Monday, September 26, 2011

bereketli topraklar uzerinde

yusuf elinde tahta cantasi, sirtinda yepyeni ceketi, basinda etiketi daha cikarilmamis kasketi, koye dogru yuruyor, yuruyor ya olum sessizligi her yer sanki.

.....
evine girmis, halinden memnun, acmis bavulunu, karton kutusundan gaz ocagini cikarmis, gosteriyor avradina, bunun odunu komuru, bu ispirto diyor, aninda suyu kaynativerir, bi de yilan sesi gibi de isligi var ki, bi gorcen.

kapi usulcacik aciliyor, pacavralar icinde, korkuluk gibi zayif kadin, yaninda ayaklari yalinayak, ustubasi yamali genc kiz dikiliveriyor. yusuf bakiyor onlara bi, hasan'in kizi bu taniyor, hani gozlerinden op diye tembihledigi, durakliyor, kalbi deli gibi carpmaya basliyor, sonra gozleri karariyor iste. kadin, korkuluk kadin, bi hisim cikiyor evden, kizin kolunu kavradigi gibi. ne bi feryat ne bi hickirik cikiyor bogazlarindan. oylecene yuruyuveriyorlar.

yolda ali'nin anasina rastliyorlar ya, hic bakmiyorlar kadinin yuzune, kadincik da anlamiyor ya ne oldugunu hizli hizli yurumeye devam ediyor yusufgillere, alisi'ni sormaya yakinlardan gelen ali'nin dilinde cokca dolasan turkuyle.

yilin sabah mahmurlari


sabah sunum panigi icinde ellerim buz kesmisken ve ben annemi arayim diye tuslari cevirirken gruptan bi kiz geliverdi, ana sayfada resmin var diye. ben de, ama ben hic iyi bisey yapmadim ki dedim.

bi bakiverdim ki, klasik sabah yuruyusumuzu yapiyormusuz. ben bunu buraya koyuvereyim de, belki ilerde iyi biseyler yapma firsatim olmaz da sabah yildizlari olarak hatirlarim bugunleri en azindan.

Sunday, September 25, 2011

iki haftalik gun

lozan-cenevre yolu, agustos 2011

pazar bag bozumu varmis gidelim mi dediler, hadi gidelim dedik. peki cumartesi gecesi muzeler acikmis, ona da gidelim mi dediler, e hadi ona da gidelim dedik.

iste, gece 4te ancak uyuyabilmek, sabah da kahvalti sonrasi kalan programa devam etmek, bu kadar sosyallesmek agir gelmis olacak ki bunyeme, eve donus yolunda migren krizimle basbasaydim. bu hikayenin sonunda keske sadece ilacimi icip uyumus olsaydim ama yarinki sunumun hazirligi icin uyandirildim, o da yetmezmis gibi benim aklim 2 hafta sonraki rapora kayiverdi. suanki hal ise, iki hafta kafami kaldirmamaliyim, cok calismaliyim modu.

allam bi kere de ne olursun su sozumu tutabilsem.
hadi hemencecik bitireyim de sonra rahat edeyim.

neyse ben artik kitabimi okurum, sonra da iki haftalik maroton icin psikoloji hazirlamaca yaparim. belki gelemem buralara ama bi gelirsem var ya, dunyanin fotosunu koyarim.

Friday, September 23, 2011

bir zamanlar anadolu'da

gecen hafta gelmisti, carsambalari degisiyor sinema programlari burada. biz de belki fazla gosterilmez, ne olur ne olmaz diye geldigimiz gibi gittik.

konusunu tabi ki bilmiyorduk, hadi kac diyalog olacak tahmin edelim diye dalga gecmiyor degildik ama her turlu sasirtti film.

pek degisik, pek ilginc, birine anlatmaya kalksan karsindaki sana dehset icinde bakar, hatta kendi duyduklarindan sen bile urperirsin ama izlettiriyor iste insana, kabul ettiriyor onlarin da hayatin bi parcasi oldugunu, cok sik konusulmasa da yasandigi.

film uzun da bi de, hem de ara yok, turkce oldugundan mi bilmem saate sadece bi kere baktim! uc gun gecti gozumde hala adamin catilar arasindan yurumesi, koydeki ruzgar, elmanin dususu, araba farlari, virajli yollar, son sahne.

senaryosunun disinda ise adama helal olsun dedirtiyor, o goruntu, o isik, o aci, en ilgisiz insanin bile bence yuregini bi hoplatir. adam gercekten aklini cok iyi kullaniyor diyorsun hatta kiyisindan kosesinden ortak biseyler bulup nasiplenmeye bile calisiyorsun iste, kendi aklinla.

ouchy, agustos 2011

Thursday, September 22, 2011

icimdeki bu yangin

firinda balik. kara lahana, havuc, turp salatasi. cayi da koyayim, hazir olsun. canim istemedi. baliktan sonra ne yenir ki. cikolata? bi bak bakalim mutfaga. bulmussun tahin-pekmezi. sanki biseyler eksik gibi. baligin eti yagli degilmis, tok tok ondan galiba. ahh guzelim balik, neden boyle yagsiz kaldin sen bakayim. yanaklari guzel ama. hani. caylari kim koyacak. bu sefer sen. iceri gecelim mi. yok ikincileri de burada icelim. bana kasik getirir misin. ama iceri geceriz. tamam, oyle olsun.

