Monday, May 31, 2010

kucuk (!) hesaplar

sagda solda gore gore su dugun heyecanini sicak tutabiliyorum, yoksa boyle uzak olunca ve herseyi mekanin kendisinin ayarlayacagini bilince bi rahatlik geliyor ki insana sorma. kisa bir sure icinde dugun sahibi olan arkadaslar yaziyor da ben de dusunmeye baslyorum.

mesela su sac, makyaj meselesi, istanbul'da olamadigimdan makyaj icin daha karar veremedim ama onun da bi caresini bulacam. sac icin mesela kesin kararliyim, dugun saci yaptirmayacagim, bir topuz ya da neyse gerisini evde bizdeki bolcana kizla hallederiz, ben veremem o kadar parayi, ayrica nikahinda kuafor gormemis biri olarak sanki pek de farki yokmus gibi geliyor. buradan uc bes kenara koymus olacam yani. bi yerlerde okumustum sahi, bi de fazla abartili olmayan takma kirpik almali.

sonra, cicek meselesi. onun icin de aklima muthis bi fikir geldi, internetten begendigim cicegi siparis edecegim, ucuna da bir kurdela baglayip gelin cicegi yapacagim. araba da susletmeyecem zaten, belki aynasina biseyler ama o kadar, ne kurdela ne cicek, yok yere basima bi is gelsin istemiyorum. buradan da uc bes toplarim herhalde.

peki bu uc besleri yastik alti mi yapacam tabi ki hayir. dugun oncesi cocugun bordeaux'da olan konferansina sadece keyfine katilip seminerler yerine denize girebilecegim, hatta en cingene gelin olmak icin bol bol bronzlasacagim tatil icin harcayabilirim. tabi burada da ufak bir hesap var, cocugun masraflari okul tarafindan karsilanacagi icin iki al bir ode kampanyasi yaratmis oluyoruz kendi kendimize.


semos, cok ozledim seni. ne kadar oldu gorusmeyeli, 3.5 ay, hele sen de gurbette olunca daha da ozledim seni sanki. iyi ki yanimdaydin roma'da, demis miydim. seni pek cok severim ben, pek cok operim.

ufacik itiraflar

sevgili cocuk,
hani gecenlerde benim heveslerim icin maymun istahlilik demistin, ben origami de ogrenecem diyince. hangi birini yapacagimi soruyordun ya hani ve kac tane hevesim var diye saymaya calisiyordun, yarisini bile sayamamistin ve ben bu dalganin onunu kesmek icin susup kiskis gulmustum sadece, iste ben de bunlari pek dusundum kac tane var diye, hele de bugun ne zamandir duzenlemedigim raflari duzenledigimde yeni biseyleri daha bulunca saymaya karar verdim.

bir. babanemden yadigar kalan etamin var ki, benim ondan vazgecmem zor.

iki. annemle o ergenlik krizlerinden sonra birlikte zaman gecirmeye baslayabildigimiz zamanlarda ogrettigi kirkyama var. bana elde dikmeyi ogretmisti, dikis makinesinde bana zor gelse de onun kolay mi sandin diyen sesini hep duyup tekrar tekrar deniyorum, son iki seferdir de duz dikis yapabilirim, kimse olmadan bunu da yapabilmek basaridir, di mi.

uc. oyle guzel kirkyamalar yapacam ki cerceveletip duvara asacam hevesiyle suslerim diye aldigim fimolar var, ne mi yapacm onlarla, renk renk sekil sekil dugme ya da dikilebilecek gibi olan neyse. peki ne oldu, duruyorlar tabi ki oylece, ama bigun sirasi gelecek, hala umudum var.

dort. orgu ormeyi ben hic beceremedim, annem, babannem gosterdi durdu, semos zincirler cekip ip atlarken ben onu bile beceremedim. icimde mi kalmis ne, simdiye kadar hic heveslenmesem de battaniyleri ve orgu bebekleri gordukce, gordukce, kendimi alamayarak baktikca yapacam diyorum, yok yapacam, iki ornek ogrensem yeter bana gercekten. annemden umudum yok, bana karsi sabrinin oldugunu dusunmuyorum, bi de cocugun annesine dadansam nasil olur acaba.

bes. mozaik.

alti. kece.

yedi. resim.

sekiz.

dokuz.

....

boyle uzayacak bu cocuk, kimbilir nerelere kadar gidecek, sen istedigini de bana, hosuna gittigini bilmiyorum sanma.



ha bi de unutmadan soyleyim hani senin cok sevdigin dogadan altin yaprakli cay var ya hani azar azar kulaniyorsun ben cok kullaninca da bitecek diye kiziyorsun bana iste, senin haberin yok ama bizde ondan 3 paket daha var, en son gelisimizde 35 kiloluk bi cocukla geldigimiz ve disi, icine dayanamadigi, butun arac gerecini bizim elimizde verdigi icin kucagimizda tasidigimiz icin diyemedim sana. ve sanirim buzdolabinda gorup kim buraya cuval koydu diye cigligi bastigin pirinc de bi 5 kilo var(di).

