Monday, May 30, 2011

cumartesi

hazirlanmistik, okula gitmek ve eksikleri tamamlamak icin. bal kavanozlarindaki ici kekli pudingler ordusu da hazirdi.


lozan'da kose kapa-kaca kendimizi ilk once muzede buluverdik. sorolla ne tatli bi adammis deyip onu da kattik, favorilerimizin arasina. bi de birer tane sadece dizlerde tasinasi sanat kitabi, hem de son kitap indirimiyle. resimlere bakacaz sadece. bakip bakip uzaklara gidecez. belki dondugumuzde bizimle birlikte hayallerin bi tanesini getirebiliriz diye.


Friday, May 27, 2011

zaman

o ziraat bankasina, vakif banka yatan paralarimiz bittiktan sonra sessizlestigimiz, ceplerimizde, cantalarimizdan kalan butun bozuk paralari bi buzdolabi posetine koyup yemekhaneden tek bi tepsiyle idare ettigimiz gunleri ozleyecegimi inan ki pek dusunmuyordum.

ama.

tekrar yasayinca, gozlerim dolu dolu hatirlayip ozledigimi farkettim. yine sahnede buzdolabi poseti, yine paylasilan tabaklar var. tek fark simdiki durumda sadece kuruslarin degil buyuk bozuk paralarin daha cok sozu gecmesi.

yoksa ayni, ay sonu.

utrecht

Thursday, May 26, 2011

5 hafta

bi hafta bitti, hic de umrumda degildi, kitap, diyet, projeler. ne olduysa haftasonu spora gitmemle oluverdi ya, bi haftayi da bitirdik-bitircez ya oyle bi tutustum ki sorma.

iyi oldu iyi, hicbisey yapmadan oturdugum yerden bile kalp atislarimi kontrol edemesem de cok iyi oldu. bak bi kilo verdim, bi de kitap bitirdim. projenin de icine girdim ya iste, haftasonu da gelirim yine de kurtaririm ben bunu.

insallah.

hadi su kapi bi acilsa, hadi benim islerim bi rastgitse.

nisan 2011, koln-dom

Tuesday, May 24, 2011

gune guzel baslamak icin

sanslisindir bazen, yine guzel bi uyku uyumanin verdigi keyifle kalkarsin, cocugu kaldirana kadar kitap okumak bilgisayarda oyalanmaktan daha cazip gelir.

bazen daha da sanslisindir, ofise getirilmis koca sepet cilegin basinda kimse seni rahatsiz etmeden pinekleyebilirsin.

o cilekler hem icini yikar, aklar paklar, hem de yuregini, aklini.

bu da 800. yaziymis. iyiymis.
 1 mayis, eve giden yollar

Thursday, May 19, 2011

siradan hayatlar, siradan giysiler



Wednesday, May 18, 2011

analiz

simdi gittik geldik ya, nasil oluyor bu ben de bilmiyorum ama biz kendimize hala gelemedik ki, ilk once gezmenin heyecani ile calisamadim, sonra on gun boyunca para kazanma derdimi unuttugum icin bu sorumlulugu kabullenmemek icin calis(a)madim, simdi de az zamanim kaldigini acik acik gormemek icin calis(a)miyorum.

ama.
en cok sevdigimiz yer leiden. ne gordunuz derseniz bilmem ki derim, bi kanal, kanalin etrafinda pazar, o kadar.

sevdigim sey guven'in cebinden cerezlik domates yemek, bi onceki gunden kalan sandviclerimize katik yapmak icin derim.

nisan 2011, leiden

neyse iste, bugun bi yaptirim koyduk ki sorma, kim daha az calisirsa haftanin geri kalan gunlerinde BUTUN ev isleri ona ait, tabi bu arada kendini de gelistirmesi gerek ki, haftasonu da ona kalmasin.

yapilan isler yakinsa, ayni duzene devam.

