Monday, February 28, 2011

cocukken

sibelcim, sonunda aradigim seyi buldum ve ne guzel oldu bu diye diye sordugun soruyu cevapliyorum :)

arandim tarandim, hic gonul verdigim cizgi film bulamadim. hos annem derdi, boyle pur dikkat dinlerdin diye ama bi yandan da babam derdi hic yerinde durmazdin, gozler sasi bes bakinirdi diye. babaminki bana nedense daha mantikli geliyor, gozlerin sasi besliginden uzun sevdali bakismalarimiz hep yarim kalir cunku.

ama cizgi film bulamadiysam ne buldum peki. ta taaa... atli karinca.

iste bunu deli gibi izlerdim, babanemin o eski pusku televizyonunda bi bunu izlerdim. saati bilmezdim ama onun olacagi zamani bilirdim. o sisko kiz da nasil ben burdayim oooretmenim derdi :)



bi de bana oyle geliyor ki mart cok guzel gececek, bibet cok guzel bakmis mart'a ;)

allah sabir versin

kolay kolay bitmeyecek benim bu ince memed sevdam. sozde koydum kenara, bu uc hafta sonunda cikaracaktim meydana. ama her gece bi bolum daha diye diye...

insanlar simsicak, yazarina hayran degilim nedense bu sefer. icindekilere hayranim. masalsi anlatiyor diye mi bilmem ama sanki babannesinin ona anlattiklarini yaziyor gibi, onun icin o kisilerin hayal urunu oldugunu dusunmek istemiyorum, hepsi gercek bence. osman'i koca osman yapan, kamer'i kamer ana yapan ufacik bi neden, basit bi sebep. duru dupduru.

insanlardan sonra kelimeler ogreniyorum. duygularimi tarif edebilecek. icimden geciriyorum, yuzum karanlik. yuzum karardi. guzelce aydinlanacak yuzum ama iste uc haftasi var. belki biraz daha fazla. aklimdaki takvimin sistemi degisti cunku. onceden toplantidan toplantiya beynimde degisen takvim, simdi butun bir seneyi gosteriyor ve her gecen gunun ardindan biraz daha sikintiya sokuyor beni. hele aylar bittikce, dusunmeyelim en iyisi.

bi de hergun agliyorum, cook bilinen sebeplere. bazen de bi simariyorum ki sorma, hemen tepe taklak.

bu yazi da zaten ne bicim oldu.

eylul 2010

Sunday, February 27, 2011

king's speech

gitmeden once : guzel filmmis, izlemek gerek.
gittikten sonra : guzel filmmis, izlemek gerek.

gittim ben, elimde koca bi misir kutusuyla, ilk once onlari bitirdim, tek basima hem de. sonra atkimi boynuma doladim. gozumu actim, montumu ustume orttum. gozumu actim, hadi evde devam edersin fikrinin koluna girip eve geldim.

siz gidin ama uyumazsiniz, o benim paniklerimden uzaklastim diye rahatlamamdan oturu, bi de tabi, spor, sabah 5te kalkmalarindan oturu. okulda surekli kosturma halinde olmami da unutmayayim. siz gidin. guzel diyorlar.


black swan'a kesin gidin ama. kesin gidin. kim ne derse de kulaklarinizi tikayin. merak etmeyin ruyaniza girecek bisey yok, bana bunu dediler, gidin gelin, bi kere de siz gulun bunu diyenlere.

bi de the way back var, o da guzeldi hani, fena degildi. gerci adamlar acliktan susuzluktan oluyorlardi (!) ama nedense hic zayiflamadilar.

prensesin uykusunu da yeni izledim ben. guzeldi be. hani begenmeyenler var ya, arada bi cikan hayal dunyasina takilmis olabilirler diye dusunuyorum. ulak'ta onun katbekati vardi bi kere. biz onu da sevmistik ki cagan irmak'in kendini anlatmaya calisini daha cok sevmis olabiliriz.

