Wednesday, March 30, 2011

sahte balik kraker

yorgunluk olmasi gereken biseydi. bi gun gece bire kadar mutfakta olmak, diger gun bire kadar misafir agirlamak.

ama nmr'da uyuyacak kadar oldugunu dusunmemistim. dort ornegim vardi, ucunun analizini yaptim, aslinda ucuncuyu baslattiktan sonra masada uyuyvermisim, benden sonraki kisi geliverdi, alnimda kocaman bi izle selamlayip kostura kostura ciktim. ciktim ki eve gelip yatayim diye.

yattim mi peki, yooo. onun icin ben giderim erken erken.

kayitlara gecmeli. ilk kez kendimi bu kadar tutuyorum icimdekileri soylememek icin. aslinda buna tutmak da denmez sanirim, onu da dusunuyorum, alisamadim bu duyguya cunku. icimden gelmiyor sanki, sanki ilk kez dusunmemeyi ogreniyorum, onume ciksa da es gecmeyi, belki de bi kere daha kulaklarimla duymaya gucum yok. bakalim.


cully jazz

buralarda bi cully jazz festivali varmis. gol kenarinda kucucuk bi kasabaymis cully. bi suru sarap yapilan evcikleri varmis. onlar yilda bi kere konser salonuna donusuyormus. kimisi bizim ev kadar kimisi bizim salon kadar yerlermis bunlar. asagi yukari 70 ucretsiz konser oluyormus, kapilar ardinda kadar acikmis, bi sarki orada bi sarki burada dinliyormussun. oradan oraya giderken sokaklardan raclette alabilirmissin, okuldan tanidik simalar da gorurmussun, eger samimiysen durur konusur, degilsen son dakikada selam verir yoluna devam edermissin. guzel bi yermis, guzelmis. azcik da iyi gelirmis insana.

muzik sokaklara da cikiverseymis nevizade'de yurudugumu hayal edebilirdim ama cully jazz diye kaldi adi.


Tuesday, March 29, 2011

soyle bi alet olsa

biz ona daha onceden yapmak istedigimiz, ufacik kivilcimlar bile caktiran fikirleri kaydetsek, o guzelce bi liste yapsa. bi de onlari ayirsa uzun vadeli kisa vadeli diye.

sonra bizim icimizdeki enerjinin dustugunu hemencecik anlasa ve kisa vadeli heyecan verici fikirlerin arasindan bi tanesini hemen yollasa. hatta bakti gordu ise yaramadi, bi tane daha, bi tane daha.

dikkatimiz dagilana, kendimizi kaptirana, enerjimiz artana kadar.

mesela dese ki ouchy'e git, pazar kahvaltisini oracikta yap. bu kadarcik iste. zor olmamali. bunu bulmali.


nerde kalmistik

bu ne idugu belirsiz hallerden once nerede kalmistim ki acaba diye dusunuyorum. bu dusunmeler de allah askina ne uzun surmeye basladi, herhalde bu sikintilarin geriye kalanlari. bu cumlenin de bi devami gelir ki korkarim nerelere gidecek diye, ondan boyle italik olmali, konudan sapmamali, isime gucume bakmaliyim.

hatirladim. en son 4 kilo vermistim, ve kalici olduklarina da inanir olmustum, cunku, bir, azar azar verdigimden, iki, bu lab.larda gecirdigim zamanlar yuzunden. gerisi de gelir diyorum, hatta usutune de oyle bi hirs yapiyorum ki, son bes yilin en dusuk sayilariyla bulasmak icin.
bi de 34 beden pembe pantolonumda kalmistim, ona sevinip duruyordum.
tarzimi ilk once evin icinde degistirmek fikrinin acayip ise yaradigini gormustum. havuc pantalonumu ve lab. terligimi giydigimde tipki evde gibiydim.
ne cok calisilmasi gereken sey varmis. kac insan, kac litre su, kac pizza, kac hamburger, allah bilir.


geriye kalanlar ise yok yere yorulan bi beyin, bi ruh. haftasonu icin kacamak bi plan. portakalli kurabiye ve termos hayali. mucize bekleyen bi gorkem. ve hala kalp atislarini kontrol edemediginden tek basina oturup tezini dusunemeyen bi ben.

