Thursday, April 21, 2011


kendini tatil sanan persembe

ortalik bombos, olanlarda masalarinda kulaklariyla saatlerin bitmesini bekliyorlar. ben de, ben de!!

arada tatli heyecan, arada da endiseli heyecan icinde oluyorum ya yolu bu galiba diyorum, yasanmasi gereken sey bu diyorum. tek istedigim gittigimiz sehirler bizi sevsin, bizi sevsinler ki iclerindeki en guzel insanlari bizim karsimiza cikarsinlar.

arada da nasil bi tatil ki bu boyle diye dusunuyoruz, donebilmek daha onemli sanki. ama benmi gozumde yola ciktik bi kere guzel seyler beliriyor.

bi de bu sarki da yardim ediyor iste.


Wednesday, April 20, 2011

ve son. strasbourg.

bu yaziyi yazmaya baslamadan once fotograflarina bakiyordum, ne var ne yok diye hatirlamak icin, sonra aklim biz arabayi nereye birakmitiga takildi, sonra hatirladim ve iste oradan baslamali bu yaziya dedim.

eger yolumuz uzun degilse, boyle bi sistem gelistirdik kendimize, o gun o sehri dolasiriyoruz, aksam yatmak icin baska bi sehre gidiyoruz, ertesi gunde yeni sehirde butun gun gecirecegimiz zaman oluyor. strasbourg'a aksam karanlikta vardik yani, ertesi gun ise arabayla sehir merkezine gittik, tabi bu tomtoma gore ya, don dolas bulamadik, sonra arabayi park edelim diye ha bi gayret cabaladik, yer yok, bi de park sistemleri de farkli, buyuk bi ceza da yemek var ucunda. anlayabildigimiz kadar ucretsiz olan bi yerde buluverdik bi park alani, ama arabanin uzunlugundan sadece on santim buyulukteydi, biz acemiler arabayi oraya onbes gel-gitten sonra sokmayi basardik, 7-8 gel-gitten sonra da cikarabilirdik. ve sonucunda kendimizle sadece bu basaridan dolayi degil avrupa insaninin bile o umursamaz gorunen yuzunun altinda aslinda ellerini arkadasn baglayan gobekli turk amcalardaki gibi bi merak olabilecegini de gosterdigimiz icin gurur duyduk.

strasbourg, iyiydi, hostu, pek bi hazirliksizdik. kimse calismamis neler yapacagimizi, bi harita bularak gunu kurtardik. bi katedraline gittik, tepesine ciktik, ucuza karnimizi doyurduk diye sevindim, turk kadindan kurabiye aldik, 62 sentin, ikisine varana kadar cikardi bizden, cheetos aldik, leylekler gorduk, sehrin icindeki parka evlerini yapmis leylekler, insanlar yerde onlar havada ucuyorlardi agizlarinda cali cirpi ile. suyun gezilerde ne kadar onemli oldugunu, arabadan 1.5lt'liklerin hic azalmamasi gerektigini anladik, hepsini yazdik bi kenara.




asil buyuk harflerle yazdigimiz sey ise. BENZIN. simdiye kadar hicbi zaman bi depoyu bitirmemistik. en yakin sehre 20, isvicre sinirina 40 kilometre kala bi sessizlestik, bi caresizlestik. hele de yoldan cikip biri terkedilmis ikincisi kapi duvar benzinlikleri gorunce tir soforlerine sarildik, bize bi care bulsunlar diye. insan macarca bile ogrenirmis oyle bi durumda, onu da anladik, koyduk cebimize ama hala, eve gitme sessiz panigi. tomtomda gosterilen yerleri denemekten baska caremiz yoktu, siraya koyduk, olabilecek en benzin cimrisi sirasina. kredi kartiyla calisan bi pompa bulduk, ilk denemede. ama kartimiz calismadi, arkamizdaki anne-oguldan yardim istedik, buradan da almanca ogrenebilirdik, ama onlar kartlarini kullanmamiza izin verdiler, ustune de verdigimiz paranin ustunu de vermeye kalktiklar. yani dort super insan sayesinde evimize bi saat gecikmeli geldik.

allah iyi insanlarla karsilastirsin belki de en guzel dua.

Tuesday, April 19, 2011

kapaliyiz yine de

okula geldigimde gazetelere bakip da enerjim dusmesin diye butun gazeteler kilit altinda, ben geldigimde coktan kapanmis oluyor, aksam da cikmama yakin aciliyorlar, o arada nelere bakarsam artik.

ama yine de bi yolunu buluyorum iste. buluyorum bi yerlerden, neler olmmus diye de icim sisiveriyor, sonra da gel calis, kolaysa. butun aklini ac ki hata yapmadan biseyler basarasin. nerdeee... dedim ki buraya yaziverirsem, hem goruruz ilerde, cunku anlasilan o ki seneler sonra senin anilarin, hatirladiklarin en dogru olan olacak, en gercek arsiv seninki olacak, e baslamali bi yerden iste. ara ara, hem arsivim dolsun, hem icindekiler dokulsun, ister kopyala-cikar, ister kendi dusuncelerim, yaz gitsin iste.


Dün gece genel seçimlerin atmosferini değiştirecek bir deprem yaşandı. YSK, aralarında Leyla Zana, Hatip Dicle, Gültan Kışanak gibi isimlerin bulunduğu 12 bağımsız adayı veto etti.

Haber duyulur duyulmaz siyasetin gündeminde tam bir deprem yaşandı. BDP yönetimi Ak Parti’yi suçladı, Ak Parti kararın YSK’ya ait olduğunu söyledi. Hukukçular konuştu, siyasiler açıklama yaptı.
Peki onlar ne diyor?
Hurriyet.com.tr sizin için gazetelerdeki köşe yazarlarına ulaştı ve görüşlerini aldı. Hiçbir ayrım gözetmeden her gazete arandı. Köşe yazarlarının görüşleri gelmeye devam ettikçe yayınlayacağız.
İşte o görüşler:
Taha Akyol – Milliyet Gazetesi
YSK'nın kararı hukuken tam olarak doğru, siyaseten tam olarak yanlıştır. Hakim başka türlü karar veremezdi ama durum çok vahim. Bir kesim diyor ki bu Kürt siyasetine karşı derin devletin bir komplosudur. Seçimi boykot etmek isteyenler de var. “Bu işin arkasında Ak Parti var” deniyor. Diğer kesim farklı bir şey söylüyor. Ak Parti'ye darbe vuran kim YSK. Bu görüşlerin ikisi de yanlış. Ağır komplo teorileridir. Gazeteci arkadaşlarımın bunları köşelerine taşımalarını üzüntüyle karşılıyorum. YSK'nın gerekçesinde de belirtiliyor, “Terör suçluları affedilse de seçilemez” deniliyor. Adli sabıka kaydı geldiyse bunu görmezden gelebilir misiniz? Genel af olsa bile milletvekili seçilemezler deniliyor, YSK'nın gerekçesi bu.

Can Ataklı – Vatan Gazetesi
YSK’nın kararı bildiğim kadarıyla kesin karar oluyor. Alınan kararlar yasalara uygun mu bilemem ama karar doğru olabilir. Ama tabi bunun siyasi boyutu var. Mahkeme bir karar verirken bunun sonuçlarını da düşünmeli. Yargı kararlarına saygılıyız diyorsak buna da saygılı olmak durumundayız. Tabiî ki bu karar eleştirilebilir. Ama bu kararı eleştirenlerin şiddet dışında her türlü girişimini meşru görüyorum.

Kanat Atkaya – Hürriyet Gazetesi
Bu karar kimin kararıdır? YSK’nın kararı gibi görünüyor ama hangi zihniyetin ürünüyse umuyorum ne yaptığını biliyordur. Ben bilmediğine eminim. Sonuçlarını kestiremiyorum ama iyi bir yere varmayacağı ortada. İnsanların temsil hakkının elinden alınması, meclis dışında bırakılması hiçbir mantıkla açıklanamaz. Bu işin içinden nasıl çıkacaklar merak ediyorum.