av mevsimi, sener sen'i gormek guzel bi duygu bi kere. oyle aksam sofrasi basinda sener sen. aksam cayiyla sener sen. bi de yalanci iskembe corbasiyla izlemisligim var, ben gencken, o gencken. evimden binlerce kilometre uzakta.


haftasonu guzelleri

Thursday, February 24, 2011

oda icinde bi kralice bi kral

bazen burasinin surgunden farki yok. mesela pazartesi gunu. okuldan ciktik. cocuk tutturmus eve gitmek istemiyorum diye. ihtimalleri sayiyorum, begenmesem de sayiyorum, sadece baska bi secenegimizin olmadigini gostermek icin. yemek bile yememisiz, yemek de istemiyoruz ki, secenekler pizza, cin lokantasi, makarna ve fonduyle sinirli cunku. ya da muthis paralar verip surekli bi endiseyle bekleyecegimiz yemekler siparis edecegiz ki ben coktan vazgectim bundan.

carsida tek acik olan markete dogru gittik, alisik oldugumuz seyleri yapiyor olmak adina iki paket cikolata ve kucuk bi sise viski aldik. yollarda yemegi cok severiz. ama olmadi bu sefer. o isiklar yok, o telasli kalabaligin icinde sanki bizim icin zaman durmus da disardan izliyormusuz hissi yok. sonra bi kalabalik gorduk. yas ortalamasi 60 ustu olan bi kalabalik. konser varmis. lozan oda orkestrasi. sirf onlar kapilarin acilmasini bekliyor diye bekledik bizde. cunku orasi lozan’in en kalabalik yeriydi o anda. kapilar acildi. biz de girdik, biz de bilet aldik. olabildigine bakimli yaslilar, bize biraz iyi geldi, oyaladi bizi o aksamlik o yaslilar.

bi bilseniz biz kac pazartesi yasiyoruz aslinda buralarda. onun icin ya donmek istememiz, olabildigine erken. hep iki sene diyoruz ama icin icin de biliyoruz ki post-doc’lik olmadan olmayacak. o da en az bi sene daha demek. ama yine de donecez iste.

 subat 2011, baden

Monday, February 21, 2011

ince memed'in ardindan


montblanc'a cikip eskiya olucam, zenginden alip fakire vericem, don kisot'un yel degirmenleri gibi ben de uzun yuk gemileriyle kapisicam. sabah kalkarsin ince memed, aksam yatarsin ince memed.

utaniyorum da bi yandan. merak da ediyorum bi ben miyim okumayan, sucu kime gonderecegim hazir, babam! insan evine o besbin kitaplik kutuphaneyi yaparken hic mi roman okumaz, hep mi tarih okur, arastirma, psikoloji okur diye catacam. belki de onun icin benim de bu romanlari icin icin kucumsemem.

siz de beni kucuk gorun. bu 1955 yilinda ilk defa basilmis, 97 yilinda ben daha ilkokulun havasini ustumden atmaya calisirken benim cocugun koy enstitusu cikisli hocalarindan ogrenip ogrenip torbasina doldurdugu seylerden biri iste bu, ince memed. bana ise o ondort yasindaki cocugun kendi parasiyla alip sonra seffaf ambalaj kagidina ozenle kapladigi sayfalari sari sari olmus kitaplari okumak dusuyor simdi.


