Thursday, November 29, 2012

yine kisacik ayrilik.

yine ahmet kaya.
sanki hic dip dibe degilmisiz gibi icimden hala onunla konusmaya calismak.
- koltukta oturmak yerine masada oturmayi daha cok seviyorum, biliyor musun.
icerdeki yemek masasinda not aldigin bi defteri acik birakmissin, okudum okudum, anlamadim yazdiklarini. ama icimden bir an bu benim defterim mi diye gecirdim, yazimi taniyamadim, senin yazin sanki benim yazimmis gibi geldi, hem de bir an da degil, icim urperdi kapadim defterini.

yine zor gunlerin icindeyiz, hakkimizi arama gunlerindeyiz. benim hakkimi ama yanyanayiz iste. bi de beklemedigimiz kapilar da aciliyor ya, iste o zaman her sey daha bir anlamli oluyor gozumuzde, daha umutlu.

- dogum gunumuzu ne guzel kutladik, di mi.

Tuesday, November 27, 2012

hayat bazen sadece beklemekten ibaret.

lozan'a gelen en guzel hediyelerden.
buraya gelirken her ne kadar zarfta benim adim yaziyor olsa da elimi bile suremiyorum, ilk once adams ailesi sonra bizim cocuk bekcilik yapiyor.

Monday, November 19, 2012

sosyoloji kutuphanesine giris.


iki kitabim oldu bile en guzellerinden hem de.
gunler sayili.
son iki ay.
yapilacak cok is var.
yapinca mutluluktan ucacagim isler.
sadece iki ay.
hem kisa hem uzun.

Sunday, November 18, 2012

dogum gunleri

- senin dogdugun gun kim dogmus biliyor musun.
- kim.
- nazim hikmet.
- biliyordum.
- peki, benim dogdugum gun kim dogmus.
- kim.
- sait faik. ama bi ihtimal.

Thursday, November 15, 2012

listelerden biri

hayat beni simartmayi seviyor sanirim, ama ben simartilmayi kesinlikle seviyorum.

cok sukur. yasiyoruz, yasadikca da ince ince zevkler gelip giriveriyor hayatima. buraya geldigimde ilk zamanlar boyle hissetmiyordum tabi ki, etrafa boyle de bakmiyordum, onun icin mesela illa ki ikinci bir paris'e gitme istegi.

cok sukur. sansliyim ya. bildigim tum bilgileri mesela hangi ressam genelde hangi tekniklerle resim yapar, hangi objeleri secer, hangi zamanlarda yasamistir, nelerden etkilenmistir, yari kendimizden uydurmali yari okuyup not almali, orjinallerini gore gore ogrendim diyebilirim.

cok sukur. gittigim sehirlerde nefesimi kesen cok sey gordum, yasadim. metropolitan opera'da bale izlemek, venedik'te vivaldi konseri dinlemek, van gogh, monet, renoir, andy warhol... gormek, yazarlarin yasadigi sehirlerde gezmek, gittikleri kafelerde oturmak.

cok sukur, yasiyoruz ya. bunlari gore gore, olmeden once yapilacaklar listem de gelismeye basladi iste.

mesela, en yakin tarihli olan sey, berlin'de sir simon'i ziyaret etmek. nisan'da bizi bekliyor.

mesela, bu da listeme en son ekledigim sey. onu gormek icin hic hayalini kurmadigim portekiz'e, ispanya tatilinden kisacagimi goze alarak gitme planlari yapiyorum.

 

Tuesday, November 13, 2012

yasadiklarimdan ogrendigim bir sey var


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

Ataol Behramoglu

ikinci universite

dur hemen yuh deme.

dedim ya hani, artik okula gelip gitmek, yapilmasi gerekenleri yapmak bana iskence oldu. yap-kurtul hevesi bile ise yaramiyor artik. ama onun disinda hayal kurmak serbest tabi.

once bi dala tutundum, onunla baya da idare ettim, dedim bizim komsu universitede sosyoloji master'i yapayim. olur mu olmaz mi derken, bi baktim, gorunurde engel olacak hicbir kosula rastlamadim, sonra mail atayim, bosuna para yatirmayayim dedim. dediler ki sen fazla kimya okumussun, alamayiz seni. tamam dedim.

sonra internette arastirdim programlari falan, neler var neler yok diye. uzaktan universite, ikinci universite.

uzaktan universite diye bi sey var, aman allahim, ne cok paralar istiyorlar, bildigin diplomayi satiyorlar, bu elenmis oldu, onca para verip ayni hevesle nasil calisayim ki ben.

ikinci universite ise, anadolu universitesinin bi de istanbul universitesinin yeni baslattigi bi program. hicbir sey istemiyorlar, mezun ya da halen okuyor olacaksin, fotograf, harc falan o kadar. ha bi de eger okuyorsan suanda okudugun bolum disinda bir bolum sececekmissin. valla mis, tabi bunlardan onbes gun once haberim olsaydi. ne yazik ki basvurular bitmis, ikinci donemde de baslama secenegi yok, kaldi bizim is seneye. olsun, o da gelecek senenin hayali olur.

bu senenin hayali ise, guzel bir sosyoloji kutuphanesi kurmak kendimce, bi de guzel defterler aldim mi, gunde iki saat calismayla neler neler olur di mi. iste, fazladan gelen uc aylik maas ile yapilacak diger sey.