Thursday, May 27, 2010

toprak kokusu, mis

yarin toplanti var ya hani, ben de yine son bi hafta deli gibi ugrasiyorum ya yazsam mi yazmasam mi derken hadi dedim okula erken gelmis olmanin verdigi vicdan rahatliligiyla yazayim. bi de dun aksam oturup sanki isim gucum yokmus gibi son bir ayi okuyunca oyle de bi heves geldi iste.

hep havadan bahsetmisim, simdi soylemeden olmaz, muthis gecen 5 gunun ardindan bugun yine yagmurlu hava, dun aksam da simsekler cakti zaten, ama guzel hava guzel. ayrica haftasonu icin havaya bagli olmayan planimiz oldugu icin de soylenecek birsey bulamiyorum kendisine.

aslinda pek yorgun hissediyorum kendimi, ama cok sutunde durmamaya calisiyorum, biliyorum ki eger sikayete baslarsam, o ikinci gorkem aciga cikip yine benim canima okuyacak. sessiz sessiz bacak agrilarimi, reflumu ve basima nasil geldigini anlayamadigim istahsizligimla yasiyorum. o kadar da beynim yorulmus ki zorla birilerine yaptirdigim yuzsuzluge bile utanamiyorum, hem de herkese aman sakin yapma diye tembihlerken, ucunda zor sartlarda saglanmis bi maddi durum varken, sanirim onu da cikartmiyorum icimden cunku bas edemem onunla.

bugun oyleden sonra evin icine bomba gibi bi haber dusecek, eger cevap olumluysa, onun icin de simdiden aklimda yazilar madde madde olusuyor, sadece hayirlisi diyim ve ben annemi bu kadar ozlemisken bana bu yapilir mi diyim.

guzel gunler bekliyor bizi, cok guzel.



HÜRRİYETE DOĞRU
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun,
Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...

ORHAN VELİ

Monday, May 24, 2010

neymis? ne olursa olsun kuyruk dik tutulacak

iyiyim ben blog, aklimdaki iki kisi bire dustu, sanki simdilik, arada bir panikleme durumu soz konusu ama sanki daha bi bilincliyim, kimbilir kac kere demisimdir biraz daha buyudum diye ama gercekten oyle, sanki bi kat olgunluk daha geldi ustume, yapacaklarimdan daha bir eminim sanki, istediklerimden ozellikle de.

yarin icin cok planli olmam gerekiyor ki, plani yapmam belki isin yuzde yetmisbesi falan, o kadar onemli ve ben biraz daha erteleyip duruyorum, ama bu aksam olacak bu is kesin. kendimi mutlu etmek icin muzlarin ustune erismis cikolata dokup huplettim, koridorda hoppidi hoppidi diye gezerken mutlu kizim diye bagiran koca bi kucaga atladim, orhan gencebay dinledim yirmi ucuncu kez (en sevdigim yasim:) aklim takildi aklim takildi, valla ben seviyorum bu adami, oss'ye hazirlanirken bosuna yok her test kitabinin arkasinda bir sarki sozu. ayrica ne tatli bi dizi su canim ailem di mi, keske hic bitmese. bi daha konusu gecmez buyuk ihtimal, yonca lodi'nin sarkisini da yazayim buraya, icim kabariyor bu sarkiyi dinleyip cocuga baktigimda.

aslinda haftasonu iki gun de okula gittim, dunya kadar is yapmasam da bana iki gun kazandiran isler yaptim, pek de guzel oldu tabi ama bugun hiic gidesim gelmedi, bize tatildi de. gunes bizi evden disari cikarana kadar oyalandik durduk, sonra attik kendimizi disari, yarim saat voleybol, dipdipe yarim saat gunes banyosu ve bitmek bilmeyen kitabimi okumaca.


ne zamandir demek istiyorum, ben sevmedim bu muz seslerini, seven, begenen varsa bana bi anlatsin nolur. ilk kez okuyorum bu kadini, kose yazilarini bile okumuslugum yoktur ama ben sevmedim, birinci kisim yine bi derece guzeldi, ilgimi, alakami cezbetti wikipedia'dan cikmaz oldum ama sonra ne ozne kaldi ne zaman ne de ilgim, karistim durdum. eksisozluge falan da baktim, coook sevenler de var kadini sevmeyenler de ama bana sanki dedigi pek belli olmayan populerlik pesinde olan biri gibi geldi, bunlari soylemek icin erken biliyorum, onun icin de takipteyim.

bir de icimi kipir kipir yapan bi brosum oldu, simdilik resimlerine baksam da ikide bir gel gel sana ne gosterecem desem de elime eylulden once gecmesi zor olsa da o benim!!

Sunday, May 23, 2010

lalelerin arasindan

sevgili ceyda, rengarenk ask duvarini gosterince benim de kac zamandir hazirda tuttugum fotografi koyasim geldi. ayrica bizimki hol degil, yemek masasinin karsisi gunde en az iki kere doya doya...


laleler anneler gununde hediye.

