Tuesday, February 28, 2012

okul muduru

bikac zamandir aklimizda aslinda. ama en guzel hayalleri bu seneki yilbasi milli piyango cekilisiyle kurunca loto moto oynamadan gecmiyoruz carsidan.

hayal ise su, okul acacaz biz, sonra da mudur olacaz. hani diyoruz ya, onsekiz yasinda cocuklara meslek sectiriyorlar ondan sonra hayatlari husranla sonucluyor, yanlis kararlar aliyorlar, ne yaptiklarindan zevk aliyorlar, ne kendilerini bulabiliyorlar.

peki bizim ne farkimiz var ki. universiteden iyi bir ortalamayla mezun olduk diye, gittik master yaptik diye, onun da ustune doktora yapiyoruz ve bi sene sonra doktor olacaz diye bu bizim icin dogru meslek diyebilir miyiz ki. simdiye kadar yaptiklarimiza bakinca en bariz olan sey is hayatina girmekten kactigimiz ve masabasi islerin bize gore olmadigi. ama hala soru isaretleri var iste, bulundugum ve bulunacagim ortamlari dusununce mutlu oluyorum. ama peki bu kimya, makine muhendisligi de neyin nesi ki. kesinlikle biliyorum ki, olene kadar yapmak istedigim bisey degil, mumkunse hayatimdan ciktiktan sonra oleyim diye dua da ediyorum. onlar olmadan genclerin, cocuklarin arasinda olmamiz mumkun degil mi mesela.

mumkundur belki. bir gun, guzel bir gun.

birimiz mudur birimiz hademe olur.

Monday, February 27, 2012

tek guzel yani

hasta olmanin tek guzel yani, simartilmak!

Sunday, February 26, 2012

perilerle cinler

Siksik sorarlar:
- Nasil bu kadar yazabiliyorsun?
Derler ki, kimi sanatcilarin esin perileri varmis da, bu periler onlarin ruhuna sanati uflermis.

...

Benim sirtima binmis, ustume cullanmis olan esin cadilari, esin cinleri, esin canavarlari durmadan buyuruyor, zorluyor azarliyor:
-Yaz! Hadi yazsana! Durma yaz! Ne duruyorsun? Uyumaya hakkin var mi senin... Uyan! Oturma oyle... Kalk cabuk... Hasta da olamazsin... Sissst, kalk bakalim... Yaz!

...

Elimde olsaydi, Insan Haklari Evrensel Bildirisine soyle bir madde ekletirdim:
"Hasta olabilmek, her insanin en vazgecilmez, elinden alinmaz tabii ve toplumsal hakkidir; her insan hasta olabilir."
Hasta olunca sirtustu uzanip yatabilen mutlu kisilere hep imrenmisimdir. Yarim yuzyila dayanan yasamimda, bir cadilarim, esin canavarlarim birakmiyor. Gece ruyamda gunduz hulyamda, yani butun dunyamda onlar.
- Yaz!
Yaziyorum.
- Daha yaz!
Daha yaziyorum.

...

aziz nesin, boyle gelmis boyle gitmez-1

Tuesday, February 21, 2012

bi ninjamiz eksikti

herkes pek bi guzel toparlandi evde. aslinda, toparlanma sebebi olarak bu kadar abartmaya gerek yoktu ama olan seye de, neden simdi geldin ki denmez.

6da kalkip okula gitmeler, gun icinde yapilacak seyleri, oglene kadar yapmalar, spora gitmeler, saglikli yasamak icin daha da bi debelenmler.

ustune de, bi gece icinde iki haftalik plan hic bosluk olmadan yapildi, isteyince insan nasil da yapiyormus degil mi. hoslanmadigim sey ise, bi gece de onume yigilan raki, balik kraker, cikolatali gofret ve cekirdek, bi de gozu nemli cocuk.

ne olacak ki, birbirimize moral vererek bu da gelip gececek aslinda.

muse dinlemek icin en en ideal zaman da buymus.

cumartesi, palezieux

Monday, February 20, 2012

bugun

biyopsi'nin hayatimiza girdigi gundur.

hadi hersey guzel olsun!

fena gitmiyor, toparlama sureci, bol duali, fazla sik bogaz etmeden. guzel basladik ya insallah gunun kalan kismi da oyle gecer, guzel guzel testimi yaptiririm, sonra da guzel guzel sonuclar alirim.

cumartesi, bizim balkon

Saturday, February 18, 2012

geldi. geldi!!

sonunda. hevesim geldi. keske hevesimiz olsaydi ama o da olacak.

