Monday, January 30, 2012

chateau d'oex

biz bu haftasonu sozde, kocaman kocaman balonlar gorecektik, onlarin fotograflarini cekecektik bi oradan bi buradan. hava sagolsun izin vermedi, kar yuzunu boyle gosterecekmis bize megerse, bak sizin oralara gelmiyorum kiymetini bilin diye mesaj cekecekmis.

iyi de oldu biliyor musun aslinda, bi sise konyak, bi paket cikolata ve beatles'la birlikte tavani bile camdan olan trenle karli yollari astik da gectik. azicik da uyuduk ki eve gelince haftalik yemek isine giriselim. daha nasil bi haftasonu olsun.

bi de tilki goreydik keske.

Sunday, January 29, 2012

hersey mi kendi icinde celisir

zaten 6 senedir ayni okulda, derse girip cikiyorduk ama bi de bunun ustune uc sene boyunca ayni anda ayni okula gidip gelmek olunca sanki bunyeler kaldiramaz oldu, fazla oldu. hem de epey fazla oldu. baska biseyler olsun diye bakar olduk. ben bugun okula gelmeyecem diyince bile israr sifira dustu.

hayatimizda baska seyler olsun artik, yeni yer, yeni bi ev, yeni heyecanlar. aksamlari biz de su klasik konusmalarini yapalim. bugun ne oldu, bugun kimi gordum biliyor musun sohbetlerini evin icinde, yemek masasina kadar saklanmis olsun.

ya da soyle diyim, mesela ben artik okula gitmesem, dolayisiyla ise de gitmesem, ben hep evde otursam mesela. bulunur mu ki yapacak seyler dedim, bulunur tabi diyip usutune de listemi hazirlamaya basladim. gezi anilarimizi(!) yazacam mesela, bi de yemek tarifleri defterimi. daha eklerim bu listeye, yeter ki gerceklesebilme umudu olsun.

bi gelse o gunler... tabi bi de, zamanin hizli gecmesi icin daha cok calismak gerek, sadece gunluk haplari unutmakla olmaz bu is.

cumanin iptali

uzun bi haftasonu yaptim kendime.

icime arada bir daha cok okumayalim canavari giriyor, gozum donuyor, uyumasam mi okula gitmesem mi, ogle yemegi yemesem mi de daha cok kitap okusam diye kabuslar goruyorum. cuma gununu de iste onun icin ektim, okula gitmedim, hos midem de azcik bozuktu(!)

hakan gunday'in az kitabini okudum, ilk kez hakan gunday okudum, ne bileyim daha farkli biseyler bekliyordum, bambaska bi tarz gibi. ama romandi iste, guzelce kurgulanmis, akici, hicbir mantik hatasi olmayan guzel bi roman. olur da elime gecerse okurum gene.

misafirin en cok cicek getirenini severim.

Wednesday, January 25, 2012

bensiz oralarda biseyler donuyor

son zamanlarda kendimi bikac gun okula gitmemis ve sonra herseyi degismis bulan cocuklar gibi hissediyorum, ya da kursa, dershaneye gitmeyen ve orada kurulan arkadasliklarin disinda kalmis cocuklar gibi. bunlari bu kadar kolay hissetmemin nedeni tabi birebir yasamis olmam ama o konuya hic girmeyecegim bile simdi.

simdi konu ise su super akilli telefonlar ve onlarin marifetleri. artik kendimi buralarda iyice yalniz hissetmeye basladim, yorum yazmalarin, blog okumalarin hic populerligi kalmadi gibi. iki senedir almamak icin deli gibi inat ettigim su telefonlar yuzunden bu kadar da kendimi bihaber hissedecegimi hic dusunmezdim.

yok insanlar da hakli, su instagram guzel sey iste, kiskanmanin anlami yok, sak sak fotograf cekip oralarda yayinlayip yorum almak, anlik iletisim kurmak, kesinlikle cok kolay. sonra twitter da oyle, hesabim var diyelim ama surekli onlari kontrol edemedikten sonra kayboluyorsun gozlerden, illa ki yemek yerken, yolda, izde biseyler yazman gerekiyor. yok, diyorum ya kiskaniyorum aslinda bensiz bu kadar da eglenilir mi diye, ondan bu cekememezligim.

