Tuesday, November 30, 2010

bir biterken

bu haftaici boyle olacak gibi gorunuyor, gunde belki 3 belki 5 kere cene calacam buralarda, ya da sokaklarda -bugunku gibi.

televizyonsuz, isiklari acik birakmadan uyuyabileyim diye, cok yordum kendimi, ivir zivirlari, anilari, fotograflari kutulara koyarken, camasirlari da hazirladim yarin icin. yoruldum ama elmali-tarcinli cayimi icerken son bi icimdekileri demeden uyumayayim dedim.

disarda oyle guzel bi hava var ki, oyle guzel kar yagiyor ki, sanki butun isiklar yanmis gibi, gokyuzu bembeyaz, disardan eve gelirken karda ilk senin ayak izlerin cikabilecek kadar, ufacik ufacik ama hizli hizli yagiyor kar. hala bu duyguyu icimden atamasam da, istanbul'da olmadigimi farketmem icin bi kere dusunmem gerekse de ertesi gunun planlarini iptal edip yeni planlar yaptiracak gibi bi hava var disarda. sabahleyin buyuk ihtimal kurek sesleriyle uyacak butun apartman. concierge(konsiyerj)ler temizleyecek butun kapi onlerini, kapici denemez bu insanlara, sozleri de pek gecer, cok ulvi bi makamdir bi apartmanin concierge'i olmak. saygida kusur etmemek gerek. cene iste.

botlarimi da buldum, basimin ucuna da koydum. son kahverengi benim oldu, tipki o tiklim tiklim trendeki son yerin benim olmasi gibi. montro'de buldum. ne de guzel olmus, valla lozan'dan daha guzel noel gelmis oralara. bi de ne kadar susluler, haydi dedim, biseyler alayim, yine elim ayni seylere gidiyor. e, ayni seylerle evi dolduracagima biraz kozmopolitan calismali dedim. iste gecenin son yorgunlugu da bu olsun.

kasim 2010, bern

yalniz aksamlar, plan 1

ya da baslik icin soyle de denebilir, kendini iyi etme cabalari 1.

erken cikayim bugun okuldan, muaf sayilabilirim.

hani su kac haftadir alamadigim botlarima bakayim bi, lozan'da boyle bi sorun var iste, ben alti ustu sari bot ariyorum ve korkuyorum ki bulana kadar kis bitecek ve ben butun kisi ayaklarima bakmadan gecirecem. nefret ediyorum bu kalin hiking ayakkabilarindan, nasil da hantal yapiyor. arastirdim bikac yer, sansimi deneyecem, olmadi montro'ye gideyim diyorum hatta, degisiklik olur bana da. bulacagimi bilsem kosa kosa giderim ki.

evi de soyle cekip cevireyim, bi temizlik falan. eger mikser alirsam bi de kek yapayim oyalanmak icin. aslinda oylanmayi en guzel bekledigim telefon gorusmesinden sonra yapacam ya neyse. iste o zamana kadar evi hazirlamak gerek.

yemek yemiyecem biliyorum, olsun cocuk da vermis olarak gelir buyuk ihtimal. ama cay yaparim ya da sicak cikolata, bi de bol bol fotograflara bakarim. sonra da ufacik tefecik islerle ari gibi dolasirim evde.

iyi gibi gorunuyor bu aksamki planim, hadi bakalim.

kasim 2010, zurich

oyle sus pus

ya susacaktim butun hafta ya da daha da kapanmamak icin biran once sanki siradanmis gibi hersey yazacaktim.

