Tuesday, August 31, 2010

bir derdim var



subat-ocak 2010

uc hafta

ellerim heksan kokulu,
midem likir likir,
kulagimda birdenbire gelen mor ve otesi dinleme istegi.

onun telasi, bunun telasi...

aklim karman corman, sanki ben yasamiyormus gibi, kim yasiyor onu da bilmiyorum, dayanamiyorum ki azicik.

sevinsem belki 3 hafta buralarda olmayacagima, gececek bunlarin hepsi, sevinemiyorum ki...

uyusam kalsam, kalksam hep fotograf cekip oynasam.

temmuz 2010, lugano

Friday, August 27, 2010

gum gum

kalbim gum gum.

noolur saat 3 olsun.

adim basi ettigim dualar kabul olsun.

yoksa her an 90 kisinin onunde cekilin, yol acin diye bagirip sunumu ben yapacam.

 temmuz 2010, lugano, cocuk


bugun

yagmur var yine sehrimde, evden cikmamalisin diye bi hava. butun kutularin ivir zivirlarinla salon halisina yayil diyen bi hava.

bi bugun cumartesi degil, iki cumartesi olsa ne olcak ki.

cocugun bugun sunumu var, bu haftasonunu birlikte gecirecegi arkadasi var.

belki bi gun kacarim, belki salebimi icip kitabimi okurum.

agustos 2010, oostende

Tuesday, August 24, 2010

bu sene de uzaktan bakistik be cancagazim

moral. bozuk. hem de cok. ailece ne yaptik ki diye dusunup duruyoruz. bazen de gecistirmeye ama gecistirmeler gostermelik, biseyler yaptik biz, icten ice korkarak konduramayarak bulmaya calisiyoruz.

isyan. bana gore degil. ben etmem, ettirmem. suanda hayatta istedigim en cok sey tatil oldugunu bilsem de, bi kendini gosterip bi ortadan yok olsa da ve ben dorduncu seneme girsem de denizsiz, yine de etmem.

yalnizlik. 10 gun sonra cocuk uzaklarda, ben evde. hani bi ay once cocuk sebebiyle gidemeyecegimiz tatil. bu sefer sebep ben.

saka. gibi. saka ki zaten. gul diye gulelim diye. ohooo yasayacak ne cok sey var demek icin, bu da bisey mi ki, nerelere gidecez, nerelere gidemeyecez demek icin. coook sukur demek icin bi de.

umut. var iste. yetiyor, yettiriyoruz. kis yaklassa da en guzel sahil kiyilarinda gozlerim, paltolara sarilacagimi hic dusunmeden sadece herseyden uzak, insanlara, vitrinlere, binalara bakip hayaller kuracagimi dusluyorum, belki de bi de "yasama"ya bi adim daha yaklasacagimi.

oostende, agustos 2010

bruksel-brugge-gent








Monday, August 23, 2010

bi tane kaldi

bu haftasonu da bitti, bi tane kaldi. hatta bu toplanti da bitti, bi tane kaldi. ama once cocugun sunumu, tam destek hep destek. herkes oyle kendi derdindeki, ne getirdiklerime ne de fotograflara bakabildik adam gibi.

ama cok ozlesmisiz, birakmak yok bundan sonra, kalbim dayanmiyor, gelen her mesajda gozlerimin dolmasina.

pek guzel seyler yasadim aslinda. yapilabiliyormus, ogle yemeginde nmr'a gidip ogleden sonra sirt cantasiyla ucaga gitmek. hem de hic panik olmadan, sanki suraciga gidiyormus gibi. hop diye trenler, hop diye kizlar. hep ayniymisim ben. halbuki ben farkettim, biraz degismisim, ama cok guzel olmusum.

uc gun dort sehir. gent, bruksel, brugge ve oostende. hepsi pek guzel, cok guzel.


hele de brugge'a adimi atar atmaz, ben cocukla da gelecem dedim, gitmem gerek oraya tekrar. evlerin onunde kudurmam gerek, cimlerde sere serpe yatmam, heykelleri taklit etmem gerek, gul gul olmem gerek. hele de mumkunse cantam bos gitmeliyim, alamadigim, bakamadigim oyle cok dukkan var ki. neyseki plan hazir sayilir, turkiye tatilleri sanirim senede bi sefere dusuyor, napalim canlarim.

ve kisa notlar,
hayatimda bu kadar bisikleti bi arada gormedim. duz memleket ne de olsa.
dugun hediyemi kaptim da geldim.
dantellerden bi kac tane ceyizlik.
veeeee ucakta patlayacak diye odumu patlatan en buyuk boy peynirli cheetos. tasidim onu ben, hem de cantami sikistirmaya calisanlara kizacak kadar buyuk bi sevgiyle tasidim.


daha nasil anlatayim kiiii

aslinda bu kadarcik


cunku dunyadaki en buyuk mutluluk, bu Dunya'nin sahidi olmakti.

ihsan oktay anar, puslu kitalar atlasi, sayfa 91.