Friday, May 21, 2010

dikkat! ic hesaplasma cikabilir!

bu yaziyi yazmak icin 4 saattir oyalaniyorum, planlarima gore de yazi 3.5 saat once yayinlanmis ve benim de 2 saat once uyumus olmam gerekiyordu. ama ne zamandir planladigim bu yazi icin belki de ideal bir tutusma zemini hazirlandi, yarin her ne kadar cuma olsa da, haftanin son gunu diye kendince havalar atip insanlara bosluklar, hosluklar verse de belli ki benim icin oyle olmayacak ve acikcasi ben de hic istemiyorum oyle olmasini, yoksa pazartesi gunu yine ne oldugu belirsiz tatilimin tatil olmaktan cikma ihtimali var.

yine sarmaya basladim sanki, haydi bakalim, bi kere de soyleyelim de bitsin, biraz acitacak ama iyi olacak emin ol, hem belki aglarim bu sefer iyi gelir, dur o zaman sarkiyi da degistireyim, heh bu iyi, beni kimler okuyor az cok biliyorum, yani hani universiteden arkadaslar falan, arada bir gelip sessizce okuyup cikiyorlar, sonra bi de burada yazisarak tanistiklarim var, iste bu iki gruptan sanki bazi bazi cekiniyorum, cik cik yaparlar mi, ayiplarlar mi, okuyanlar okumayanlara anlatir mi diye, ama simdi ben de bu tarafa geciyorum ve karsi da vicdanindan tir tir titreyen gorkem'e bir guzel geciriyorum -sarki da degisti, aglayacam aglayacam-

simdi buraya geleli 1 sene 8 ay olmus, ve elde ne var, ev tutmak, ortama alismak, sisteme alismak, eve alismak, birlikte yasamaya alismak, kendime alismak, ne yapacagimi anlamak, afferin bana hepsini yaptim, hatta hakkini vererek yapamadiklarim da var, boburlenmeyeyim bosu bosuna (!) simdi. ne kadar kaldi peki 2 sene 4 ay!! elimde ne var hic bisey, o aleti ogrendim, eee?? surekli oneriler goturuyorum, kafam feci calisiyor, sonra?? yok yok yok!! elimde hicbisey yok, gideceksin kizim buradan gideceksin, sonsuza kadar kalmayacaksin, bitecek bu sey birgun, sen iyi olsun istiyor musun istemiyor musun, sonra bilmem nerelere gidip sen de lab. kurmak istiyor musun istemiyor musun, cocuklarin olsun, onlara ogrendiklerini anlat, anadolu'ya da bir faydam dokunsun diye hulyalara dalmiyor musun, peki kendi kazanamadigin degerleri, aliskanliklari nasil bi baskasina vereceksin. yapma gozunu seveyim, hicbi seyin bahanesi yok, ne bu etaminlerin ne bu kumaslarin, okulda gecirdigin zaman toplam hadi 7 saat diyelim, evde gecirdigin sure 5!! sen 7 saat bisey yapmayip 5 saate umut bagliyorsan bunda bir sorun var demektir. olmaz ki, yok olmaz gercekten. 26 yasindasin be gulum, oyun yeri degil ki burasi, insanlar canlari disinde calisiyorlar evlerine ekmek goturmek icin, sen de onlar icin calis be gulum, ona olmazsa onun cocuguna yardim etmek icin, tek istedigim sey ne biliyor musun, birazcik dikkat etmek yapilacaklari zamaninda yapmak icin... -agla agla acilirsin- (cok mu yuklendim ne)

ama simdi alinmaca kirilmaca, boynu bukup kulaklari sarkitmaca yok, dogruya dogru konusalim, iyi yaptigin seylerde de hic hakkini yemedim, hediyeni, takdirini eksik etmedim, zaten asil kizdigim sey de cin gibi kizsin, kafan deli gibi calisiyor, toplantilara bir gun kala projeyi degistirecek fikirler bulmandan belli, ama neden bir gun calissin, hep calissin be canim. hadi benim emekci, hirsli kizim, bak simdi yapmazsan ben bilirim seni cok uzulursun cook canin sikilir ilerde. peki peki. hadi git elini yuzunu yika, hadi hic bisey icin gec degil, hadi benim gulum hadi benim canim. tamam. hadi yat cocugunun yanina, saril simsiki, kalk yarin guzelce basla herseylere.


dusunuyorum bazen, hani evlilik sureci (!), dogum sureci, bebek bakimi, yurumesi, konusmasi falan filan yaziliyor, okuyoruz, bazilarini da keyifli keyifli, aha iste benimki de boyle bisey olsun, doktora sureci (!), her yonuyle doktora sureci...