Monday, May 16, 2011

miskin olcer

miskin haftasonu iste.
cocuk ekmek almaya gitti de, ya ben.

karadir kaslarini bitirdik, cok sukur!
hatta gunes topla benim icin'i bile bitirdik.
ama yine de favori havada bulut yok, yine goz yasimiz calinan davulu dugun mu sandin'da.

ha, bi de, olur da komsunun cocuklari telimiz koptu amca derlerse guven'e, alet cantasini getirdim bey, diyecem.



Wednesday, May 11, 2011

senlik,

yine bizim mutfakta!

valla da yetti canima artik

bu sabah yine butun hafta gibi sanki ben bi robotmusum da dugmeme basilmis gibi 5.5ta kalkiverdim, ne bi zorlanma, ne bi sizlanma. mutfak masasinda oturdum oturdum. hatta dusun dedim, dusun, cuma gunu toplantin var, bi dusun dedim. dusunemedim. gobegimi sicak tutayim diye kanepeye yattim yine de uyumadim. ve bardagi tasiran son damla ise, kendimi bos duvarlara bakip bombos seyler dusunurken bulmam oldu. sonra ne uykunun beni dinlendirdigini farkettim ne de yedigim yemegin tadina vardigimin.

iste o zaman is cigrindan bi kere daha cikti, bu gelgit duygulara bi isim buldum, bunlar ya depresyon belirtisi ya da bahar yorgunlugu belirtisi. ikisinin de ihtimali ayni seviyede bence. depresyon, zaten aklima girdiginden beri daha bi duzgun kendi hissettirir oldu, durduk yere sinirlenip gulmelerle ve hicbirsey dusunmeden saatler gecirebilme kapasitemin cok yuksek oldugunu fark etmemle. bahar yorgunlugu da bildigimiz bahar yorgunlugu iste.

sabah ilk tedavi yontemim olan saglam bi vitamin almakla basladik, hergun iciyoruz aslinda, su suda eriyenlerden, benim mideme zarari olmayanlardan. simdi ise ginseng falan filan, ne kadar beni durtecek sey varsa icinde, iste ondan. ama bugun kullanamayacaz diye hadi bi redbull alalim dedik, allam redbull kim ben kim...............

off yazmak bile istemiyorum, iyilesmek istiyorum biran once.

Tuesday, May 10, 2011

hadi be kaslarin kara

- napalim bu aksam, sinemaya gidelim mi.
- yok ya, oyle ayri ayri takilalim.

guzelce oturup dusunecem, plan yapacam, hayallere dalacam derken illa ki muzeyyen senar lazim bana.

not edecek cok sey var.
bitirilmesi gereken cok sey var. kutuphanenin duvarindaki saat 60 gun kaldi diyordu bugun, mesela.
ahh hep bu hastalik yuzunden, tam umudumu elime aliveriyorken uzun vadeyi kesiveriyor, durduruveriyor beynimi, bazen kulak agrisi bile sokuveriyor araya, ama unutmak gerek iste, dura kalka unutmak gerek.

mesela, bi de almanya'dan tasidigim yamuk yumuk olan cikolatalarimi yiyebilirim, her ne kadar aralarinda son anda kurtarilip sargilanmis olsa da. severim seni cocuk, cook.

mis


inci cicegiymis, bu guzellikler, muge ve mayis cani da deniliyormus. ben hayatimda ilk kez gordum, oyle bi kokulari var ki inanamazsiniz, bu minikler mi insanin icini bu kadar temizliyor diye. hem lille cicek pazarinda gordum ki oradan almadim, araba surunmesin diye ama son gun reims'de de gorunce bizim de bi tane olmali diye dustuk sokaklara. simdi olmek uzereler, hala cok guzel kokuyorlar, buralardan ayrilmadan once bunlarin tohumlarini/soganlarini bulmam gerek. evde senede bir kerecik agirlamak icin bile verdiginiz emege kesinlikle deger.