cocuk gitti, cumartesi gelecek, istanbul’da, dayisinin yaninda olacak. dayisi ise cok ciddi bi ameliyat gecirecek, allah yardimcisi olsun, ben ise burada dualarlayim. biliyorum kimse, hic kimse istemez sevdigi insanlardan ayrilmak ama boyle zamanlarda bencil davranmamali bence insan, o insan aci cekiyor mu, bu daha da onemli. bana oyle geliyor ki daha once yapmadigi seyler icin, vicdanini rahatlamak icin sanki biraz daha zaman istiyor da o kadar kendini paraliyor. yok oyle soguk zabane degilim ama gunde en az on kere « hayat », « yasamak » kelimelerini kullaniyoruz, e bunlalarinda sonunun oldugunu bilerek yasamali iste insan. babannecim, on gun icinde vefat etti, herkes yanindaydi, o da mutluydu, iste simdi bana o yetiyor, gozlerim doluyor ama mutlu oldugunu biliyorum. ve biliyorum ki zaman gectikce dua sonrasinda sayacagim isimler de artacak.

benim de tek duam, allahim, lutfen, lutfen, aci cekmesin, butun sevdiklerinin yaninda oldugunu hissetsin, en buyuk istedigimiz iyilesmesi ama bunun zor oldugunu da biliyoruz, son evredeki bi tumorden ve ameliyat sonrasinda 1.5-2 aylik bi isin tedavisinden bahsediliyor, ne ameliyattan sonra ne de bu tedavilerde aci cekmesine izin ver, huzurlu olmasina yardim et.

Saturday, November 27, 2010

ah ahh ihsan amca

e ben seni cok sevmistim, cok da hayrandim, oyle boyle hayranlik degil hem de, ove ove bitiremiyordum ya hani, ne oldu ki simdi boyle.

neden bu suskunlar'i da sanki aklin bes karis havalarda yazmissin ki, hadi sen cok yoruldun, toparlayamadin, isin icinden cikamadin diyelim ama bu kitap basilmadan once baska kimse okumuyor mu allaaskina. tasvirlerine, hayal gucune yine diyecek hic biseyim yok, masallah dokturmussun ama olaylar bagli degil be amcam, hep bi soru isaretleri var aklimda, okutmadin bana bu kitabi soyle sular seller gibi. hele bi de hepi topu uc nesilden (sayfa 30) bahsederken nasil da dedeye baba (sayfa 149) diyebildin, dede kardesine de amca diyebildin be ihsan amcacim.

diyorum ya, yaptigin ise saygim sonsuz ihsan amca, hic suphen olmasin, zaten sadece cesaretinden dolayi tebrik edilesi insansin ama ben kuduruk bi insanim iste, dikkatim bozulunca olmuyor. ama az kaldi, pek az kaldi, listemdeki ilk adimi atacagim seninle. hadi hayirlisi.

Friday, November 26, 2010

koca koca diller kovalasin seni!

hersey gecen hafta bi tepsi kestaneye yerken ayy ben cok fena oluyorum dememle basladi. daha da acik olmam gerekirse bizim bu rahatsizlanmanin pek'ala mide fesatindan oldugunu tahmin edecek kadar tecrubeliyiz.

cok cok icimden gelse de buraya yazmak unutmamak icin, yapilan esprilerle kimsenin midesini bulandirmaya hakkim yok, onun icin bu yemenin sebep oldugu hayatimizdaki bu guzel degisiklige gecelim.

kucucuk kucucuk geziler. ama minnaciiik. bana yeter ki, mideme de.

isiklarimiz da yanmis, bugun farkettik, kar altinda, noel isiklariyla elele gezmek ne de guzelmis, cok ozlemisim, coook.

toplanti bitti, cocugun raporlari da bitti, sarjlar dolsun, zurih bizi beklesin. alman insanlarina karismaya gidiyoruz biz.

bugun nikon'a hic bu kadar yaklamamistim, hatta sanki aldim, eve getiriyorum gibiydim otobuste.

h.r. giger museum, gruyeres, ekim 2010

Thursday, November 25, 2010

yilin ilk kari.

lozanda bugun.

