Monday, March 26, 2012

dunyadaki butun insanlar

oyle bi yorgunluk ki bu yasadigim hic birseye benzemiyor. sanki debelenip debelenip bir arpa yol alamamis gibi, hani titanic filmini ikinciye izlediginde son sahnede insanlarin havuzun icinde cok komik bi sekilde debelendigini farkediyorsun ya oyle bisey iste. komik bi sekilde debeleniyorum gunlerdir.

bi ay oncesine kadar basimi yastiga koymamla uykuya dalmam arasinda saniyeler varken simdi uyumamak icin direniyorum, aslinda direnmiyorum da sartlanmayla uyumuyorum. uyumak iyi degil bana bugunlerde, gunun onsekiz saati valla bu kadar yorulmuyorum. ne kadar cok insan ne kadar cok olay, ugrasip durdugum, yok yere kendimi uzdugum.

hadi ha gayret, ha gayret.

evde kalan, iki pirasa bi kereviz toplanir, mis gibi bi kis yapilir ki aksam yemegi olsun, 
bi dilim yedin mi de 140gram tereyagindan payina duseni hesaplamasi kolay olur.

Sunday, March 25, 2012

bebek peynir

belli bi yasa gelince nasil insanin etrafi evlenen mutlu ciftlerden gecilmiyorsa benimki de simdi bebek bekleyenlerden gecilmiyor. haliyle, insan ister istemez dusunuyor, bugunlerde ben de pek dusunur oldum, kendi hamileligimi degil ama neler yasandigini, neler hissedildigini, ne tur duygularla insanin karsilastigini. hemen, anne olmadan anlasilmaz diye damgalanacak seyler de degil ayrica.

su kirk gun olayi var mesela, sonra ilk gunlerde deliye donen anneler, uykusuzluktan olmus bitmis aileler. bence insanin o zamanlardaki guzel dakikalarin farkina varamamasi o kadar normal ki, hatta varmasi bence bi garip. (sahsen ben o zamanki mutluluk tablolarina, oohhh ne ala butun sulaleyle bebek bakmak diye icimden geciriyorum, tabi bu benim tumuyle vesatligimdan da olabilir, cunku benim yanimda, guvenebilecegim boyle insanlar olmayacak buyuk ihtimal.) galiba kirk gune kadar anneye yuklenen sorumluluk, onu allak bullak eden sey, degisen hayatina alismak, cocuguna bakmak, onu buyutmek degil. ama ortalama uc kilo, dilinden anlamadigin bi canliyi, tamam hadi evladin deyip biraz daha duygusal olayim, yasatmak. bence, bu yasatma stresinden oturu, bu sikintilar, bu zamanlari guzelce yasayamamak. bu kirk gunden, iki aydan sonra bakiyorsun, zaten, ele avuca gelmeye basliyor, bi oh diyorsun, ondan sonra kakara kikiri, o da sansli olup da aklina mukayet olduysan.

olur da bi gun boyle seyler yasarsam az cok tahmin ediyorum, o yasatma duygusunu buyuk bir stresle yasayacam, yanimda birinin olacagi dusuk ihtimal, belki olmazsa bile daha iyi olabilir.

neyse iste, yasayip gorecez, ben de soz soyledim ya rahatlamisimdir artik.


Saturday, March 24, 2012

bahar gelmis diyorlar

dogru mu. dogru herhalde.

her sabah yedi bucukta okulda bizi sakiyarak karsilayan kus oyle soyluyor.

butun bloglarda da yaziyor.

cicek acan agaclar, daha gec batan gunes, ogleden sonralari acilip sacilmamiza izin veren hava, hepsi diyor bahar geldi diye.

ben bu sene kutlamiyorum bahari, kutlayamiyorum. bu sene ne gelen baharla ne denizlere atan yazla ne de ah bi gelse de ferahlasak dedigimiz kisla ask yasayabilecem. bu sene benim icin aylardan olusuyor ve o aylar da senenin sonu icin birer adimdan. demistim daha once de. iste onun icin dondurma yiyebilmek huzunlendiriyor beni, sonra bikac kilo verme mevsimi gelip de verdigim kilolar icin bile sevinemiyorum.

onun icin bence bahar gelmedi, sadece gunduzle gece esitlendi, mart bitiyor, falan filan.

cok arabeskim, coook. ama ben hep boyle olurum ki, buyuk bi donemecte illa ki arabesk olurum.

ben yokken masama goz kulak olan bahar cicekleri.

Tuesday, March 20, 2012

peintre de bonheur


inisler cikislar hayatimizda bol ya, her haftasonu kitapcilardayiz, mutlu olalim, raflar aralarinda sohbet edelim diye, en guzel rituellerden biri. sanki butun hafta dipdibe degilmisiz gibi oyle guzel konular cikiyor ki ortaya, hevesi, enerjisi de cabasi.

ahh zaten, bizim en guzel, en heyecanli zamanlarimiz ya guney cimlerde, manzarada ya da okul kutuphanesinde gecti. mutluluk da ya tavlanin sonucundan ya da kucaklara doldurulmus kitaplardan geldi.

artik, alistik kitaplarin cogunun fransizca olmasina, ilk zamanlar biz onlarin yaninda konusamazdik, onlar bizi iclerine almazdi ama simdi oyle boyle zaman geciriyoruz, illa ki giriveriyoruz kitapciya. hala yanimiza kattiklarimiz sinirli ama fena mi, degisik mutluluk kapilari kesfetmis oluyoruz iste.

taschen 25.yilina ozel kitaplar cikarmis, aslinda kitaplari indirime mi sokmus yoksa cikarmis mi bilemedim simdi, neyse, coook guzel sanat kitaplari cook uygun fiyatlara, inanin, bulursaniz da kacirmayin. bi ay almazsaniz olmaz dergileri almayip evinize Renoir'i sokmakla coook sey kazanirsiniz. elinizde oyle bi kitap olur ki, dinlenmek istediginiz, sihirli biseylerin sizi sessiz sessiz mutlu etmesini istediginiz zaman, bi kadeh sarap ve Renoir, ta taaaam, artik mutlusunuzdur iste.