kus oldum sanki

ogle arasi klasik sohbet konularimizdan biri olan donus planlarimizla ilgili konustuktan sonra hadi cocugun annesini arayalim dedik. aradik da ne iyi ettik, ofise dogru yururken bi hafiflemis hissettim kendimi, hissetmedim aslinda, hafifledigimi anladim, ucusan pantolon eteklerimden, daha da bi gicirdayan kirmizi bagciklilarimdan. sirittim oylece, okudu bence diye.

mutlu mutlu oldum iste. umut dolu oldum bi de.

mutfakta yasamaya da devam etmeli, yemek, pasta, borek yapip ayakta bolca zaman harcanmali.

aman kacirmayayim bu halleri.

eve giden yollar, 1 mayis 2011

unutmamak gerek

hollanda'da bi de yel degirmeni var,

brugge, nisan 2011
bi de tahta ayakkabi.
haarlem, nisan 2011

iste boyle

boyle sabahlara bayiliyorum, pek de erken sayilmayacak bi zamanda okula gelmisim, hoca ve bi kac gorevli haris kimse yok, hatta doktora yapanlardan kimse yok. sakin sakin. kahvemi iciyorum, muzik dinliyorum, yapilacaklari dusunuyorum ama oyle sakin ki. etrafimda aklimdaki sesleri duymami engelleyecek hic birsey yok.

gece uyumaya calisirken de cok kotu ruyalar gordum ve sabah yine onlarla birlikte kalktim. ilki, aslinda hemen yanibasimda kitap okuyan guvenle hayatimda gormedigim bi sekilde kavga ettigimizdi, kaldirdi beni kabusumdan, dalar dalmaz baska seyler, bunu hatirlamiyorum ama yine guven uyandirdi beni. sabah da kedilerle bogusarak uyandim, hayir olsun insallah.

en olmayacak zamanda hasta olduk, hani su disarsi icerlerden daha sicak oldugu zamanda, nasil atlatacaz bilmiyorum, cok ustune dusmesek belki, ama insan da keyifsiz olunca baska seylere odaklanmasi zor oluyor. su mide problemi devam etmese ne guzel olurdu benim icin, dinlendirmem gerek midemi sanirim.

icime yine panikler dogmaya basladi, nasil bitecek, bu islerin altindan kalkabilecem mi diye. ama bu duyguyu kesinlikle seviyorum, bazen oyle bos oluyor ki cunku, buna ben coktan raziyim.

nisan 2011, koln

Sunday, May 8, 2011

sonunda bi hayalim daha oldu

kucucukken iste, bi iyi arkadasim oldu mu, ben isterdim herseyi onunla birlikte yapayim, birlikte hasta olup yanyana yatalim diye bile. yirmi sene sonra bu hayalim de gerceklesti. cocukla gozlerimize kadar yorgan altinda kalip kikir kikir gulustuk halimiz el verdikce.

iki gundur 3 odali eve bi odaya dusurduk, butun ihtiyac gerecleri topladik, kapiyi kapatip sobayi yaktik. cuma aksami benim kolumu kipirtacak halim yoktu, neyseki cocuk geldi de, yemek yatirma faslini o yapti. ertesi sabah ben daha iyiyim, kahvalti benden, aksam yemegi yine cocuktan. boyle paslasarak ben artik ayaga kalkabilecek kadar iyiyim, hatta ev islerini ustlenebilecek kadar. cocuk hala yataklarda hala onu terletme pesindeyiz. arada iyi olup da seni nasil da iyi ettim, bana bakasin diye pis siritislari haric cok uslu. ama yine viks kokulu evi ve yanmis nane-limon caydanligini temizlemek bana dusuyor.