Wednesday, November 24, 2010

dogumgunu ertesi

su yemege cikmadan once buraya aklimda dolasip duran tilkileri yazmak gerek, gerek ki dondugumde rahatlamis, hafiflemis isimin basina gecebileyim.

dun. aha, sozde benim dogumgunumdu, yok boyle demek istemiyorum, dogdugum gundu, benim dogumgunum bu sene cumartesi gunu oldu. evet, cok da guzel oldu zaten, en guzeli. dun ise olabielcek butun tezatliklari ayni anda yasama gunuydu. bi mutlu olup bi sinirden kudurma gunu.

keyifsizlik sabahin erken saatlerinde basladi aslinda, toparlanmaya calismalar ve buyuk bi darbeyle toparlanma umudu olmayan bi gun. sebep, odamdaki daha onceden de muthis islere imza atmis ama en buyuk eserini dune saklamis olan okuz m.

sabah toparlanma cabalarimla, gruba tatli biseyler getirmisim, hani haydi birlikte kutlayalim gibilerinden, sonra da ofisime girip her zaman yapmadigim ama keyiflenecem diye sabah kahvemi icerken kitabimi da okuyordum ki arka masamdaki bilgisayarda neler oluyormus. bu kendini butun herseyden sorumlu hisseden ve kendinde insanlara kurallari ogretme haddini bulan sahis, arka arkaya mailler gonderiyormus hoca haric butun gruba. koyu, italik kelimeler, unlem isaretleri, emirler, -meli, -mali’larla dolu mailler. aslinda hic bi mailde o hakka sahip olmayan bu sahis, hadi diyelim cok ama cok rahatsiz oldu, coplerin tezgahlarda birakilmasina, sahipsiz cam esyalara, temizlenmemis tartilara falan filan, ama kendini nerelerde goruyor ve hangi sifatlara sahip oldugunu dusunuyor ki, sadece benim kullandigim bi alet icin ve benim zaten belki de bi yarim saat icinde yapmayi planladigim is icin, uc kisi paylastigimiz ofiste arka caprazimdaki bilgisayardan butun herkese gonderilmek uzere yazilmis olan bi mailin son paragrafi olarak yazabiliyor, hem de ayni uslupla.

sonra ben bi kukremem mi, sinirimi cikarttigimi dusunup de icimdekileri dokmem mi. ama bu sinirin bitmesi o kadar da kolay degilmis megerse, butun gun icimden saymalarla gecti. ve o bi yarim saat sonra yapmayi planladigim isi de yapmam butun gunu almis oldu.

bi de ustune annemle de tartisinca tadindan yenmedi.

ay ben bu kadar zugurt bi dogumgunu de gormedim. yoksa universitedeyken yasadik mi. yok yaaa.

Tuesday, November 23, 2010

27

27

Bir nazlı kuşa benzer çocuk dediğin 
Ev ister, ekmek ister.
Opulmek, oksanmak ister… 
Cahit Kubeli


Monday, November 22, 2010

tamam gittim

ne yapip edip kendimi buradan kaziyorum ve zamanimi boyle gecirdigim icin de vicdan azabi duymuyorum.
geceligimi giyip nevresim desenlerinde arabami gezdirip hayal kuruyorum.
kiyamadigim defterlerime gozlerimi kapatip bunlari yaziyorum.
haydi kal saglicakla blog.

sarki dinlemece var ama.

nisan 2010, vevey bisiklet turundan sonra

sakaci 26

ekim 2010, gruyeres

iste bi toplantinin heyecanina tekrar gelmis bulunuyorum. daha haftasonundan planlar yapildi, bilgisayardaki en can alici sayfalar kilitlendi, onlukler giyilip gozlukler takildi. ama 26nin gider ayak bana sakarlik yaptirasi varmis. yag banyosu devrildi, vicik vicik parildadi tezgahim, yarim saat sonra su hortumlari cildirmis gibi bagli olduklari yerden kurtulup suratima suratima fiskirdilar, arkasindan lab.in pek nadide parcalarindan biri yerde tuzla buz goruldu. hepsi bugun oldu, giderayak. sakaci 26 seni.

gideyim de muzlu nutella yiyeyim.

