Wednesday, November 30, 2011

megerse hayat...

yirmisekiz oldum diyorum, inanmiyorlar, sasiriyorlar. sonra aramizdaki iki-uc yas fark ortaya cikiyor. onlar oyle davraninca icimde olmayan, simdiye kadar hic hissetmedigim seyleri hisseder oluyorum. bilmiyorum ki tam olarak ne, buyudum mu, yaslandim mi, sirtindaki cantayi birak, asker botlarini, kot pantolanlari birak, toplama saclarini, oje sur, kuafore git... sanki zorla.

benim de var aklimda biseyler, sen hissedirmeden, ima etmeden.

gelgitler yasiyorum sikca, biseyler yerlesiyor iste hayatima, aklima, kalbime. zor oluyor ama yerlesiyor iste.

aralik 2010, verona

Sunday, November 27, 2011

cocuk

-yaa, artik ben cocuk istiyorum.
-e ben varim ya.
-iyi de, sen hic buyumuyorsun ki.

cannes, eylul 2011
fotograf cok iyi degil ama benim arkamdaki palmiyeler de var ya, koymadan edemiyorum

Thursday, November 24, 2011

olsa da yesek

bu aralar, meyve cilginligi basladi. inanilacak gibi degil ama meyveden olusan aksam yemekleri yuzunden, yaptimigiz yemekleri kimse yemek istemiyor. ragbet sifir. bu gidisle iki tencere yemekle bi haftayi cikaracaz ki ogle yemekleri de dahil.

ama arada tatli krizleri oyle bir esiyor ki, gozumu karartip mutfaga giresim geliyor ya evde musterim kalmadi. bi sure daha yemek bloglarina bakip ic gecirmekten baska care yok. bi secenek daha var ki, iki ogrenciyi evlat edinme. ne de olsa alistilar, yapip yapip tasirim ben onlara.

yazdan kalma, semra suslemeleriyle

Wednesday, November 23, 2011

fotograf

bu fotografi cok seviyorum biliyor musun. hic degismeyen sen ve ben varim diye. seni, beni oyle iyi anlatiyor diye. senin beni kavramani ama hep baska yerlerde olan gozlerini, aklini seviyorum. benim en iyi arkadasimsin diyen omzundaki elimi, kurallari seven durusumu. sen ve ben iste boyleyiz.

onuncu yasimiz bu birlikte gecirecegimiz. 28 de sevsin bizi.

Tuesday, November 22, 2011

mektup

hic yuzyuze konusmadigin birinden mektup gelince sevinirsin, sanki evindeymissin gibi seninle konusunca da sevinirsin ama o mektup "kendine oralarda cok iyi bak, kalin giyin, meyve caylarini bol bol ic, vitamin almayi da unutma..." deyince aglarsin.

kar daha gelmedi buralara ama sanki disarda kar varmis da ben evimde battaniye icindeymisim gibi hissediverdim.

epfl, 2010

360 derece


dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor
yarısı sen oluyorsun, yarısı ben.
sonra ikimiz bir bütün oluyoruz.
kimseye sezdirmeden.
ö.a.

Monday, November 21, 2011

30dan once

cocuk uc gunluk 'abi'. abi oldu diye de hemencecik hastaliklarini cikartti ortaya. bas donmesinin sebebini biz buluverdik, kolestrolu var bu abicigin diye. bi on kilo fazlasiyla hem de. sebebini anlayiverince bi rahatladik ki sorma.  kollari sivadik, sadece iste artik kendi yastigini isteme yuzsuzlugunu gosteren gobekten ayrilmak zor olacak. ama olacak. otuza gelmeden ne kolestroluymus bu boyle, daha yapacak cok is var, abicik!

yirmiyedi bitiyor ya simdi, bi de hasar tespiti yapalim. sacimda tek tel beyaz gordum, o da bugun, kesiverdik hemen, goz etrafinda da benim makyajimi duzenli temizleyip temizlememle ilgili bi kirisiklik arada yokluyor, kilo olarak da fena gitmiyorum, varisler uc dort bolgede hafif mavilik seklinde mevcutlar, sanki bi tek geceleri gozume carpan sey boynumdaki derinin yumus yumus olup da arada da sarkiyormus gibi yapmasi. bunun disinda bi de su stres kontoluyle ilgili bilinclenmeye basladim ya yaslanmam ben.

grandvaux, ekim 2011

Friday, November 18, 2011

gecmis gecmiste kalmali

tamam, ama son noktalari koymak gerek gercekten geride kalmasi icin, onemsiz-onemli olmasi zaten sorun degil, sorun farkli gozlerle gorebilmeyi becermekte sanki.