ama biliyorum iste ben kendimi, onun icin, cocugun 'gel sana iphone alalim' teklifine, 'bana bunu yapma, ben deli, bagimli olurum' diye hayir diyorum. aslinda sirf bu kadar inatla ve iradeyle hayir dedigim icin bi ipad alabilir, bence ;)

l'atroce monsieur terroce

bugunlerde keyfim yerinde ya su fransizcaya iyice agirlik vereyim dedim. ustune biraz dusunce, 'iyice ogrenirim yaa, ne var ki' psikolojisinden aninda cikip kurabildigim gunluk cumlelerde biel panikleyip 'ne cok sey var ogrenecek, off' psikolojisine aninda girebiliyormusum megerse.

ama ne yapacan iste, disini sikip cocuk kitaplarina devam edecen. bu arada da fransizlarin cocuk yetistirme tarzlarini da incelemis olacaksin, icindeki ne gorurse karsilastirma sevdasinda olan sosyologu da doyurmus olursun boylece.


aralik 2010, venedik
cok gezesim geldi bugun, ondan eski fotograflar cikti meydana.

Monday, January 23, 2012

please let me be proud of myself*

guzel bi pazartesi.
hava guzel olmasa da olur.
ben kac zaman sonra dolabin ucra koselerinden cikardigim cicili bicili biseyler giydim.
koyu renk oje surdum.
ustune de gozleri kalemledim.
bi suru hevesim var, enerjim var, umudum var.

hatta bi de hocaya belki de bir daha diyemeyecegim lafimi da dedim.*

bi biraz basim agriyor ama onu da simdi kitap okuyarak bitiririm. ben.
bugunu yasamak guzel seymis arkadas.


nisan 2011, yollar

Friday, January 20, 2012

buyuk bocek oldum artik

bes gundur kendimi bocek gibi hissetmiyorum, ya da kucuk bi bocek diyim. su son uc yil icinde ne cok ufacik bi bocek oldum, kac defa yazdim, bazen de ot hatta yabani ot oldum.

simdi buyudum, hissettim ya buyudugumu artik gam yemem, ogreniyor iste insan. ya da keske biseyler ogrense yasadiklarindan. ogrenebilse.

gecen sene reims'ten aldigimiz sampanya bile dolap kosesinden cikti. patlamasa da ailece gururluyduk.

reims, 1 mayis 2011

Wednesday, January 18, 2012

yillar

bazen gazetelerin ya da orada burada okudugum makalelerin basliklarinda 30 sene oncesi ile baslayan bi cumle gorunce hissettigim sey ile yazinin devaminda 1980'leri okuyunca hissettigim sey bambaska. tokat gibi bisey.

30 sene oncesi 1980'ler olmamali bence. nasil ki 1990'larda dogan insanlarin varligina sasiriyorsam ve 2000 dogumlularin varligina inanmiyorsam gibi. olmamali boyle seyler.

bu zaman kavramindaki kargasanin kaybolmasi, bi ihtimal biz de cogalirsak olur gibi geliyor, gorecez bakacaz.

ben cift sayi yillarla anlasamam diyordum ama bu yil sanki, kendini gostermek icin debelenen bi yil. sevdim coktan merak etme ;)

guzel gunler gorecegiz cocuklar, galiba

gecen gun bi ruya gormustum, cocuga da anlatinca o da cok sevdi. ertesi gun ise bi umut, tunelin sonu, ya da onun gibi bisey. unutmam gibi geliyor da ondan yazmiyorum buraya.

listeler yapip hani olur da biseyleri basarir ve biseylere hak kazanirim ama o vicdan azabi yuzunden hic bisey alamam diye, listelerden bile vazgecmistim. onun icin belki de okudugum kitaplar, yaptigim isler savruldu savruldu gozumde, iyice kiymetsizlesti hersey.

neyse iste, simdi yine, basliyorum.

nisan 2011, utrecht

Tuesday, January 17, 2012

tesekkur ederim

allah'im.
utandim, dusunduklerimden hissettiklerimden.
bir baslangic daha belki de.
ders alarak baslanmasi gereken bi baslangic.
hem yeterince sukredememis hem de yeterince ders alamamis telasi var icimde, pirpir eden kalbimle birlikte.