Sunday, November 21, 2010

ama ya unutursam

bugun okula gittim, hem de yalniz. cok kalmadim aslinda, donuste dalivermisim metroda. bi de ruya gormusum.

cocuk kendi dogumgununde benim dogumgunumu kutluyormus.
duvarlarda bir suru yaziyla, bulmacali surprizli hediyelerle.
agzim kulaklarimda kendime geldim.
kostur kostur eve gittim, anlatayim diye.
cocuk, ciddi misin, dedi.
gulduk safligina.


sevgili cocuk

belki kizsin, belki erkek.
hani sen artik bunlari okuyorsun, demek ki bunlar hala duruyor, demek ki teknolojik bi sekilde kaybolmamislar, cok sevindim valla ben de.

hikayeler anlatayim istiyorum sana, hani hep yaparim ben bunu. onlardan bir tanesi. ben anlatayim ki sen dusunesin, dusunesin ki sorular sorasin, sorasin ki istedigin seyi bulasin.

biz 27 yasinda olacaz bu ay cocuk, hani arka arkaya kutlariz ya daha cok pasta yiyelim diye, simdilerde bi seferde kutluyoruz, ama sahteleri daha cok oluyor. ne diyordum, 27 yasinda olacaz biz. ama hala senin su kadarcikken yasadigin o pazar aksami sendromunu yasiyoruz, yatma vakti de coktan gecti hem de. 'yarin olmasa, kalkmasak, gitmesek'ler bitmiyor, hersey degisiyor ama bunlar hic degismiyor.

ben olsam ne cikarirdim bu hikayeden biliyor musun, ne pazar aksami sendromlari biter ne de sizlanmalar biter, yedi gunde bir bunlar birbirini tekrarlar, hem de senelerce. sen takilma bunlara olur mu. 5 dakika bile yapamadigin, yetistiremedigin odevlerden, raporlardan, sunumlardan kalbin sikissa, bi anda butun kanin kalbinde toplandigini hissetsen bile, hisset, hem iyi seyler hisset, hem kotu seyler. hissetmeyi bil, hissetigin seyleri adlandirmayi bil. kendini bil.

eylul 2010, kapalicarsi

adin da buyuk ihtimal, deniz ya da ali. hangisi acaba, merak ettim simdi.

Saturday, November 20, 2010

oyle mutluyum ki, simdi olebilirim


vincent van gogh-pair of lovers

Birisi
Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze

Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda

Nahit Ulvi Akgün

Friday, November 19, 2010

irmik helvasi

bugun turk komsum, bi kutu irmik helvasi verdi, bayram diye yapivermis, ellerine saglik.
ben daha da sekerli tercih ederdim ama izmirliler boyle yapiyor herhalde diye afiyetle yiyoruz.

kutuyu bosvermek olmaz. evden gelme eriste ve ceviz koyacam icine, bi de tarifini yapistiriverecem ustune ki italyan sevgilisine bizim usul makarna nasil olurmus gostersin. yoksa ben de helva yapmasini bilirim, ben bilmezsem de cocuk bilir.

ekim 2010, gruyeres

yuzumu ben bikana kadar opsene

her yerim agriyor, spor bu ara yalan oldu, bobreklerimi usutmusum sanirim, iki gece oldu, yine midem, cigerlerim, bobreklerim sancilar icinde, nefes bile zor aliyorum, sicak su siseleriyle biraz iyi oluyorum ama hep bi usume halindeyim. daha kis da baslamamisti halbuki. bunda yediklerimin de buyuk etkisi var, az yersem daha az aci cekerim bugunlerdeki sozum.

listemi de yaptim, bakalim ilk once hangisini gerceklestirecem. bi de avrupa kitabi aldik, esek olusu gibi bisey. cocuk da bi filmde barcelona’da gecen bi erasmus macerasi izlemis, ilk hedef barcelona’ymis, daha cok film bulmam gerek, gitmek istedigim sehirlerle ilgili.

gecen carsambadan beri ucuncu filme gittik dun aksam, red. geriye donuk, les petits mouchoirs ve date limite. hepsi fransizca, hicbirinde de altyazi yok. anladik mi, eglenecek kadar. anlamadigimiz yerler hayal gucumuze kaldi, daha da cok eglendik diyebiliriz. cumleler secebiliyorum artik, secebildigim kadar tekrar bile edebiliyorum, bu da demek oluyor ki aklimda kelime kelime yazabiliyorum. boyle giderse, hadi hayirlisi.