Sunday, February 20, 2011

patoloji 101

yarin yine okul yerine hastaneye gidecem. bi kredilik ders icin. bizim okulda kredi almak zorunlu doktorada, simdiye kadar duydugum okullarda degil. zaten yeterlilikleri de yok. ne guzel. ama bu ders daha guzel. patoloji. sansimiza (!) ameliyatta alinmis bi akcigerin ornegini hazirliyorlardi, nasil oldugunu gorduk. inanamadim ve hala da inanamiyorum. adamin sol cigerinin yarisi! kasap onlugu giymis, gencecik, guzelcecik bi kiz, kesiyordu didik didik.

okuldan boyle kaciyor gibiyim ama sonum insallah hayir olur, tam 3 hafta sonra pek muhim bi sunumum var. geceli gunduzlu calismalar baslayacak, yanimiza cikin hazirlamalar. yeter ki ben panik olmayayim. ama bi buyudum gibi de, dur bakalim gorecez. sonrasi da bi poster sunumu, masterdaki gibi orayi burayi dolasamiyorum ama bu posterim olmayacak anlamina gelmiyormus, ne yazik ki. kulfet ama yapacaz baska care yok.

asil sonrasi. sonrasi bi guzel hayaller ki sorma, cerceveletip asmalik hem de. ama bu sefer ipin ucu bile gorunmeyecek burada.



Friday, February 18, 2011

bu blog nereye gidiyor demistim di mi

kendi kendime bi garip hallere girdim, simdiye kadar gule oynaya yaziveriyorum, ciziveriyordum, hic kac kisi ugramis etmis diye bakmadan, onu dusunmeden. 

noolduysa bi haller oldu, begenmez oldum yazdiklarimi. aklim baska yerlerde dolasir oldu, sanki bi seylerden sorumluymus duygusu. icim kaldirmiyor yapilan haksizliklari. belki de buraya yazdigim diger seyler gibi icimdekilerin cikmasi istemesi, durtusu. ama buraya da yazasim gelmiyor pek, iyi bisey yok cunku, fotografli bisey yok, kisisel bisey yok. icimde insanlik var, haksizlik var. bi de tabi istiyorum ki baskalari da yazabilsin, icini dokebilsin, bakalim ilk once ben baslayim da sonra cocuk yardim eder, sonra damlo, sonra pinkis cogaliriz belki.


irmik helvasinin icinden dondurma cikanini severim ben. tarif, cafe fernando. deneme bir.



bi de gokce var. ben onun ogrencisiyim diyebilirim. hayal gucunu kullanmayi ogrettigi icin, hic usenmeden arka arkaya pastalar yapabilme hevesini verdigi icin. onun icin bu deneme ikiyi, ona ithaf ediyorum. ilkinin keki daha guzeldi sanki gokce, fark olarak da buyuk yumurta yerine orta olanlardan kullandim, herhalde ondan.


sen benim kusuruma bakma blog, iste insan uzak yerlerde, annesine ikidebir telefon etmeden, tarifler almadan biseyler basarabiliyor ya onun mutlulugundan sana da gosteriyorum.

ne farkettim biliyor musun, ben kucukken  annemin yemeklerinden baskasinin yemegini yiyemezdim, sonra yiyebilmeye basladim ama hep o duygu vardi icimde, anneminki daha baska, daha guzel, annemin yemegi iste diye. iki senedir toplasam belki on kere baskasi girmistir mutfaga, o da ya semra ya cocugun annesi. o kadar baska oldu ki bizim mutfagimiz, simdi annelere gidince ikisi de garip geliyor, tadi baska geliyor. olmuyor anneler olmuyor :)

bi de su cocuk isini boyle kimseye elletmeden halledebilsem...

Thursday, February 17, 2011

deney yapiyorum

deney 147 - doktora yapmak

ortalama buyuklukte yuzeyi taze bilgiler icin temizlenmis bi beyin ve ona bagli hevesle kapli bi kalp.
bi avuc disiplin.
bi avuc ozguven.
biraz yaraticilik, sabir.
bi de hayatin diger renklerini de gosterecek floresans isima yapan akilli madde. -ozel uretim olmalidir, hayatin diger renkleri gorecelidir cunku.
bu isimayi gorup dogru algilayabilmen ve seni neyin iyi edecegini bulman icin farkindalik.
ortaya cikmasi olasi panigi engellemek icin bolca koyvermislik. ince bi siniri var dikkat etmeli.
katalist olarak daha guzel gunlerin gelecegi ve bu deneyin bitecegi dusuncesi.