1 mayis 2011, fransa yollar

Tuesday, January 10, 2012

tanidim diyordum ya

onu biraz daha aciklamak gerek. cunku burasiyla orasi oyle iki farkli dunya ki benim icin ve ufacik, hicbir esya icin onbes dakikadan fazla zaman ayirmadigim evim icin.

acayip bi dunya var bu evlilik, evcilik isinde. hersey yeni olmali. hersey magazalarda o sirada ne modaysa o olmali. bunu istemeyen cocuklar bile bi sure sonra o girdabin icine girivermis oluyorlar. asil insanin hayatinda buyuk degisiklikler yaratan, ayni ergenlik icin travmalara sebep olma gibi, komsular, teyzeler var. bu islere girilince aile, siz nasil isterseniz cumlesini ezberliyor ama ya o agzi buzulmeyen teyzeler.

ben de bu sefer, hani bakkal yerine artik insan alisveris merkezlerine gidiyor ya, iste her bakkal seferimde oyle bi bakindim, donunce ne yapacam ne edecem diye. allahim, hersey cok ama cok pahali. ne gereksiz, bi de oyle biseye de benzemiyorlar ki, yaldizlamislar, allamislar, pullamislar. insanlar nasil veriyor onca parayi anlamis degilim, ve inanin ki hic bi yemek takimini ya da catal bicak takimini da begenmedim.

iste gide gele, iyice yerlesti hersey. cogu tabak, bardak ikili, uclu olsun, sekil sekil, cicek cicek. begendigim basma kumastan perdem olsun, koltuklarim kesinlikle takim olmasin, nevresimlerim ise kanavice isli kenarlarina dantel sarilmis patiskalar olsun, bi de yatak etegi de koydum mu, keyfime diyecek yok zaten. az esya bol kitap.onca depdebeye, onca gozune sokulan reklamlara, once ozendirme, mana bulma cabalarina ragmen, bunu basarmali. zaten daha gozunu 5 sikli sorulardan acamamisken sana meslek sectirdikleri yetmiyormus gibi, bari bunda kendi istegine, zevkine gore karar ver.

inan ki hic bi seye ihtiyacin yok aslinda insanin.

7-8 hasanpasa firini

Monday, January 9, 2012

bugunu yasa!


Sunday, January 8, 2012

bebek mantar

supangle oldu bitti bile.

parmaklar tencereyi temizlerken,
- uzun zamandan beri boyle guzel bi seyin tenceresine dalmamistim.
- ben daldim galiba yaa.
- hangisiymis?!
- tavuk.

Friday, January 6, 2012

bi de karatay

cocugun, kalp hastaliklari riski var ne yazik ki. hatta, bikac ay once bi bas donme olayi vardi da, biz bunu kolestrole yormustuk ya, yora yora degil ama soy agacina bile bakinca pek bi olasi gorunuyor. kilo verme konusunda da anlasmistik zaten, ustune kolestrol ilaclariyla ilgili tartismalar, onun ustune tesadufen karatay'in kitabini okumak derken iyice bi saglikli yasama yonelmistik.

bu arada az bucuk bilimsel arastirma tecrubeme dayanarak diyorum ki o ilaclar pek bi ise yaramiyor, ailede ortaya cikan hastaliklarla ilgili sadece google'a sormayip kendi alanimiz icin nasil makale aratiyorsak oyle arastirma yaptigimiz icin diyorum. bi de semra'nin da pfizer'de calismasi, oradaki ortami anlatmasi da ekleniyor.

bi de cocugun annesi de ameliyat oldu, olduktan sonra da, butun sulaleyi, bunda da vardi, onda da vardi diye saydi ya, iyice alarm vermeye basladi cocuk. bir de surekli erteledigimiz somut bi sikintimiz olunca, tek yapmamiz gereken sey simdilik dikkat etmek, sonra kontrollere baslamak.

geldigimizden beri karbonhidrati azaltip proteini arttirarak yemek yemege calisiyoruz, salatalarda bol zeytinyagi kullanip soganlari suyla kavuruyoruz ama ne yazik ki benim aklim hep yemek bloglarinda, tatlilarda. dunku depresyon sebebi de megerse buymus. sonunda Kutunun tortellini terapisini yaptim da kendime geldim. ama supangle yapmaktan iyidir, butun tencereyi yeme riski var ne de olsa. supangle demisken, size harika bi supangle tarifi vereyim, burada, benim yerime de yiyin.

yazin, semra ile yaptigimiz yalanci mevlutlerden. 
fotograf gozumun donmuslugunun kanitidir sadece.