Monday, August 16, 2010

halbuki listemde sadece bi yazi yazilacak diyordu...

hayatimdaki ilk stres atagimi yasadim. adini da ben koydum. hicbi sinav, hicbi heyecan beni boyle yapmamisti. baska seylerin de tuzu biberi var biliyorum ama bi insan sadece ruh halinden bunlari hissedebilir mi beden olarak dedim kendi kendime. caresini bulduk ve ben sakinlestim, ama ya bundan sonrakiler icin, bi korkmuyor degilim acikcasi. biseyleri ogrenmek istiyorum, bi ucundan tutup ogrenmek, su degisim yoluna girmek istiyorum, bu kadar. kirabilmek, uzebilmek degil, sadece kirilmamak, uzulmemek.



haydi guzel seyler.

bu bizim dugun kutumuz. icinde telefon numaralari, hesap defterleri falan var. azcik kaldi. yapilacak isler ayni olsa da bizim gelmemize azcik kaldi. bu haftasonu ben gent'e gidiyorum, diger haftasonu cocugun arkadasi geliyor, diger haftasonu ise biz yollardayiz. bisey kalmamis ki.

neydi? neydi?

yagmur basladi sehrimde. asagidaki gibi yaz yagmuru da degil, oyle agac altinda islanmadan yagmurun dinmesini beklemeler falan, degil oyle.

baya baya, ciddi ciddi yazimiz bitti. bundan sonra ara ara gokkusagiyla birlikte gunes acar ama gol sefalarina son noktayi koymusuz sanirim cumartesi gunku bisiklet turundan sonra.


temmuz 2010, cenevre, cocuk

acaba ne zaman ilk sahuru, iftari edecez birlikte diye diye, belki cocugumuz bile olacak diye hayal kurarken, nasil oldu anlamadik, ilk sahurumuzu ettik, bugun de ilk iftar. bi gaza getirdik birbirimizi, allah utandirmasin.

Saturday, August 14, 2010

korunan salep

Agustos 2010
Doha'dan Lozan'a
(kendini fuji insax mini sanan panasonic dmc-fz28)

Thursday, August 12, 2010

gidesim var





Tuesday, August 10, 2010

surpriz misafir

sizi seviyorum cocuklar!!


calinan davulu dugun mu sandin?

1090.50 franklik odenmis hastane faturasinin ustune balkonda cay keyfi. 


Monday, August 9, 2010

yemen turkusu

salep guzel,
paylasmak daha guzel.

temmuz 2010, cenevre gar, cocuk

baglamasiyla mutfak kapisinda, yuzunde notalari hatirlayacam ciddiyetiyle beni yalniz birakmayan cocuk da guzel.

ben iyiyim, sen nasilsin

dugune artik epeyce az bi zaman kaldi, davetiyeleri gondermeye baslamam lazim, sonra gelecek kisilere gore ufak tefek biseyler de hazirlamaliyim, yok cok icimden geldi.

bi ayakkabi, bi duvak, omru hayatinda neredeyse sadece mezuniyet gunlerinde makyaj yapmis ben olarak da far rengi calismasi yapmaliyim, icimde degisik biseyler yapmak icin inanilmaz bi istek var ama kimbilir kac kisinin elestirisine maruz kalacam diye amaan hic ugrasamam diyip isin icinden cikiyorum. yook, oyle de abarti degil, sadece tasli tac takmak yerine yine kocaman bi cicek takasim var, bi de kipkirmizi ruj suresim.

vermem gereken 2 kilocuk var, bi aydan fazla zaman var, herhalde veririm gibi, tabi baslamam gerek ilk once. asil derdim bingil bingil kollarim, ne yapmaliyim bilemiyorum, sikilastirici krem sursem ise yarar mi acaba.

ama once malzemeleri hazirladim, tahinli ekmek yapacam.


guzel bi hafta olacak gibi, herkese basarilar.