iyilik, saglik, guzellik, huzur, mutluluk olculerini bi onceki deneylere kiyasla kullanmalisin.

bunlar, dort sene boyunca bazen oda sicakliginda bazen de totonun elverdigi sicaklikta olabildigince sakin bi atmosferde, kendi kendine elde edemedigin zamanlarda tup baglamak kosuluyla karistirilmalidir.

sure bitiminde, cikan urunu temizlemek kullanilan malzemelerin safligina baglidir. ama yine de temiz bi urun elde etmek icin yuksek ihtimalli secenekler: saclardaki beyazlari boyatmak, bedenen ve ruhen ortaya cikmis sarkik, kirik, dokukler icin uzun ve hicbisey yapilmadan gecirilen tatil ve deney yerinin derhal terketmek.


subat 2011, winterthur
kusura bakma, daha fazla deney ayrintisi veremiyorum, bi panik kacti icime, gelirim gene ben. ama sen bekleme basla yapmaya, ertelemeye gelmiyor. emek verince olacak. inan buna.

Wednesday, February 16, 2011

winterthur - baden

pazar gunu gozumu winterthur'da actik, uzun yolculuk yapmayinca daha bi keyifli oluyor insan. bi de sehir merkezi diye bizi sanat muzesine goturen navigasyonda ayrica mutlu ediyor. ikinci bi plan ekleyiverdik listeye.
buradaki kahvalti da hayatimizda yaptigimiz en iyi secimlerin icine giriverdi.



ilk once fotograf muzesi gezildi, ardindan boyle fotograflar cikiverdi ortaya.

ardindan da sanat muzesi. ne kadar da ozlemisim meger. iki kere gezdik zaten. birileri yagli boya tablomu mu yapmis acaba.


ve son durak baden. bi arkadasa ugramistik diye gittik ama iyi ki de gitmisiz. yoksa o kafeyi goremezdim, kirk-kirbes dakika garsonlarla birlikte sessiz oturmazdik, kafenin bi bolumunde tiyatro var diye, alkis kiyamet kopunca da eski halimize donup gulemezdik.


 bi harebe satosu.

 bi saat kulesi.

 bi de tiyatro kafesi.

st. gallen - appenzell

bizim evin genel ortalamasina gore cok ani oldu, araba kiralayip isvicre'nin kuzey tarafina gitmek. upuzun bi haftasonu, dort sehir, iki muze. alistirma yapmalar. ama ben onu unutacaktim di mi, olup bitene kadar konusmak yok.

aslinda cok soz yok oralarla ilgili. alman kesimi bize her yaptigi jestle sevdirdi kendini. ya biz akillaniyoruz, dogru secimler yapiyoruz ya da gercekten iki vatandaslarimiz almanlar diyecez neredeyse.

st. gallen'e gec gidince ve uzun bi yolculuk olunca, sadece kutuphanesine girdik (ogrenci, 7 frank), fotograf cekmek yasakti ama koklamak bile oyle iyi geldi ki. sonrasinda da bol bol bina ve insan. konusmadan yuru, sokak sonlarinda bulus, yine ayril.









appenzell icin ise kartpostallardaki manzaralari ve evleri gorebilecegimiz bi yer diye gittik, gercekten oyle. gec gittigimizin farkindaydik ama bu kadar da bos olacagini dusunmemistik. bizi yine de tarcinli cappuccino'lariyla ve pisman olmadigimiz tatlilariyla mutlu ediverdiler.