Ergun Babahan – Star Gazetesi
YSK barış sürecini engelliyor ve  bu kararla seçim sonuçlarını dizayn etme çabasına girdi ayrıca BDP içinde  ‘Seçim ertelensin ‘ ifadesini de gerçekçi bulmuyorum.

Faruk Bildirici – Hürriyet Gazetesi
YSK, bu kararının ağır siyasi sonuçları olacağını bilmek zorunda. Bu karar salt hukuki gerekçelerle açıklanamaz. Daha önce de çeşitli örneklerini gördüğümüz biçimde yeni bir gerekçe bularak YSK'nın bu kararı geri almasını temenni ederim. Aksi halde Türkiye yeni bir sürece girecek ve bu süreç daha kanlı daha çatışmalı ve hızla ayrışmaya giden bir dönem olacak. 

Mehmet Ali Birand – Posta Gazetesi
YSK katı hukuki değerlendirmelerle son derece tehlikeli bir siyasi karar almıştır. Ülkeyi ateş topuna döndürecek oranda bir tehlikeyle karşı karşıyayız. İktidarı muhalefeti ve medyasıyla Türkiye BDP'ye destek olmalı ve bu duruma bir çözüm bulmalı. Aksi halde güneydoğu sokakları ateş topuna döner. Kandil dağına çıkışlar bir misli artar. Kürt sorununu çözmek istiyorsak, iyi niyetimizi göstermek istiyorsak bu fırsatı kaçırmayalım. Kaçırırsak da sonradan ağlamayalım.

Orhan Birgit – Cumhuriyet Gazetesi
Hukuksal yanı tartışılmalıdır ancak politik yanı yanlıştır. Kürt vatandaşlarının vekillerini seçme hakkı elinden alınamaz.

Yusuf Ziya Cömert – Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Seçim sürecini etkileyebilecek bir karar. Sevimsiz bir karar. Ben gelecekte bu partinin taleplerini siyasetle dile getireceğini umduğum için YSK’nın bu kararını mevzuata uyuyordur belki ama Türkiye’nin siyasi gerçeklerine uymayan bir karar olarak görüyorum. Burada BDP’nin de sorumsuzluğu vardır belki. Adayların durumunu tespit edip mevzuata uyup uymadığına bakmalıydı.

Elif Çakır – Star Gazetesi
YSK’nın kararı hukuk açısından doğru gibi gözükse de siyasi açıdan oldukça hatalıdır.
Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde YSK hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği bir kararla  “Yüksek Gerilim Kurulu” gibi davranmıştır.
Verdiği bu kararla “çözümün Meclis’te” olduğunu düşünenlere “Meclis kapısının kapalı” olduğunu göstermiştir ve devletin soğuk yüzünü bir kez daha göstermiştir.
Aslında tehlike cumartesi günü geliyorum demiştir. Gürsel Tekin’in açıklamasıyla da YSK önce İlhan Cihaner’in aday olmasını sağlayıp sonrasında 12 bağımsız milletvekilini de veto etmiştir.Bu aslında bir nevi yargıda yapılan reformların YSK eliyle intikamının alınmasıdır. Çünkü faturanın Ak Partiye çıkarılacağını biliyorlardı. Oysa aynı YSK, 2002 seçimlerinde de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da veto etmişti. Eski TCK’nın 312. Maddesinden mahkum olduğunu ileri sürmüş ve dönemin Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da ortalara dökülüp “affa uğramış olsa bile milletvekili olamaz” diyerek demeçler vermişti.
Hatırlarsanız o süreçte Meclis çalışma yaparak gerekli düzenlemeleri yapmış ve Deniz Baykal’ın da desteğiyle Erdoğan milletvekili olabilmişti.
Şimdi de ilk akla gelen şey, demokrasiye vurulan bu darbenin önüne Meclis’in geçmesi ve hemen gerekli düzenlemeleri yaparak ya mevcut adayların girmesinin sağlanması veya BDP’ye yeni aday gösterebilme şansının verilmesini sağlamasıdır.
Ancak siyaset dediğimiz şey tam olarak bu olsa gerek. Ak Parti’den 180, CHP’den 60 vekil önümüzdeki mecliste olmayacaklar. Küskünler grubuyla Meclisin toparlanması zor görünüyor ama bugün vekillerin kapris yapma günü değildir ve hepsi Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını kaosa sürükleyecek bu ortamı düzeltmek için çalışmalıdır.
Diğer bir çözüm YSK’nın geri adım atmasıdır ki, yasalarla bağlı olan bu kurumun geri adım atabilmesi de kolay değil. Ancak YSK’nın, Türkiye’nin seçimlerine büyük şaibe düşürecek ve gelecek yıllarını kaosa sürükleyecek bu kararını mutlaka gözden geçirmesini ve yapılacak itirazları aklıselim ile değerlendirmesini umuyorum
Aksi takdirde, YSK’ya geri adım attıracak tek gücün kamuoyu olduğunu düşünüyorum. Bütün medya birleşmeli ve gerçekten medyanın gücüyle birlikte kamuoyu baskısı oluşturulmalı. Gerekirse YSK’nın önünü tahrir meydanına çevirelim YSK geri adım atıncaya kadar. Ayrıca, hukukun arkasına sığınılarak ülkede gerginliği attıracak bir komployu BDP’nin de görmesi ve açıklamalarını bu minval üzere yapması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Oral Çalışlar – Radikal Gazetesi
Tam anlamıyla siyasi suikast. Son derece hukuku demokrasi aleyhinde yorumlayan ve hatta bilinçli bir karar bile demek mümkün. 2 milletvekili ile hiçbir yeni siyasi gelişme olmadan seçim yeterliliğine uygun gören kurumun bu şekilde karar alması anlaşılamaz. Meselelerin demokrasi içerisinde çözülmesini istiyorsak bu tür kararların önüne geçilmesi gereklidir.

Cengiz Çandar – Radikal Gazetesi
YSK’nın bu kararından sonra, “yargı reformu” ve “yeni anayasa”nın ne kadar vazgeçilmez ihtiyaçlar olduğu daha da çarpıcı biçimde ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde, yüzde 10 barajının da mutlaka kalkması zorunluluğu da. Ne yapıp edip, YSK kararının düzeltilmesi sağlanmalıdır. Aksi halde, seçim “şaibeli” duruma düşer, o seçim sonucunda oluşan parlamento, “demokrasi üzerine düşen gölge”yi asla kaldıramaz. “Türkiye 2023”, bir stratejik proje olmaktan çıkıp, “hayal” haline gelir.

Fatih Çekirge – Hürriyet Gazetesi
Bir kere şunu söylemeliyim ki, demokrasi adına çok üzgünüm. Düşüncelerinden dolayı ceza almış insanlar düşündükleri için seçilemiyorlar. Ve tabii bu da terörün ekmeğine yağ sürüyor. BDP’nin seçimlere katılmadığı bir seçim, seçim olur mu sizce? Bence sakat olur, güdük olur, acı olur, kısık olur, kıt olur, ışıksız olur. Neresinden bakarsanız bakın, bu karar büyük bir olaydır. Ve genel seçimleri birden bire başka bir atmosfere taşımıştır.

Bilal Çetin – Vatan Gazetesi
Burada ciddi bir siyasi problem var, hukuki bir problem var. Hukuki açıdan bakarsanız devlete karşı suç işlemiş olanlar aday olamazlar hukuken doğru, kural neyse onu uygulamış. Ama işin siyasi tarafına bakarsanız çok ciddi bir siyasi çıkmaza giriyor Türkiye. Görev siyaset kurumuna düşüyor. Demokrasiden bahsediyorsak yasamızdaki demokrasi açısından eksikleri anayasadan ayıklanması lazımdır. Çözümsüz bir problem olarak yer alıyor. BDP seçime giremiyor yüzde 10 barajı yüzünden. Bu baraj olmasaydı daha kolay atlatırdı. Bu sıkıntının çözümü siyaset kurumuna düşüyor.

