Monday, October 31, 2011

elbet konusacaz

yok, yine de yazamayacagim. hepsini birden yazmak ne kadar da zor. ama yemek yemekten utandigim ulkemdeki olaylar, insanligimdan utandigim, spor salonunda bile kacamadigim cnn goruntuleri. cok sey var, hem yapilacak, hem konusacak. sadece gorunenler degil, gormediklerimizle birlikte pek bisey kalmadi sona yaklasmaya aslinda.

ya isvicre'de sokaklari temizleyen insanlardan olmayi hayal ederek gecirecem bu hayatimi ya da elimde geleni yapip vicdanimla, biseyler icin savasmanin huzuruyla.

konusalacak hersey.

sadece birazcik daha zaman lazim belki, cunku su siralar hayatimda olan seyler sadece insanliga karsi yapilan haksizlikla sinirli degil, bana pek sevdigim guzide danismanimin da ayrica attigi kaziklar var ki, su okulu bi an once bitirmek icin sirtimda bi kamci hissi veriyor.

sakinlestirici etkili sofralardan.

Friday, October 21, 2011

okuma-yazma

.....
-ben cok zor ogrendim okumayi. iki kisi kalmistik sinifta.
-hoca diyo, 18. sayfayi acin okuyun, siz birbirinize bakiyosunuz saskin saskin.
-yok ya, hoca birakmiyor ki...
.....



Wednesday, October 19, 2011

aman uzak olsun benden.

kis iyice geldi, kalkmak yatmak ne zor oldu, bacak agrilari da cabasi. anlayamadigim sey yazin hic cikmayan bu varisler neden soguk havalarda cikiyor ki, soguk havalari sevmez bunlar diye biliyorum da.

bi bacak agrilari bi de insanlar var etrafimda, garip, komik, en guzeli degisik demek.

nasil oldugumu buraya yazdiklarimdan ogrenmeye calisanlar var bi de cook yakin cevremde. degisik. bu kadar iste benim cevrem, kucucuk, sig. oyle binlerce kilometreye ulasmiyor, altmis metrekare icinde sinirli.

bi de kendini dunyanin, ulkenin en yardimseveri sanan insanlar var, o sorar, icindeki butun enerjiyi paketler gonderirsin, sen sorarsin, yardim istersin, kem kum. koklatmaz bile sana icindeki enerjiden, ama dert yanar ya, uzulen taraf, veren taraf hep benim diye, kirmak icin degil, sadece gorsun diye, usulcacik demek istiyorum, ne olur bi kendine bak diye.

bugun kendimi pek bi cemkirik gordum. hayirdir.

cocugun marifeti, eylul 2011, lutry

Tuesday, October 18, 2011

guzel gunler gorecegiz cocuklar

isaretler gelmeye devam ediyor, anlayana degil ama bu isaretler, yapana.

hadi'ler sayikliyorum icimden. konsantre olabileyim diye, nafile gibi, ama ne heyecanimdan ne de umudumdan vazgeciyorum. fikri hayallerime sokmak bile boyle heyecanliysa gerceklestirmesi nasil olur kimbilir.

al iste yine arabesk tarafim.

ev islerini kastederek "valla iki meslegi birden yapiyoruz" diye sizlanan cocuga kocaman sevgiler, opucukler.

cannes, eylul 2011

Friday, October 14, 2011

bi haber

birimizi uykusuz birakan, birimizi de hayallerden uykulara goturen bi haber iste.

eve bakisimizi degistiren, gereksiz icimizi sevince bogan bi haber. ama tek yapmamiz gereken sey aslinda yolumuza devam etmek.


Tuesday, October 11, 2011

ben bir kis kralicesiyim

bu aralar butce acigi yasiyoruz. buralarda, ogle ve ikindi molalari demek, 30 frank demek, tabi iki kisi. butceyi en guzel toparlama secenegi de bu kismin biraz kisilmasiydi. buralarda hep boyle, butun cocuklar evden getirir, ki gariplerim genelde makarna ve patates puresi yer, okuldaki hemen hemen butun kantinlerdeki mikrodalgalarda isitirlar. mikrodalga onu ayri bi kuyruktur mesela. ama bu garipceler sayesinde de kac kere hayal kurmuslugumuz vardir, bi mercimek koftesi, bi mucver, bi kek standi acsam su okula muthis toparlariz bu butceyi diye:)

neyse iste, bu beslenme cantalari bana yariyor, buralarda taze yufka bulmak imkansiz, ayda bi gittigimiz turk marketten vakumlu paketlerden bi tane alip kenara koyuyoruz ki misafir gelince acil cikis olsun, bu da cocugun isidir, ben yapmam. bana da kis dustu iste, bu yaz kesfettim ve simdi neredeyse haftada bir yapiyorum, evde ne varsa, mantarli tavuklu, pirasali rengarenk biberli, kabakli... tarif, yasemin mutfaktadan. ama simdi digerlerine haksizlik etmeyeyim, yesil kivi, hunerli bayanlar da diger favorilerim, ilk once bunlara bakarim bisey deneyeceksem. bence deneyin siz de.

