Monday, January 31, 2011

love is...

yanyana sogan dogramaktir.


ben ise

hic sevmezdim sutu kucukken, yogurdu da tabi. iki on disimin arasindan gecire gecire, suze suze icerdim.

sonra biri bana dedi, sut iyi, hele senin icin.
ben de peki dedim. gel ilitayim dedi yok dedim.
yanina bisey ister misin, icine isterim dedim.



ayci'ye ithafen. cevaben. sevgiylen.

hastalik belirtileri

gece 12de misafirlikten eve gelip de pijamalarimla koltuk tepelerinde fotograf cekicem, cok guzel fotograf cekmem gerek diye sayiklamam hastalik belirtileri olabilir pek ala.

bugunun gelecegini ben de pek bi merak ediyorum.




Saturday, January 29, 2011

catlak patlat yusyuvarlak

butun hafta bunun farkinda degilmisim ben, deli miymisim neymisim, simdi de intikam alircasina hic aklimdan cikmiyor.

ofiste bana cektiren, cemkiren, hani erkek arkadasiyla arasi iyiyken gulucukler sacan ama kotuyken benim erkek arkadasim yanimda diye bana kusen kiz, gidiveriyor. sali yok! sali. bu sali. tam da doktoranin bitmesine iki sene varken, ilk yarisi bitmisken, ikinci yarisina nasil da guzel giriyorum. iki sene ne ki diyorum, master yapmistim iki senede, o zaman ohoooo doktora da yapilir, yapilmaz mi.

ne giyecegimi bile planladim sali gunu. hatta pazartesi gunu soyle bi etrafa bile bakinacam, hediye bile alirim gidiyor diye, tabi ki kendime. kutlamak lazim bunu. ofiste sigintiliktan cikmayi, neseli havami rahat rahat estirebilmeyi, sikayetsiz gececek gunleri, ekranima kimsenin bakamayacak olmasini, rahat rahat kitap okuyabilecek olmami.

bi haftadir spora gidemiyordum, bugun ben kapattim salonu. cok da bisey yapamadim ama eklemlerimin, kemiklerimin acilmasindan cok beynim acildi. bi anda bi suru dusunce, bi suru yazi, bi suru plan ususuverdi. ohh be dedim, yalnizlik ne kotu biseymis.

bi de cheesecake yapmanin hakli gururu icinde yeni bi kelepceli kalip istiyorum, yandan yandan kaciriyor bu. bi de iste dedigim gibi catlak patlak oldu ama dayayinca cilekleri kim gorecek. bi de o jolenin olmasini beklemek bize gore bisey degil kardesim, ye gitsin iste.

lozan'da bugun.

Thursday, January 27, 2011

nereye gidiyor bu blog

kisa sureli bi mutsuzluk cukuruna dusuverdim, yuzum dusuverdi, montumu kapip ciktim disari. aradigim morali baska kucaklarda da bulamayinca iyi seyler dusunerek, guzel sarkilar dinleyerek bana kalan bas agrisiyla birlikte cukurdan cikiverdim. az kaldi dedim, pazartesi son gun dedim. sonrasi yeni duzen, yeni plan, yeni heves belki yeni gorkem bile dedim. neden olmasin.

hem ben sabahlari yolda bagira bagira ugurlar olsun'u soyleyebiliyorum, hissede hissede, "bir keskin kalem, bir kirik gozluk, yurekli yigitlere hatiran olsun" kisminda vicdanimin kipirdandigini hissederek.

ve ben yine sabahlari yuz basamakli merdivenden inerken kim ilk once inecek yarisini kaybetmek uzereyken "aaa orada ne yapiyorlar ki" diye kazanabilmeyi seviyorum. gulup gulup de "sen hep gul e mi" lafini duymayi seviyorum.

gecenlerde bi bloga rastladim, docentlik sinavini yazmis kadincagiz -diyorum, cunku simdiden gozumu korkutan bisey kendisi- iste o zaman dusundum, benim blogumun bi sonu var. ben eger olur da donebilirsem, bi yerlere girebilirsem, hatta bu cok istedigim akademi olur ya da baska bi sirket olur, kapatirim bu blogu. yenisi gelir mi gelir, ben kimseye soyler miyim soylemem. bi sonun oldugunu dusunmek heyecanli bisey aslinda, hele de yenisinin gelecegini dusunmek.


bi pastadan geriye kalanlar.

pasta yaptigimi dunyaya(!) haykirmak telasiyla hicbisey yazamadim. ama puf noktalari olmaz mi, cocugun bile varmis soyle yap boyle yap’lari.

suslemek ne keyifli biseymis, yoksa bi pastaci daha mi iplerinden kurtulup dunyaya saliverildi!