bi onceki fotograf tam burasi icimmis, ama ben iyi olduguma gore artik, bu cocuga gitsin

nisan 2011, scheveningen

Friday, May 6, 2011

megerse

ben hastaymisim, yok uyusugum, yok yorgunum derken kendime haksizlik etmis durmusum. hasta oldugumu da anlamak icin evde yalniz kalip kapilara tutunarak yurumem gerekmis sanki. bogazlarim agrimadigi, burnum akmadigi, usumedigim, atesim olmadigi icin hic grip olma ihtimalini dusunmemistim. hani vardir ya ne yesen yuregine fayda etmez lafi, iste o vardi, bi sure bende, yuregime fayda etsin diye dunya kadar sey yerken ilk once midemi ve bagirsaklarimi bozdum, sonra halsizlik ve sonra kulak, bas agrisiyla, grip olmusum tehsisini koydum.

hala da ne yedigim biseyden zevk aliyorum ne de canim biseyler yapmak istiyor, buna etsy, strawberry ve idefix'den alisveris de dahil.

bari masa tepelerinde uyuklamaya calismaktansa gideyim ilk once markette gonlumu gezdirip canimin istedigi biseyi alayim, sonra da zibarip yatayim.

nisan 2011, brugge

Wednesday, May 4, 2011

cakma Keukenhof

hollanda bi lale bahcesi yapmis, ustune de bi giris ucreti koymus ki sorma. e her yer de duzluk, hani cik tepeye yukardan bak o bahceye yok oyle bisey, ya (14.5*2)+6 € bayilacaz ya da lalesiz bi gezi yapacaz. ikisine de olmaz dedik. dustuk lale tarlasi pesine, en guzelini bulup saga cektik arabayi, daldik tarlaya, laleye doyduktan sonra bi baktik arabanin arkasi konvoy olmus :)

ayrica bu lale bahcesinde, boyle tarlalar yokmus, lalelerden desenler falan varmis, peh, hem yuksekten de goremiyorsun o desenleri, iki kere peh.

iste bizim tarla.





lisse tarlalari, nisan 2011

diamond museum

en guzel parcasi buydu.

nisan 2011, amsterdam

birakalim boyle uzun yazilari

daha guzel seyler var bahsedecek, onlara bi oncelik.

okyanus!

gittik, gorduk,



sersemledik,

ve paralandik :)
nisan 2011, scheveningen

almanya

amac hollanda ve belcika oldugundan, gidis donus yollarinda yani almanya ve fransa'da cok oyalanmadik.

almanya'ya ilk gidisimizdi ve bizim icin orasi artik almanya degil, kesinlikle, orasi baska bi turkiye. bu kadar turk gormedim hicbi yerde. hotelden cikip tramvayla sehir merkezine giderken almanca duymadik, ve bu insani biraz urkutuyor, zaten gectigimiz sokaklarda, dunya kadar turk bankasi, kuyumcusu, gelinlikcisi hatta turk cafe'si yazip buzlu camlarin arkasindaki yesil ortulu masalari da gorunce yabanci bi yerde insanin kendini nasil daha daha daha yabanci hissedebildigini gorduk. koln'de buna benzerdi ama ilk gun bu duygulari kesfedince cok da takmadik.

frankfurt'a gec varinca muzeler yalan oldu ama goethe heykeli, eski sehir merkezi, kopruyu gun isiginda da gezebilecek kadar zamanimiz vardi.

boyle bi meydan,


boyle bi opera,

boyle bi de goethe heykeli,

ve tabi dunya kadar gokdelen, ve sehrin tam ortasinda.

koln'e ren nehri kiyisindan dura gide aksam vardik, daha da aksam munster'den blogda tanisip maillestigimiz bi arkadasim esiyle cikageldi. tanisma, gece gezmesi derken koln'le ilk baslangic pek guzel oldu, ama yine de eski sehir merkezinin ortasindaki bi cafede elinde mumlu bi tepsi tasiyip yuksek yuksek tepelere soyleyen bi grup gormekten de kacamadik.

daha turistik yerler gormek icin ayni yerlere gunduz gozuyle de bi tur yaptik. koln, ikinci dunya savasinda nazilerin karakol merkezi gibi onemli bi yermis, onun icin 157m uzunlugunda katedral disinda hersey yikilmis, ama onlar tekrar insa etmisler. katedralde ibadet vardi ama tepesine cikma sansimiz oldugunu gorunce pek bi sevindik ki canimiz hic de cikolata muzesi ya da nazi belgelerinin oldugu muzeleri gezmek istemiyordu, zamanimizi oylece harcadik, kapali vitrinlere de bakip hollanda'ya girmek icin yola ciktik.