caniiiim. guluuuum.

cannes

cannes, ufacik bi sehir. nice'e yarim saat uzaklikta ve belli ki daha parali insanlar icin ayrilmis. magazalar ona gore, evler, hoteller ona gore. nice'deki gibi sehir sahilin yaninda, sahil upuzun ve kumlu ama gel gor ki iki kucucuk yer haricinde heryer kapatilmis.

hava da kotuydu zaten, denize giremedigimiz tek yer ama kumlu sahilin tadina buldugumuz cheetos'la varinca cannes gonlumu aliverdi.






gunumuzun buyuk kismini, daha yeni olan binalarin arasinda gecirmisiz farketmeden. hos eski taraf da bizi sasirtmadi, sadece fransa'nin tipik sehirlerinin butun ozelliklerini bi kere daha hizli hizli onayladik.
pislik ve koku.

ha bi gayret

azcik yerimden kalktim da bu sabah, bulasik bahanesine, aklim calismaya baslayiverdi. saglam kafa saglam vucutta bulunur sozu ne de dogru bisey, ama iste yine de o kadar kolay degil ki kostura kostura spora gitmek. hoop, umutlu ve kipir kipirdik aslinda.

iste, azcik oyle kalkinca, hele bi de gozlerindeki ayni piriltilarla sevgiliyi gorunce koridorda, bi adim atabildim. nereye, baska bi sozdeki magaraya. bizim okulun giris duvarinda yaziyor, arada arada okumak pek bi iyi geliyor pek, hele bi de bagirarak okumak, kocaman harflerle yazili diye mi ki bilemedim.

the cave you fear to enter holds the treasure you seek.

magaralar cok hayatimda bu ara. projeyi oyle bi halde birakip gitmisim ki, hangi ucundan iceri girecegimi kestiremiyorum, ve acikcasi da korkuyorum iste, onun icin bu ertelemeler.

ya edilmesi gereken ozurler, yazilmasi gereken tesekkur yazilari, ben boyle degildim diye sayikliyorum, guven'e benzemeye basladim, hay aksi diyorum bi de. tabi bi de korkuyorum, ya gonullerini alamazsam diye, sanki onun icin bi de, o cevabi almamak icin bu kadar uzatmalar.

haydi bakalim, saat 11 bile yok daha.


eylul 2011, cannes

Tuesday, September 20, 2011

iki cift laf

iyi ediveriyor iste insani. paylasmadan artmiyor bu mutluluk denilen sey valla.

ne diyorduk iste. montpellier, nimes, marseille, nice, cannes. trenlerde okunan bi yasar kemal, bi orhan kemal. 


fransa degince aklima dusen tereyagli biskuviler. sadece onlar da degil, uc tane teneke kutum.

hem de biri monte kristo kontu'nun hapisten kactigi ada. marsilya, if satosu, cocuklugum, soluksuz okudugum iki ciltlik romanim.


fotograflar da yanimda yok ki, hemen hepsini serivereyim buralara.

gozumde, gonlumde paris'ten sonraki sehir. nice. giderim ben buraya bi daha.



on gun oluvermis

adamakilli planlanmamis bi tatil. sadece iki kisi olup da baska dunyalarda gecen ilk dort gun. benim aklimda acaba hic gelmesemiydim sorusu, guven'inkinde ise... bilemiyorum iste.


bes gunu montpeiller'de gecen sonrasinda kendimizi yavas yavas tatile kaptirdigimiz bi bes gun daha. ama yine de yetmis iste, banyodaki kirmizi-mavi musluklari karistirmak icin.

yapilacaklar ise belli.
butun yaz calisip yazin sonunda deniz goren psikolojiyi tekrar kisa hazirlamak.
esasli bi alisveris, esasli bi ev duzenlemece.
proje mroje.
biraz fransizca, biraz kitap.
ve olmazsa olmazi. kilo vermek, ki aldiklarini vermekle sinirli kalmamak.

Thursday, September 8, 2011

canim ailem ;)

daha saliya kadar, eve dondugumuzde ya kapimiz kendiliginden acilir ya da zilimiz calinirdi. karsida ise bu kiz gorunurdu.
tam iki bucuk ay surdu bu, ve sali gunu eve dondugumuzde bunlarin hicbiri olmadi. bogazimda dugumle evde dolasmak kaldi bana, bi de istahsizligimdan butun o raki sofralarinin, raclette aksamlarinin, pasta, cheesecake, kurabiye, kek, borek, tiramisu, mozaik pasta, kadayif, kunefe, kis denemelerinin sonu geldigini kabullenmek, hele hele bir daha semrayi gorene kadar krep gormek ve yapmak istemedigimi farketmek.

bakalim bi daha nerelerde bu guzel aksam sofralarini kuracaz, hangi dizileri izleyecez ;)


 
design by suckmylolly.com