tabi bi de kendimle gurur duyuyorum. o aksam uce bolmek icin soyle bi alet bulamayinca boyle levha gibi bisey aldim ama hic de bi ise yaramadi ve ben kaptigim gibi bi dikis ipini, mis gibi 3lume kavustum. tamamen kendi icadim.

kekin sogumasini bekleseydim ve kelepceli kaliptan oyle cikarsaydim cok iyi olurdu. aslinda kelepceli kalipla ilk kez tanistim da diyebilirim, en basta hic sevmemistim, ativermistim bi kenara gecen sene. ama onun niyetine aldigim halkanin kremayi koyarken yardimci olan sey oldugunu anlayinca hemen raf arkalarindan cikarip barisirverdik.

biliyordum ki!! yemek pisirmek = deney yapmak.

ben deneyleri yaparken genelde, ilk once gozumun onunden geciririm, boylece nelere gerek duyacagimi, neyi ne zaman ekleyecegimi 1 dakikada yaptigim deneyle kestiririm gozume, ona gore isime baslarim. bu tarifleri yaparken de belki de oyle yapmak gerek, ucuncu cumlede kalakalmamak icin. kek pisene kadar yasanan stresten sonra bi arkadasim oldu o ayri, kapismaya da hazir hem de.

pastalarin devami gelecek ama buraya koyar miyim bilmiyorum, cunku her yorumdan sonra bi pasta yapip gondermek istedim kalbimden. kap kacagi hazirlayin evinize geliyorum!

 verona, aralik 2010

Wednesday, January 26, 2011

kim demis*

* burada nar yok diye.

* meyve salatamiz narsiz olur diye.




* yenmeyenler kalir diye.

elbet bulurum ben onlarin yerini.




Tuesday, January 25, 2011

bunun da suyu cikti.

sene ikibinlerin basi. ailece yaptigimiz tatillerin sonucusu sanki. deniz, kumsal, gunes yok. aksine yaz ortasinda hirkalarla dolasmak, kalin yunlu yorganlarda yatmak, iki kat corap giymek var. annemin dag ile koy karisik evindeyiz. tatil bunun, gec kalkmasinda, sabahtan aksama etamin yapmasinda, annenin bize bulasmamasinda, ikide birde daga odun toplamaya yuruyus yapmaya gitmelerinde, ama yemeklerin her zaman onumuze gelmesinde. etamin yaparken totomuzun uyusmasi ise en buyuk tatil hasariydi ta kiiii ben etamin aralarinda yedigimiz cekirdekten zehirlenene kadar. yaz ortasinda beni yataklara dusuren seyin tam olarak cekirdek mi yoksa agactan kuslarla birlikte yedigimiz dutlar mi oldugunu hic bilemedik ama ben o gunden sonra cekirdek yiyemez oldum. bes taneyi gecti mi, tansiyonum duser, midem bulanir oldu.

sene ikibinonlarin basi. ikibin rakimlarina ciktigimiz bi cumartesi gunu. usumusum ve ne hikmetse istahim kacmis. biseyler yiyebilmek icin gonlumu gezdirirken kestanelere vuruluveriyor gonlum basina ne geleceginden habersiz. sonuc, cekirdek sonucu. ve sonuc, iki gun olu gibi yatmak, lahana suyundan baska bisey icememek.

Monday, January 24, 2011

verbier

bize bi aferin. kayaga bi adim daha yaklastik. aslinda gecen sefer dalga geciyordum ama gercek oluverdi. hem de daha komik bi haliyle. oraya giden tren saatte bi kez var, tren garina gidecek olan otobuse binmek icin kostururken onumuzden geciverdi ve biz kiyafetleri giyerek en azindan otobus duragina kadar giderek bi adim daha atmis olduk.

pek bi keyfim kacmisti ama sonra kiskis gulmeye basladim, cocuk ise hala cokmus bakiniyordu. ilk kararsizliktan sonra yine de gidelim bi kar, kayan insan gorelim, oralarin sogunu yiyelim ustune de pizza yeriz dedik. iyi oldu cok iyi oldu hem de ama soguktu pek soguktu.

benim bagisiklik sistemi de cokunce geriye son fotograftaki manzara kaldi.





hala da gecerlidir.