Wednesday, March 23, 2011

bonibondan yine G cikmadi yaaa

bence bu paketler gelecegi zamani biliyorlar, kesinlikle, valla da billa da.

hatta oyle ki bazilari geliyor ama elektirik kutusunda bekliyor, benim yuzum dustu mu hemen kapiya dayanip zili caliyorlar. ama bu aksamki benim gibi heyecanli kutuda bekliyormus, uzak yollardan gelmis.

bontesi paketler karistirilirken, tavsancik gonlume yerlesirken, fiyonklar kulaklarimda siritirken, cocugumun bile gonlunun yapildigi o guzelim siyah-beyaz kartpostali icimize sindirirken bitti. dedikleri kadar da varmis bu bonte, tanismasi bugune kismetmis.


simdi sira bi avuc bonibonda, yine g harfi cikmayan kapagiyla. ama olsun, benim bes sayfa, idareli okudugum bi mektubum var, icim titriyor okurken ya bi cumlenin hakkini veremezsem diye. cok heyecanliyim cok, icimde bi seyler yeseriyor mu ne belki de pembelesiyor belki de turuncu. ♥


yine

yalnızlığın kadarsın
yalnızlığın mis kokmalı
yalnızlık dediğin büyük bir zindan
dünyanın en kalabalık zindanı
dinden imandan çıkarır
ama öyle bir adam eder ki insanı

bedri rahmi eyüboğlu

Tuesday, March 22, 2011

sali guzeli

evden cikmadan, sokaklara karismadan bikac kere dinlenmeli hatta alkislara da eslik edilmelidir.
sonrasi. iste yasayip gormeli.

Monday, March 21, 2011

saat

8de cikabildik okuldan.
8.5ta evdeydik.
yemek yendi, oldu mu 9.10 falan.
ben butun arac gereclerimi attim yatagin ustune. lens kabim, kitabim ve telefonum.
beatles'i actim. cocuga bi cay suyu koyuverdim, bizim ketilimiz yok, almadik, sonra da alistik gitti, cesmeden su iciliyor ya, bi de aninda sicak su geliyor ya ondan herhalde.
ilk cayini gotureyim buralardan giderim.
e ne de olsa 5te bekler beni buralar.
bugun daha mi iyi ne yoksa sakaciktan mi iyi. yarin olsun da goreyim.

ama yine de. yattim allah tas gibi, kaldir beni kus gibi.


dun sabaha karsi

dün sabaha karşı, kendimle konuştum.
ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
yokuşun başında bir düşman vardı,
onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum…
öa.

hourtin, eylul 2010

portakalli kurabiye

ne yorucu, ne cekilmez bi haftasonuydu.
pazar gunu yine tum niyetimi kullanip erken kalktim, gune guzel baslayabilme sinyalleri gonderdim.

haftanin tarifiyle, portakalli kurabiye yaptim, hem de az gelen tereyagina ve hamur olmayan malzemelere inat hic de bozmadim keyfimi. sonra sinsi sinsi yine geldi coreklendi o guzelim portakal kokusunun icine.

cikmak da bilmedi.

son olarak da careyi yatip pancurun araliklarindan gunesin batmasini beklemekte buldum. saatleri saydim. 4, 3, 2 diye, saat 7de bile havanin alacakaranlik oldugunu gordum azcik sevindim yaz mi geliyor ne diye. sonra yine beklemeye gectim.

idris'le tanistim bi de. icim ezim ezim oldu. memed'le idris tanissin istedim, kaynassinlar ve bi seyler yapsinlar diye dua ettim, idris 4 kisi, memed bi kisi dedim, ya dagda karsilasirlarsa acaba kavga ederler mi, yok dedim onlar oyle insan degil, sonra onlar daglardakilerin yanindadirlar, bence ilk once konusurlar bi guzel. sonra da anlasirlar.

gunes batinca ise bekledigim mucize oldu. burnuma jest yapmak icin kac tane kurabiye yedim bilmiyorum, cayla ve cazibeyle. eglendirdiler beni. sonra sayimiz iki katina cikti mutfakta. sonra kalktik patlicali borek yaptik bi de. sogusunlar diye balkonda usuttuk onlari....

iste dedim ya, gunes batinca butun bekledigim mucizeler oluverdi.