cuma gibi hissetsem kutlayacam ama cuma’lik bi his yok ne yazik ki. ama yarin cok guzel bi gun onu biliyorum.

 lozan, kasim 2009

Wednesday, November 17, 2010

bi fikrim var


buraya geleli, bi haftayi gecti, hatta cok sakin bi haftasonu da icinde, ama ben yine de kendime gelemedim, enerjimi toparlayamadim, aklimi da. tamam, aslinda normal bu benim icin denebilir, cunku yaklasik iki senedir bu hallerdeyim. hani su meshur eylul'de kacarak gelmistim ya buraya, iste o zaman muthisti yahu hersey. kendimle gurur gurur dolasiyordum. ama simdi, ben onun tadini bi kere aldim ya, o eski halimden eser yok simdi modunda dolasmamaliyim, biseyler yapmaliyim.

pazartesi gunu bi seminere gittim, bi de spora, biseyler yapmanin ilk adimini atmis bulunuyordum. neredeyse buyuk bi gururla spor salonundan cikacaktim ki bambaska ruh halleri icinde eve attim kendimi. sebep, spor salonundaki kadinlar, ama cogunlugunu annelerin olusturdugu kadinlar.

ne mi fark vardi benimle onlar arasinda. bi kere kimse benim gibi pacoz degildi, herkesin ayri bi spor cantasi, ozenle ayri ayri cantaciklara konulmus yuz, kol, bacak kremleri ve daha nice islevlerini anlayamadigim yaglar, spreyler… tabi ki burada getirmek muhim degil, muhim ol sey, onlari kullaniyor olmak. kimse ben gibi degil yani, kirmizi cantanin icine ikinci bi bez canta koy, oraya da burus burus seneler once persembe pazarindan aldigim sozde spor kiyafetlerini koy. kremler falan desen, ben evdeyken bile o dev kutulardaki vucut kremlerini kullanmam ki, kaldi bi de nefes nefese kaldigim, kucucuk bi dolabin onunde hazirlanmam gereken yerde kullanacam, tabi bi de vucutlar var ama hic bahsetmek istemiyorum, unutmak istiyorum hatta ben de oyle olana dek.

iste orada gozlerim belermis, caktirmadan kullanilan kremlerin markalarina, simdi ne yaptiklarina bakmaya calisirken bi fikir geldi aklima. son yuz yilin en muthis fikri hatta, evin icinde buyuk ruzgarlar estirdi, uygulanmasi da buyuk ihtimalle hayata gececek cinsten bi proje. ismi ‘bi fikrim var’.

kisaca soyle, yap-kap. bir tane yapilacaklar listesi hazirlanacak, ama bunlar cok radikal seyler degil, zaten yapilacak olan seyler, mesela hafta uc gun spora gitmek, turkce-ingilizce-fransizca kitaplar okumak, bitirmek daha onemli bi eylem tabi, projedeki adimlari bitirmek ve bir de istenilenler listesi olacak, yapilanlar karsiliginda oduller, bunlar da cok radikal seyler degil, mesela kitaplar karsiliginda fnac ya da payot’tan 20 franklik hediye ceki, kitabina da gore degisir bu, proje ile ilgili istenilenler tabi ki pahada daha agir olan seyler, nikon d5000, lensler, ipad falan gibi, spora gitmenin de bedeli su meshur cesit cesit kokan kremler ya da zara'dan hediye cekleri. bunlar zaten yapilacak olan seyler ve zaten alinacak olan seyler. tek fark, muthis bi motivasyonla yapmak ve muthis bi zevkle almak. daha sonra upuzun bi listeler sayfasi hazirlayacam bu proje ile ilgili, buraya da yazacam. simdilik istenilenler ustunde calisiyorum, guzel bi liste olacak :)

su blog isini nicedir kiviriyorsam, az biraz iradeliyim de denebilir, bunlari da yaparim ki o zaman ben.