Friday, January 21, 2011

aksamdan simarik

ne zamandir cheesecake yapasim var.
ama gunlerce arastirmam gerekiyor malzemeleri iyice anlayabilmek, bulabilmek icin. tiramisunun bile mascarpone'dan yapildigini labne peynirini bulamayacagima iyice inandik sonra ogrendim.

bugun de yine malzemelerle ilgili biseyleri cozebilmenin verdigi keyifle, ogle yemeginde cocuga anlatiyorum.
- ayy sana bisey diyecem, bugun ne ogrendiiim...
- ??
- kac gundur canim cheesecake istiyordu, yok, suzme yogurt, yok bilmem ne yazip duruyor malzemelerde, ben onlarin karsiliklarini bulana kadar ohoooo.
- e, alalim sana, illa yapacan mi.
- evet. neyse, bugun bi blog buldum, kadin almanya'da yasayan bi turk, tarif yaziyor sagolsun, markali yazmis, hemen girdim baktim ben de, manor'da satiliyormus hem de.
- e biz suzerdik.
- allam yarabbim, nasil suzecen bizim sulu yogurdu yaaa.
- e bizimki de suzulmus, mis gibi, hic topak yok.
- ?!?! neyse efendim, biz yapamazdik. hadi bunu buldum bi de ustune lor peynirini de buldum.
- lor peynirini bulmaya ne var, altin peyniri iste o.
- ayy ben kime ne anlatiyorum yaaaa.

 haziran, 2008
cheesecake yaninda cay ne de guzel olur diye.
bugun nerelere gittim bi bilsen.

buralar

iki senedir, ama bilincli ama bilincsiz, hic burada insanlar boyle yapiyor ya da otobus, alisveris, hatta apartman sistemi boyledir, soyledir diye yazmadim. bazen aklima hic gelmedi, bazen de kiyaslama yapmamak icin, aklim oralarda olmasin, buralara alismam daha kolay olsun, herseyi normal gibi goreyim diye hic sesimi cikartmadim.

bugunlerde, masallah, pek bi tempolu calisiyorum, calistikca ne kadar cok sey oldugunu gorup tutusuyorum, hani cahile hersey kolay hesabi yapiyormusum simdiye kadar megerse. boyle olunca da bi saat gecmiyor ki, iki sene kaldigini dusunmeyeyim. okulda o kadar cok tekrar edince disarda da bu psikolojideyim artik. aman oraya gitmeyi unutmayalim, aman sunu denemeden ayrilmayayim buradan falan.

dusundum de, nasil buraya alistim, herseyi kendime sanki normalmis gibi empoze ettim, ve dondugumde ayni seyi yapacaksam buralari unutma ihtimali var. o zaman buralari yavas yavastan yazayim dedim, kiyaslamak icin degil ama hatirlamak, unutmamak icin.

mesela.

marketlerdeki paketlenmis et, balik, peynir falan filanlarda iki tane tarih oluyor, biri son satis tarihi, biri de son kulanim tarihi. butun marketler 7de kapandigindan saat 6 gibi, calisanlar ellerinde %25-%50 etiketleriyle dolasmaya basliyorlar, rast gelirsen ve tabi o aksam yaparim diyorsan aliveriyorsun. hos alip yapmayip bikac gun sonra da yapinca bisey olmuyor, ben bunlari yazabiliyorsam.

dun aksam, postaneye yetisecem diye erkenden cikinca rastgeldim ben de, sanki oracikta yiyiverecekmisim aliverdim tatlilari. hadi bu kirmizili sey, bildigin milyof ustu, krema ve frambuaz ama su spagetti kivamindaki tatliya simdiye kadar pek elim gitmemisti, ama madem bi karar verdik dedim, deneyecez.

alllaaam, deli miymisim be, en guzel kestane puresiymis. e ben dadanirim buna.

icimden bi ses, artik mutfagin masa ortusunu degistirsem diyor.

borclu ciktin

bu sabah cok cok erken kalkamasam da yine de fena degil, cayimi icecek zamanim var. meyve caylarini, bitki caylarindan daha cok seviyorum, normalde de sekersiz icerim, gonlum tadinda degil, kokusunda sanirim.

dusundum de, bu sabah ruhumu beslemeya karar verdim, bol bol guzel sey dusunup mutlu olacam. okula giderken planlarimi hazir etmek yerine ruhumu hazirliyorum. ahh benim elle tutulur ruhum, dur simdi sana elmali cay ikram edeyim.

dun eve geliyorum diye kostur durumundayken ama okuldan cikarken de keyifsizken baslamistim ruhumu beslemeye aslinda, marketteki butun tatlilari toplayip huplettikten sonra, bi de temizlik yaptim ki sorma.

biz temizligi genelde tek basimiza yapmayiz. supurmek ve etrafi toplamak, cocugun isi *geriye ne kaliyor ki* silme, daha ayrintili yerlestirme benim isim. dun aksam hepsini ben yaptim.

ben mutlu oldum, ruhum mutlu oldu, cocuk mutlu ve borclu oldu. olur o kadar.