Wednesday, May 19, 2010

peki nasil bi tatil.

sanki bir tatil varmis da ben onu beklermisim gibiyim.

oyle bir plansizlik var yarinla ilgili yapacaklarimda. gece istedigim saate kadar oturup nasilsa yarin erken kalmayacagim gibi bir his.

ben etaminden sonra kumaslarin icinde bogusuyorum, renklere bakiyorum, desenlere bakiyorum, birkac makine denemesi yapiyorum, olmuyor, pes ediyorum, bir iki dolanip yeni bir fikirle geri donuyorum. cocuk da deli gibi youtube izliyor, o da umutlu, kim nerede ne demis, nasil demis, herseyi biliyor, okuyor, arastiriyor ama onda da bir tatil havasi var belli.

korkuyorum be blog, baslamasamiydik demek icin artik cok gec biliyorum, ama sanki toparlamak icin de cok gec doktora ile ilgili hayalleri, bilemiyorum iste. zaten butun tatil havalarinin nedeni bu mu ki, degil tabi ki de. belki aptala magum olur hesabi hocanin beni birakmasi olabilir.

ama en cok da ne canimi sikiyor biliyor musun, super bir hevesle baslayip, ohoo ben masterda neler yaptim burada 3 kati yaparim hevesiyle baslayip inanmayarak tabi, tabi deyip bas sallayan insanlarin gozumun onunden gitmemesi, ne demek istediklerini anliyor olmam. -sanki- hic boyle olmamisti be blog, bi suru kere basarisiz oldum, hatta ne kadar basarili olduysam o kadar, hep berabere gittiler simdiye kadar. ama sanki bu daha derin gibi, eskiden bilsem sonunun iyi olacagini biri dese, inansam hic uzulmem kotu sonuclara, calisirim derdim, artik onu da diyemeyecek kadar arabesk oldum.

tatil ne kadar yakin blog.
izmir'deki evim ne kadar yakin.

simariklik mi bunlar blog, ya da kendine yetememek, yetmek icin de bisey yapmamak. bi de ozelestiri yazim var ki gol karsi tarafi vuracak.

annemi cok ozledim.

basardim!!

bir zamanlar hevesli ama tembel bir kiz idim. yavas yavas da olsa islerdim.  sonra birden hirs geldi, canima tak etti en sertinden, gozlerim aciyana, basim donene, ruyamda carpilar, ipler, 3 sari -7 mavi -4 kahverengi saymalari ucusana kadar isledim. bitirecem ve ozgurluk bayragimi dikecem dedim ve bitirdim. dortte ucu 10 gunde bitti desem belki inanmazsiniz ama o bitti, ben de bittim desem anlarsiniz di mi. bi daha mi boyle birsey, hic sanmiyorum hem de hic.

meralcim, hani merak ediyordun ya bak bitti, sana bakindim, nelerdesin.








Tuesday, May 18, 2010

kakaolu top kek

tarif verecegimi mi sandin blogcum, ben ve tarif vermek, ho ho ho...

neredeee, ben sadece esin dostun zorla yiyecegi ama guvercinlerin kapis kapis yiyecegi kekler yapabiliyorum. bu kadarim yani blogcum.

ayrica asurenin ne oldugunu merak edersem bir gun, bi daha yapmamaya karar verdik diyebilirim, hepsi bugday yuzunden. asurelik bugday diye birsey cok onemli birseymis. unutma bunu.







cumartesi gunu ouchy gezmesi, cocuk

Monday, May 17, 2010

bi hayal daha yazdim

birikti yazilacak seyler, guzellikler. can sikici seyleri yazmamak icin aslinda kaciverdim boyle, herseylerden hem de. ne bileyim bi delilik geldi herhalde, uzgunum ama gokyuzunun payi coook fazla bu hos olmayan seylerde. gerci gazeteler diyordu ki bugun gidecek yine burada ama olsun, iki gunde ben oyle guzel seyler depoladim ki icime en az 3 hafta daha yeter bana.

kendimize yeni bi hayal daha yazdim, cocuga ayri bana ayri. bi adim daha gittim diye, biraz daha netlestirdim diye aklimdakileri cok mutluyum cok. iste is bolumleri.

cocuk sen simdi yarim biraktigin baglamayi ogreniyorsun, ben sana siir defterini yaninda bir de turku defteri yapiyorum, misafirler gelince yemekten sonra aliveriyorsun eline kucucuk salonda kocaman sehpanin etrafinda toplaniyoruz, basliyoruz hem konusmaya hem icmeye hem soylemeye. arada sessizlik oluyor, tiklim tikis duvarlarda benim yaptigim islere, resimlere bakiyoruz, konusuyoruz onlar hakkinda, hatta ben sanat tarihi kitabimi aciyorum, gosteriyorum biseyler, koltugun yanindaki sepeti de hemen oraciga dokuyorum. onlar mutlu gidiyor, biz mutlu devam ediyoruz.

 biliyorsun blog, her zaman boyle olmuyor, bikac seferdir dusunuyorum, hep iyi seyler yaziyorum diye, yok yine yazmayacagim kotu biseyler, belki de cekiniyor insan, unutmuyor ama yazmak istemiyor. ama oluyor be blog yasaniyor, soyleniyor, olmaz mi, olmayacak mi, olacak. iyi gunde kotu gunde derken, kotu gunler sadece icinden cikilmaz dertler mi birlikte karsi koydugumuz, birbirimize karsi koydugumuz zamanlar yok mu icinde. 8 senedir birlikte ogreniyoruz, birlikte buyuyoruz, o zaman da oldu, simdi de oluyor eger unutmazsak sonunda birbirimize sarilmayi eger birakirsak karsindakinin soylediklerini anlamayi, nasil biz oluruz iyisiyle kotusuyle. biz mukemmel degiliz, super degiliz, muthis degiliz, biz cift degiliz. biz oyleyiz, boyleyiz. biziz.

bak bunu yazdim, biraz daha buyudum bile, di mi, cocuk. bunu sesli sesli soyleyen cocugu seviyorum ben.