Sunday, November 11, 2012

ogleyemegidedigin

cocuk, yilda iki uc kere zurih'te bir arastirma merkezine gidiyor, dunyada sayili olan makinelerde analizler yapiyorlar. hatta oyle bir yer ki bu analiz yapilan makineler de orada gelistiriliyor yani bazi makinelerden gercekten dunyada bir tane oluyor, neyse baya ciddi bir yer, dunyadan bir suru insan geliyor, 5-6 ay sonrasi icin randevu alabiliyorsun, ve insanlar 24 saat calisiyor, uyku tulumlariyla falan gidiyorlar.

her giris cikista dozimetre veriyorlarmis herkese, yaninda tasiyormussun, cikarken de bu dozimetreyle senin uzerindeki radyasyonu kontrol ediyorlarmis. senin sagligin icin. ekim ayinda, ilk kez 3gli telefonuyla gitmis oldu cocuk. butun gun farkli pantolon ceplerinde tasimis dozimetreyi ve telefonunu, ama yatmaya gittiginde yanyana koymus ve dozimetre resmen cildirmis, alarm vermis, birbirlerinden uzaklastirmislar normale donmus. sonra denemeler gelmis tabi. mesafelerle oynayip ne kadar radyasyon oldugunu kontrol etmisler, telefonla konustugu zaman ise maksimum yapmis, eski telefon bulmuslar bir de, onunla konusunca hicbir sey olmamis.

cocuk gelince eve, bizim 3gli telefonlar da aninda kalkti ortadan. cok uzun zaman olmadi bu telefonlarin hayatimiza girmesi, bir istatistik yapmak icin yeterli bir zaman degil ama normal olmadigi kesin.

eskiden kumandayi kacirirdi annelerimiz bizden, zararli diye, sonra cep telefonlari icin dunya kadar laf isittik, simdi de bunlar.

etrafta dunya kadar zararli (!) alet var biliyorum ama en azindan bunun yakinlik-uzaklikla bi ilgisi oldugu kesin, olabildigince uzak tutun bence yani illa kullanacam derseniz de hicbir cebinizde tasimayin derim ben, konusurken de kesinlikle kulaklik ya da hoparlör kullanin.

bu olay olmadan once, bir seri yapiyordum ben de instagramda. ogle yemeklerini evden getirdigimiz icin, guzel bir ani olur diye, farkli yemeklerin fotograflarini cekiyordum. 3gli telefon hayatimizdan cikinca o da yarim kaldi haliyle. oldugu kadariyla buraya da koyayim dedim. ani iste.

 










Friday, November 9, 2012

yesilligi bol muffin

icim bir uyandi, bir bakindim kendime, etrafima, kilolar almis basini gitmis, haftanin bes gunu ayni kiyafetle okula gidip gelmisim, sacim basimdan hic bahsetmiyorum bile, o kisim hayatimda hic yokmus gibi davranmak istiyorum, kisaca kendimi unutmusum senin anlayacagin.

uzun zamandir kurmadigim bi cumleyle basladim bugune, bir karar aldim.
sene sonu indirimine kadar hem deneyleri (ki kimyasallarin begenerek aldigim bluzlari mahvettigini gordukce de alisveristen vazgecmistim uzun zamandir) hem de kilolari bitirirsem, surpriz olarak alacagim uc aylik maasi hediye ederim dedim kendime.
uc aylik maasla bir ust bas bir de kitap alisverisi. yeter de artar bile. kitap alisverisi de buyuk ve cok onemli bir sey olacak, onu da yazacam.

ne diyordum, gozumu bir actim ki, bu yesil muffin de en son yaptigim seymis, icindeki peynir yetmezmis gibi bir de philadelphia surup yemisim ya, yuh bana.



megerse

mutlu olmak o kadar kolay degilmis.
ben bilmiyormusum mutlu olmanin, enerjiyi yuksek tutmanin ne kadar kiymetli bir sey oldugunu.
bana hep olagan geliyormus. neseli olmayi kastetmiyorum, etrafina isik sacmaktan da bahsetmiyorum.
mutlu olmak iste. icinde mutlu olmak, kendine mutlu olmak.

sanki uykudan uyanmis gibiyim, sanki uzun sure hareketsiz kalip kaslarimi yeni yeni calistiriyor gibiyim.

texas'i bile kiskaniyorum

simdi en kotu ihtimal 5-6 ay sonra butun bu sikintilar bitecek ya hani, ben simdiden o gun ne yapmali derdine dustum.