Sunday, August 8, 2010

yildirma. "kim ki zengindir ve zayiftir, o kotudur"

2010, bizim balkon, cocuk
 
bugun yepyeni bi sey ogrendim, aslinda dun gece, gozlerime hakim olamayip kitap elimden dusmeden.
yildirma. mobbing.
kurban benim bu oyunda, buldum, bunu soylerken de neden pek umutluyum. sasiyorum ama oyleyim valla.
cunku bi anlamini buldum ofisteki bunca huzursuzlugumun, mutsuzlugumun.
cunku anladim ki anormal olan ben degilmisim.

ayrintilara geleyim.
gecen sene daha istanbul'a gitmeden once siparislerini vermistim bi suru kitabin, iclerinde ustun dokmen'in kitaplari da vardi, belki bazen kendi kendime yetebilirim diye aldiklarim. ben liseye giderken okurdum bi suru sosyoloji, psikoloji kitabi, onlar biraz daha bilimseldiler, ya da benim aklim kucuk oldugundan oyle gelmis, bilemedim. bu kitabi pek bi basit gelmisti, hizli okunuyor diye devam ediyordum, yani ne bileyim bi konuya basliyor ama sanki tam istedigimi alacakken yarim birakiyormus gibi gelmisti, ha gayret bitirmekti amacim. taa ki son elli sayfaya girene kadar. yildirma dedi, mobbing dedi, kurban dedi. gozlerim faltasi gibi acildi.

kurbanin ozellikleri - konuyla ilgili yayinlara gore, yildirmaya ugrayan kisiler cogunlukla, ortalamanin uzerinde caliskan, iyi egitim almis, sakin/kibar, is odaklidirlar. bu kisiler isyerlerinde, genelde gelecekte yukselebielcekleri izlenimi verirler. ancak, yildirma kurbanlari, yildirmaya maruz birakan kisinin veya grubun sistematik tacizleri/saldirilari sonucunda, baslangictaki bu ozelliklerini onemli olcude yitirirler.**

simdi bu konu benim icin yeni oldugundan yazmis olduklarimdan kurban olmak iyi biseymis gibi algilanmasin, ikincisi de ya kurban ya da yildiran olmuyor insanlar, buyuk bi de cogunluk varmis ki sessizlermis. zaten tahminimce bu yildirma isi iki kisi arasinda bile olabilir, yoksa olamaz mi, neyse bilemedim.

ben de psikolaga mail attim, kitap isimleri sordum, donene kadar kendimi koruyayim dedim, zaten donunce de yine yepyeni bi cevrenin ortasina dusecegimden, bilmek gerek neler yapilacagini. ha bi de bazen bu oyle boyutlara gelirmis ki kurban kendi kisiligiyle ilgili referanslarini unuttugu icin kendinden supheye dusermis, boyle zamanlarda da bi dostla konusmak en iyisiymis. sanirim benim bu dostla konusma islemini cok sik yapamamamdan dolayi biraz daha etkili oluyor.

bi de ne buldum, ortaokuldayken babamla aksamlari birlikte okudugumuz kitabi, ne de cok konusurduk, iki satir okuyup, en son hatirladigim cook eskimisti, insallah hala duruyordur.

yine gorusmek uzere

yine okulda gecen bir haftasonu.

bi de garip ruh halleri, hem maddi hem de tatil havesleri icin ayin sonu gelsin istegi ve bu istegi yarida birakan toplantilar, dersler, sunumlar, posterler telasi.

bir liste yapiyorum ki sorma gitsin, upuzun. uzadikca da uzuyor. bi madde yaziyorum, baskasindan basliyorum, sonra onu da yarida birakiyorum, anlayacagin liste bile tam degil.

bi rus cift var, yeni geldiler, dun okuldaydilar, allahim ne isiniz var cumartesi gunu okulda, hem de ne cok sicak ne cok soguk olan tam gezme havalik bi cumartesi gununde. beni soracak olursan ben cezalarimi cekiyorum, akilsiz basimin cezalarini tabi ki de. allahtan yalniz degilim. kihkih.

gruyere, temmuz 2010, cocuk

cuma gunu de cok ilginc bisey oldu, kendi kendime blogumu okuyorum, aa, vaay, dogruuu efektleri esliginde. doktorayla ilgili gecirdigim ilk buhran sonunda bi yazi yazmistim, kendime biraz gaz vermek(!) icin, onu da okudum ustune, cok etkili olmadi bu sefer ama olsun, aksamina bir "adsiz" benim o yazima yorum birakmis, telepatik olarak kendi kendime yazdim diye dusunmeden edemedim.
demis ki "duyan goren de bu hanim nobel kazanacak sanir bu kadar da abartılmaz ki:)"  -hadi yine iyisin imla hatalarini da duzelttim:)-
bi anda icim kaynadi bu adsiz'a, kimmis diye merak ettim, ne niyetle yazmis diye, ama ben "booosssveeer, bunlar da geceeer, takma bu kadaaar" diye algiliyorum ve cook tesekkur ediyorum kendisine. dedigim gibi tanissak, sen bana iyi gelebilir misin diye bencilce de dusunmeden edemiyorum. yorumunu yayinlamadim, buradan konustuk ne de olsa, di mi.