Sunday, November 14, 2010

kullu misiri bilir misiniz

sessiz sessiz gecen bi pazar.
yeni alinmis krep tavasinda yapilmis krepler.
nutellasiz yenmeyen krepler bunlar hem de.
odunsuz, komursuz, sobasiz evimizde kestane kebap keyfi.
sonrasinda raclette gomulmesi.
ve iste artik neredeyse tipik isvicre koy evi kokan odamizda
simdi ben cay icer hayal kurarim.
cocuk ise cay icer offlar pufflar.


Saturday, November 13, 2010

karsitlik

hani simdi bi dolu sifat var. hatta bunlarin karsit anlamlilari da var, eslestirirdik, ilkokulda, sonra yeni diller ogrenirken falan.

hani bi de 'karsit' deyince hep anlami kotu olan 'karsit' gelir-mis insanin aklina. halbuki ne gunahi var di mi, ama karsit iste.

iste boyle iyilik-kotuluk, karsitlik falan dusunurken aklima geldi.
ve farkettim de bu karsit kelimelerden bi dolusunu kullanmadigimi, ne bi cansiza ne de bi canliya.

ama uzulmemek icin ve ufacik tefecik sorunlari bile kendimde aramamak icin, bazilari bana yardim edebilir diye dusundum, kullanmam gerektigini anladim. ogrendim. yasayarak ogrendim.

yani.
bazi insanlara nasil iyi diyebiliyorsam, bazilarina da kotu diyebilirmisim. nasil ki bazilarina vefali, tatli dilli, ici-disi bir, deger bilir dersem, bazilarina da bunlarin karsitini diyebilirmisim ya da kisaca yuh da diyebilirmisim.

pek uzuldum, kirildim, cok yuh dedim. ama artik cok ayip etti diye iclenip kendi kendime ayagimi denk alacam demek yerine ben bildigimi yapacam yine de arkadas diyorum. sadece bi hayal kirikligina bakip da degistirir mi hic insan kendini. sadece, kac gun evini acip da onu mutlu ettigimi, memnun ettigimi bi kere bile gostermeyip giderken de sessizce evin anahtarlarini masaya birakan birine gore dusunmemeliyim insanlari, olasi arkadaslari. sadece bileyim, boylelerinin de oldugunu, ona gore davranmasini da ogreneyim ama ben yine ayni ben olayim. yoksa diger sanslarin ne gunahi var bu boyle oldu diye, di mi.

e o zaman kissadan hisse, sen sen ol yine ama bil ki sen gibi olmayanlar, hatta hayal bile edemeyecegin kadar karsitlik tasiyan insanlar var bu dunyada.

bugun lozan

havuc ve ben

mutlu mutluyum bugun. guzel bi kahvalti, guzel bi lozan turu, kahve molasi, evde guzel bi yemek, vitamini bol salata ile. hala havuc ve ben.

simdiye kadar yazmadigima bakma, cenemin cok dusuk oldugu aksamlardan biri bu aksam. ama icimden konusuyorum, bidir bidir. cunku cok sessiz olmam gereken aksamlardan biri ayni zamanda. cocuk makale yetistirmeye calisiyor. hala havuc ve ben.

aksi gibi bizim ev de cok soguk, cocugun bogazlari fena, benim ise yine boynumda tutulmalar cikti ortaya. bu gece de boynum boynum diye bagirip uyanip ve uyandirip sonra da oldurdun yaa diye feryat edip yatabilirim. itiraf ediyorum sebebi de benim, gunesi gordum ya, butun camlar acikti ve simdi de isitamiyoruz. neyse, boyle daha guzel oldu ama. tipki eski sobali gunlerdeki gibi. elektrikli petek yanar, kapi kapalidir, ben cekyat uzerinde uzum tasi, kurabiye kutusu, ve boncuk boncuk mars'larla kulaklarimla hababam sinifi dinleyip bidir bidir konusuyorum iste. hala havuc ve ben.

dur bi yazi daha yazayim. ve bi tane degil on tane daha havuc almaliyim, bulamadim mi salvar almaliyim.