Thursday, January 20, 2011

fesat mi?!

aksam son dakika yedigim kestanelerdan sonra kivran kivran cocugun yanina giden bi gorkem,
"galiba ben fesat oldum"
der.
"sen serhos olmussun, hadi git yat artik" der cocuk da.

bizim ev, kus kosesinden

Wednesday, January 19, 2011

daha basbasa icecek cayimiz varmis


artik aksamlar, yemek ye, kitap oku, uyu seklinde geciyor. sabahin da korunde kalkiyorum, guzel bi seyler buldum sana, iyi oluyor gibi, okula gitmeden plani evde yapinca, hic dusunmeden ellerim calismaya basliyor.

merak ettim dogrusu bu is neyin nesidir diye, ama iki gundur koca-kari izmir evlerine bakiyoruz, ama satilik ama kiralik. pek zevkli, pek farkli buralardan, fotograflara baktikca istanbul'da yasanan ev sikintilarini hatirliyoruz. bu hayallere dalip giderken bi de bakmisim ki bugun bizim birlikte yatip kalkmamizin, bu evde basladigimiz hayatin ikinci yili da bitmis. kosturarak ikea'ya gittigimiz hersey dahil -yani 3 odalik ve mutfaklik- esyalari bi kamyonete tasiyip birlikte eve cikarasimizin, yatagi salonun ortasi kurup bozup tekrar yapisimizin, kutularin ustunde pizza yiyisimizin ikinci yili da bitmis megerse.

daha dun gibi hersey, bi de bunlari hatirlayinca bu kadar net, gecen seneyi nasil unutabilir ki insan, daha zamani var, ama su fotograflarin cekildigi zamanlar.

bi cekilmezlik sezmeye basladim kendimde, en iyisi kestanemi yiyeyim de verdigim kalorileri almadan yatmayayim. cok iyi fikir ama afferin bana.

4 yildir hrant yok


lutfen! izleyin, dinleyin!


carsambanin koru

haftasonu, ouchy

dilimi isirip totomu kasiyayim, bugunlerde pek bi sansliyim. bi baykusum oldu, bi de sonunda markette kestane buldum, son oldugunu dusune dusune bi kilo aldim, bozulmadan yapmali. uzulmemeli.

yine bi yerlere gidesimiz var, az cok belli ama su maasi bi alalim ondan sonra. bi de tabi zamandan once davranip iyice duzenimi kurmam gerek, yine bi geldiler bana, 2 sene kaldi ya, ondan.

bi de sabahattin ali var, icinde seytan olan cocugun bi kadin corabi calisi var, onu anlatisi var, ne hissedecegini, ne dusunecegini bilememek var. o kadar sevdim ki, sadece o bolumu kopyalayip herkese gondermek istiyorum, okusunlar, hayret etsinler diye.

bugunlerde pek bi ozlem doluyum aslinda, herseyi ozluyorum.

Monday, January 17, 2011

buyuk vazonun isi bitince sira kucuklere gelirmis






Sunday, January 16, 2011

esther icin

tarif verebilecek biri olmadigimi farkettim bu sefer kek yapisimda.
tarif annemden.
sanirim anneden gelen sirlarin varligini seviyorum.


iyilik hosluk

haftasonundan geriye kalanlar. 
bi sakayik. 
cicekli bocekli basma fistanlar. 
bisikletle lozan turu. 
iyilik hosluk.


Friday, January 14, 2011

ruya iste

bu cuma aksaminda boyle boynu bukuk, hazirladigim her cesit kabakla bas basayim.

aklima takilan ise bugun beni hungur hungur aglatarak uyandiran ruyayi buna mi yoracaktim ki?

artik nerelerim acik kalmissa, cocugun ailesi gelmis bize, herhalde misafir de olmuslar bize, artik bavullarini hazirlamislar gidiyorlardi ki, cocuk da gelecek bizimle dediler. oyle kalakaliyorum ben, bi ona sor bi buna sor, agla agla agla, yok. diyorlar biz biletini aldik, geliyor. agla agla agla, yok. ustune bi de donusu de almislar, bi ay sonraya. ben bi ay nasil yalniz kalacam diye agla agla agla, yok. cocuk diyor, gitmiyorum, ama ben onlar kapidan cocuksuz cikana kadar aglamaya devam ediyordum. bi kalktim, salya sumuk, artik bidi bidi da mi yapiyormusum nedir, cocuk da uyanmis.

oyle bi korktum ki ruya(!)dan, hemen apar topar aradik, seslerini duyduk, cocugu almak icin gelmeye niyetleri yok gibi.