Metehan Demir – Hürriyet Gazetesi
Asıl çılgın projeyi YSK patlattı. Maalesef biz Başbakan Tayyip Erdoğan'ın çılgın projesini tartışıp merak ederken asıl çılgın projeyi Yüksek Seçim Kurulu patlattı. Hukuken izahı mümkün olsa da gerekçeleri hukuk ekseninde izah edilebilse de siyaseten ve mantıken ortada bundan sonrası için parlak bir tablo olduğunu söylemek çok zor. BDP'nin bağımsız milletvekillerini demokratik yollarla parlamentoya gelmesi ya da gelmemesi Türkiye'de toplumun teveccühüyle olmalı. “Seçimlere giremezsiniz” deyip ifade özgürlüğünü ne söyleyeceklerini beğensek de beğenmesek de engellemek maalesef orta ve uzun vadede Türkiye'de, Kandil'de şiddet yanlılarının elini güçlendirecektir. Belki kısa vadede bugüne kadar Meclis’te birçok gerginliğe imza atan BDP’lilerin seçimlere girmeyeceğine bakıp, "Oh olsun onlara" demek kulağa hoş gelebilir. Ama unutmayalım en kabul edilemeyecek görüşler bile söylense Meclis’te kavga çıkması gepegenç çocukların bugüne kadar on binlerce evladını teröre kardeş kavgasına kurban vermiş bu milletin kanlı terörü tekrar yaşamasından çok daha iyidir. Ümidimiz tarafların sağ duyuyu devam ettirmesi çok zor da olsa yasal alt yapının sağlanarak bu isimlerin seçime girmesini sağlanmasının önünün açılmasıdır. Burada hükümetin doğu ve güneydoğuda bu kararlarla “en önemli ve tek rakibimden kurtuldum” mantığıyla bakmaması çok önemlidir. Ben Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin'in bugün gelişmelerle yaptığı açıklamaları bu açıdan takdire layık buluyorum. Kürt siyasetçilere normal temsil hakkı ifade özgürlüğü her ne kadar söylediklerine karşı olsak da mutlaka tanınmalı. Türkiye'nin bence en çılgın projesi başta terör sorunu olmak üzere yıllardır ayağına pranga gibi yapışan bu sorun yumağından kurtulmak olmalıdır.

Abdurrahman Dilipak – Yeni Akit Gazetesi
Olay çok karmaşık... Yasada, bundan beş sene önce Kürtçe konuştuğu için affedilse bile aday olamaz deniyor. Ama şimdi böyle bir suç yok. Kürtçe konuştuğu için aday olamıyorsa burada bir hukuksuzluk var. Suçun niteliğine bakılarak karar verilmesi lazım. Suçun niteliğini ve gerekçesini bilmediğiniz için şu anda ahkam kesmek olur. Suç olmayan bir şeyi suç gibi göstermek suretiyle, adaylıklar engelleniyorsa bu bir hukuk ayıbıdır.
İşin hukuki boyutuna kimse girmiyor. Kanuni kararın tartışılması gerekiyor. Bunu makro anlamda tartışmamız gerekir. Aynı gerekçelerle devlet memurluğunun da önü kesiliyor mesela.Seçim süreci göz önünde bulundurulduğunda ise bu durum bir ironik bir sözü akla getiriyor. Buna göre, "Bir evde kedi, papağanın tüylerini yolmuş. Ev sahibi geldiğinde 'ne eğlendik, ne eğlendik'" demişler. Bizim de çok eğleneceğimiz muhakkak.
Bu hukuk çelişkilerini düzeltme yoluna gidilmiyor ve görmezlikten geliniyor. BDP'liler de bunu önceden görmeliydi. Bu, "muz kabuğu gördüm, düşeceğim" demek gibi bir şey.

Yalçın Doğan – Hürriyet Gazetesi
2002 seçimlerinde benzer bir vetoyla karşılaşan Tayyip Erdoğan’ın sorunu Meclis’te yasa değişikliği ile çözülüyor. Erdoğan’a milletvekilliği yolu açılıyor. Demek ki, istenirse çözüm var. Her türlü yasal engeli aşarak, yasal değişikliklerle BDP’lilerin vetodan kurtarılması gerek. Bu son derece haksız ayrıca bölge huzuru açısından tehlikeli bir karar. “Yasa böyle ne yapalım” deyip olayın üstüne yatmaya kalkmak son derece yanlış. Vetolar ve bunun karşısında iktidarı ve muhalefetiyle alınacak fiili siyasi tutum Kürt sorununu ve Türkiye’nin huzurunu etkileyecek nitelikte.

Yavuz Donat – Sabah Gazetesi
YSK’nın kararı hukuken doğru fakat siyaseten yanlış. Yasa böyle diyor. YSK ne yapsın? Yasanın düzeltilmesi gerekiyor. Fakat bu da YSK'nın değil siyasetin işi. Seçime iki aydan daha az kalan bir dönemde Türk demokrasisi açısından hoş bir görüntü değil.

Sedat Ergin – Hürriyet Gazetesi
Öncelikle YSK’nın bu kararını hangi gerekçelere dayandırdığı konusunda kamuoyuna cevap verme yükümlülüğü vardır. Bunun yapılmamış olmasını topluma karşı önemli bir kusur olarak görüyorum. Kararın içeriğini çok sorunlu görüyorum. Yasal olanla demokratik meşruiyet arasında bir makasın ciddi bir şekilde açıldığı bir durumla karşı karşıyayız. Bu kararın Kürt sorununun çözümünü daha da zorlaştıracağını düşünüyorum. Seçim boykotunun bir yararı olacağını sanmıyorum. BDP’nin “Her şeye rağmen demokrasi” sloganına sarılması gerekir.

Ahmet Hakan – Hürriyet GazetesiYüzde 10 barajı çok yüksek bir baraj. Bütün sorun aslında bundan kaynaklanıyor. Bağımsız adayların ortaya çıkma gerekliliği yüzde 10 barajından kaynaklanıyor. YSK'nın kararı ise son derece problemli ve tartışmalı. Özellikle bazı adayların hakkındakiler. Onları tam olarak neye dayandırdıklarını bilmiyoruz. Ama her halükârda Türkiye'de siyasetin normalleşmesine darbe vuran bir karar. Bu kararın yansımaları önümüzdeki süreçte çok olumsuz bir şekilde ortaya çıkacak. İktidar, Kürt siyasetçilerin legal zeminde siyaset yapmalarının önünü açmalıydı. Bunun için yasal düzenlemeleri yapmalıydı.
Altemur Kılıç – Yeniçağ Gazetesi
Bu karar bölücülerin ocağına yeni bir ateş verecek. Azdıkça azacaklar. Zaten onlara tavizler vermek yanlıştı. YSK'nın kararı çok doğru. Ancak bölücülerin bunu bahane etmesine daha fazla fırsat verecek. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu karardan hoşlanmadığını düşünüyorum. Bu karar konjonktürel olarak Başbakanı memnun etmeyecektir.

İsmail Küçükkaya – Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Ben işin hukuki boyutu bir yana siyaseten yanlış olduğu kanaatindeyim. Yaklaşan seçimlerin dengesini etkiler. Eşit şartlarda rekabetin gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorum. YSK’nın bu kararı siyasi dengelere müdahaledir. Bölgedeki oy oranlarını da milletvekili sayılarını da etkileyecektir. Bu da çok önem verilen Haziran seçimleriyle ilgili bitmeyen tartışmaları gündemine taşıyacaktır. Eğer yapılabilirse mutlaka BDP’ye bunların yerine başka bağımsız adaylar koyma imkanı verilmelidir.

Yılmaz Özdil – Hürriyet Gazetesi
Allah sonumuzu hayır etsin……….

Erdal Sağlam – Hürriyet Gazetesi
Siyasi olarak çok önemli sonuçları olacaktır. Yeni TBMM'nin gündemi anayasa ve Kürt meselesiyken bölgenin orada temsil edilmemesi düşünülemez. Sadece bölgede değil Türkiye'de kaosa yol açabilecek bu sorunun mutlaka giderilerek seçimlere gidilmesi lazım. Zaten yüzde 10 barajı temsil imkanını sınırlamışken bir de BDP seçimlere girmezse seçimleri yapmanın hiçbir anlamını kalmaz, halkın iradesini yansıtmaz.