bu heves megerse tatil plani yapmayi bekliyormus. barcelona, madrid, berlin'i biraz ertelemek gerekmis, easyjet'i bizden once cooook insan kapmis, o koltuklarin daha da ucuz oldugunu bile bile ben alamam o biletleri, belki sonbahara, bakalim.

bizimki yine 5 gunluk sirt cantasi+tren tatili. nisanda. aslinda, nisana kadar ne kadar zaman var ki. nisana kadar yapilacak is guc, hele de ondan sonraki aylar, son iki ayin da aslinda olmadigini farketmemle tutusmam, sakinlesip heveslenmem bir oldu.

bir olmasina oldu da, heves cok saglam baglanmadi bana, arada gidip gelmeli. cocuk da keyifsiz, onun bu halleri ikimizin de alisik olmadigi haller, onun icin biraz da pamuk ipligi. ne yapcagimizi ikimiz de bilmiyoruz ki. bi okuyup uflesem, ici disi ferahlasa, belki guc bulur kendinde.

 
bugun, palezieux

Friday, February 17, 2012

bisey yapmali!!

bu soguklar oyle bi uyusturmus ki her yanimi. hala kendimi toparlayamadim. zaman azaliyor, yapilacaklar seyler aynen beni bekliyor. ve benim icin de tek bir istek, istegi de gectim telas bile yok. kendi kendime konusuyorum cokca. diyorum ki ustune varma bu kadar, birak canin ne istiyorsa yapsin, hic biseyi zorla yapamayacagina gore birak en azindan caninin istegi ve cok gereksiz seyleri yap. gereksiz dedigim de aslinda, ya kitap okumak ya fransizca calismak. hic de gereksiz degil ama bu sene icinde bircok seyin degisecegini dusundukce onlar ufacik tefecik seyler olarak kaliyor iste.

olsun, ben yine de varmayim ustume, hem yavas yavas kis uykusundan da cikmaya basladim, yemek yapmaya, yediklerime dikkat etmeye, biseylere ilgi duymaya, bu da bi baslangic.

aralik 2010, venedik

Tuesday, February 14, 2012

kovboy olun azicik!

kac zamandir elim klavyeye gidiyordu yazmak icin, hadi diyordum yazmayim. sonra, cok yasasin, semra, biseyler citlatti da iyice bi yazasim kabardi.

sevgililer gunu, hadi ayri diyelim, o zaten vicik vicik, sahte bisey ama ondan oncesinde allasen nasil bi cift, ayni evde yasamalarina ragmen, yeni tanistiklari insanlar yaninda yemek yerken, biseyler icerken elele, sarmas dolas, surekli bi sevgilerinden, o bana boyle diyor, ben ona boyle diye ya da sevgililer gununde buraya gitmek istiyoruz ama orasi da guzel diye "ciddi ciddi" sohbet eder ki. ne kadar samimidir ki. insanin icinden gelir, ici kabarir ufak tefek biseyler yaparsin ama sanki biz hep boyleyiz gibi dizdize dipdibe olunmaz ki.

galiba farkinda degiller ama herkes kimsenin evde o sekilde oturmadigini biliyor, surekli bi sevgi yumagi seklinde yasamadigini biliyor, olmayan seyleri gostermeye calisarak oyle de komik oluyorsunuz ki, belki bi gun anlarsiniz.


Monday, February 13, 2012

yaprak sarma


dun aksam, soz verdim kendime, kimse icin yaprak sarma yapmayacam diye, sadece ama sadece kendimiz icin. oyle zor bisey gormedim ben arkadas, aslinda buzluktan cikarilan yapraklardan oturu boyle zor oldugunu dusunmuyor degilim ama yine de yoo yooo.


2011 lozan, festival



gec gec, bunlari gec!


bu hafta, guzel bi hafta olacak, icimde kocaman bi his var. hava da guzel basladi ne de olsa. usumeler devam etse de varsin olsun, bizim keyfimiz yerinde olduktan sonra.

biraz daha buyudum bi de, tipki kucukken oldugu gibi yine kivrildim koltuga, azcik da agladim, neden boyle oluyor ki diye, o da usul usul basimi oksadi, anlatti bana dunyayi, bi daha.

ogrenecek daha ne kadar cok sey varmis, taniyacak, tanidigini sanip aldanatacak, bencillikleriyle, komiklikleriyle sasirtacak, uste cikma kabiliyetleriyle seni dehsete dusurecek daha ne kadar cok insan.