sarkimi unutmusum


bi salep yapayim

tabi ki yorgunum, bi de artik ogrendim, grip ya da soguk alginligi gibi biseyim varsa ilk aci cektiren yerlerim kulaklarim. sizim sizim. ilacimi ictim yola devam. 

icim kipir kipir. cok ama cok uzun zamandan beri yapmadigim biseyi yapacagim. sonunda. kendimi hazir hissetmem en onemlisi. turkiye'dekine gore biraz uzun surdu aslinda ama buranin pahaliligi ve benim cevremdeki insanlarin cok da zevkli giyinmemeleri yuzunden olabilir. alisverise gidecem, hem de bastan asagi. semra ile yapardik alisverisleri biz, albeni reklamindaki gibi yaptigimiz magaza sayilarini aklimizda tutardik bi de ustune. ama simdi yalniz. hatta hafif bi mont, hafif bi ayakkabi ile yalniz.

4 sene olmus. nasil bu kadar oldu anlayamadim. aslinda biz hep bi parasizdik, yani yine gezer eder, sinemamiz, tiyatromuz eksik olmazdi ama nevizade'de oyle populer yerler bilmezdik mesela, cocugun lisedeyken gittigi salas bi yer var oraya gider, bi koseye oturur, sakin sakin keyfimize bakardik, tanirlar(di) da bizi. ya da mustafa amca'nin yerinin oradaki avluya gideriz, banklara otururduk, benim geceden yaptigim kekleri yerdik. her defasinda da nasil da ilk kez opuvermistim seni diye konusurduk. yururduk, hep yururduk.

iste yine de boyle olmamistim ben. hos simdiye kadar nikah, dugun, dunyanin borcunu dusundugumde cok anormal gelmiyor ama icimin kipirdamasi paradan daha onemli zaten.

neyse, tek dusundugum sey, sabah erkenden kalkip kahvaltiyi hazirlayip yollara dusmek. ayy cok heyecanliyim :)

 milan, aralik 2010

sistem degisikligi

iki gundur, altida kalkiyorum. hatta bugun bi karisiklik oldu ve 4te ayaktaydim.

dun zorladim kendimi, kabul. ama ortaokul-lise donemindeki duygulari yakalayacagimi dusunerek bugun daha da bi hevesle kalktim, 4te kalkmam onun icindir.

dunden tecrubeliyim, mutfagi hazirladim kendime bugun. kirmizi meyveli cayimi da yaptim. gece sekerlenen kabagin da altini actim. simdi tam da eski gunlerdeki gibi okuduklarimi ve dinlediklerimi degistirerek okula buyuk bi huzurla gidebilirim.

bi de o zamanlar eve geldigim gibi uyurdum, gunu ikiye bolme uykum, yani simdiki gibi spora gitmezdim.


venedik, aralik 2010

Thursday, January 13, 2011

kirmizi

"ilkbahar gibi bir mevsimi olan bu dunya, uzerinde yasamaya deger… ne olursa olsun…"

icimizdeki seytan, sabahattin ali, sayfa 64. 


Tuesday, January 11, 2011

bas agrilarim


bu sabah yeni bisey daha ogrenerek kalktim. kirildi biseyler icimde ama ogrendim.

dun oyle basim agriyordu ki, sanki sabaha kadar agridi. en son hatirladigim sey, gece ilac ictigim ve sanki bayilmis gibi uyudugum. sabah da pek dalgin kalkinca farkettim, bayginlik devam mi ediyordu yoksa.

ama ruyami hatirladim mutlu oldum. ani biriktirmece oynuyordum ruyamda, kelime kelime anilari topluyordum, hani bisey gelir akliniza sonra kendinizi neler dusunurken bulursunuz ya oyle bisey. 4-5 kelimelik gruplar yapiyordum anilarimdan.

sonra annemi gordum. hayattaki yalnizligi hissettim, tek basinaligi.

bugun edith piaf dinleyesim var.

Monday, January 10, 2011

bir fransiz bir ingiliz

ogle arasi hayalleri. 6 ay sonrasi, 5 sene sonrasi. ahh ne heyecanli, sifirdan ev yerlestirmek, esya secmek. lozan'da bu isi bi gunde halletmistim, turkiye'de hadi bi hafta diyelim. zaten esya dedigin ne ki, sen yasanmislik verirsen guzeller.

az kaldi kayaga gidiyorduk, butun arac gereci almistik, ama son anda gorduk ki cogu yerde kar yokmus! isvicre'de. olan yerlerde hem uzak hem de yuksek yerler tabi. 1920den beri ocak ayinin en sicak gununu yasamisiz ustelik cumartesi gunu. bunlar isin bahanesi, asil kalkamadik, kalktigimizda gunesin batmasina 5 saat vardi. olsun ama haftaya tren garina kadar gideriz, sonraki hafta kayak yerine kadar, en kotu bi ay icinde bu is tamam.