Muharrem Sarıkaya – Habertürk Gazetesi
YSK’nın vermiş olduğu karar hukuk çerçevesi içinde bir harekettir. Gerekçeli kararlara baktığımıza yerinde bir karardır. Bakıldığında Leyla Zana  2012 de milletvekilli seçimlerine katılabilir. 3 temmuz 2007 de mahkum olmuş ancak kendisine denetimli serbestlik hakkı tanınmış. Sonuç olarak ortada bir mahkeme kararı var.  Sabahat Tuncel için 1 yıl 6 ay kesin denilirse eğer ki YSK durumu böyle kabul etmiş. 5 yıl sonrasında hak kazanması gerekiyor. YSK durumu  incelemiş ve sonuçta hukuki karar vermiş. YSK’ya neden böyle karar verdin diye sormak söz konusu değil. Oluşan sonuç Siyaset kurumu’nun bugüne kadar uygulamaya koyduğu kararların sonucudur. Siyaset kurumu Siyasi partiler kanununda gerekli düzeltmeleri yapmış olsaydı bugün  bunları tartışmıyor olacaktık. Hukuk çerçevesinde bir eşitlik söz konusudur. Kimsenin YSK’ya neden böyle yaptın deme hakkı yoktur. 2007’de alınmış cezalar 2012’de son bulacaktır. Söz konusu kişilere seçim yolu ancak bu şartlar altında açılacaktır. Gülten Kışanak’ın 92 tarihli cezası söz konusudur. Memnu hakların iadesi yapıldığında çok rahat milletvekili seçimlerine katılabilecektir. Ancak bu hak kendiliğinden verilen bir hak değildir. Yasa değişikliğinde Kışanak’ın ilgili mercilere başvurması gerekiyordu. Başvurmamış. Sorgulanması gereken siyaset kurumunun bizzat kendisidir.

Derya Sazak – Milliyet Gazetesi
Yüksek Seçim Kurulu’nun BDP’nin desteklediği 12 bağımsız milletvekili adayını “veto” etmesi 12 Haziran seçimlerine ağır bir müdahale niteliğindedir. Bu vetolar, 12 Eylül askeri rejimini anımsatıyor. YSK kararı, 2007 seçimlerinde Anayasa Mahkemesi’nin “367 darbesi”, Genelkurmay’ın 27 Nisan “e muhtıra”sını çağrıştıran bir müdahaledir. 12 bağımsızın yerine başka aday gösterilemez ve BDP seçimden çekilme kararı alırsa ne olacaktır? AKP Güneydoğu’da tulum çıkarırsa seçime gölge düşmeyecek mi? Ankara’da tuhaf şeyler oluyor. Seçim sabote edilmek mi isteniyor?!

Erdal Şafak – Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Seçimin meşruiyetine Gölge düşüren bir karar .YSK’nın bu kararları tekrar gözden geçirmesi, bir kez daha  karar alma sürecine girmesi gerekir.

Serdar Turgut – Habertürk Gazetesi
Ben bu kararı çok eskiden seçilmiş olan vekillerin Meclis’ten polis tarafından alınıp götürülmesi kadar vahim olay olarak görüyorum.

Amberin Zaman – Habertürk Gazetesi
Türkiye'de ileri demokrasiden bahsedilirken sivil siyasette var olmaya çabalayan Kürt siyasetçilere "Hayır olamazsınız" denmektedir. Buradan çıkan iki netice var. Birincisi demokrasiye bir darbe daha vurulmuştur. İkincisi etnik Kürt milliyetçiliği daha da güçlendirilmiştir.

Yeni eklenenler:
Ali Sirmen - Cumhuriyet gazetesi yazarı:
Henüz bir fikir oluşmadı. Yasal konuları hukukçularla görüşüyorum. Şunu belirtmek isterim ki adamlara hem siyaset yap diyorsunuz hem de engelliyorsunuz. Sakıncalı görüyorum.

Emin Çölaşan – Sözcü Gazetesi yazarı:Kürtçü BDP'ye, ilkelerine ve savunduğu bölücülük girişimlerine kesinlikle karşıyım. Ancak YSK'nin bu son kararı Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da tamamen AKP'nin işine yarayacaktır. Seçime kadar bölgede çok ciddi, hatta kanlı olaylar yaşanmasından endişe ederim. Nitekim, olaylar başladı bile. AKP bu olayı kendi çıkarları doğrultusunda mutlaka kullanacaktır.
Sebahattin Önkibar – Yeniçağ Gazetesi yazarı:Hukuk pusu kurmaz. Evrak eksik ise tamamlanması için süre tanınmalı. Dolayısıyla, YSK'nın  bu yaptıklarını onaylamıyorum. Bu, seçimi de gölgede bırakır. Hukuk tahmin edilebilir olmalı. Dolayısıyla tasvip etmiyorum. Bu karar, Güneydoğu'da şahıslardan ziyade BDP'nin kurumsal kimliği önemli. Olumsuz bir katkı yapacağını sanmıyorum. Politizasyonu daha da artırır. Halkın BDP'ye olan ilgisini artırır. Bu AKP'nin aleyhine olur. AKP bu olayın bir yerinde kesinlikle vardır. Onun bilgisi, onayı, dahli dolaylı olarak da olsa söz konusudur.
Barçın Yinanç - Hürriyet Daily News:Burada önemli olan, alınan kararın hukuki boyutundan bağımsız olarak pek çok çevrede tepkiyle karşılanmış olmasıdır. Bu da alınan kararın kamu vicdanına ters düştüğünü gösteriyor. Alınan karar, Kürt seçmenler tarafından BDP’nin siyaset yapmasının engellenmeye çalışıldığına dair kanaati güçlendirici de bir etki yaptı. Bunun bizi sağlıklı bir seçim ortamına götürmeyeceği aşikar. Siyasi partilerin süratle biraraya gelerek, soruna çözüm üretmeleri, Türk demokrasisinin eksikliklerine karşın gerekli refleksi göstererek, olgunlaşmakta olduğunun da son derece yapıcı bir örneğini oluşturacaktır.
Ali Bayramoğlu –Yeni Şafak Gazetesi:
Çok şaşırtıcı ve çok olumsuz sonuçları olacak bir karar. Siyasi yolları Kürt politikasına tıkayan ve bu şekilde algılanacak bir karar. Yargıtay ve YSK’nın siyasi sürece doğrudan müdahalesi olarak algılıyorum. Türk siyasi hayatının kritik ve olumsuz kararlarından biridir Umarım geri dönüş olur.
İsmet Berkan – Radikal Gazetesi
Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti’yi kurduğunda, kendisi için ‘Muhtar bile olamaz’ deniyordu. Nitekim, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ondan genel başkanlığı bırakmasını istedi, bırakmayınca da partinin uyarılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Aynı sebeple Erdoğan seçime de katılamadı, milletvekili olamadı.
Ama sonra parlamento Erdoğan’ın milletvekili seçilme yeterliğini sağlayan Anayasa değişikliğini yaptı. Bugün de benzer bir durumdayız.
Düşünün 1970’lerde ‘anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkmak’tan yargılanıp hüküm giymiş Ertuğrul Kürkçü, onca zaman hapis yattıktan, aradan da 40 yıl geçtikten sonra bu mahkumiyeti nedeniyle milletvekili seçilme yeterliğini kaybediyor.
Oysa Kürkçü’nün silah zoruyla değiştirmeye çalışmakla suçlandığı anayasa 12 Eylül’de TSK tarafından silah zoruyla değiştirildi bile.
Kürkçü’nün hüküm giydiği ceza yasası maddeleri de artık yok ama kırk yıl önceki mahkumiyet Kürkçü’yü hala takip ediyor. El insaf. Ertuğrul Kürkçü bir örnek, geri kalan 11 kişinin durumu da farklı değil. Hatta içlerinden ikisi halen milletvekili zaten. Hem seçilme yeterlikleri yok hem de milletvekili yani. Komik bir durum.
Meclis’in hemen yeniden toplantıya çağrılması, bu kişilerin seçilme yeterliğini sağlayacak yasal anayasal değişiklikleri derhal gerçekleştirmesi lazım. Gerekirse seçim bir-iki hafta ertelenebilir bile.
Yapılabilecek bir başka şey de, adaylığı düşen bu kişilerin yerine yeni aday gösterilmesi için imkan yaratılmasıdır. Aynı şey parti listelerinden birilerinin başına gelse yedek adaylar boşluğu doldururdu ama bağımsızlarda bu olamıyor. Bunu sağlamak da bir çare olabilir; en azından BDP’li Kürt seçmenler bir temsil sorunu yaşamazlar.