Sunday, March 20, 2011

e noldu simdi

sectim yalnizligi, ya da kaldim yapayalniz.
ne oldu peki simdi.
sessizlik, istedigin gibi oldu mu, peki.
bundan sonrasi ne olacak farkinda misin.
benim de bi fikrim yok.
zaman gosterecek ne olacagini.
ama yardim bekleme ondan.
o daha cok yalnizlik katar insana.
icim daral daral, sen de biliyorsun.

bugun? bakalim.

dun kotu bi gundu, ondan onceki gun daha da kotu.

lozan'in cikmazina ilk kez girdik. enerji eksilerde. ustune bi umutla sarki gelen sokaga daldik. enerjiyi yukari cekmek icin hazirlik. ve oca.lanin bayraklarini gorduk. enerji gorulemeyecegi kadar asagilarda. otobuste bi akca pakca azeri kizla konustuk cat pat turkcesiyle. omuzlar dusuk ama nefes alacak kadar enerji var. anlasmazliklar, farkli sikintilar, farkli dillerden anlatilan dertler. boyle morale, boyle ruyalar dedirten bi uykudan hizla uyanmak.

dun ise kanepe uzerinde bataniyeyle gecirilen koca bi gundu. pek kocaman da degildi aslinda uyku aralarinda yapilan yasamak icin gerekli faaliyetlerle.

bugun? bakalim. gunesli gorunuyor hava, dunku gibi degil, cok sey umut etmeden biseyler yapilabilir sanki.

subat 2011, baden

Thursday, March 17, 2011

kalbime yagmur degdi

eylul 2010, hourtin

bahar geleydi keske


bos. oylece bos. icimde tarif edemedigim seyler var. bi konusabilsem.

Monday, March 14, 2011

revani

ben saniyordum uc-bes saat evde yalniz kalicam, ne bileyim yedi-on saat oldugunu.

cocuk okuldaymis, hem de ona kadar, kalakaldim evin icinde ne yapacam ki ben diye. yemek ye dedi, yedim, yat dinlen dedi, dinlendim. onun aksam benim icin yaptigi az sekerli kabagi gordum, ben de ona bol sekerli revani yapayim dedim.

serbeti dokuyordum, gozumde bi sahne belirdi. mutfak kapisi ardina kadar acik, hava mis, isil isil. ben kucucugum. bi ramazan gunu. cunku orucluyum. annem revani yapmis. kabuklarini ayirmis tezgaha, icimden geciriyorum sanki biri benim icin en sevdigim kismi ayirmis diye, hupletiyorum. hem orucu bozdugumu hem de kabuklarin degil yumusak kisimlarin ananeme ayrildigini annemden ogreniyorum. yine hayal meyal seciyorum ananemi, sesini ise hic hatirlamiyorum.
hic sigara icmeyen birinin girtlak kanseri olabilecegini cook uzun zaman once ogrendim, ama kanser olup da nasil emin adimlarla hastanelere kontrole gidildigini de. bu revani senin icin olsun, belki ozlemissindir.

 eylul 2010


bir oh alabilir miyim

bi de cook sukur.

ben artik ayni ben degilim. ben daha baska bi ben oluyorum, eskilerden bildigim bi gorkem aslinda ama bu kadar keyifle hatirlayacagimi dusunmemistim. tipki annem gibi, o da eski annem degil. biseyler olmus sanki. guzel seyler.