Friday, August 6, 2010

yine fransizca


sevgili pitircik kitaplarindan sonraki yeni stratejimiz. scrabble ve sozluk. daha iyi bi yontem oldugunu soyleyemeyecegim ama pitiricigi tamamlar gibi gorunuyor.

iki kelime, iki kelimedir.

Thursday, August 5, 2010

ne olur kii

dun upuzun bi gundu, sabah kalktigimizdan yatana kadar, bi kere bile durulmadan.

pasaport uzatma islemi icin cenevre'ye gidildi, nasil gidilecegini bilmesek de nerede oldugunu hissettigimiz bina bizi biraz ugrastirdi, sanki bi bir bucuk saat kadar. yasananlar da cabasi.

roma'da evlilik ilk kiyagini yapiyor mu ne, sanki sorun cozulecek gibi, yurtdisinda islem yaptigimiz icin. ne islemi, koskoca evlilik yaptik.

calismayan sistemler, ne de cok duymusumdur bu bahaneyi, bilmem nerenin arsivinden cikan bi yangindan dolayi sisteme girilemiyor. ne sistemi yahuu, yangin diyorsun, kibrit yanigi degil kiii...

baska gun gel dediler, bu da bi umut, peki ehliyet dedik, hani gelin arabasinin kullanilmasi lazim, onu biz yapamayiz dediler, piki dedik. ama allah icin, gayet makul insanlar hepsi, psikologa gitmis kadar oldum.

ucte okula gelebilmek ve sinsi sinsi ofise dalmak, ortalik sakin. neredeyse gece eve donmek. biseye yaradi mi belli degil, panik panik, kelebekler heryerimde, dusunemiyorum bile panigimden.

azcik uzaklasalim, sakinleselim diye, hadi en kotusunu dusunelim dedik. mumlar yakildi, martini icildi. hayallere dalindi.


biraksak gitsek buralari.
tazminat isterler mi.
isterler bence.
oyle sey mi olur yahu.
e onlar bizi birakmak istemiyorlar ki.
amaaan sen de.
neyse gittik diyelim, kim ne diyecek.
basarisiz olmus olacaz belki de.
hikaye olacaz, sonra ne olacak ki.
hersey unutulacak gidecek.
bizim de kasabada bi evimiz olur.
dukkanimiz olur, oyle bakkal falan degil, ivir zivir degil, ne bileyim soyle, nalbur gibi, insanlarin ara ara ihtiyac duydugu biseyler.
.....

Tuesday, August 3, 2010

biraktim seni, uc istedigin gibi

bugun yorucu bi gun hem de cok. aklim bosaliverdi, oyle yoruldum ki odadan cikar cikmaz nereye gittigimi unutuyorum, asagi mi yukari mi.

dusunmektan kacamadigimdan mi yoksa hep dusunmeye calistigimdan mi bilmem, aklimdan cikmiyor "baska ne bekliyordun ki" cumlesi.

tipki iki sene oncesi gibi, tipki en ihtiyacim oldugu andaki gibi, duygusallastirmayalim isi, en ihtiyacim oldugu zaman degil cunku yasanmamasi gereken biseydi, bence kimse kimseye yasatmamaliydi, oyle biseydi iste, yine oyle ki. sadece bana gore yok ki benzerlikler.

farkliyiz biz, farkli davranildi bize, bana hic kirilma ihtimalim olmadan, ne denirse densin geri donusu vardir seklindeydi, cunku ben ozur dilerim, kendimde bulurum sorunu, onun icin yollari ayiracak sozler bile edilir bana, ne de olsa ben donerim. ama sana ise bambaska iste.

sasiriyorum bu kadar cok, bu kadar sik senin yaninda oldugumu soyledigim halde nasil hala umutsuz olabiliyorsun benim yanimda kimse olmasa da umudum oldugu konularda.

sana, ona karsi olan duygular yabanci degil ki, ben degil o bile hatirlayabiliyor, ne onun daha once soylediklerini, ne de nasil "sen" yerine daha uzakta olan insanlardan neler rica ettigimi, yabanci degil bunlar.

belki de kendimi kandirmamam gerek daha fazla, boyleyiz iste biz, bu kadar, bazi bazi. yilin ilk yarisi iyi, ikinci yarisi kotu.

bisey daha diyim, dert etme hicbisey icin, ozellikle de "ozel durumlar" icin, onundeki iki sene hicbir zaman sikinti cekmeyeceksin, bundan emin olabilirsin cunku kendimi verdigin kararlardan sorumlu hissediyorum. tabi ki de bu son degil, istedigin kadar.