Ahmet Kekeç – Star Gazetesi
YSK kararının siyasi olduğunu düşünüyorum, hukukla uzaktan yakından alakası yok. Bu karar olumsuz siyasi sonuçlar doğuracaktır. Birincisi barış konusundaki girişimlerde şahinlerin elini güçlendirecektir. Anayasa tartışmalarının meşruiyetine gölge düşürecektir. Anayasa tartışmalarını olumsuz etkileyecektir. Bunun da Türkiye’deki demokratik işleyişe zarar vereceğini düşünüyorum. Karara itirazlar var. Umarım YSK bu yanlıştan döner ve kararını düzletir.

Ece Temelkuran – Habertürk Gazetesi
Ayıptır, günahtır, zulümdür…


kintzheim'den sonra

colmar'a gittik. daha sehre giriste bi afallatti bizi. ben neyle ugrasiyordum kimbilir ama guven deyiverdi, suradaki ozgurluk aniti mi diye. bi baktim, kalakaldim. paris'te oldugunu biliyordum ama boyle kucucuk bi kasaba, iste insan akli. daha da bi suru varmis fransa'da herhalde, amerika'ye hediye diye verdiklerin bin pismanlar.


tomtom sehir merkezine geldiniz diyoru, biz yoo olamaz. arabadan kurtuldugumuzda ilk gordugumuz sey, lunapark, olamaz. ben sevmem lunaparklari, bilincalti biseylerinden dolayi sanirim, su amcalarin teyzelerin hadi ama cok eglenmelisin imali laflarindan olsa, hicbi zaman sevmedim.

megerse sehir merkezine hanlarin iclerinden gidiliyormus, gercekten o karanlik ucuncu handan sonra apayri sanki alis'in harikalar diyarindaki gibiydi ortalik, rengarenk, civil civil, bambaska binalar bambaska yerler. bu ikinci afallatmasiydi colmar'in.

cok sey beklemiyorduk aslinda, heryer kapali olacak nasilsa diye, ama sansima baharin gelisini kutlama gibi biseyler vardi. (bu arada eger ben boyle ... gibi biseyler seklinde cumleler kuruyorsam, onlar kesinlikle benim hayal gucumden gelen seyler, inanmayin.) caddelerde insanlar, muzisyenler, restoranlarin sandalyeleri, pek sevdik colmar'i biz.


bi yere oturduk, kadin da baya sicakti, fransa'da guzel gecen nadir zamanlardan biri diye dusunuyorduk, onun verdigi rahatlikla da ben oralarin geleneksel yemeklerinden alayim dedim. dedigim gibi sarap da hic bi problem yok, alsace sarabi, buldugun gibi kap. soganli tart, guzel pek guzel, bi menude gorursem eger digerlerine bakmadan bunu yerim kadar guzel. sonrasi choucroute garni. choucroute, lahana tursusu demekmis, sozlukten ogreniyoruz ya, garni icin herhalde bikac cesit gelecek diye bakiyoruz. ne yazik ki su temsili resimi onume koyuveriyor kadin. o etleri yiyebilsem belki tursu da yenir ama imkani yok. gerisin geri donuyor, simdi de sira tatli da, o da bildigin peynir, buyuk parcali kimyon, bi de marul. ucuncu afallamayi da yasayiveriyoruz iste.

yapilacaklar listesinden

hani bu bicir bicirlar vardi, en tatli halleriyle fotograflarini koymustum ya, iste onlari biraz daha yazayim istedim.

fransa'nin alsace bolgesinde kintzeim diye bi kasaba. bu arada da eger birazcik tatli sarap icmek isterseniz alsace derim, mesela benim icin en guzel sarap alsace saraplari.

gittigimiz yer, yikik dokuk bi satoydu, yukselik olarak cok yuksek bi yer degil ama ormanin icindeydi, benim dusuncem bi adam varmis, cok severmis boyle kuslari, onlara oralara ev yapmis, cunku o harabelere pek insan gelmezmis, sonra da cogalmislar cogalmislar boyle bi ise dondurmusler.

eger fransizcadan yanlis anlamadiysak bacaklarinda cipler varmis, eger kacarlarsa yerlerini bulabilmek icin. sonucta, insanin ici aciyor, doga birakilsalar, oyle yasalar diye ama daha mutlu olduklarini, karinlarin doyduklarini ve istedikleri zaman ciftlesip istedikleri zaman dolasbildiklerini bilerek insan biraz rahatlatiyor kendini. hele de bazen egiticilerinin sozlerini dinlemediklerinde, soyle bi iki tur da kendilerinden attiklarinda falan, daha bi keyifleniyor insan, hepsinin ayri ayri karakteri var gibiydi. bazisi uysal, bazisi asil, bazisi da sakaci, sanki iclerinden bize kiskis guluyorlarmis gibiydi. ya da diyorum ya ben oyle gormek istiyorum.


Monday, April 18, 2011

buradan gidince

bence ilk ozleyecegim sey kruvasan. kesinlikle.
ama fransiz olacak kruvasan, puf puf, kat kat, biyiklarina yapisacak kirintilari, yerken hmmmm diyeceksin.
almanlarinki gibi olmayacak yani, tiknaz, ekmek gibi, kruvasanin hakkini verecek iste.

dun sunum hazirlamam gerektigi zamanlarda cok guzel kruvasan yapimi videolari izledim. kolay bisey degil. hem baya beklemeli hem de zahmetli. ama deger be. simdiye kadar bi kere beceremedigim seyleri biraktim gitti, ama bunda usta olana kadar ugrasacam. benim evime kruvasan var mi diye gelecek insanlar, ya cocuklarim yupppiii ananem kruvasan yapmis diyecekler. iste boyle. bunlari dusundum dusundum durdum. bi de metroda kruvasan posteri gormemle kapmam bir oldu. cerceveletecez biz onu, sonra cerceve aralarina benim onluklu, kruvasanlarimi yedirirkenki hallerimin fotograflarini sokusturacaz. cok guzel olacak cok.


yemiyecektim o tahin-pekmezi

bugunlerde ben kiskis guluyorum, nedenini sorsalar diye bekliyorum, hele bi sorsalar hemen otecem, ama kendime de soz verdim iste kimse sormadan anlatmayacam diye. icime sikistim kaldim, dudaklarim siritik kaldim, aynen de boyle iste :))))))

madem bazi seyleri yazamiyorum, aklimin ucundan gecirebiliyorum sadece, o zaman olan seyleri yazmali, tarihli olmali, unutmamali di mi.

mesela, guven, bi tel beyaz saci oldugunu bugun ogrendi, bugunu not edelim dedi ama onu ben ilk daha once gormustum ki, varsin oyle bilsin benim cocuk.

cocuk, tam karadir kaslarin'i calmayi ogrenecekti, yine isi cikti yine isi cikti.

bi de bi cift lafim var, sozde grubun guvenliginden sorumlu kisi, benim calistigim yerin fotograflarini cekip durma, hadi cektin diyelim, millete gonderme bari, calisiyordum ben, calisiyodrum da boyle oluyordu, hadi bakalim simdi git bak bakalim, tik yok, sen pek mutlu, ben mutsuz.

ama bak eldivenler ne kadar da duzenli, tezimi bi sene sonra senden alirim.