Tuesday, February 15, 2011

bir basarisizlik oykusu

diyelim, hep birlikte diyelim, o kadar da degil gorkem diye.
bir. ince is bana gore degil.
iki. krema sikma posetlerini kullanmayi ogrenmem gerek. ne ile alistirma yapabilirim, yogurt olabilir mi.
uc. 50gram seker bile ne cok seker.
dort. 2.5 santim, isaret parmaginin birinci bogumuna denk geliyor ama her seferinde bunu olcmeye kalkarsan son 5 yeterince minciklandigi icin avuc icin kadar olabilir.
bes. bi lokmalik tatlilar bana gore degil, tabak dolusu lazim, gozum doymuyor napayim.


boynu bukukler, 
altinda 4 yaprak=8 sayfa oradan buradan cikardigim tarifler, calismistim da halbuki.


numunelikler. gercekten 4 taneydiler. 3'e bir bolustuk.

en guzel yani pinkisimle ayni enlemde, ayni boylamda olmasak da paralel zamanlarda yaptik ya, yukardakileri unuttum gitti bile, makaron bende hep bunu hatirlatacak.

devami gelecek... bien suuur :)

Monday, February 14, 2011

yapilanlar hayallerin baslangiciydi.

gereksiz bi sikinti var icimde.
persembe-cuma'dan kalma buyuk ihtimal.

oysaki ne guzel seyler var dusunecek.
rezervasyon yapilan restoranin kapisina kadar gidip evde kutlanilan yildonumu. bosver, en guzeli. tavuk olup yatmaca, bi termos cay, bi kalip kekle kalkmaca.
guzeldi iste pek guzeldi de...

biraz spor iyi gelir bana.

winterthur, subat 2011

Friday, February 11, 2011

bir sene onceydi


Thursday, February 10, 2011

kofte-hor

- cocuk, gel seninle bi rekor kiralim.
- nasil bisey.
- simdi bundan on sene, yirmi sene sonra ben diyebileyim ki simdiye kadar hic elimi kofte hamuruna sokup yogurmadim. nasil?
- ?!?!


Monday, February 7, 2011

subat, ben de seni...

vucut bi gun istiyor, tatil istiyor, sadece onun icin gecirilmis. onun icin iste, verimsiz gecen bi pazartesinin okul kismini sonlandirmak uzereyim. bakalim spor ve ev kismi nasil olacak.

mide de bi gun istiyor, hicbisey yenmeden gecen bi gun istiyor. dinlemek, guruldayabilmek istiyor.

ben ise, "subat, ben de seni cok seviyorum" diye bagirmak istiyorum, yuzelliiki kisiden ben secildim diye, begenecegim icine dogmus birinden, sonra sabah mailimde bi sarki, sonra benim soganlarimin meshur olmasi. ustune de mutlu olmam iste. cicekli gomlek giymem belki biraz, belki biraz da sacima yepyeni bi topuz modeli bulmus olmam.

ama demiyorum, daha degil. su hafta gecsin sonra.

venedik, aralik 2010

haftanin koru

eger cocuk iki tencere yemek pisirmisse ona sadece "akilliiii, bu haftaki haklarini bitirdin, simdi karinca misali sen yersin, ben calisirim" denir. ve eger cocuk bunlari, pazar aksami yemekten sonra pisirmisse, heran sizabilirim. yalniz birakilmaya gelemem. cocugu da mutfakta yalniz biraktigima pisman binbir simariklikla da yataga yatip gozumu actigim ilk an "bugun gunlerden ne, sali mi? yok pazartesi olmadi ki, pazar mi? o gecti, yaa" diyip aci gercegi sonunda kavrayip 5.5ta kalkmak uzere sozlesirim pazartesiyle. cunku ogrenmisimdir 27 senedir, inatlasmaya gelinmeyecegini, suyuna gitmek gerektigini. 

haydi guzel seyler olsun bu hafta. haftasonunu az cok biliyorum ama haydi haftaici seni de goreyim.


bizim ev, 2011 gunlerden bir gun.