oku!

cook uykum var cook, can yucel'in bi siiri geldi aklima, merakli bi cocugu anlatan, hic uykum yok diye. ah cocuk ben de oyle olabilirim, pek ala olabilirim.

cok okumam gerek cook, kitap okumam gerek, makale okumam gerek. fk'dan oyle buyuk bi cesaret aldim ki artik ben de diyebilirim hayatimda sadece bi kere ingilizce kitap bitirebildim diye. napayim iste, icime sindiramiyorum, eger o kelimenin anlamini bilmiyorsam okuyamiyorum, sozluk falan derken de hemen pes ediveriyorum iste. simdi ikinci kitabimi elimde kursun kalemle okuyorum ki bu sozlukle aramizda bi orta yol bulmak icin, aninda ogrenme takintim birazcik olsa da gecti ama hala donup illa ki bakmam, o cumleyi tekrar okumam gerekiyor. iste ondandir, bu yaz evdeki bi erkek, bi de kiz cocuk sakir sakir ingilizce kitaplar hakkinda konusurken boynumun bukuk olmasi.

bu yazin guzelligi, 
benim ellerimde bunca cicek acarak beni mutlandiran, onurlandiran guzellik.


Sunday, October 9, 2011

ben de hoslanmiyorum ama yine ayni seyler

yapacak bisey yok, rapor ve toplanti. hisler, gidip gelmeli. uc sene bitti. dortte uc!! evin icinde sikintili turlamalar. kucuk kacislar. ama sonunda bi word dosyasi ve bikac not alinan kagitlar. cok cabuk dagilan dikkat. en populer dusunce ise, bu evin icinde bitti diye de dolasacam di mi.

yarim saat icinde cok sey yapabilirim.

Saturday, October 8, 2011

sendromun sonu

sendromun sonu eve cikan yollarin sonundaymis megerse. aslinda metroda bikac aglayip cocugum olursa ozel okula gondermeyecem diye diye en ust seviyelere ulasip, yediden sonra ona kadar acik olan tek markette tur atarak koltuk altlarindaki abur cuburlarla kasada bulusup ters kontakla caldigimiz arabayi kullanarak bitti.

bugunun alt konu basliklari; ayva receli, kestane kebap, kindle, seni annene sikayet edecem.

asil konu ise rapor!


Friday, October 7, 2011

cuma sendromu

bizim buralarda bi de cuma sendromu vardir, cok da sik yakalanverirsin. canin, biseyler yapmak icin can atar ama iste alttaki insani yapayalniz hissettiren sebeplerden oturu tek care yine eve kos kos gitmek olur.

bunlar normal seyler, ama normal olmayan sey, bugunki kahve molasinda yasandi.
cocuk,
-cok yalniziz cok, ben boyle ev kalabalik olsun istiyorum, canim sikilsin istiyorum, evde yalniz kaldigim zamanlarda zaman hic gecmesin isteyim, bacaklarimi uzatip evde yemek olmasina ragmen ekmek arasi yiyim istiyorum.
-e, ben gideyim o zaman.
-yok oyle demedim de iste ne bileyim.
-e birilerini cagiralim bize.
-off, oyle cift cift oturmak sikiyor biraz beni. herkes esiyle bakisiyor falan, sevmiyorum.
-coluklu cocuklu birilerini cagiralim.
-hee, oldu torun torbali cagiralim hatta.
-?!
.....
boyle huysuzluklarla gecer bu konusmalar iste, bazen ben huysuzlanirim, bazen o, suyuna gidilir huysuz kisinin, ses edilmez pek.

ama sanki bu seferki bi baskaydi. acaba kalabaligi biz mi yapmaya baslasak diye icime biseyler dusuverdi iste, bi de hatirladim uc sene onceki planlarimi, ne kadar da az kalmis o planlari gerceklestirmeye diye, ya da uzatma hakkimi kullanmaya.