Friday, April 15, 2011

bi guluver yuzume

sesim cikmiyorsa kotuyum / kotuysem sesim cikmiyor

bahar icinde olan gelgitleri yasiyor, bize de yasatiyor. bazen kapali gokyuzu, bazen ruzgari bol gunes. yok yok bunlar da degil. gecen haftaki toplantidan sonra gereksiz bi bosluk icindeyim. ben demistim demek bu sefer kotu, ben demistim stres bana iyi geliyor, yaptim yaptim su zamanlarda yaptim, gevsedigim anda butun konsantrasyonum ve hevesim bitecek diye. iste bunu ben demistim. kendimi biraz heveslendirmek icin hadi 22 ay kaldi diyorum, olmuyor. onu gun seklinde soyluyorum yine olmuyor.

sanki baska biseyler lazim gibi, ama dur bakalim, sanki biseyler kendiglinden kipirdiyor icimde.

spora gidemedim kac gundur, bacagima biseyler oldu, bana gore sanki damar, sinir, artik neyse parmak ucuma kadar bisey cekiliyordu gibi, guven'e gore kramp. sabaha kadar hissettim ama okul yolunda duzeliverdi nedense.

bi de yuzuk parmagim hasta oldu, benim yuzuk parmagim o degil ama iste o en zarif parmak, baz banyosu icinde epey kalmis, farketmemisim, zar zor iyi ettim kendisini. kac kat derim dokulmus gibiydim, yavruuum.

bi de dudaklarim, allam bu kimyasallardan herhalde, ve benim kendime cok onem vermememden tabi ki. ona da bugun ilac kivaminda bi ruj ile takviye yapinca biseyi kalmadi gibi.

e o zaman haziriz biz. icimdeki ses sen de uyansan artik. konussak karsilikli, cok guzel oluyordu valla.

colmar, nisan 2010

Wednesday, April 13, 2011

lutfen beynimi serbest birak.

allam, sanki bu adamin ahi tutmus gibi sesi hic aklimdan cikmiyor, onun yerine hemen yeni biseyler koymak lazim. bu yazi da onun icin yazilmaya baslandi iste.

internetten bu festival icin bilet almaya calistik, sistem 12de acildi biz 12.30da sisteme girebildik, sozde aldik ama hala onaylama asamasinda, universiteden beri boyle heyecan yapmamistik bilgisayar basinda, ozlemisiz. bu arada da bilet kaldi mi kalmadi mi diye takip ediyordum, james blunt'in oldugu gun yirminci dakikada bitmisti, iyi ki heves etmemisim, kombin biletler yani kamplilar da bitmisti. simdi bakiyorum amy'nin oldugu gun de bitmis, bi biz kalmisiz, acaba bu katerine yuzunden mi kimse almiyor :)) zaz'in onune falan mi atlayacak acaba, oyle bisey yapsa ben hic sasirmam, zaz da sasirmaz herhalde.

allam yine dondum dolastim ona geldim yaaa... lutfen beynimi serbest birak.

baska bi fransiz, bu guzel, pek guzel, gonul rahatligiyla dinleyin lutfen.

dun hic olmamis gibi yapsak

cok da bisey kaybetmeyiz, kisliklari kaldirip yazliklari cikartmam ve turkiyeye goturulmesi gereken bavullar serisinin ilkini hazirlamamin disinda. eger yeni bi evin olmussa, ilk once bosluklari doldurmakla zamanin geciyor, sasiriyorsun. sonra fazlaca dolan bosluklari bosaltmakla zamanin geciyor, yine sasiriyorsun. sonra doldurdugun bosluklarin artik eskidigini ve degistirmen gerektigini goruyorsun, sasiriyorsun. iki sene sonra artik ben de bu dongunun icine tamamiyle girmis bi ev kadiniyim. hayirli ugurlu olsun.

aslinda yukarida yazdiklarim bu yazinin icinde olmamaliydi ama lutfen birbirine baglamadan bu videoyu izleyin, gerci izlerken beyninizin saskinliktan acilmis gozlerinizden ve agzinizdan tamamiyle ucup gidecegine eminim.

bu da unlu fransiz sarkicilarindanmis, eger olur da konsere bilet bulabilirsek zaz'dan sonra/once bunu da dinlemek zorunda kalacaz. ama ondan once bi fransiz bulup sebebini sormali, neden seviyorsunuz bunu diye. siz de bu arada benim yerime de ajdar'i opup basiniza koyun lutfen. sozlerini de anlamaya calismasaniz soku bi gun icinde atlatabilirsiniz. iyi seyirler :D

 
katerine-la banane

Monday, April 11, 2011

mutluyum, mutlusun.

spora yine yeniden dedim bugun. oraya gidene kadar en az bi saat oyalanmam kacinilmaz, yediden once dukkanlarin onunden nadiren gectigimden, gecmekle kalamiyorum, illa ki giriyorum iceri. bugunku biraz moral bozuklugu yaratti bende.
bir. bikiniler cikmis, cok guzeller var, ama param yok.
iki. iki cift ayakkabi begendim ama numarasi yok, olsa da param yok.
kucucuk bi indirim kismi vardi, oradan bi gomlek kaptim, cebimdeki bozukluklarla odeyince daha da moralim bozuldu.

spora girdim, sac tokasi unuttugumu farkettim, pirasa saclarimi, ordum olmadi, dugum attim olmadi, birlikte kostuk iste, bi de farkettim ki ipod'umu da unutmusum.

ama bunlarin hepsini soyleyebilecegim bi kiz taniyordum ben, kosarken ara ara mesaj yazdim ona, onun mesajlari gelene kadar hedefler koydum kendime, tipki sarkilar bitene koydugum gibi, kendi kendime oyunlar oynadim, biraz moralim duzeldi. bi de ogle tatilerinde yemedigim yemeklerin paralarini da biriktirince alisveris isini de hallettim ya, benden daha da mutlusu yoktu iste. bi de kosarken dua ettim, cok kolay bisey degi.

yataga ivirimi zivirimi tasirken aldigim gomlegi de sevmeye getirmistim ama yakalandim iste.


iki sey

bugun sabahtan klasik grup toplantilarimizdan biri vardi, iki kisi genel olarak neler yaptigini herkese anlatiyor. bi de subgruplarimiz var, o toplantilarda ise sadece dertlerimizi, en son neler yaptigimizi anlatiyoruz.

bi kiz sunuma basladi, pek sevilmeyen bi kiz, neden onu da bilmiyorum aslinda, biraz kaba ama o kadar yalniz birakilacak ya da dislanacak biri degil bence. kiz, gereksiz esprileriyle, sunumuna basladi. bi hoca bi de benim odamdaki cok bilmis hollandali butun kotu niyetlerini kullanarak sorularini sormaya basladilar, aslinda hoca icin kotu niyetli diyemiyorum, belki de ne yaptigini, ne kadar bildigini ogrenmeye calisiyor. ama bu hollandali cocuga ne oluyor ki, orada ona gecirmemek icin zor tuttum kendimi. sinirimden burnumdan dumanlar cikiyordu en son, biraktim, hayallere daldim, gittim. uyandigimda hoca biseylere kizmis, diger kisi anlatsin diyordu, sonra ondan da vazgecti, haftaya yapalim dedi, cikti gitti.  tabi sonlara dogru hollandali susmustu, ortaligi gerdiginin basarisini kutluyordu belki de.

boyle insanlara karsi nasil davranmali ogrenmek gerekiyor, iste benim de basima geldiydi bu yeterlilikte, biraz oradan biraz da gozumun onunde olan seylerden, repliklerle birlikte bi senaryo yazip beynimi biyerlerinde saklamam gerek.

diger sey ise.