ne kadar da uzun zaman olmus, hayatimda sadece 'basarmak'la mutlu olacagima kendime kabullendirmem.

kac kere dinledigim steve jobs hayati bile bi kulagimdan girmis digerinden cikmis, megerse hic anlamamisim, takmamisim bile. ama biraktim arkadas, ne yaparsam yapayim, istedigim ve sevdigim icin yapayim, inan ki yeter bana. inan ki. basarmak kime gore, neye gore, hem.

lutry, agustos 2011

yani yurekte

turkiye'ye gidince yasam, yasamak ne kadar da dolu dolu iyisiyle kotusuyle.

mesela 100km'lik yolu 4 saatte alabiliyorsun, sonra da pekala diyebiliyorsun ki galiba biz askimizi, bu istanbul trafiginde boyle buyutmusuz diye. canin sikiliyor, icine fenaliklar giriyor ama bu isin bi sonunun oldugunu bilmekte bizi boyle gamsiz yapiyor. yoksa istanbul'u ben uzaktan sevmeyi tercih ederim.

mesela esin afsar'in vefat ettigini de parmaklarimizda gercek gazete murekkebiyle ogrenebiliyorsun, sonra nasil, nerede duydugunu, esin afsar deyince aklina ne geliyor diye sohbet edip anabiliyorsun. dilin dondugunce bu sarkiyi da soyleyebiliyorsun, zaten onemli olan sey "yurekte"


Thursday, November 17, 2011

ask, boyle bisey olabilir mesela

yasamadigim sey kalmadi gibi ama yazamadim ben iste.

bu siiri yazdiktan sonra baslayiverdi iste hersey.

ogleden sonra cocugun ani bas donmesiyle kendimizi acilde buluverdik. ve ben bu siiri okudum cocuga, her defasinda baska turlu. bisey bulunamamasi hem sevindirdi hem de endiselendirdi ya bizi, dedik ki belki stresten.

onun bu halleri, benim neredeyse bi aydir suren hallerim, daha fazla boyle devam edemeyecegi girdi aklimiza.

persembe gunu, icimizde kacma istegiyle hizlica yaptik planlari, hocalardan izin almalar, benim pasaport islemlerim, ucak bulma telasi derken cumartesi aliverdik biletlerimizi, on gunluk istanbul icin, pazar gunu, yani bayramin birinci gunu orada olmak!

cumartesi icimiz sen, aklimiz sikintisiz, hazirlanmaya baslamistik ki cocuk banyoda dusuverdi. taksi, acil, tahliller, rontgenler derken siir bile okuyamadik, sadece goz ucuyla baktik birbirimize. gece eve geldik ya biseyi yokmus cok sukur. o dinlendi, ben hazirladim, evi, cocugu, beni. ama adimlar temkinli, yine goz ucuyla bakismalar, dil ucuyla konusmalar.

yani kisaca biz bi istanbul'a gittik geldik. canimiz, gonlumuz ne istiyorsa yapiverdik.

ne yediklerimiz ne gorduklerimiz degil de ne iyi etti beni biliyor musun.
bi dakika icinde bin tane opucuge bogulmak, dudaklarindan, burnundan. bunu bilseydim, yaralarimi iyilestirmek icin coktan gidiverirdim bu kuzunun kollarina.


Tuesday, November 1, 2011

oyle bisey olsun ki...

Kagittan bir gemi yaptım küçücük
Ya 5 öpücük sigar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardesim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Dogru havuza
Sen misin
Dogru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.

Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok sükür..

bedri rahmi eyupoglu

kasim

uc aylik hedefim icin ilk adimda cuvalladim, bu ilk ayi digerlerine bolusturmek bile istemiyorum, ustumde oyle bi umutsuzluk var. bu umutsuzluk icin kendimi azcik simartayim diye en sevdigim yemek tabaklari bile bana gorunmeden yok olmuslar, halbuki hediye cekiyle alacaktim, tam bi hediye olmayacakti yani, sadece icimi sogutmak icindi, valla.

kasim geldi ya, ne olursun guzel gelsin diyorum. bu ekim gibi yapmasin, mutlu mutlu kutlayabilelim hayatimizda olup biten guzel gunlerin yildonumlerini.

benim blogun da gide gele dort senesi bitmis, hadi hayirlisi.
 grandvaux, pazar

 
design by suckmylolly.com