bizim balkon

daha dun

-yaa iste oyle... hatirlamiyor musun, orada habire karar alir dururdum.
-e burada da aliyordun.
-evet, baslangicta aliyordum ama olmuyor iste.
-yahu, dun aldin yeni bi tane.


az kaldi

baska herseye keyfim yerinde ama bi tek bu okul, sunum, rapor, basli basina doktora benim canimi epey sikiyormus megerse.

geldigimizden beri aklim sadece sinyal aldikca calisiyor, duruyorum, duruyorum, hicbisey dusunmeden, plansiz, hevessiz, sonra bi an geliyor, a sunu yapmaliyim diyorum, ruhsuz bi sekilde ve yavas yavas o isi yapmaya basliyorum, yapip bittigini ise baska bi sinyal gelince algilayip yeni kararlar veriyorum. halbuki pazartesine yetismesi gereken bi rapor var ama ben hic baslamadim ki. sinyal bekliyorum. ama gel gor ki sabahlari, sunu yapmaliyim bunu yapmaliyim diye gozumu aciyorum, belli ki uyukularda cikiyor onlarin acisi. sonra yine o uyku-uyusukluk modu.

hani steve jobs oldu ya, allah rahmet eylesin,  heryerde o var, tabi bizim evde de. hani diyor ya biseylere inanin, biseylerin guzel olacagina, iyi olacagina. ben inancliyimdir, cok, cok da dua ederim ama farkettim de iste oyle icimi rahatlatmiyormusum, hersey guzel olacak, ne olursa olsun diye. sanki bana dayanmak, amaan nasil olsa guzel olacak iste demek gibi geliyormus sanirim. azcik oturdum, guzel olacagini dusundum, en kotusunu dusundum bi de, en kotuleriyle de karsilasmadik mi hic hayatimizda, ne oldu peki dedim. mutlu edecek bi yol, daha daha guclu bi sekilde bulunuyor hem de. azcik icimdeki o uyusukluk erimeye basladi. seviniverdim iste.

hele de dun aksam spora tek basima gidince, oyle aheste aheste yururken, kendi kendime hadi hayal kurayim dediydim, yapamayinca daha da kendimi zorlamamak icin birakmistim, ama su guzel olacagina inanma isi icimdeki sinyali surekli kilmaya basladi sanki...

ahh hangi ruh halleri icinde dolanir oldum, ama bunlarin tek sebebi, su isvicre'ye adam gibi bi alisamamam, hic niyetim de yok zaten, bi kitapciya gidip kitap karistiramamak, oradan cikan ufacik bi kivilcimin pesine takilamamak, o kursa bu seminere katilamamak, canin istediginde kebap yiyememek, baklava yiyememek, restoranlarda uzun uzun oturamamak! iste ondan galiba aklim, ya gecmiste, ya gelecekte. bi sene kaldi diye gun saymam, esyalari nasil saticagimizi dusunmem, belki de doktoranin sonunun yaklasmasindan degil de buradan gidecek olmamdandir.

teyzenin balkonu, 2011

Tuesday, October 4, 2011

buyuk isler pesinde

icimde oyle guzel bi duygu var ki, coktandir da ugramiyordu bana. boyle askla, yasama sevinciyle, ozlemle karisik biseyler. daha yapacak ne de cok sey var gibi ama bu kadari degil iste.

ne oldu, nasil geldi ki bu icime bilinmez. okuldan kacip da zarla zorla tasidigim market alisverisinin verdigi huzuru yetmez bunlar icin, sonra sirf iki tane yiyebilmek icin yaptigim sekerparenin verdigi gurur da yetmez, ya da sadece cocuk ikindi kahvesinin yaninda kek yesin diye ayni hafta icinde ikinci kez yaptigim kek de bu hissi vermez.

iste, bilmiyorum ki. tek bildigim, icimde carpan kalbimi, boyle carpan kalbimi sarip sarmalamak, hani su dunyayi kapkaranlik gordugum zamanlar var ya, iste o zamanlarda azcik isini gorebilmek istiyorum bu hissin.

okuldan ayri ciktik diye beni ozleyen, butun simarikligi ustunde olan, cam dibi gozluklerimle surekli ne de guzel oldugumu soyleyen, sekerpare ve kek icin mutfakta yasamaya basladigini ilan eden sevi'dir belki de bunlari hissettiren.

aci biberin ph'i da 3mus.

lutry, eylul 2011

 
design by suckmylolly.com