sizin, hep ama hep olumsuz tarafindan bakan, siz ne derseniz tersini soyleyen arkadasiniz oldu mu. benim ne yazik ki var bi tane, aslinda senede bir-iki kez gorusuyoruz ama biliyorsun iste onun oyle biri oldugunu. bi tatil plani yapiyorduk, kizlar toplansin, iste biri belcika'dan, biri almanya'dan bi de ben, bi hafta deniz kenarinda yatalim diye. ama benim icime dusuverdi, ben bu almanya'dan gelecek kizla nasil bi hafta gecirecem diye. bi kere benim hayatim istisnasiz her yonden onunkinden iyi, o oyle gormek istiyor ve oyle goruyor, baska bi secenegim yok, agzimi acmama izin yok. bu kac kilo oldugumdan basla evli olmama, cok para kazanmamdan basla cok gezmeme kadar boyle. hadi buna alistim diyelim, ama soyledigim herseyin olumsuzunu bulup itiraza kalkismasi. en son gent'te gorustugumuzde artik olay sinir bozuklugundan cikmisti, ben kendi kendime guluyordum, ve sirf buna inat 5 dakika once soyledigi seyi ben soyledim ve baktim ki ona da karsi cikiyor!! tadaaa... simdi benim bu kizla bi haftalik tatile gidebilmek icin aklimi yemis olmam gerekiyor di mi. kimse kusura bakmasin valla, satis diyorsaniz satisin en guzelini yapiyor olacagim bu tatile gitmeyerek.

ouchy, nisan 2011

son uc gun kala

buralarda, aslinda nyon'da, yazin bi muzik festivali oluyor, pek meshur, genelde insanlar islerinden izin alip kamp falan kuruyorlar, baya iyi isimler oluyor, ayri bi havasi var iste. cully jazz'dan daha buyuk ama montreux jazz gibi bisey sanki, biz ona da gitmedigimizden kiyaslayamiyoruz.

carsamba gunu bilet satislari basliyor, ve bildigim kadariyla ilk gunden hepsi bitiyor. ister gunluk ister 6 gunluk aliyorsun, meydana girdin mi hepsi senindir. bakalim biz de yerimizi alabilecek miyiz bu sene.

festivalin ilk gununu sectik, cunku ZAZ ve JACK JOHNSON var, onun icin iste kusana kadar zaz dinlemek, sozlerini print etmek falan. keske medi (bknz asagilar) ya da yodelice de olsaydi (bu da yeni fransizlardan)

zaten klipler ben fransizim diye bagriyor bence.

Sunday, April 10, 2011

son dakka enerjisi

zaman gectikce daha da iyi ogreniyoruz birlikte yasamayi, bazi zamanlar birbirimize dokunmamamiz gerektigini, rahat birakmamaiz gerektigini. herseyi o kadar icice yapiyoruz ki, iste biliyorsunuz, eskisinden daha daha dipdibeyiz. okula elele tutusup giden iki cocuk. eve gelince de ayni sey. onun icin bazen en zor gecen zamanlar haftasonlari oluyor, hele de elle tutulur bi plan yoksa. super anlasan bi cift de degiliz ki zaten, kavgamiz tartismamiz pek eksik olmaz. ama diyorum ya kendimizle gurur duymaya basliyorum artik.

7.5ta kalkan ben, saat bire kadar uyuyan cocuga dokunmuyor mesela, ogle uykusuna yatan bana cocuk dokunuyor ama nasil oluyor da bu sefer tartismasiz geciveriyor. o film izliyor, yalniz. ben kitap okuyarak uyukluyorum. sonrasi aksam yemegine lutry'e birlikte gitmek. zor oldu bunlari ogrenmek, cok zor. ama oldu sanki.

simdi cocuk, borek yapiyor, kofte gibi bu da onun isi :) ilk geldigi zaman borek hamuru yapmaya kalkisan ilk kisi o oldugu icin onun ustune kaldi. ben de listeler pesindeyim iste, guzel bi hafta olsun diye ugrasmalar.

biraz sikilassam fena olmayacak bi de, bu panik atak zamanlarinda cok bosladim, hergun spor, sabah aksam mekik, bi de cikolatayi bitirirsem bu is tamamdir bence.


bugun lozan'da.

tembel haftasonu

cuma aksamdan yikadik balkonu, bu sene ilk kez yikandigindan bacalari sivali pantalonlar ve kova kova sular.
burada balkonlarda lamba yok, kimseninkinde yok, ve biseyler yakmaya calisani da gormedim simdiye kadar. ustelik goruntuye onem verdiklerinden dolayi da apartmanlarin orasina burasina uydu, anten koymak da yasak. icimizden bi barbeku yapmak geliyor, goruyoruz balkonlarda ama emin de olamiyoruz, goruntuden bu kadar rahatsiz oluyorlarsa kokudan da olurlar belki diye.

iste boyle, dun tembeldi bugun ondan da tembel. bugun disari da cikmiyoruz ama balkon etrafinda herkes kendi halinde, bi sekilde temiz havanin, harika manzarinin tadina variyoruz.

kelimeler birbirine karismis, cumleler, fikirler yumak yumak. biraz rahatladim diye sanki, biraz da onumde yapilacaklar islerle ilgili bi sis var diye. her ne kadar pazar gunu bile 7.5ta kalksam da ogle uykusu uyusam da bu uyusukluk hali gecmeyecek herhalde. ustumden atmak icin kahvemi de ictim ama olmadi, aklimda bikac sey daha var bakalim, onlari da deneyim belki, bi enerji geliverir belli mi olur.

bu garip gurup bi yazi olsun, bu da boyle.

dun bizim balkondan lozan.

Friday, April 8, 2011

siz cukurova'nin bereketini biliyor musunuz.

bugdaylar insan boyunu gecermis, oyle gur olurmus ki agir basaklardan yere degermis ekinler. kavunlar ise oyle sari, oyle iri, oyle agir, balli bi koku yayarlarmis ki, kavun tarlalarin cok uzagindan gecenler bile bu bayiltici kokuyu iclerine cekmek icin daha cok nefes alip verirlermis. iri iri karincalar, agir buday tanelerini sira yapip guclukle ama yine de bikacini birden tasirlarmis. bocekler binbir renkli parlaklikta olurmus, iri iri, sert kabuklu. orumcek aglari bile sineklerden gorunmez olurmus, besili orumcekler, koselerine cekilirler, bu bereketli sofralarinin tadini cikarmak icin sindirim uykularinda yatarlarmis. bazen aglar, o kadar agirlasirmis ki, ortalari cokup parcalanirmis ama aglari bereketten, agirliktan parcalanan orumcekler hemen canla basla tekrar orerlermis. petekleri ise dallar tasiyazmis, yuzlerce petekli dal topraga sarkar, yatarlarmis.

boyleymis iste benim guzelim memleketim.

kintzheim, nisan 2011

ne buldum



kimmis bu adam dersek buraya tik tik.

Lyrics to Lap Dance :

Toi mon amour, mon immense, mon battement de coeur
Dis-moi quand tu danses, dis-moi quand tu danses
Toi mon amour, mon insolence, mon jeu de tambour
Dis à quoi tu penses, dis à quoi tu penses ?

Mais quelle violence de faire ce tour là nuit le jour
Tu danses et chantes et toi tu cours
C’est un scandale

Dis quand tu danses, à quoi tu penses ?
Dis quand tu danses, à quoi tu penses ?

Attends mon amour, mon désir, ma goutte d’absinthe
Paroles trouvées sur La Tourte
J’ai oublié de te dire, j’ai oublié de te dire
Attends mon amour, mon sourire, je sais que tu n’es pas une sainte
Mais l’Enfer transpire et le Paradis, je connais pas
Mais quelle insolence de faire le tour de mon pourtour
Quand d’autres payent un Lap Dance, assassinant le suspense

Dis quand tu danses, à quoi tu penses ?
Dis quand tu danses, à quoi tu penses ?
Dis quand tu danses, est-ce que tu penses à moi ?

google translate de az cok isimizi gorur.

bugunku is

blog yazmak ve plan yapmak.