Wednesday, May 12, 2010

bak bu aci cok guzel, bak bu kare cok guzel, beni de ceeek!

bugun cumaymis gibi uyandim, sallana sallana yataktan kalktim, hatta kolumdaki gazoz kapagiyla. sadece ictigim suyu arttirdim diye verdigim bir kiloya sevindim, dans ettim. keyfim pek bir yerindeydi, hele de cocukla da frekanslari tutturup icimizdekileri saka-ciddi cizgisinden tasirmadan soyleyip birbirimizi anladigimiz icin. cocugun toplantisi icin prova yaptik, metroda kitap okuma calismalari ve okula geliverdik.

bugun cuma dedim, yapasim yok ki bisey, hem de hic, hayallerdeydim, hulyalardaydim. guzelcigime mail yazdim, yazarken de kendi buldugum fikirlere hayran oldum, oluyorum arada bir zaten. yarin tatil ya ben tatil planlari pesine dustum, sabahtan hava guzel ya bana bastan 2. ince montumu giydirtti diye. hazirliklar tamam, ama hava bozuverdi ogleden sonra, benim gibi. sabrim tasmak uzere cunku kendimi okuldan disari atmak istiyorum biran once.

bi de butun gun bloglarda fotograf yayinlansa da baksam diye ic gecirdigimi farkettim, icim acilsin diyenlere, bu haftasonu lozan'da olan karnavaldan, sadece 3-4 gruba yetisebildik, hava yagmurlu oldugu icin yuruyuslerine de katilamadik bu sene ama olsun, boyle cok guzel. ayrica cocugun eline saglik, fotolar tabi ki yine ondan, fikirler benden, kizma kizma yarisi senden.















ve bu da benim bir teneke bile deviremedigim oyuncak kazanmaca.

Monday, May 10, 2010

en guzel saklambaci ben oynasam, kendi kendimden bile saklansam

nisan 2010, neuchatel, cocuk

off pooff.. yine patladim patlayacam. soylenip duruyorum kizim senin isin gucun yok mu diye. yok. yine beynim mi durmus ne.

ayrica bu gokyuzune sitemim var, duydum ki onumuzdeki haftasonu da gri olacakmissin, hazirlamistim ben buna kendimi biliyor musun, hicbir yere gitmeyecektim, cunku onceki gezilerden ogrenmistik ki, hava yagdi yagmadi arasi olunca basini yerden kaldiramiyorsun hadi kaldirdin diyelim gozlerin kirpis kirpis oluyor, bunlar olmasin en guzelinden renkli renkli fotograflarimiz olsun, hem de tasarruflu olalim pisman olmayalim diye boyle karar vermistik. tamam guzeldi hersey, ama neden birden gunes aciyor, yarin yok olacagini bile bile ve benim felegimi sasirtiyor, ne yapacagimi bilemez oluveriyorum, hayallere daliveriyorum.

yok yok, cok simardim ben senin hicbi sucun yok bunlarda. suc benim artik pantolon dikislerinden disariya tasan bacaklarimda. zayifliktan butun kemiklerim sayilirken bile 23 nisan kiyafeti seciminde ilkokul ogretmenim demisti bu kizin basenleri var diye, deli midir nedir, zaten hic sevmezdim o kadini. ikinci siniftayken annemi cagirmisti da birinci sinifa gonderecekti beni az kalsin, cantami bile toplatmisti dusun artik sen. hos kadin da hakli, benim gibi isine gelen odevleri yapan isine gelmeyenleri yapmayan ustune de ne bir vicdan ne bir sucluluk hisseden bi cocukla ugrasmak kolay olmasa gerek. neyse ben yine de seni hic sevmiyorum.

neler diyorum ki ben boyle, carsamba gunu bir toplanti var ama benim degil, cocugun, sabah alti kalkmalarina yine basladim. iyi oluyor, hos oluyor da, soz verdim kendi kendime o saatte bir daha sogan dogramayacagim, kendime gelmem pek bir zaman aliyor. basarili bir sabahin ardindan birseyler yazma istegi ve baskisi geliverdi. cunku haftasonun en guzel iltifati cocuktan geldi, ne iyi yaptin da yazdin suraya hic unutmayacagiz, helal olsun... arada bir, hatta cogunlukta ne kadar da sacma sapan seyler yazsam da, hele de biran once aklimdakileri yazayim telasindan ne kadar yanlis kelimeler yazsam da, bazen cumlenin basi sonu kacsa da, yaziyorum iyi ki biseyler diyorum. ben ne yazik ki hayatinda olan guzellikleri goremeyen biriyim. agzimdan sukur eksik olmaz ama yasadiklarimizi hikayelestirmeye calisiyorum, hikayemiz hic azalmasin, cocuklara torunlarina dostlara anlatacak cok sey olsun diye, var cunku oyle bisey, ben yaptiysam herkes yapar ki dusuncesi, hem de ne yazik ki ikimizde de.

ben sanirim bugun erken gidecegim eve, birazcik temizlik yapmam lazim, hava almam lazim.

deniz baykal istifa etti bugun.