bu yil ilklerin yili olacak belli oldu. su yapmamiz gereken seyler bitti ya, koca bi bosluk olmus hayatimizda, o da koca bi oh olmus sonradan, ufurmusuz gitmis.

yap-kap listesini yapmiyorum sanma blog. defterime yapiyorum, daha daha ayrintili hem de. spora devam mesela, ve ustelik yeni hedefim 48. evlendigimde degil ama evlendikten sonra belim bilezik kadardi diyecem cocuklarima ben de. kitaplar tamam. okul tamam. projeler tamam.


BASLAMALAR

1
Seni seviyorum
Ben de seni

Tutuyorum
Ben de seni

Öpüyorum
Ben de seni

2
Doğuyorum
Ben de sana

Yaşıyorum
Ben de sana

Geliyorum
Ben de sana

Bitiyorum
Ben de sana

Ölüyorum
Ben de sana

3
Ben seninim
Ben de senin

Sen benimsin
Ben de senin

4                     
Gelip kaldım
Ben de senden

Görüp kaldım
Ben de senden

Gidip kaldım
Ben de senden

Umup kaldım
Ben de senden

5
Sen de ben de
Ben de sen de

Sende bende
Bende sende

Sen de bende
Ben de sende

Sende ben de
Bende sen de

6
Geliyorum
Bende seninle

Gidiyorum
Ben de seninle

Kalıyorum
Ben de seninle

Ölüyorum
Ben de seninle

7
Yalnızım
Ben de sensiz

Çirkinim
Ben de sensiz

Küçüğüm
Ben de sensiz

Ölüyüm
Ben de sensiz
O.A.


pazartesi fotosu

milan-verona-venedik uclemesi 






Sunday, January 9, 2011

"edep ya hu edep"

"insanin gogus kafesine gece coker bazen. gece oyle bi coker ki ruhuna olanca agirligi, butun katmanlariyla, bir turlu gelmez sabah, gun agarmaz. kalbinin atisi degisir. ritim bozuluverir ta derinden bir yerden. kalbin tekler. incecik bir pamuk ipligine tutunarak yasarsin hayatla olum arasinda. kimse bilmez. bilmek istemez. gece bir yilan gibi kivrilir corekleniverir bazen kadinlarin uzerine." 
firarperest, sayfa 83.
(kimseler hakkinda bisey yazmadim, yazmamaya calistim. hep kendime donuk yazdim simdiye kadar. yine de oyle yapmaya calisacam.)

bu yeni yilda girecez-girdik doneminde icimde olan kirikliklar vardi, gecen senenin hevesine bakinca, hatta sene boyunca arada azalip sonra yine artan hevese. gecen sene belki de gonderdigim duzinelerce yeni yil dilekleri, bu sene bi elin parmaklarini gecmedi. ne garip bi toplumuz, icinde insan sevgisi en fazla gorunen kiside bile bi tesekkur etme gudusu yok. dusunuyorum da, o dileklerle mutlaka postada bi sevinc buluyordur, bulamaz olamaz ama bu yeni bi siradan kagit alip icinden gecenleri dokecek kadar uzun surmuyor demek ki, ya da internete girip mail atacak kadar. sasiriyorum sadece. cok hem de. bi sene boyunca aslinda az-cok nasil dusunmem, neler hissetmem gerektigini kavradim, bir suru insani azad ettim icimde. ama dedim ya iste, hele o her yerinden insan sevgisi fiskiran insanlar, o fiskirdigini dusundugun sevginin seline seni de katip yari yolda birakanlar. hele de yuzunu kizartip acaba eline ulasti mi diye sordugunda aldigin o vurdumduymaz cevap. bi elin parmaklarini gecmeyenler benim olsun. gerisine de diyecegim sey sadece edep ya hu edep.

bu arada bunu okuyup da benim de buna benzer seyler yaptigimi cok ama cok zorlarlarsa akillarina getiren iki kisi olabilir, eger boyle dusundulerse, beni affetsinler, onlarin gonulleri yollarda. daha guzel yarinlara.


Saturday, January 8, 2011

lomo et lausanne



kasim 2010, lozan

lozan'da film yaptirtmak, bi fotograf makinesi parasiymis! 43 frank. o dukkana bi daha sadece camekana dayadigim burnumun istedigini almak icin girerim.

bu arada domatesin de kilosu 4.5 frank.