-bugun, benim icin haftasonunun baslangic gunu. ama belki senin icin haftayi kurtarma gunudur. nihahaha....

colmar, nisan 2011

Thursday, April 7, 2011

gun guzel mi bitiyor ne :)

yahoo diyo ki hava 24 derece. ama gunes, bizden once tasi topragi isitmakla mesgul ama yine de nasibimizi aliyoruz tabi ki de taslara oturup kahvemizi icerken. hele de ben bi toplantiyi daha atlatmissam.

stres, sikinti diyordum ya, adamin bisey yaptigi yok valla, hepsi benden oturu. kendi kendime yaptigim streslere basladik iste, masterdaki gibi olacaksa yandik, daha da beter oalcaksa vah halimize. ama simdi rahatladim ya, super bu adam gercekten, kadin hocalardan daha anlayisli kesinlikle. simdi dusunuyorum da dun gece uykumda disimi kirdigimi soyleseydim belki de bana hemencecik doktora diplomasini verirdi, o da, guven de, ben de kurtulmus olurduk. bi sureligine. ben bulurdum yine biseyler.

e artik saat 5 olmus, hava guzel, guven'in isinin bitmesini bekleyip kendimi cimlere atmanin zamani da gelmis. cok da guzel giyinmisim bugun, oyle diyorlar. sahi biz damla ile ne giydik yapacaktik, anormal insanlara inat. ne oldu ki o is, acep.

bretzel, tadi insani sasirtacak derece cubuk kraker gibi. degil, aynisi aynisi.

Wednesday, April 6, 2011

hala guzel buralar boyle

tarifi aslinda zor, ama bi rahatlik geldi bugun benim ustume. blogu ufaltma sevdam yuzunden mi yoksa guven'e beni zorla anlamasini saglamamdan oturu mu bilemiyorum, ama stresten ya da ne idugu belirsiz sikintidan yuzumun kabarik kabarik olmasina aldiris etmeden, canim acayip cekirdek+kola istedi.

hani hepimizin olmustur, aynen boyle saatler ileri alinmistir, hava daha gec kararir, okuldan cikmisizdir, eve yuruyoruzdur, sirtimizda da kocaman bi canta vardir, asil onemli kisim ise, evde kimsenin olmayacagini bilmektir, bakkala gideriz, her zaman yiyemedigimiz seyleri bi anda kuralsiz yiyebilecegimizden dogan ufak bi kararsizliktan sonra biseyler alir, eve gideriz ya, oyle bi hava vardi bende de. herseyiyle ayni, bu duyguyu daha ne kadar yasayabilecegimi dusundum fazladan. hatta onunla da yetinmeyip aldigim cipsi ev yolunda actim, sonra yandan gecen kopekler ustume atlar diye kapattim. kendi kendime guldum.

bi de olur da strasbourg'a giderseniz, sakin katedralin karsisindaki kurabiyeciden kutularina aldanip bisey almayin, hic gerek yok hem de hic.


ohhh beee

amaniiin ben hic de matah bisey degilmisim sanki, oralarda bi yerde 340 yaziyordu halbuki. megerse on kisiymisiz ve hepimiz kizmisiz :)

burada en cok yazmak isteyip de yazamadigim sey neydi biliyor musunuz, banyodan sonra bornozla yorgan altina girmeye bayiliyoruuuuuuumm...

lutfen merak etmeyin ve beni bu mustehcen yazimdan sonra terk etmeyin, bundan sonra daha da guzel olacak hersey ;)

ciddi ciddi ne guzel biseymis yaaa, bende kendi kendime uydurdugum ya cevap gelmezse endisesi varmis, kendi kendime uydurdugum icin de bu tattan simdiye kadar mahrum kalmisim, bu kadar rahat neler neler yazarim ben simdi buralara.


ayrica

yeni meshur olan fransizlardanmis kendisi.
seyretmek pek komik, bi bakin derim.
neredeyse pantolon giymedigine ama pantolonla dogduguna inanacaktim.

yolcudur abbas baglasan durmaz :)

hoscakalin

kusura bakmayin ne olur.

simdiye kadar hep kendime yaziyor gibi yazdim, gunlugume yazar gibi ama bu yazi, buraya kaydettiklerimi takip edenlere, hayatina ufacik da olsa mutluluk getirdiklerime, soyle bi goz ucuyla da olsa bakanlara.

benim buyuk kararlar alma vaktim gelmis. diger hersey kapandi, bi bu kaldi. dun gece, bu sabah dusundum, ne yapsam diye.

ben cok blog okuyarak, etkilenerek girmedim bu ise, isin dogrusu cok da okuyamiyorum, benim amacim daha cok yazmak. buraya gelmeden once de azicik da olsa yaziyordum ama buraya gelince, sevdigim insanlardan, mekanlardan bu kadar uzakta olunca icimdekileri dokmek, paylasmak icin yazdim en cok da. buradan cok guzel arkadasliklarim da oldu hayal kirikliklarim da. ama hepsi bana iyi geldi, bu kadar yalnizken hic biseyi arattirmadi bana.

hic yazmamayi dusundum, ama yapamayacagimi anladim, sonra yazayim dedim  ama gizli gizli. eger soyle bi goz gezdirmek isterseniz arada bir bloguma, mail adresim bu, ggorkem.sahin@gmail.com, sizi de kativeririm.



Tuesday, April 5, 2011

aksama elli yeter

catliyordu bugun beynim bence. kac bin tane sey vardi icinde acaba diye saymayi bile dusundugume gore cook az kalmisti.

okul-doktora en buyuk sebep ama hani vardir ya oradan oraya atlama oyunu, nerelere gidiyorum bi bilsen. sadece bes dakika aklimdan gecenleri cocuga anlattigimda kalbimi kiracak kadar off yoruldum diye bi sicradi yerinden, ya ben ne yapayim kendimle derken spor isini bulduk. ben spora, cocuk eve yemege. iyi geldi mi, bi sakinledim kesinlikle, ama hala normal degil.

olsun bak simdi yanimda ne zamandir hatrini yapamadigim turk kahvem, mis mis kokarak mekik cekmenin verdigi hafiflik ve daha bi adama benzeyen cumlelerimle buradayim. sonrasinda iki makale sozum var, sonra yine ince memed.

nisan 2010, strasbourg

ama son bisey diyecem, sonra kisa bi sureligine unutacam. o bile... diye baslayan cumlelerimde sahislar nasil da oldu bu kadar yakinima geldi, nasil oldu da bu millet bu kadar kor, sagir oldu, balik hafizali oldu, unutur oldu. nasil oldu da ben azinlikta kaldim, nasil oldu da aciklamayi hak etmeyecek kadar degersiz oldu guzel ulkem, nasil bu kadar kolay uyutulur oldu. bari sen yapma.
offf durmuyor icimdekiler, devami gelecek...


Monday, April 4, 2011

la volerie des aigles

ilk sinirdan arabayla gecis. aa ne oldu ne bitti anlamadan geciverdik, sonra bi daha donduk arkamiza valla gecmisiz, ama karsi taraftaki kontrolu gorunce aklimizin ucuna ufacik bi endise yerlesti.

ugrayacagimiz ilk yeri bulmak biraz zahmetli oldu. tomtomla anlasamayan bi cocuk, tabelalari takip edelim diyen ben. ilk basarisiz denemeden sonra kostura kostura girdik, o guzelim kuslarin ucustugu yerlere. baska da soze gerek yok ki.










secmek ne de zormus, bi dolu var daha, artik onlar da yavas yavas.

yine seversin ki

bikip usanip sevdik biz sympathique'i iki gun boyunca.

Je ne veux pas travailler 
Je ne veux pas déjeuner 
Je veux seulement l'oublier 
Et puis je fume 

ama portakalli kurabiyeler oyle olmadi, cumadan itibaren iyi baslayip kotu biten hersey yuzunden sadece portakal kokusuna kurabiye mi yenirmis ki.

ama okuldakiler ne de guzel yerlermis. aman afiyet olsun, bizim biraz zayiflamamiz lazim zaten.

 

Friday, April 1, 2011

budur

baharin ilk gelisinin hali. 

ouchy, mart 2011

bugunun ogle yemegi ise buna benzer bi mazaraya karsi yendi. hadi gel lutry'de pizza yiyelim dedigi zaman cocuk, evlenme teklifi edecek kadar heyecanlandim, aslinda nasil karsilastirabilirim ki bana hic teklif etmedi. ama pizza yerken bi kolayi paylasirken karsimizda bu manzara varken bence cok guzel bi teklif olurdu. ama unutulmaz bi ogle yemegi oldu, bi kugu, iki karabatak, bi ordek, bir de salyangoz ile.

 
design by suckmylolly.com