Friday, February 10, 2012

3254 gundur ben...

o guzel yuzunun icindeki kafan nasil calisiyor hic aklim almiyor, ama o calisma bicimini, o guzel kafani, guzel yuzunu oyle bir seviyorum ki... bilemezsin iste... kalp agrisindan olunmez diyorlar, onu da gorecez belki ama kalbin sevgiyle sisip de patlamadigini biliyorum ben. adim gibi biliyorum.

hep sasirt beni, e mi. hep baska goster sevgini.

mesela.

ben, sana;

Nazım kartpostallarından birinde söyle yazmışsVera'ya: "Lanet olsun ne muazzam sey seni sevmek! Sen benim askım, sen benim kızım, sen benim yoldasım, sen benim küçük annemsin. Canım, bir tanem, seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormusum. Bu sehir güzelse senin yüzünden, bu elma tatlıysa senin yüzünden, bu insan akıllıysa senin yüzünden..."


diyim.

sen de bana;

nazim da kimmis, karisini birakmis. gelsin de o benim gibi sevsin,

de.

ucuncu yilimiz daha da guzel gecsin.
haziran 2011, silivri

Thursday, February 9, 2012

leyla ile mecnun

su absurd komedinin, lozandaki, dorduncu senemize damgasini vurarak bizi eglendirdigi yetmiyormus gibi bi de huyumuzu suyumuzu da degistiriyor.

erik sevmeyen ben, su klibi izleye izleye,
- yaaa, valla ben de baslayacam erik yemeye, bu ne keyif yaaa, tuz, limon falan.
- sen zaten, bi seyin keyif verdigini gorme...
- ehehheheh...
- rakiya da oyle dadandin, yok peynir, yok muzeyyen senar. amsterdam'da da ondan dolastik, o kadar, neyseki  bi kekle kurtardik.
- cozmussun oglum beni, biri battaniye altinda keyifle sut icse, ben de baslayacam, shok shok shok...
- inanirim vallaa, ehehehehehhh...

lozan, sokaklar, 2011

Wednesday, February 8, 2012

sadece 4 derece artti sicaklik, -9

o bile insanin icine kipirti sokuveriyor iste.

cook gezesim var hem de cook.

bikac yer var gezilecek, bi berlin, bi madrid, bi de barcelona yapmali. ama biran once yapmali. ozledim, hem de cok ozledim, soyle arabaya binip gitmeyi, disarlari izlemeyi, cikmadan bes dakika once devlesmis gorkem'i, bi eliyle evi temiz birakayim diye toparlamaya calisan, diger eliyle de piknik torbasini hazirlayan gorkem'i.

su kredi kartini bugun halledelim de, biletleri de hallederiz :)

nisan-mayis 2011

Monday, February 6, 2012

nedir ki bu.


bunlar, bizim balkon kapisinin camindan el sallayan buzlar.

butun haftasonu, bu soguklardan korunmak icin genislettigimiz yag katmalarimiza, bu buzlar da asagidan yukari yavas yavas dallarini buyuterek arkadas oldular.

sonuc olarak, hepimiz hala buyuyoruz, buyutuyoruz.

sahipsiz

cocukla benim, hani kimsenin de hakkini yemek istemiyorum ama, neredeyse hicbi zaman dayandigimiz kimsemiz olmamis, olmadi da. maddi olsun manevi olsun, icimiz sikintili oldu mu, arayim da icimi dokeyim, salt beni sevdigi icin, emin olayim ki her zaman yanimda olan biri, ne yazik ki yok hayatimizda. en buyuk kararlari hep biz kendimiz verdik, hem de bazen mantiksiz bi sekilde israr edilen seylere karsi.

yakin cevremizden bunlari gormedik, ama ben evin buyuk cocugu, cocuk evin tek erkek cocugu diye bizden hep beklenildi ya, alistik da artik, sadece ben bazen kendimi korumadan bazi islere bulasip sonradan uzuluyorum, o kadar, ama oluyor oyle seyler iste.

mesela, aliskanlik iste, ben de arkadas cevremde surekli bi vericilik, onun vermesi gereken kararlari vermece, problemlerle karsilasmadan cozumleri gostermece. hele de yeni birini gormeyivereyim. yine aynisini yapmisim iste, kendimi korumadan dan-dun girismisim arkadas olacaz diye. ondan once karar verip elinden tutup hastaneye goturmenin, gece yarisina kadar yaninda olmanin karsiligi 'nasilsin, sesin solugun hic cikmiyor' maili ve 'alla alla, hayirdir insallah, neden uyusuyor ki kolun' maili, o kadar zahmetsiz, o kadar basit olabiliyor iste arkadaslik, ne gerek var ki, ayakta durmalara, merak etmelere. degil elinden tutup hastaneye goturmeye aramizda sadece bi ofis boyu yolu bile yurumene bile gerek yok, bu kadar basit aslinda.


istisnalar olmuyor degil tabi, cuma gunu paketten cikip da turk usulu yedigimiz stroopwafel'lar.