lozanda bugun

Friday, November 12, 2010

bak yazdiklarimdan belli.

ustumde bi agirlik, aksamdan beri aslinda. debelenip duruyorum bilgisayar basinda ama hic bisey icin. aklim duru degil ki bi kere, ipi nerede, kacmis. bana olmayan tatil havasina mi girdim bilmiyorum, aslinda degil gibi geliyor, cunku tatil diyince aklima gelen sey sadece buralarin bana kaldigi.

omuzlarimda bi agirlik, stresini boynunda, omuzlarinda, sirtinda tasiyan insanlardanim. iki koca elin bi dakika bile sirtimda tepinmesinden sonra hareket etmiyormusum ben yahu diyebilirim. bi masaj yaptirsam iyi olacak, e bu da dogumgunu hediyesi olsun bari.

midem de hic iyi degil, onca zaman ogle yemeginde sadece corba icmeye alismis midemi gozlerim, ellerim oyle bi kandirdi ki, cilesini hep birlikte cekiyoruz. surdan suraya giderken bile nefes nefese kaliyorum.

sahi bizim evde sezen aksu dinlemek yasakti, nereden geldi ki aklima simdi, bu gece herseye ragmen canim, yine mi cicek sofrasi mi istiyor. belki de.

Thursday, November 11, 2010

kalbini kocaman operim


-istanbul'a indigimiz gibi bizi taptaze kina kurabiyeleriyle karsilayan ve kina gecesine muthis bi son vermemize yardimci olan nur hanim'a cok tesekkur ederim.

-sabahin korunde daha once hic gitmesem de beni super karsilayan, benimle super ilgilenen, kendimi muthis hissetmemi saglayan kuafor ve makyoze binlerce tesekkur, tabi ilgiye araci olan komsulara, eski arkadaslara da kocaman sevgiler.

-manikurumu yaparken ellerimi parcalayan kadina tesekkur etmiyorum ama hayatimdaki ilk french ojelerimi suren kizi operim. gercekten de nasil da guzellestirirmis insanin icini.

-bizi iki saat bekleyen sevgili ceyda ve esine ise sonsuz tesekkur. ayrica butun cekimi converselerimle yapmamda hicbi sakinca gormeyen sevgili ceyda, ben etegimi tasirken cicegimi ve hic giymedigim ayakkabilarimi da tasidi ya, kocaman kocaman sevgiler.

-gelin cicegimi, universitenin guvenligine birakan ve icimde hic bi pismanlik uyandirmayan lilycicek’e ve o cicegi 3 saat oylecene saklayan guvenlige de tesekkurler.

-o yogun siste dugune gelen ve biz gec kaldigimiz icin bizleri bekleyen herkese tesekkurler ama en cok da, seda’ya, damla ve avni’ye, benim ilkokul arkadaslarima, bizi kucucuk kucucuk bi suru yerde duygulandiran insanlara.

ama en cok da cocuga tesekkurler, kalbini kocaman operim.

ve iste bunun icindir, arayan dostlari tekrar arayamamam. yesocan, burcu, sibelsan. umarim bana kirgin, kizgin degilsinizdir.

sadece iki sey

o gun yaptigimiz en guzel iki sey.

birisi yedi senemizi birlikte gecirdigimiz ve ilk anilarimizi yasadigimiz ortakantinin de icinde oldugu universitede fotograf cekimi yapmak.


ikincisi ise dans muziginde muzeyyen senar'in bize eslik etmesi.


kutlamak gerek boyle seyleri di mi. ben kutladim bi sise sarapla, ama tam olarak sebebini ben de cikaramadim, belli olur yakinda.

alti kasim



e pazartesi donduk,
sali ise oylecene gecti, ben istedim oylecene gecmesini.
carsamba ise, buyuk bi hayalle okula gitmemeyi planladim ve yine buyuk bi hayal kirikligiyla evde uyudum yattim oylecene.
bugun ise hava oyle aydinlik, oyle guzel bi gunes var ki, icime de dogdu, yapilacak islere sarilmayi dusundum.
ama once biseyler yazmam gerektigini farkettim, kendim icin gerekiyor, cunku icimdekilerin cokluguyla bisey yapamiyorum.

boylece kisa kisa baslayayim. kucuk hedeflerle, kucuk yazilarla bugunu yasayayim.