Friday, May 7, 2010

gordun mu?!

hic sevmiyorum boyle insanlari, isine gelince iyi isine gelince kotu davrananlari. benim basimda var bitane. kac oldu dikkat ediyorum, geldigimden beri iste yaklassik bir bucuk sene, oyle bir sistemi var ki erkek arkadasi oldugunda super, haftasonu planlari anlatir, oneriler verir, suraya gidin bunu yapin ama soyle yapmayin diye en ince ayrintisana kadar hem de, eger bir kavga bir ayrilik olursa aralarinda yuzune bakmaz, ne dersen efendim diye tekrarlatir, ortaya konusurmus gibi yapar bir anda sirtini doner ceker gider, oylecene kalirsin. bi de maalesef bu bana ozel bi durum cunku, boyle zamanlarda odadaki diger ‘erkek’ arkadasla da muthis olur aralari, takma isimlerle seslenirler birbirlerine, o da yetmez skype’tan konusurlar, o da yetmez youtube’dan videolar izlerler.

ilk geldigimde kimse yoktu etrafinda, bana yapmadigini birakmadi, ilk aglamam bile onun yuzunden oldu, cocuk gelsin diye gun saymamin sebebi oydu. sonra birileri oldu, pek bi siki fiki olduk. sonra o gitti yerine biri geldi, kikir kikirdik. erkek arkadasi oldu, eglencelik planlarini anlatti durdu, ne yalan diyim cok da ise yaradi. kac haftasonu onun onerilerini yaptik. sonra erkek arkadasi avustralya’ya gitti, 5 haftaligina, bizim aramiz yine bi iyi bi kotu ki ben iste bu zaman farkettim boyle bir olay var aramizda diye. konusmaya calistim, sinir olmadim, guldum gectim. bunu kesfetmis oldugum icin daha da icten ice guldum.

ama bu sefer dayanamayacagim, kusura bakma ama sen bana bir yaparsan ben sana bes yapacam cunku erkek arkadasin amerika’da simdi ve gelmeyecek biliyorum ve ben daha fazla senin bu sacma ama kendi icinde mantikli olan davranislarini cekemeyecegim, zaten mezun oldun olacan, sonrasinda kim kimi gorecek, ben isterdim ama artik istemiyorum.

gordun mu bir insan gormezden nasil gelinirmis, nasil mutsuz edilirmis, sadece 3 gun dayanabildin ve bugun soruverdin ‘neyin var’ diye. ayrica da artik sana saygi falan yok, cocukla konusmazdim ben ofiste, kimseyi rahatsiz etmeyeyim diye, ama kusura bakma en sen kahkalarimi kulaginda cinlatacagim bundan sonra.

Thursday, May 6, 2010

hidrellez

  notre dame cathedral, nisan 2009, cocuk

aslinda ben bu hikayeyi baska bir zamana sakliyordum, ne zamana ben de bilmiyorum gerci ama simdiye degil. herkesin gul agaci, notlar, ahirkapi konusmalarini gordukce ne yapacagimi iyice sasirdim, hadi yazayim diyorum hop iki kisi daha, simdi bi de ben eklenince cok olacak diyorum, hadi simdi sirasi hop gul agaci resimleri, hadi baska zamana sakla. neyse kisaca dayanamiyorum.

nasil cingeneyiz bilemiyorum, eksi listesine bir sira daha eklendi, biz hidrellez kutlamadik simdiye kadar, atesten atlamadigimiza, gul agacina notlar birakmadigimiza eminim ama annem bu aksam dilek tut demisse bilemeyecegim ama o genelde oyle seyler yaptigi icin bu da sayilmaz. cocuk anlatirdi bana boyle seyleri, iki sene once de tuttu kolumdan levent’te gul agaci aradik durduk, pek de guzel bulduk bir tane, o zamanlar deli gibi doktora basvurulari yapip butun derdimiz bu oldugundan tabi ki bi kagida elele bi cop kiz bi cop erkek, bikac cam esya bikac da cekic cizdik, gomduk. o da yetmedi, kucuk cakil taslariyla bi de harita yaptik, amerika haritasi ! iste, nasil olmussa olmus, bizim haritayi hizir baba isvicre sanmis, 3 ay sonra da bizi buraya yolladi. 25 senede bi kere dilek tutmusum, kirmamis beni, istedigimin disinda bi yere gondermis beni, olsun, kirilir mi, daha cok sevilir beni dusunmus diye.
 
ondan sonra ise unutuyorum yine hidrellez'i. ama avutuyorum kendimi, bi kere iste, pir iste, o da yapiversin diye.

