek kolay degil aslinda, sokaktaki panolara reklamlari verilmeden once cogu bilet satilmis olur zaten. bizim yaslilar, suslu kiyafetlerini giyebilmek icin bu firsatlari kacirmaz ve riske de atmazlar, kombine biletlerini alirlar, gardiroblarinin onune gecerler.

biz de catiya yakin taraflarda iki bilet bulduk sonunda. hayalimizdeki gibi olmasa da guzel bir salondu.

bejart, isvicre'nin bale okuluymus, 5-6 kareografi izledik, bikac tanesi haric ozellikle de ikinci bolumdekiler cok cok guzeldi, surekli degistiginden yine gidilir, hatta baska sehirleri gezmeye gidince onlarin bale okullarinin gosterileri de aksam programi olarak planlanabilir.


fotograf.

ilk pazar

ne cok ozlemisim herkesin kendi halinde takildigi, pijamalari cikartmak zorunda olmadigi pazarlari.
ne pazar sendromu ne pazartesi.
benim mizmizlanmalarim yerine mutfaga giderken sadece naber diye birbirimize laf attigimiz bir pazar.

yilin ilk pazari ve benim uzun zamandir bekledigim pazar.

25 aralik

10 sene gecti, cocugun beni sakin bir fizik dersinde yanina cagirip "zamanini benimle paylasir misin" demesinin uzerinden.

korkak, cekingen, bir turlu kendini zamana birakamayan, surekli kendini koruma pesinde olan kiz ve sevgiden gozleri gulen, fazladan yarim saatin hesabini yapan sakaci oglan.

en buyuk 'iyi ki'm.

Saturday, January 5, 2013

sen cok yasa, genco erkal

akrep gibisin
 



DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!


1947 - Nazim Hikmet

ben evdeyken

bir ocak itibariyle issiz ama ogrenciyim. gel buna uc ocak diyelim, hatta o gun hic mutfaktan cikmadigin icin dort ocak da diyebilirim.

senin anlayacagin artik halidaki cercopu toplayacak kadar bosum, yer bezi sahibi olacak kadar titiz, tulleri utuleyecek kadar sabirli.

her ne kadar nasil aldigimi farketmesem de bana rahatsizlik vermeyen 8 kilo fazlaligima ragmen alisverise vurdum kendimi, artik param olmasa da kac senenin birikmis acisini cikardim koca parasi yiyerek.

cuzdanim bile oldu, hem de bakkala giderken ele avuca geleninden, tabi ki kirmizi. indirimler benden sorulur artik.

mahallenin postacisiyla apartmanin kapicisiyla olan sohbetler bu kadar hizli giderse gun bile yaparim bence.

simdilik hayatin ucundan kiyisindan ayaklarimi sokuyorum, marttan sonra beni oradan cikarabilene askolsun.

 
design by suckmylolly.com