Tuesday, November 2, 2010

bi tane daha var ki.

ben, kedi, fısheye-lomo.
ilk gelen kasim hediyelerim.


ve bi odul icin, akillara ben geldigim icin, oytunla hayat'a, cido'ya ve kelime yigicisi'na tesekkur ederim.

sen de benim hatalarimdan birisin-bu da arabesk basliklarimdan biri olsun.

sanki herkes, hersey sozlesmis beni uzmek icin, kasim’i kotulemek icin. yok kimse bozamayacak, ama bilemiyorum ki aklimdaki bu, buradaki ikinci senenin bitmesi, ucuncu senenin basliyor olma psikoloji bozar mi. o da kendi kendime yaptigimdan sayilmaz, kasim yine guzel kasimdir.

iste dun raporu verdim ya, nasil yorulmussa aklim, ruhum ve yine icinde kimbilir neler sakliyorsa ufacik ufacik onumuzdeki bi hafta icin sabah uyanmama izin vermediler, panjurlari acmama da.

cocugun hatri icin geldim okula ama biliyorum ki gelmeseydim belki de cok daha iyiydi. ya da boyle daha iyi, bilemedim simdi.

bi de kizginim birilerine, yok bu kasim icin olumsuzluklar yaratanlara degil. bu haftasonu ben bi hayal kirikligi yasatmadim, hem uzuldum, hem cabaladim hem de yasadim.

yok dedi, siirler okumak, ezberlemek marifet degil, azicik da olsa onlarla gibi yasamak, asli. yapabiliyorsan ne ala, yapamiyorsan pek-ala.

 simdiye kadar alinan en guzel ev hediyesi, bi petek bal, citalariyla birlikte :)

Monday, November 1, 2010

biz kartpostalda yasiyoruz, biliyor muydun

kasim’i cok severim, hem de pek cok. olmasa da umuttur ya, umut dolar icim iste. hele bir de raporu da teslim etmissem, benden mutlusu da yoktur evde, cunku kiyaslayacagim kisinin yarin vermesi gereken bi makalesi vardir. o sinir bozucu mutlulukla, rahatlikla, sevgi pitircigiyla yemekleri yapabilir, hayaller kurabilir, hatta ve hatta anlamasam da magdura yardim edebilirim.

kasim’i cok severim, hem de pek cok. yapilacak isler, bi anda senlenir gozumde, sanki piyango kazanmisim da alisveris yapiyor musum gibi, keyifli oluverirler. sanki buraya esya, kap kacak, kitap mitap tasimamiz bitmis gibi bodrumdan geri gideceklere karar vermek gerekmis, nasil olsa bavul parasi oduyoruz bu keratalara tasisinlarmis bizim bavullari. gidecez gelecez, halbuki 5 gun, ama masami bi duzenleyisim var ki sanirim, uzak ulkelere gidiyorum. kasim etkileri iste.

dun aksam bi de kendimi kasim icin oyle bi hazirladim ki, sanki gerceklesmesi icin bilgisayarin sag alt kosesinde kasim’i gormem gerekmis gibi. bi kere kasim benim dogdugum aydir, cocugun dogdugu aydir, benim buraya gelisimdir, kutlu mutlu haberleri aldigim aydir. ve kutlu mutlu seyler yasayacagim aydir bi de. hic de kacirmamisim kasim bir’i kutlamayi. yedi, sekiz, dokuz.

27 yasinda olacagim kasim bitince, rapor yazarken dusundum de, farkettim, bana tek sayili yaslarim hep bi ugur getirmis. bunca seye isarete bunu da ekledim. eh artik dememe gerek yok, guzel olacak hersey guzeeel.

 ouchy, ekim 2010

 
design by suckmylolly.com