senin icin


sabah yatakta gozumu acar acmaz, bugun okula gidecek havam yok dedim, zaten kac gundur de evin duzenini saglayamama derdi var, iyice keyfim kacti yarim saatlik tembellik yuzunden. evde kalip toparlamaya karar verdim, kendimi, cocugu, evi.

cocugu ugurladiktan bi saat sonra mailimi attim, karsidan da guzel bi mail gelince daha da keyfim yerine geldi. once sabah keyfi, dizileri izledim, etamin yaptim, iyi geldi mis mis. ardindan da mutfaga giristim. once kisiri yaptim, cocuk istedi diye, hicbirsey bozulmadan. butun portakallari sikip siseleriyle dolaba yerlestirdim. ardindan da kac gundur yapmaye niyetli oldugumuz asurenin malzemelerini hazirlamaya basladim, bulgur, fasulye, nohut haslanmali, kuru kayisi, incir, uzum islatilmali, findik, fistik, badem yikanip kabuklari ayiklanmali. tezgah doldu tasti, biseyleri unutmaktan korka korka hazirladim kaselerimi. bu sefer bloga tarfini yazacam dedim, madem her sene yapiyoruz, baskalarinin tariflerine bakmaktansa en guzeli, ne olacak ki dedim kendi kendime.

cocugun okuldan cikmasina yakin, butun bulasiklari yikadim hizli hizli, sonra yavas yavas buzluktaki mantilari, dolmalari ocaga koydum, basima birden agri giriverdi, belli migrenim, dislerime de vurdu, birseyler yedim onu bekleyemeden. ardindan da gozume dun cocugun print ettigi soner yalcin'in yazisi ilisti, ona goz attim, ne hakkinda oldugunu bile bilmiyordum, ilk paragraftan sonra ne bas agrisi hissettim ne zamani. bittiginde icim kipir kipir, yuzum sen, icim kabarikti. yazida bi kere bi kadin vardi, sosyoloji vardi, karl max vardi, emek vardi. sonra birden dusundum bir yandan boyle bi kadin bi yandan dikisli, nakisli, cocuklu kadin, nasil olacak ki bunlar dedim. ne zaman hangi taraftan buyuk fedakarliklar yapacam dedim, ya da azar azar da olsa yapabilecek miyim ikinci planda kalani. simdi sanki dikisli nakisli daha agir basiyormus gibi gelse de degil ki oyle dedim, hani isvicre'deki add'den insanlarla tanismistik, kac saat konusmustuk, nasil da mutlu olmustum onlarla tanistim diye dedim. sadece okuma kismini biraz yavas yapiyor olabilirim. hizlanalim o zaman dedim. iyi ki yaziyorum su blogu, nasil oldugunu gorecegim, detaylari bile bile, hangisini basardigimi da. belli mi olur belki hepsini basaririm.

sonra yine tuttu basimin agrisi, en iyisi manti icin sosu yapip yemek dedim, tam yeni baslamistim ki cocuk geldi, hazirlayinca birlikte oturduk sofraya, cocuk sen sen, benim basim dislerim zangir zangir, dayanamadim bitiremeden yemegi yattim. yanima sokuldu, panjurlari kapatti, okudun mu yaziyi dedi, okudum dedim. benim icin mi print ettin dedim. evet dedi, senin icin. usulca kalkti yanimdan, ben de usulca uyuyuverdim ama deli gibi uyandim hafif bi bas agrisiyla. simdi de cocuk trt3 seyrediyor, ben ise fasulye ve nohutun kabuklarini soyuyorum.

kendime notlar:
1. 501. yaziymis.
2. bi gunde iki paket cikolata yenmezmis, basimin agrisina nasil iyi geliyorsa bas agrisi da yapabiliyormus.

Wednesday, May 5, 2010

en sevdiklerim

yine beni pofisim ne zaman mimlemisti hatirlayamiyorum bile ama pinkycimde dun gorunce ben de hem duzenleyim hem de kendi kendimi heveslendireyim diye doktum butun varligimi ortaya. farkettim de tek renk takintiliyim sanirim, beyaz, siyah, kirmizi, sari, yesil, bi mavi eksik galiba.


Tuesday, May 4, 2010

it's complicated

haftasonu izledigimiz bes filmden biri.
pazar kahvaltisini keyiflendirdi en azindan, bir de beni hayallere, hirslara, heveslere surukledi.
cikmadi aklimdan o mutfak, o bahce, o kafe, o cocuklar.
benim olmali, benim de olmali dedim durdum.
hala da cikmiyor ki aklimdan.
kulaklarim tikadim bile o kadar kolay degillere, daha neler goreceksin diyenlere, simdiye kadar gorduklerimden tasdikli gucluyum.
ben hazirim huysuz olmayan cocuk-kadin olmak icin, adim pac-girl.

buyumek istiyorum artik, bi dolu sey yasamak istiyorum, bi dolu.


imza kucuk mina urgan.