Sunday, February 6, 2011

huzunlu pazarin dusundurdukleri

ozledim. oyle cok ozledim ki.

herseyi ozledim, herseyi. ne zaman gelecegi belli olmayan otobuslerden tut, cesit cesit tatlilarina, yemeklerine kadar.

en cok da okulun kutuphanesi tutuyor gozlerimde bugunlerde. ne kadar cok zaman gecirirdik, en buyuk potlar da orada kirilmadi mi, kimya ne gereksiz bisey diyerek, en buyuk hevesler orada dolmadi mi icimize kitaplari kucaklayarak. yururduk raflar arasindan, tam olarak ne alacagimizi bilmiyorsak, yazar isimlerini konusa konusa sohbet ederdik, bunu taniyormussun, bunun bi de soyle bi kitabi var diye. o bile yetermis dusunmek icin, dolmak icin. ne alacagimizi da biliyorsak illa ki kapisirdik, illa ki ben kazanirdim.

bazen kendime haksizlik yaptigimi dusunsem de, bi dr. unvani icin bu kadar uzaklasmak dogru mu oldu ki diye dusunuveriyorum iste. olan oldu tabi, sonrasinda da ne olacagi belli olmasa da gun sayiyorum iste.

bunlardan uzaklasip agzima bi parmak bal calmak icin yeni biseylerin girmesi guzel olur hayatima. bekliyorum, yepyeni bi heves.

verona, aralik 2010

Saturday, February 5, 2011

icimdeki gulucuk

buram buram cikolata kokusu.
bitiremedigim cikolata kremasindan.
soguk sute ekleyince pek guzel oluyormus. olsun. afiyet bal seker olsun.

ince memed var, bilir misiniz. bi de anasi var. bi de deyyus abdi aga var.
ne guzel bisey yepyeni insanlar tanimak, hayatina katmak.

iyilik yap denize at, balik anlamazsa halik anlar.
oylecene geliverdi aklima.
ne yapiyorum ki ben dedim.
sonra oldugum gibi olmaya dondum, dilimde bu soz.
bi rahatladim ki sorma.



icimdeki ayicik

dun spora gittim kaderime yazildigi gibi ama adam gibi kosamadim, hadi sauna dedim o da kapaliymis. kendime gelemeden evde buldum kendimi. sonra yine kriz. pasta yapildi. bi oncekinin acemi sansi oldugunu gorunce uzuldum. belki de iyi oldu, pasta da kestane olayina donmeden birakmaliydim belki de.

bi de yazi yazacaktim di mi. sakinlestirdim kendimi sanki gecti bile. ama ne ayip ne kotu bisey. ya da icimdeki uyusukluk bocegi hala galip, bugun bi spor darbesi daha vurmak gerek. 

dun aksam bu fotograflarla oynarken kendimden urktum, icimde ne sakliyorum ben.




Friday, February 4, 2011

her yol ona cikiyor.

ofis ayni ama masam baska. alisamadim aslinda daha buradan bakmaya, inanamadim bilgisayarimi masaya koyunca fotograflarimin da geldigine. ilk once onlari kontrol ettim, artik rahat rahat bakabilecegime inandim sayilir.

kac gundur, sanki sonradan gelen kis yorgunlugu var. buyuk ihtimal su evin icinden atamadigimiz hastalik yuzundendir ama bi care de bulmak gerek ne yazik ki. benim carem belli, fermanim da yazildi. spora gidilecek bu aksam. yemek yapmama luksum bile var. gel de icimdeki uyusukluk bocegine anlat.

haftaya yine bu rahat gunler bitiyor, yogunlasmalar basliyor. ona da enerji gerek.

maruz kaldigi kimyasallardan dolayi totomda paralanan ve benim cok sevdigim pantolonumun hatrina azcik zayiflamam da lazim.

bi de cok kizginim, cok. onlari da adam gibi anlatabilmem gerek. yok, sebep, hinc.al degil.

venedik, aralik 2010

 
design by suckmylolly.com