artik insan icine cikabilirim, artik ince memed'ime kavusabilirim, artik anneler icin hediye hazirliklarina girebilirim. artik herseyi yapabilirim ben! duydun mu cocuk, dunya, hayat, mart, bahar. herseyi yapabilir, karsisina gecip mutlu olabilirim.

sanki bi tek yapmamam gereken sey, cocuk. o da sirf cantamda okulda sentezledigim maddeleri tasiyorum diye, bi de icimden evin buzdolabina koymak gectigi icin.

haydi o zaman listeler.
hoteller listesi,
yapilacaklar listesi,
gorulecekler listesi,
yiyip icilecekler listesi,
yanimiza alinacaklar listesi,
gerekli olan seyler listesi,
olmazsa olmazlar listesi.
turkiye'den alinacak listesi.
goturulecek listesi.
kitap listesi.

bi daha az eglenceli seyler var ki, ev toplamaca, masa toplamaca, bilgisayar duzenlemece, harici diskleri duzenlemece gibi.

ve tabi ben hasta oldum (!) ve tabi ben erkenden kaciveriyorum.

 subat 2011, winterthur

Tuesday, March 8, 2011

simdi sira o tarafa mola vermekte

goz ucuyla okuyorum, akil ucuyla da dusunuyorum. ama kendimi kaptirirsam daha fena streslere girerim diye korkuyorum. oralara mola verdim, ara verdim diyelim. ama hepsi hepsi aklimin bi yerlerinde. cocukla konusacagimiz konulari bile bulup su isler bitsin bi oturup konusalim olur mu, bazen kafam karisiyor diyorum.

sabah 8-aksam 8 calisiyoruz ailecek, benimki daha yuksek bi tempolu aslinda cunku sabah 5te de kalkiyorum. keske ovunulecek bisey olsa bunlar da, bunlarin hepsi tembellikten oturu. kizmiyorum ama kendime, gecmise de bakmiyorum, yaparim diyorum iki senede de yaparim ben ayni seyi diyorum. o cocukluk oyunlarim geri geliyor icime, kendi kendime yaptigim on dakikada kapi onunde olabilir miyim yarislarim, yaparim diyorum.

yatmadan once yarim saatlik bi kafa dagitma zamanim var, bi de bunu yapmasam nasil ruyalar gorurum kimbilir. her aksam yatagimin basina yeni bi sey tasiyorum, fotograf kitaplarina bakiyorum, kartpostallara bakiyorum, sadece muzik dinliyorum ki sonunda hep bilgisayarla uyumus oluyoruz.

boyle iste.

hala haftasonu guzelleriydiler.

Saturday, March 5, 2011

yardan ayrilmasi zarar omure

bi hafta daha bitmis. bu sefer guzel bitmis. cuma icin sevinmenin hakli gururunu tasiyarak.

acik acik soylemem gerekirse, yazmayi unutmusum, ustune konusmayi da unutmusum, hatta surada oturma zorunlulugum olmasa yazmayabilirdim bile. ve daha da ileri giderek bugun bi ara sirf "ayrilik sinyalleri vermeye basladim" bile yazmayi planladim bi cumle ile.

uzaklasma sebebim belli. eger o gun aradigim 1980 basimli makalenin yazarini ruyamda goruyorsam ve bana hatalarimi gosteriyorsa zamanimi nelerde harcadigim besbelli.

ama uzaklasma sinyalleri neden peki. ciddi oluyorum sanki, kafasi cinliklere calismayan ama baska baska seyler icin deli gibi calistiran biri oluyorum gibi. isin kotusu halimden memnunum. hani bunun boyle olmasi benim simdiye kadar olan zamanimi iyi degerlendirmemem de, belki su birikmis isler bitince, belki benim vicdanim rahatlayinca, belki hepsini bi arada yapmayi basarinca daha daha sik yazmaya baslarim. o da bi martin sonunu buluyor gibi.

bugun cocugun hayatini ikinciye kurtardigim gun. pistin ordasinda ac, ac, ac diye bagiran cocugun en iyi arkadasi, bendim.


 
design by suckmylolly.com