Wednesday, September 29, 2010

yaklasma allasen, deniz suyu kokuyorsun

 fransizlarin herseyi yedigini biliyorduk da cig olarak yediklerini bilmiyorduk.



hourtin, eylul 2010

kirklareli-edirne

kucucuk trakya turumuz, carsamba gunu kirklareli ile basladi, bilirim pazaridir, teyzeler, amcalar gelir bahcelerinde ne varsa satmak icin. daldik iclerine, gozumuz gonlumuz acildi.


babanneme de bi selam verdik, icimizi sevgiyle doldurduk.

yollarda gunesi batirip edirne'ye giriverdik.

cok sukur ki eli yuzu duzgun bi hotel bulmakta zorlanmadik.

ertesi gun, selimiye camii.

ve yine istanbul yollari.

Tuesday, September 28, 2010

leblebi sekeri

turkiye'deki son gunlerden birinde, kina gecesi icin hazirlanmis posetlerden hic usenmeden tek tek ayiklaya ayiklaya yerken ne kadar da ozledigimi farkettim.

bi de bugunlerde tek tek yedigimiz bi sey daha var, o da nur hanim'in yine kina gecesi icin yaptigi kurabiyelerin parmaklari. bir kez daha ellerinize, kollariniza saglik, buralardan hic aklim kalmadan anlasivermistik kendisiyle. moral bozmak yok. gozlerim dolmadan, boynum bukulmeden yiyebiliyorsam gidenlerin huzur bulmasi icin daha da guclu dua etmek gerek.

bayramin birinci gunu.

dilimizde bugun bayram sarkisiyla anliyoruz ki uzaklarda da olsak, etrafimizda bayrami olan bi tek biz de olsak bizim yasadigimiz daha da guzel telefondakilere kiyasla. hourtin’deki konferansin da hoteldeki son yemegi. ogle yemegi. her yemekte fotograf makinem canta gibi omzumda. butun bi hafta boyunca o eti yerim, yok yemem; kahveme sut alabilir miyim, yok sadece ben istedim, sana vermem muhabbetleriyle kikir kikir, fikir fikir oldugumuz garsonlar, herkesin servisi ve bizim tabagimizdakiler bittikten sonra nasil da bos tabaklarimizi alip gizli gizli ikinci tabaklari getiriverdiler masa altindan, nasil da kipkirmizi kesilip acele acele yedik o dunyanin en guzel iki tabaklik suflesini.

oysaki saniyeler oncesinde diyordum ki;
- bi tane daha olsa sen yer misin.
- yok yemem.
- valla ben yerim, catlasam da yerim bi tane daha.
* vous voulez un autre?
* ?!?!?!

 hourtin, eylul 2010

Monday, September 27, 2010

yine de

yazdim sildim, yazdim sildim. sonunda da yazamayacagima karar verdim, hatirlamak istemedigimden mi yoksa kendime yakistiramadigimdan mi bilmem, icimde yok ki olanlari yazasim, olanlar degil ki hem, olan. hissettiklerimi ise hic yazasim yok. hayatimdaki ilk uyuma sikintisini cektim, kalbimdeki o basinci degil bikac saat bikac gun yasadim ve hayatimin yonunu degistirme zamaninin geldigine bile inanmistim, bi ara. ama bitti hepsi iste.

yasayacagimiz varmis cancagazim, yasiyoruz birlikte. duse kalka gidiyoruz iste.

artik soyle yapacam, boyle davranacam diye buyuk sozler bile yok, en azindan bu seferlik. o kadar bile strese sokmuyoruz kendimizi. ogrenmistir bu beyin bu kalp ne ogrenecekse, daha daha soyle yapmalilarla yormak yok.

sadece bil ki, gulmek guzel . ve sen sen ol, mutlu olmaktan korkma. herkese inat, herseye inat. kendine bile inat.




 lozan

Friday, September 24, 2010

bi kere daha terse donse hersey


bitmez dedigim hafta bitti, dusunmeye baslayamadim daha sanki, kafam bombos, kalbim de oyle. cunku icimde bi ozlem yok, bi heves de yok, sadece koca bi el sikiveriyor kabimi, ustelik bitmeyecek dedigim hafta da olmamam gereken yerlerde olarak ve yapmamam gereken seyleri yaparak bitti. ama. yine de, kalkmadi iste o el.

ne kismet diyebiliyorum, ne hayirlisi ne de nazar. bunlar eger benim yasadiklarimsa hicbi sekilde tanimadigim insanlarin da  mi yasadiklari oluyor. olmuyor iste, hafiflemiyor hala.

hayatta en istemedigim seyi yapiyorum, oylecene yasiyorum.

Saturday, September 4, 2010

mola

herseye mola

Thursday, September 2, 2010

peki

iki tane gokkusagina ne dersin,
hem de icice.

temmuz 2010


peki,
balkondan burada yagmur yagiyor diyen cocuga,
evin arka tarafindan burada yagmiyor ki diye seslenmek.


gurbete kacacagim





diyorum ki, belki de


sabah okul yolunda ayakkabima batan kocaman civinin getirdigi butun huysuzluklar,

bu sabah yumurtamdan cikan iki sariyla yok olmuslardir.


Wednesday, September 1, 2010

sahisi


temmuz 2010, cenevre

şamar kizi

gittim kaldim, gittim kaldim derken ne dedigimi bile bilememisim bi onceki yazimda.

fikirlerin ustune bi gece yatmak diye muthis bisey vardir, ama benim iki gece yatmam gerekmis. yattik kalktik, gozum bavula ilisiverdi.

yani bu aksam bavul, salon ortasinda, aklima geleni koymak icin hazir ve nazir. aklim bi yandan da bi guzel calisiyor, internetin olmadigi bi yerde hemen hemen yalniz gececek bi hafta.

aklima sortlarim, elbiselerim geliyor yoksa gercekten mi diyorum. denize girme ihtimali dusuk oysa ki diyorum ama kiyida sabah yuruyusleri yapmak boynumda fotograf makinemle. gozlugum de kirilmisti ama pembeyi takarim ben de, tisort izlerine dikkat etmek lazim, bi hafta sonra gelinlik giyilecek cunku. kizarmamak guzel bisey tabi, ama izleri de hic sevmem hic.

bavulda yer kalsa bari, yanima ivir zivirlarimi alsam, balkonda bir-iki bir-iki diksem islesem, yapmazsam uzulecem biliyorum.

oyle de konusuyorum iste.

agustos 2010, neuchatel

 
design by suckmylolly.com