Friday, January 7, 2011

sasirma

eger olur da bi gun, birileri gezi defterimizi okur da benim yazdigim applebook'u gorurse sasirmasin. cunku;

applebook = ipad

venedik, aralik 2010

Thursday, January 6, 2011

ser-hos olamiyorum

gozlerim kapali geldim bu sofraya.

fikrimin ince gulu'nde duygulandik.
elbet bi gun bulusacagiz'da dansettik.
ayva cicek acmis'da da koyverdim gitti.

hep yanimizda muzeyyen senar vardi, ne guzel insan, ne sakin, ne icten.


son fotoymus megerse

okuldan cikiyordum, gruptaki yegane cinli'mizi gordum. hadi, tatil sonrasi sohbeti iki ciftten daha fazla yapalim diye durduk koridor basinda.


- - - - n'aptin, n'ettin.
sonra.
- sapkan cok guzelmis.
- tabi ki h&m'den.
- ben eski sandiydim.
- yok, canim bu sene aldim.
- - - - nereye gittin, n'aptin, n'ettin.
- hadi, yarin gorusuruz.
- gorusuruz, sapkan cok guzel.

okuldan ciktim spora gidiyorum, gidene kadar da iplerimi tamamlayim diye saga sola daliyorum, bi de starbucks logosunu degistiriyormus diye logolu bardak bakiniyorum. isleri halledip spor salonunun yolunu tutunca basimin usudugunu farkettim.

sapka nerde, ceplerde yok, cek kenara, cantada da yok.

e kayboldu, gitti. spordan sacim islak cikarim diye, hemen daldim yine magazaya, bi tane bere aliverdim, begendim. sporumu yaptim bi guzel, montumu, attimi taktim bi yandan da kendi kendime guzellestin diye soyleniyorum.

sapka yok!! aran taran sapka yok. oturayim aglayim dedim, bi aksamda bu kadar sapsallik yapamaz insan herhalde. yine saclarim acikta cikiyordum ki disari, oraciga dusurmusum de takiverdim kafama.

yazik oldu.

bi arkadasa, hem de dost olabilme potansiyeli olan bi arkadasa daha yazik oldu.

o kadar da sakin adimlari tek tek gecmistik. once cekingenlik, tanima, verecegi tepkileri bekleme. sonra koyver gitsin modu. en derinleri acmaca. buraya kadar cok iyiydi, cook. sakin, dingin, hissede hissede, olabildigince acik. bana gore son adim olmayacakti, o zamansizdi.

yok blogcum, ogrendim ki, benim aile dostlarindan once kendi can dostlarima ihtiyacim var. hem erkekler bizim gibi mi ki. onlarin arkadasligi bambaska, selam almaz, cevap yazmaz, duyarlilik yok. sadece zaman gecirdigin surece arkadassindir onlar icin. bizimle onlar bir mi ki. ne geregi vardi.

neyse, bi tanesine daha yazik oldu ama ogrenmek gerekmis.

 venedik, aralik 2010

Wednesday, January 5, 2011

cumaya kadar

neden bu kadar beynimiz bosaldi bilemedik baslarda. ne yeni yilmis, ne planlar, projeler.

sonra ben buldum tabi. neredeyse yaptigimiz ilk tatildi bu, hic eve gidince sunlari yapacam yoktu, ya da o turkiye'deki ne buradasin ne orada duygusunu veren son gunlerin tadi.

bi durulduk, ne plan, ne gelecek kaldi. hatta neredeyse konustugumuz seyler sadece cektigimiz fotograflar diyecegim, o kadar yalindi.

simdi ise haliyle zorlaniyoruz, aklimizda olmayan hevesleri bulup cikartmak icin. bi hafta muhdet verdim bize. cumaya kadar bu is bitecek.

venedik, aralik 2010

muhimdir.
unutulmamasi gerekir.

boyna asmak lazim gelir bi de.
silgi gibi anahtarlik gibi.

buyutmek gerek. kalpten insan olmak.

cunku "bir insani sevmekle baslayacak hersey" di mi.

aralik 2010, venedik

gelincik

ikibinonun son kararlarindadi.
bunu ne yapsam, sundan bu olur mu diye dusunmeden oylecene islemek. sonra da butun kizlar salonun halisina yayilip tek tek ne yapilacaklarina karar vermek.
onun icin baktim iplerime, baktim kitabima, bu olur dedim ve iki haftasonuluk omru varmis.

hemen yenisine basladim bile. ah su evdeki zamanimi sadece ve sadece kendi hobilerime ayirabilme kabiliyetini bi gelistirsem, ne de rahat edecem kim bilir ilerde.


bi de milan'dan giyimler ilgili bisey alamadim ama olur da kendim yapmak istersem diye, ilk burda dergimi aldim. italyanca ama olsun ki, ben yolunu yordamini biliyorum ya bu isin.