Thursday, January 5, 2012

okan bayulgen

tv8e gecmesi -cunku o guzel filmler yayinlayan bi kanal benim gozumde- ve haftada bes gun, ozellikle de muhabbet ve muhallebi krali yuzunden, izler olduk bu adami.

aslinda adam icin, icimde hic bi olumlu olumsuz fikir yok-tu. ilk iki ay birbirimizi tanima asamasiydi resmen. notr. onu dinlemiyorduk da konuklari dinliyorduk sadece, o sadece araciydi, hem de her ne kadar haftasonu kahvaltilari ve aksam yemekleriyle izlenecek super programlar hazirliyor olsa da, hic takmiyorduk onu.

sonra yavas yavas biseyler oldu iste, begendigimiz konuklari tutar oldu, sinir oldugumuz durumlara careler buldu, bazen de kendi konuklarindan cok daha mantikli seyler soyler oldu, programlarini degil de adami ozler olduk.

ama acikcasi, hala, diskokrali en son secenegimiz izlemek icin, sonra medyakrali ama o yine fena degil. tahminimce eski programlarini, sadece tek gece oldugu zamanlardaki, isimlerini bilmiyorum ama insanlar arayip dunya kadar biseyler soyluyor, sanki ben seni cok onceden kesfetmistim der gibi, yine olsa yine izlemem.

adam zamaninda emek verdigi degerler icin meyvelerini topluyor ya simdi, oyle acik ki bu, bunun icin bile sirf saygi duyabilirim, dedesi de basucu kitabimin tercumaniymis. ne mutlu ona.

evimdeki ilk saatli maarif takvimi, 
cocugun babasinin hediyesi, 
guzel menuler oluyor icinde hakkaten 
ve cocuk isimleri de fena degil ;)

ask mutfagindan yalnizlik tarifleri

kasim'da bayram icin gittigimizde turkiye'ye, kitap fuari da basladi baslayacakti. planlamamistik ama onunden gecerken bi ugramak kesinlikle iyi bi fikirmis. -ben o siralar, pek bi feciydim, simdiki halime sukretmek gerek.

baslik, yekta kopan'in oyku kitabi. yekta kopan'la birlikte henuz oykulerini okumadigim bikac yazarin daha kitabini almistim fuardan. ilk sansimi ona vereyim istedim, o bi SES ne de olsa. tabi bi de bikac ntv programina rastlayinca, icim isinmisti.

oykulere gelecek olursam belki bi kere daha yekta kopan oykuleri denerim ama simdilik bi hayraniyim, yandim oldum bittim, onunla tanismam gerek, konusmam gerek diyemiyorum. oykuleri, illa ki sonunda bi "son" ihtiyaci hissedilmis gibi yazilmis, iclerinden bazilari var ki guzel dusunulmus, guzel kurgulanmis, okuyucuyu sasirtiyor ama bunlara gerek olmamali bence. kendiliginden akmali, dur bunu, bundan once soyleyim, bunu soyleyerek cok acik verdim, sonunu rahatca tahmin edecekler gibi degil. bana oyle geldi iste. siz de bi okuyun, ama en son cikarttigi kitabi okuyun bence. degisiklik olsun.

belki de hayatimda ilk kez, bi yazar/sanatci pesinden kosma istegi geldi icime, keske sait faik ya da sabahattin ali yasasaydi, kapilarinda kamp kurardim, onlarin izlerini surerdim dedim, yekta kopan'dan sonra.

simdiki tek istegim ise ulasma ihtimalimin oldugu, yani ayni havayi soludugum, bi yazara tutulmak.

besiktas balik pazari, 
butun baliklarin kiymetini bilin!!

Monday, January 2, 2012

gittim, yasadim, tanidim, geldim

bi ay olmus ya hani, olur da merak edersem bu ara neler oldu diye, aslinda uc cumlecik. bi hafta neredeyse hergun kendimi eve zor atip hasta, halsiz yattim, aniden turkiye'ye gittik. uc hafta. hic bu kadar uzun zaman gecirmemistik. sonra geldik, 4 gun once ve ben biraktigim halsizligi, kendimden gecmis bicimde yatmalarima geri dondum.

simdi ben iyiyim, cocugun annesi iyi, benim annem iyi, cocuk cok sukur iyi.

her zamanki dileklerimiz aslinda ama iste bi baslangic gormeyiverelim hemen dileklerimizi daha yuksek sesle soyleriz ya, iste ben de diyorum ki, ne olur kabul olsun hepimizin dilekleri. ne olur ac, usumus kimse olmasin, ne olur haksizliklar olmasin, ne olur herkesin yasama hakki olsun, esit olsun!

ben de degisiyorum iste, hele de her turkiye donusunden sonra daha da iyi goruyorum bunu, yazacam onlari da sirasini bi bulayim yazacam hepsini.

lozan biraktigimiz gibiymis.

 
design by suckmylolly.com