*mutlulugun ressami

Monday, March 19, 2012

inadina

icim darlaniyor iste bazi bazi. aklima geliveriyor aniden, sanki hic onu dusunmuyormusum gibi yaparken. ben, gozum acikken iste arada kandiriveriyorum kendimi. ama geceler, ruyalar kanmiyor, birbirlerini de kandirmiyor.

uc gecedir, ruyamda butun tanidigim insanlari gormus olma ihtimalim oyle yuksek ki, istiklal'de yururken cantasini begendigim kizi bile gormus olabilirim. hatirladiklarim yeterince kalabalikti da ondan bu varsayimlar.

ben, kolay uyuyan insanlardanim, gece gunduz, saat, mekan hic onemli degil, azicik bi yataylik yeter bana. yine oyle, hemencecik uyuyuveriyorum ama kimbilir kac kere kalkiyorum artik, kalkiyorum konusuyorum, bi de cevap aliyorum ya, iyice konusuyorum.

acaba diyorum, inadina hayal kurmaya devam etsem mi, inadina. eger gercek olmazsa ne kadar uzulebilirim diye hemen toplama cikarma islemleri yapiyorum. kendimi kotusune hazirlamadan hic birsey yokmus gibi yapsam daha iyi olur sanki. hani olur da en kotusu olursa, uzulmenin de hakkini vermis olurum o zaman, zaman bol ya ne de olsa. olmamis hayallerimi doldurmak icin yaslara girerim olur biter. o zaman simdi, inadina hayal.

Sunday, March 18, 2012

tip 16

haftasonu, bizim balkon

azmis ama yuksek riskliymis. lokositimin bol olmasi, mutlulugumun hic bitmemesi gerekiyormus.
bi de spor sartmis, onun icin pijamalarla ativeriyoruz kendimizi lozan'in bos sokaklarina her aksam.
keten tohumu varmis bi de. bizim evin mutfagi ambar gibi artik. 
stres yapmamam gerekmis, mis, nasil olacaksa, o da bilmiyormus ki. 8-9 ay yasanacak bunca sey varken, 8 ay sonra ben tezimi teslim edecegimi bildikten sonra.

biz bi aileymisiz, ailemiz kotu zamanlardan geciyormus. ama cocuklarla, torunlarla, kocaman olacakmis ailemiz, biz de bu ailenin kokleri olacakmisiz. iki kocaman kok. onun icin de simsiki ayakta olmaliymisiz.

ne olmus biliyor musun diye konuya girenlere en cok soyledigim sey, kansere care mi bulmuslar sorusudur. ailemde de cok sukur ki yok boyle bi durum ama benim hep dilimde iste. bir tek dunya var iste. bu dunyadaki sahip oldugun kara parcalarini buyutme, hepsi benim olacak, hepsi benim olacak hirsi da nedir, hele de yatmaya yerin, yemege yemegin varken. hem de oyle bir zamanki simdi, asil yoksun olanlarin bu durumu degistirmesi icin biseyler yapmasi mantikli gelirken yine de en cok ezilenler onlar. neden neslimizi devam ettirmek derdine dusmek yerine, cikardigimiz sacma sapan sebeplerle, icat ettigimiz silahlarla birbirimizi olduruyoruz. simdilerde daha cok dilimde. bunca sene oldu nasil olur da kansere care bulamazlar diye, bazen ciddi ciddi dusunuyorum, dunyada bu kadar insan bu sebepten oluyor, nasil da biseyler yapamiyorlar. yapiliyor birseyler biliyorum, ama yine de gelismeler cok yavas bence ve ustune ustluk de tedavide ilk once maddi olanaklar konusuyor. mesela, bizim gibi bilimsel arastirma yapan bir suru insan var, neden bi oncelik listesi yapip da ilk once onlara cozum bulmak yerine, kimsenin hicbir isine yaramayacagini bildigimiz seylerle 4 senemizi harciyoruz, kac 4 sene, kac tane hastaligin tedavisine bedel ki. 

Thursday, March 15, 2012

isin sonu gorundu

eylul 2011, marsilya

aslinda tam da hic aksatmadan yazmam gereken zamanlar. belki de degil, hatirladikca, hatirladigimiz kadar anlatacagimiz zamanlar, belki de bire bes katarak anlatmasi, hatirlamasi daha zevkli olacagi zamanlar. bakalim. ben gelebildikce gelecem buralara, belki kilitleyecem belki kilitleyip de gizliden gizliye yazacam. bakalim.

ama olacaklar uc asagi bes yukari su. bu senenin sonunda, evimizde bi doktor olacak, ondan sonrasi daha da keyifli. doktor bi ev hanimi olacam, kendimi bulma yollari, hem de kac zaman, ohoooo... ondan sonra ruzgar nereye biz oraya.

yandaki sayac aslinda birazcik da uzadi ama ben onu kaldirayim oradan diyorum, gun olarak gormek pek de bisey ifade etmiyor bende, aylar daha guzel. daha anlamli. mesela haziran, amerika ayi. kasim, teslim ayi.

hersey guzel, epey de bi zor ama iste azcik destek cikanin, dinleyenin olunca bi o kadar da keyifli iste, pirpir heyecanli.

varsin geceler bizi beklesin, varsin kahve bardaklari horon tepsin.


 
design by suckmylolly.com