Tuesday, January 4, 2011

delik elma

mutfaktayim, haril haril biseyler yaptim, bekliyorum.
cocuga bi bakayim dedim, dagitmis kendini uyuyor.
birden gozunu aciverdi, pilav oldu mu dedi.
?!?!


hele de oylecene hediye gelmis, kis aylarini bekleyen meyveli caylarimin icinden mandalina-portakali da bulunca degme keyfime!

Sunday, January 2, 2011

benim bi florian cay kasigim var. hem de sanki gumus.

venedik'in ilk kafesiymis, hatta bazi yerlerde italya'nin yaziyor. uc ya da dort odaciktan olusuyor. goethe, goldoni gibi unlu isimlerin ugrak yeriymis, odaciklarindan birinde bu yazarlarin fotograflari var, birisi kadinlar bolumu gibi daha daha kibar, ince zevkli dosenmis. garsonlar smokinli ve gelen siparisler illa ki gumus tepside, su istemesen de geliyor, belki tepsiyi doldurmak icin.

bi de bu tepsi 17euro, hadi 20 olsun, kasik da bizim olsun.

iki satir yazi yazamadim ama bi cay kasigi aldim. ilham hep yanimda yani.

27 aralik 2010, caffe florian

milan'da da bi tiziano tablosu

dorduncu gun milan'dayiz, en sanssiz secimleri yaptigimiz gun.

isiklar icindeki duomo'yu ve galleria vittorio emanuele'i gordukten sonra gunu bitiririz diye dusunuyorduk ki, bu kizin kocaman posterini gorduk bi binada.


isa-bebek-meryem tablolarindan o kadar sikilmistik ki ucretsiz oldugunu da gorunce atladik. ne oldugunu anlamaya calisirak uzun bi kuyruk bekledik, o sirada da tablolarin nasil yenilendigini anlatiyor herhalde diye hemfikirdik.

ama.

kuyrugun sonunda iki karsilikli duvar, birinde konveks ayna, birinde aynadaki kizin resmi. grup halinde her duvarin onunde durup rehberlerin anlattigi seyleri tablolarin yenilenmesiyle ilgili bilgilere anlamlandirmaya calistik.

sonra rehber asagi yukari yirmi kisilik grup icinde ilk once beni buldu, aynanin onune koydu, sonra cocugu. kendimizi birakmisiz, anlamadigimiz seylerde -ki hemen hemen herseyde- bizi bi ileri bi geri durterek istedigi pozlari verdik. tabi artik yenilemeyle ilgisinin olmadigina neredeyse emin olduk ama aklimiza baska bi secenek de gelmedi ki.

ayna fasli bitiyor, asil tabloya geciyoruz. bu sefer arkada kaldik, ama rehber yilmiyor, cagriyor bizi one, oyle utangac oyle sus-pus gidiveriyorum yanina. yine biseyler biseyler anlatiyor. ve hadi gidin bakalim diyor.

gidin diyor ama biz nasil gidelim, bu sefer de biz onu cagriyoruz, gel bakalim neler anlattin bi de bize anlat diye. buyuk bi saskinlikla bi de ingilizce dinliyoruz. kadinin soylu bi kadin oldugunu, kiyafetlerinden ve daha baska bi protrede kopeginin de olmasindan anlamislar, ustune de soylu kadinlarin berberlerini kendi sinifindan degil, daha alt bi siniftan sectigini anlamislar.

Saturday, January 1, 2011

venedik'te dort mevsim'li vivaldi

hemen gondollar geliyor aklimiza, ama kiralamanin seksen euro oldugunu duyduktan sonra hemen de aklimizdan ucup gidiyor.

ama ya yolda vivaldi konseri posteri gorursek? gidiveririz.

heyecanla bi kere daha dinledik, aralarda da pisir pisir anilari tazeledik.

27 aralik 2010, scuola grande di san teodoro, venedik

illa ki saglik

sonra ask olsun.


sonra da bi suru dilek ve umut.
umut edebilme yetenegimiz de hep olsun.



azicik usuttum diye karnima giren sancilari yok edeyim diye yuzuyu koyun yativermistim halbuki, hadi resimlere bakayim hadi yann tiersen dinleyim derken buralarda buluverdim kendimi iste. daha yeni yil heveslerini, 'aklima bi fikir geldi' listesi yapamadim, yaptiramadim ama ne iyi yapmissiz da tatil(!)den sonra iki gunluk unlemsiz tatil icin zaman ayirmisiz. akilli biz!

 
design by suckmylolly.com