Monday, May 3, 2010

gittim, geldim

vevey, nisan 2010, imza cocuk.

bu haftasonu ben ne yaptim biliyor musun. benim icin hazirlanmis tatil cantami almis, en sirininden teyyareye binmis, kocaman samandan sapkam, kocaman gozluklerim ve cicek desenli tul elbisemle merdivenlerden inmis ve hemen oraciktan kosa kosa denize girmis gibi, yuzmus yuzmus, guneslenmis, oylecene oturup etrafa bakmis, havayi icine cekmis gibi. sakin sakin dinlendim.

halbuki, lozan'da hava cok kotu, gokyuzu grimsi, yagmur varla yok arasi. ve ben, iki gun toplam otuz saat uyumus, iki muthis kahvalti sofrasi hazirlamis ama hic yemek yapmamis sanki dunyanin en guzelinde tatil yapmis gibi dinlendim. etamin yaptim, bes tane film izledim. ve hic disari cikmadim, hic spor yapmadim. ve ben pisman olmadim, vicdanim da sizlamadi

ve simdi de annemle konusabildigim icin mutluyum, aksama spora gidecegim icin de. isime gucume dondugum icin mutluyum demem zor belki ama enerjim var daha ne isterim.

bi de bunu pek dinleyesim var.

Sunday, May 2, 2010

vevey

vevey'deki gezinti pazar gunune denk gelince kapali dukkanlara bakmak ve soyle bir yurumek disinda bisey yapamadik. gordugunumuz en ilginc dukkandan bikac fotograf.




ve bana haa hayal gordugumu dusundurten dev catal.

ve bastonu calinmis charlie chaplin, cik cik cik.

Saturday, May 1, 2010

mim!!!

sevgili azer beni dolambacli yollardan mimlemis, cok tesekkur ederim, ayrica da bu mim de bi tanismaya vesile oldugu icin de pek cok memnun oldum.

mim'de yapilmasi gerekenler madde madde biraz dolambacli, sirayla yapmak onemli.
Takip ettiğiniz bloglardan ya da blogunuzda yer verdiğiniz blog listesinden baştan 3. sıradaki bloga girip, onun takip ettiği bloglardan (blog listesinden) -daha evvel görmediğiniz- bir bloga tıklıyorsunuz.
Oradaki yazılara göz atıp birini gözünüze kestiriyor, okuyorsunuz.
Hoşunuza giden bir paragrafı alıp blogunuzda paylaşıyorsunuz.
Bu paragrafla alakalı birkaç cümle sarfetmeyi de ihmal etmiyorsunuz:)
Alıntı yaptığınız blogun son yazısına yorum olarak bu mimi düşüyor, kendi yazınıza link veriyor ve bu blog sahibini de mimlemiş olduğunuzu iletiyorsunuz.
Son olarak mimlemek istediğiniz başka blogdaşlar varsa mimi onlara da yolluyorsunuz.

ben de mutlucum ve cillicim'in blogundan okumadigim kisileri siraladim, istedim ki takip etmek istedigim birilerini bulayim ve JuVeNiL'in blogunu pek bi begendim, ve ilk gozume carpip da etkilendigim yazisi da "Sevinin küçükler, ÖVÜNÜN büyükler!"

yazidan bir bolum:

Kimlerin günü mü bugün, daha ilköğretim sıralarında 100 kişinin tacizine uğrayan ve bunları yapanların isimlerini "sır" kabul olduğu, 2 küçük kız kadar, en az şaşalı okullarda dizinin tepesinde etekle okula gidip gelenler "kadın" oldum sanan küçük kızların günü bugün,

okuluna 1-2 km ötedeki evine yol olmadığı için gidemeyip, yatılı kalan sonra ne olduğu bilinmeden günler sonra ölü bulunan "Umut" kadar, tüm derdi yeni bir playstation, yeni bir oyuncak olan şımartılmış şehir oğlanların günü bugün,

Başına bir şey gelir diye camdan bakarak yan apartmana gönderdiği , kapatılmayan foseptik çukurunun içine gözleri önünde düşen ve ölen Yeliz Keçeci'nin kızı Aslı'nın günü bugün..

dedigim gibi ben bi de bundan sonra "JuVe" neyi takip ederse'de olacagim, tanistigimiza memnun oldum!

son asama olarak da JuVeNiL'i mimliyorum ve atli karincanin atini da armagan ediyorum!

daha guzeli yok ki

tam bi haftadir stresten beni uyutmayan yap yap bitmeyen listesiyle toplanti guzel bitmisse
toplanti sonrasi zirve icin kahve molasi verip kampusun ortasinda 12 yavrusuyla bir ordek gormussem
onlari dakikalarca seyretmissem
spora gidip saunaya da girmissem, pamuk gibi yuzum olmussa
eve gelip kalsiyum aliyorum diye vicdanim hur dondurmami kasiklamissam
hem de yanimda cocuk, canim ailem'i de izlemissem
haftasonu planini kitapla, dikisle ve yeni blogla suslemissem
ben gullerin icinde bunlari yazarken ikidebir de beyaz'in komiklikleri icin yarim birakiyorsam
sen kahkahalarla geri donuyorsam
daha guzel cuma olamaz ki!!






 
design by suckmylolly.com