Monday, August 2, 2010

bize kiimm geliyormuus :)

benim ofis arkadaslarimdan biri gidiyor, bitirmek uzere, aslinda bitirdi de sayilir bence, eh 5 sene 4 ay sonrasinda. normal sure 4 sene bizim okuldaki doktora programinda. sanki butun ofisce ayriliyormusuz gibi bi havasi var, konusmasi var, icimden her cumlesinin sonunda tabi benim daha 2 seneden fazla var diye geciriyorum. zaten de cok sever konusmayi, dinlemeyi sevmedigi kadar.

arada bir olan psikolojik savaslarimiza ragmen, ben ona grupca bi hediye organize ediyorum, o da benim icin tez bastiriyor ama sanmayalim ki bunlar coook icten, cunku icten bi savas var. -az kaldi asil konuya- tezine bakiyorum bu kizin, kucucuk bisey, ama kac sene, kac deney, kac basarisizlik, kac makale ve doktorluk.

kendimizi dusunuyoruz pek cok kere, yapacak miyiz, hersey bosa gitti mi, biseyler cikacak mi, sona ulasmak cok istiyoruz, guzel olsun da istiyoruz ama hep bi suphecilik, dogru muyum, iyi gidiyor mu, kimse bilmiyor ki zaten. yarini dusunmeden calisacaksin. en cok ben bunu asik olmaya benzetiyorum, hani olur ya coook istersin biri hayatina girsin ama sen istedikce kimse olmaz, ne zamanki sen unutursun, bambaska seylere yogunlasirsin cikiverir o kisi karsina. boyle olacak bu da, biz sadece calismaya yogunlasacaz, makaleydi, tezdi, doktorluktu gelecek iste. ahh bi de soylemesi yapmasi kadar kolay olsa.

haftasonu okuldaydik, 4 deneyden 3u cope gitti, birinin sonucunu da carsamba gorecem, bakalim. cocuk desen, onun kafasi benden daha karisik.

ama biz yine de ne yapiyoruz, elimize birer makas bi de torba lavanta bahcesine daliyoruz, yaklasik on metre kare bi yer, iki bina arasinda, bi bina benimki, bi bina cocugunki, ellerimiz kokuyor lavanta.


bi suru lavanta torbasi yola cikmak icin sabirsizlaniyor, hayallerimde :)

yine anlamiyorum

ben ortaokulda vatandaslik dersi alirken hic birsey anlamazdim, kim ne yapar, yetkileri nedir, neler kimin izni olmadan yapilmaz, hukumet, milletvekili, hukuk, kanun, dokunulmazlik falan.

anlamazdim iste.

aradan 15 sene gecti neredeyse, buyudum, yine anlamiyorum hic birsey.

ama bu sefer kanunlari, yapilmasi gerekenleri degil de neden yapilmadigini, neden bize ogretilenlerin, yazili olan seylerin uygulanmadigini.

e neden gitti, hakki yok muydu, e bunu yapamaz mi, e itiraz edemez mi, e bu haksizlik diye diye nereye varacak bu is.

sanki ben yapmisim gibi

yuzumde arada bir gelen sebepsiz gulumseme. defalarca izledim diye mi heryerde bikmadan tekrar tekrar okuyorum diye mi emin degilim sanki ben yapmisim gibi.

nasil da insani mutlu ediveriyor, nasil da icine umut dolduruveriyor, bize gerekli sey iste bu kadar. azicik.

nevin yanit,
elvan abeylegesse,
alemitu bekele, bu kizi lausanne athletissima'da 3000m'de izlemistik, ikinci olmustu da costurmustu bizi.


aslinda birinci, ikinci olanlar kadar benim gozum bi de besinci, yedinci olanlarda.

gazetenin yazdigi "burcu'dan bu kadar" basligina dunya kadar gicik oluyor insan durduk yere, yuksek atlamada 20 yasinda bi kiz, ilk kez bi finalde, turkiye rekorunu yine kirmis kendi kendine, bi sevindir be adam.
bi de asli cakir var, o da geliyor, o da.

hep kadin, hep kadin ;)

 
design by suckmylolly.com