Friday, February 3, 2012

hadi gidelim artik

hic inkar etmeyin az once baktim internetten, istanbulda hava 1 derece hissediliyormus, bizim burada ise -16!!

mesela suanda disarida oyle bi ruzgar var ki hic ama hic cesaretim yok eve gitmeye. halbuki ogle yemeginden sonra kacarim ben erkenden, sicacik evimde otururum diyordum. simdi ise nasil gidecem eve, ustune acaba maydanoz bulabilir miyim markette diye dertlere dustum.

maydanoz da cok onemli, salca kadar, cunku dun aksam canim cektigi icin yaptigim iki tepsi pogaca salcasiz (+beyaz peynirsiz) yenmez, hadi turk market uzak diyelim bari kirpik yapayim da yensin di mi.

bu aksam da kandilmis, bi helva yapmadan olmaz ki!

tuh(!) boyle giderse lozan'in yokuslarindan yuvarlanarak inecez.

Thursday, February 2, 2012

masalci nine

oyku kitabi okuyorsam eger, cogu sabah metroda basladigim hikayeyi kahvemle bitiriyorum. sanki kimse ofiste kitap okumuyor, halbuki ne keyif.

ve begendigim de cikarsa iclerinden, ogle yemeklerinde cocuga anlatiyorum, aklimda canlandirdigim kadariyla. her zaman da, cok guzel anlatiyorsun, ben okusam boylesi kalmaz aklimda, sen bizim masalci ninemiz olacan diye diye bi gaz veriyor ki sorma. bundan sonra beni hayaller aliveriyor, ogleden sonrasi da oyle geciyor.

evet evet, ben de fark ettim, var bi hormon bozukluklari, hadi hayirlisi. bu aksam da okan bayulgen'de sezeryan varmis, yarin onu da izlerim tam olur.

loreley kayaliklari, nisan 2011

sen de oyle

- var ya cok sanslisin, cok hamarat bi kocan var.
- ya evet, bazen de bayilan keciler gibi takilip oldugun yerde kalmasan daha da sansli olacam.

oyle boyle

nasilsin diyene artik sacma sapan konusmalan diyecek kadar behzat c'ye kendimizi kaptirdiysak simdi sira leyla ile mecnun olabilir bence. dun siz hic farkinda olmasaniz da biz dev gibi kahkahalar atip baya yol aldik.

icimde bi geyik var galiba. sebepsiz, valla hic yok, aslinda bi aclik basima vurdu durumu olabilir ama ceneye mi vuruyordu ki bu. neyse.

uc gundur sol elim-kolum durup durup uyusuyor, sinirlere biseyler oldu ama nedir bilinmez, bikac gun daha deneyim gecmesini sonra doktora giderim, oraya giden bi daha cikamiyor biliyon mu, ondan gidesim yok. mesela, her ne kadar utancimdan geberecek gibi olsam da dun aksam 150 franka yastik alan bizdik. ilac gibi bogazima oturdu ama bi de sifasini gorsek, ne guzel olur.

3 cocugum olabilirdi benim, 4 taneyi hic dusunmemistim ama ona da olur olur dediler, yasayip gorecez bakalim.

dun, bi de cok degisik bi huyumu farkettim, para biriktirmeye bayiliyorum, tamam harcamak da zevk veriyor ama cogu zaman aldigim gereksiz seyler yuzunden de mutsuz olmuyor degilim ki, biseye ihtiyacim olmadan magazaya giden bi tip degilim. neyse iste, biriktirdigim paralari hesaplamak, hayaller kurmak, nasil da mutlu ediyor beni anlatamam. ama bu bende kucuklukten beri vardi, para biriktirip babama dogumgunu hediyesi diye zarfa koyardim, ilkokuldayken, ortaokul sonlarinda bi bilgisayar almistim, sonra da keman. simdi ise tam bir evlenmis kadin mantigiyla gelecege yatirim.

aslinda bunlar ayrinti, asil nokta, televizyon izlerken durduk yere, cok seviyorum yaa para biriktirmeyi diye bagirdigim.

chateau d'oex, ocak 2012

 
design by suckmylolly.com