en son dusunelecek sey ama ben garantiye almaliyim, kolay bi sey degil karar vermek, projeye karar vermek gibi, bi kere olacak bi sey ne de olsa. oyle bara git, kafayi cek falan kesmez beni, onu yapmak hayatimin bi anda degistigini kabul ettiremez bana, daha baska bi sey olmali, hemen ucaga binmeliyim mesela o aksam, bambaska bi yere gitmeliyim. ya da ertesi gun ve ben o gece bavul hazirlamaliyim. oyle bir yer olmali ki heyecanimdan uyuyamayayim.

bir seyi de begendiremiyorum ki kendime. dedim ya onemli bi karar cunku.
bi de o tarihlerde, cocuk texas'a gidiyor, kendimi ona yamamamak icin zor tutuyorum valla. dilini anladigim bi memleket istiyorum, kitapcilari rahat rahat dolasayim diye. kimseye demeden istanbul'a bile gidebilirim 3-4 gunlugune, her aksam baska bi arkadasta kalirim, bi guzel sultanahmet, taksim, eminonu, sirkeci, kadikoy yaparim, oyle bir sifirlarim ki kendimi ben bile sasarim.

Thursday, November 8, 2012

belki de kasim gercekten guzeldir.

hayat, sadece hayal kirikliklarindan ibaret degil ya. tamam, icimdeki butun kotu duygularin ve dusuncelerin sebebi o, ama hayat devam ediyor ya iste. yiyoruz iciyoruz, geziyoruz, okuyoruz, izliyoruz, guluyoruz, sinirleniyoruz. su degismez, degismeyecek gibi gorunen sorunu iyice hayatima oturtmayayim, yazdikca, dusundukce tepeme cikartip temellerini iyice saglamlastirmayayim. gidecek bitecek. bir gun!

mesela ben cok havaliydim bi zamanlar, italya'ya gittiniz mi diye soranlara, hahaha canimizin sikildigi her hafta sonu italya'dayiz diyebilecek kadar bazen bosbogaz, kendini bilmez olabiliyordum. simdi ne oldu ki. bi de ustune, engellenecekleri de engelledim, oh mis, daha ne isterim ki yazmak icin.

tamam, buralar tenhalasti. blog yazmak daha bi guzeldi eskiden gibi, ya da ben yazdigim icin oyleydi. bu iste de nesiller var, kusak farklilari var, kac yasinda olursa olsun, sen kaclisin sorusu sen kac senesinde basladin ki'ye tekabul ediyor. hepimiz birdik once, okulluyduk, yeni mezun olmustuk, kimimiz ise girdi, kimimiz evlendi sonra, sonra da kimimiz anne oldu, calismaz oldu, sohbetler degisti sanki.

hayatim degismezse, ben de baska turlu degisirim, ne olacak ki. 

pismanlik.

28 yillik hayatimda hicbir zaman bir seyi bu kadar zorlanarak yaptigimi hatirlamiyorum. illa ki vardir, calismak istemedigim dersler, gitmek istemedigim yerler, yapmak istemedigim isler, ve bunlari yapmak zorunda da birakilmisimdir. ama hicbiri bu kadar uzun surmedi, surundurmedi beni, yaptigim isten, yapmak istedigim meslekten vazgecirecek kadar illallah ettirmedi.

bitmedi bu dort senelik surec. bitecek gibi de gorunmuyor zaten, dertlerimden biri de bu, sadece biri. yoksa son zamanlarda uretmeye calistim/iz enerjimi somurmek icin elinden geleni yapan insana alistim diyorum. bakma alistim dedigime aslinda, son bir senedir olmasi gerekeni gordukce icimdeki isyan daha da buyuyor ama ne yazik ki bu isyanin hepsi bana geri donuyor.

artik, her sey sikintili iste. uyumak istemiyorum, kalkmak istemiyorum. hayatimda yapmak istedigim, gecimimi saglamak icin aldigim kararin dogru bir karar olduguna sukrederdim sikca, cevremdekilerin kararsizliklarini, isteksizliklerini, pismanliklarini gordukce. ve onlardan biri olmama o kadar az kaldi ki, ya da oldum bile. simdiye kadar hic yanlis secim yapmamisim megerse. oyle bir vurdu ki bu beni.

toparlanmak icin, baska yerleden beslenmek icin bi umut aradim. hani su "hicbir sey icin gec degil" klisesi. baska bir okul, baska bir heves. buradakiler kabul etmedi, cok farkli konularda egitim almisim diye. iyice sikisti icim, kapana sikistim sandim. universite okudum, master yaptim, oyle boyle bir doktorali olacam, okumak istiyorum hala inatla diyorum, olmazmis.

sonra daha da dolandim, yapmak istemedikleri isleri yapan dunya kadar insan, secenegi bile olmayan dunya kadar insan. cozulemedim, bundan sonra cozulur muyum emin de degilim.
soyle soyleyim, cozulmek ister miyim.
istemem.

 
design by suckmylolly.com