 



birader

cok uyusuk oldum, bildigin gibi degil yaa. yok biraz dinleneyim, yok aklim bosalsin dedikce de icime okula gitmesem mi bugun kurtlari bile girmeye basladi. oyle ya da boyle biseyler yapmaliyim ve yaptigimi gorup daha cok yazmaliyim. buraya yazmak bile, butun gun hic bisey yapmadim vicdan azabini yasamak yerine okul icin bisey yapmadim ama blog yazdim ya da kitap okudum demek cok daha iyi. boyle bi ic dokmesi olsun bu, fotograflari da hazir duzenlemisken, gazetelere bakmayi unutmusken.

ha bi gayret.

nisan 2011, brugge

Tuesday, May 3, 2011

uzun yolculuklari daha cok sevdim sanki









eve giden yollardan, 1 mayis 2011
hicbiriyle de oynamadim ayrica.

bi sindirmeli

gezmelerden cok yasanmisliklarin daha cok oldugu bi tatil gecti bitti, geriye dunya kadar fotograf, unutmamak icin panik oldugum bi suru ani kaldi. toparlamak lazim, boyle hafife de alinmaz, ayip. ama deftere yazmamak daha ayip, onu bi halletmeli ilk once, ondan sonra burasi, burasi belki de fotograf hikayeciklerinden olusur.

ama sanirim bi dinlenmem, durulmam, sindirmem, ne bileyim iste biraz zamanin gecmesi lazim.

bacaklarim feci agriyor, bu 10gundur gunde en az 5km yol yurumekten de olabilir ya da gunluk guneslik havadan sonra lozan'in yagmurlu olmasindan da. yani bi yorgunluk var. zaten aklim annemde, bi de cok da ufak sayilmacak bi derdimizde. dudaklarim miril miril dua pesinde. hatta bu duzenlemelerden once projeyi de azcik hayatima katmam gerekiyor. e hadi o zaman bi enerji gelsin.


belcika cilekleri. hollanda'nin topragi pek bi verimsizmis, sadece lale, patates ve cilek yetisirmis. cilegi oradan alamadim, gent'teki pazarda gorunce asagi yukari aynidir diye aldim. brugge'de kendime laf yedirtmemek icin hem tasidim hem de bitirmeye calistim. tadi kesinlikle degisikti, bi eksiydi bi de lifli bi yapisi vardi, sap kismina dogru kolay isirilmiyordu, benzemetemedim baska bi meyveye.

Monday, May 2, 2011

ellerim kapkara.


yuzum de oyle.
bilgisayar ekrani cok degismis, gibi.
klavyeye ilk kez dokunuyorum, gibi.
on gunde unutabiliyormus insan ve sokak cocugu da olabiliyormus.

evi ozledim hem de cok.
ilk iki gun huzunluyduk, klasik haftasonlari gibi eve donmeyecegimi anladigimizdan.
son iki gun ise oyle cok heyecanliydik ki evde uyuyacaz diye.
on gun boyunca on ayri yerde, dokuz farkli sehirde uyanmak!


ama burasi yine ic daralmasiyla bekliyormus. hatirladikca panik ataklar gecirmemize sebep olan belli olmasini bekledigimiz bi haber. buralarda yapilacak isler. ve annemin tahlilleri, gel yanima diye telefonda aglamasi.


duzene girecek hersey iste, sadece zaman azcik yavas gidiyor, hizli gitmesini de ne kadar istiyorum emin degilim ki.

22nisan-1mayis

 
design by suckmylolly.com