Saturday, July 28, 2012

dokuz-on-onbirinci gun

cogunlukla umutsuzluk, kalp carpintilari, uykusuzluk, mide agrisi.
tam buldum derken bi anda fakedilen yanlislar ve bunlarin getirdigi iki kati umutsuzluk, kalp carpintisi, uykusuzluk, mide agrilari.

bunlarin arasina bir de daha da aci bi haber dustu ki sorma gitsin. -eminim ki, babacigin huzur icinde yatiyordur simdi-

birazcik gitsek buralardan, bu sene hic turkiye goremedik, hic birseyin garantisi yok ama bi gorsek belki daha iyi olur hersey.

ucsak da azcik sevilsek, simartilsak, dualarla sarmalansak.


ucsak da bizim eve bi selam caksak.

Wednesday, July 25, 2012

sekizinci gun

hic biseyin bi bok olacagi yok!

Tuesday, July 24, 2012

yedinci gun

garip bi gun.
on saat kadar uyuyup bana kendini pazar'mis gibi yutturmaya calisan bi gun, hatta simdi de carsamba'nin rolunu calmaya calisiyor, bakalim benimle daha ne kadar dalga gececek.
sadece bi saat gec geldim bugun ofise ama olduramadim, rutin gunlerimden biri yapamadim. bi saatin onemi bi kere daha onaylandi.
istanbul plani biraz daha erkene alindi gibi, isler yolunda giderse, bilet bulursak... gibi klasik on sartlari var tabi.

isler. bi halt olduklari yok.

ve strand.

Monday, July 23, 2012

altinci gun

heyecanla baslayip saat on gibi umutsuzluga donusen bi gun.
simdi enerjiyi yukseltmeye calismak yapilacaklar listesinin ilk maddesi sonra geri kalani.

su sarki belki ise yarar, hani kirk kere diyince gercek olur hesabina.

sahi hani ruyada keci gormek, muradina ermek demekti, pfff...

Sunday, July 22, 2012

besinci gun

gece gec yatinca, sabah da erken kalkmak zorunda olunca herkesin ruyasi, bilincalti cosmus.

mesela ben, nukleer savas gordum ruyamda. burada miyim, turkiye'de miyim belli degil ama televizyonlardan izliyorduk olan biteni onceleri, sonra evin bi ucunden bi ucuna koskoca metal bi cisim gecip duvarlari parcaliyordu. panik yok ama, kimsede. camlari kapiyoruz, panjurlari indiriyoruz, klasik orasi burasi karsilastirma muhabettini bile yapiyoruz, iste turk basini yine gercekleri anlatmiyor, her yer onlemini aldi, bizimkilerden ses yok hala diye.
ama en ilginc olay su, camdan bahcedeki agacin altina bikac insanin drakula ve ona benzer bi kadini topragi kazip siginak gibi bi yere sakladilar, yatak yorgan koydular arkalarindan, hatta bembeyaz bi keci bile koydular, bi guzel de kapattilar olduklari yeri. savas sirasinda ilk can guvenliginin saglanmasi gereken insanin drakula olmasi!?

cocuk da sabahin bi koru, bana 'dur daha gitme, erken' dedi, kolay kolay uyanmaz o aslinda, hele de pazar gunu. ama benim uyanip da ona 'yok daha gitmiyorum ki, yatiyorum' diye cevap vermemde hic sasirilacak bisey yok.

sonra istahsiz evden ciktim, okula geldim ama anahtarimi unutmusum, yapabilecegim seyleri yaptiktan sonra eve gitmeye hazirlaniyordum ki, anahtarim geldi, kahvaltim geldi, kocam geldi, mutlulugum geldi.


guzel bi haftasonu olmus olsun ve ben yarin guzel sonuclar alip haftaya guzel baslayabileyim. amin.

Saturday, July 21, 2012

dorduncu gun

panik atagin arada arada dort bi yanimi sardigi bi sabaha uyandim.
anlayacagin keyifsiz, mutsuz bi gun.
zarla zorla kendimi ada'ya attim da kahveden sonra biraz kendime geldim.

bikac saat zaman gecirip can alici biseyler bulmaya calisip gidecem buralardan.

aksamlari biraz daha calismam gerek, boyle sabahlar oldurur adami, calismaktan yorgun ama mutlu uyumak gibisi yok ne de olsa.



- cok tereyag koymasaydin omlete, gerek yoktu.
- ne az ne cok, tam gerektigi kadar koydum.
- yani diyorsun ki, artik ergenlikten ciktim, bana karismayin, ben kendi dogrularini kabul ettirmeye calisan bi genc'im.


Friday, July 20, 2012

The Owls Go

disarida oyle guzel bir hava var ki. bembeyaz gokyuzu, yavas yavas yagan yagmur. hava da gec karariyor ya, sanki kis gunlerinden bir gun ve saat 2-3 gibi.
ve en onemlisi, sen evdesin. disarda sakin sakin yagmur yagiyor. oyle guzel, oyle guzel bisey iste.
siyah cayi kupadan icmeyi de ozlemisim, hep kahve olmazmis. bugun cuma olabilir ama yagmurlu bi cuma iste, ne yapilir ki. secmek bana kalinca, ya kitap ya da ders.

bize onunde sonunda bi istanbul gorunuyor, yakin zamanda. dislerim feci. alti aydir ayni kovukla yasiyordum aslinda ama son iki haftadir ne olduysa bana artik rahat verdirmemeye karar vermis. hele de bu aksam ramazan'in serefine yaptigim un helvasindan sonra beni yasatmamaya karar verdi demistim ki imdadima fransa'nin yuzde 71lik lixir'i yetisti. aslinda butun derdim, istanbul'a gidecez ama bari islerin birinden guzel bi haber geleydi, sevincimden oleydim.

bi de hep ben cemkirecek degilmisim ya, batmis birilerine yazdiklarim. tatildeyim, keyfim yerinde dememis, bulacam demis, bulmus. takipten de vazgecemez herhalde, cok yakinlardan geldi sesi, keske biraz daha toleransli yazsaymis, mail yazsazmis. bak iste dogru soze ne denir ki, degistirdim bile. belki guzel seylere sebep olur bu, uff amma guzel olur, ne hayallere dalarim ben simdi buradan.

gecen haftadan

ucuncu gun

bu sabah daha mi keyifliyim ne.
cocuk okula geldi bugun ama yine ben metroda yalnizdim. o hala daha yavas. sahi demeyi unuttum, haftasonu yirmi bes gunde bir kere tatil yaptim ya ben, daga ciktik yuruyus yapmak icin, 5 saat! yaptik da.
ama ertesi gun ne yazik ki cocuk dizini incitti ve ondan sonra her sey biraz daha karisik oldu iste.
simdi duzeliyor ama iste yavas yavas. bunun yanisira evde baska bir saglik hikayesi var ki dort bes senedir erteledigimiz biseydi. bakalim, niyetine girdik.
iki aksamdir evde calisamiyorum, ama oyle ama boyle. mesela boyle'si siir okuma gecesi.

bir de "oyle mutsuzum ki, mutsuzlugumu ancak kitaplarin icine girersem unutabilirim"

Thursday, July 19, 2012

adada ikinci gunum

sevgili gunluk,
bugun ikinci gun, onumde daha upuzun bir yol var biliyorum. basaracam mi artik cok emin degilim ama gittigi yere kadar.
rekor yirmi bes!
yirmi bes gun, araliksiz bu adaya geldim gittim. ("ada" demek pek bi hosuma gitti, bloga yazmadigim zamanlar icimden boyle konusup durdum, boyle de devam etsin bakalim) ne haftasonu ne de gunler kavramim kaldi.
peki sonuc?
simdilik iki ileri bir geri, ayni yerdeyim de denebilir.
okul islerinde degil de aklim, insan islerinde.
keske bi ablam olsaydi.


Wednesday, July 18, 2012

biri geldik dese

nadir bulunan keyifli gunlerden, zaman'in makul ilerledigini dusundugum gunlerden, ya da gecmisi keskelerle doldurmayip gelecek icin sukur deme gunu.
butun bunlar, yazdiklarim, yazacaklarim hala, doktora sonuclari, sebepleri, acilari.
yani, anlamsiz bi cumle gordun mu, ya oznesi ya nesnesi bil ki doktora'dir.
asagi yukari alti ay var iste. alti ay, benim deneylerim icin var ki, aslinda butun ilisigimin kopmasina biraz daha zaman var.

karisik ruh halleri, surekli bi karsilastirma, boyle olmali soyle yapmali. bi gecis donemi ya. ondan. yine mezun oluyorum iste, insan her mezun oldugunda boyle olmaz mi. universite biter, annen baban bile taniyamaz seni, master biter yine ayri alemlerdesin, ve iste simdi 29 yasinda tekrar mezuniyet, ipler daha da karisarak hem de. hayatini birlikte yasamak istedigin insan var, onun istekleri var... daha buyuk islere niyetlenme istegi var. 

soyle sip diye otuz olsam, uyusam, uyansam bi yerlerde, bi islerle mesgul olsam, ne guzel ne guzel olur. biri geldik dese.

ozleyenlere selam olsun!

 
design by suckmylolly.com