Friday, April 30, 2010

kalmasin vevey'e bisiklet


gecen haftasonu bisiklet maceralarina her turlu basladik, satin alma ve ufak gezintiler yapma. biseyler bulabilmek icin tek ihtimal cumartesi gunu oldugundan ne yapsak neyi alsak diye dusunurek gecirdik, bodrumumuz bos ama ellerimiz dolu eve donduk. kih kih, tabi ki ben karliyim, guzel biseyler yapacam...

pazar gunu de plandan sanki her an vazgececek havasinda once okula gelip benim islerimi hallettik, maglum bugun toplanti vardi -iyi gecti, ohh- sonra okuldan hani dedim ya lozan da sonunda basladi, bu bisiklet paylasma olayina, okuldan aldik iki tane, ciktik yola, geze geze, dura dura, baka baka vevey'e gittik biraktik bisikletleri. tam tamina 24.7 km. 3.5 saat, ama yanlis yollar, yenilen yemekler, icilen sulari da sayiyoruz. hadi ben fotograflari koyayim.












Thursday, April 29, 2010

bulut mu olsam

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

NAZIM HİKMET


bu bizim balkonun manzarasi, daha balkonla tam barisamadigimdan kendisini gostermem uzun surebilir ama 3 oda cikisli kocaman balkonun manzarasi budur, cenevre goludur, balkon sefalarina sizi kandirmak icin elimde yeterince guzellik vardir.

Wednesday, April 28, 2010

roka salatasi

yaz yaz ne cok sey var, yap yap ne cok sey var...

uykudan kestim ben de, kesmeye karar verdim, 6da kalkiyorum artik, 1.5 saat evin icinde ne yapacaksam artik, sonrasi okul, sonrasi yine ev. bahar temizligine de basladim, ama en yavas halinden. cumartesiden beri bahardayiz. balkondaki saksilar duzenlendi, bakim yapildi, ekim yapildi. iki gun sonra balkon yikandi, camlar birer birer silinmeye baslandi, ama birer birer, hepsi bi anda olmuyor. simdi tullerde sira, yastik yorganlarda, yazinca daha da anladim ciddi ciddi bahar temizligi, yumusaticiyi bol koyayim da hic bitmesin temizlik kokusu.

bu aksam da balkondaki ilk keyif yemegimizi yedik, annemin son pacangalariyla gunesin batisini seyrederek. sonra ben yalniz buralardayim, cocuk uzay yuruyusunde. sirtim pek fena agriyor, cuma gunu toplanti var ya onun stresi.

ayrica 4 dakika sonra da camasira gitmem gerekiyor. bunlari yaziyorum ama acaba onu anlatsam mi diye dusunuyorum, ama bitti, yasanmasi gerekiyordu belki de. guzel degisiklikler olmasi icin. icim pirpir aslinda hala ama sadece bir cumleye umutla tutunabiliyorum. yavas yavas, daha daha yavas.


bi dolu roka filizleri, yok bin dolu. sanirim cumartesi pazarinda simdiden yerimizi ayirtmamiz lazim, oyle boyle degiller cunku. bi de ne oldugunu bilmedigim cicekler var, kusura bakmasinlar ama ben pek ilgilenmiyorum, sadece tepine tepine sakayik diye agliyorum.

yine de topragi asip cikmalarini takdir etmiyor degilim, ben o kadarcik olsam, ohooo daha ne isterim....

Tuesday, April 27, 2010

bendim o!

nmr'a giden,
iki saat boyunca sessiz sedasiz bilgisayar basinda oturan,
son 10 dakika masaya kafasini koyan,
gelen kisinin ayak seslerine uyanan,
o kisi gec geldigi icin 20 dakika daha uyuyan,
saskin saskin yerinden kalkan,
asistani oldugu lab.a gec kaldigini bile yuzunu yikadiktan sonra anlayan,
yanaginda uyku iziyle ders anlata(maya)n bendim!

saygilar, sevgiler...
keske hep yapabilsem :)

ouchy, nisan 2010.

Monday, April 26, 2010

su zarf kadar

benim evlendigimi belleyen yoktur herhalde, 7 gun boyunca o postaci senin bu postaci benim gezdiler, ms ve mrs.
ilahi semos.

ben sana ne diyim ki...

sen cok yasa e mi? guldurdun beni.

tabi icinden cikan binbir cesit kartpostali da usenmeyip benim icin topladigin ve gonderdigin icin, cocugun ne yapacagin onlari sorusuna yaparim biseyler diye cevap vermemde beni cesaretlendirdigin icin, ayrica simdilerde kopenhang'a gidip bana yari nispet yari haber verme mesajlari attigin icin tesekkur ederim.


baba ve pic

cuma aksami bitti. ne canla basla okudum. koltukta uyuklarken, metroda okula giderken, sabah kahvemi icerken, nmr'i beklerken, ogrenecegimi ogrendikten sonra da son sayfalarda daha fazla can cekismemek adina, cocuk yemek yapti, ben de ona sesli sesli okuyuverdim son on sayfayi. caliskan kadin su elif safak. ama o son bes-on sayfa olmazsa olurmus bence.

sonra hizimi alamamis olacam ki semaver'i aldim elime okumaya basladim, onu okumamaliymisim cok acikliymis, ben de meserret oteli'ni okudum, sevdim bunu. sonra sira cocukta. iki secenek verdim eline, sevmek korkusu ve sehri unutan adam, sevmek korkusu'yla amacimiza ulasamadik, sehri unutan adam da avuttuk kendimizi ve orada bitiriverdik. guzel oykuyu bulduk ya. yetti bize bi aksam icin. ya da bana oyle geliyor, sanki baska bi oykuye daha baslanmis ama ben varlik dergisi hayalleriyle uyumusum gibi. sonra ustume bi battaniye konuverdi, sonra bir palto, tanidim kokusundan cocugunki bu. sonra hafifcik uyandim, en sevdigim omuza yaslandim ciceklerin icine gomuldum, bi ara kalkmisim, lenslerimi cikartacam demisim, yine yatmisim, bunlar da ruya olabilir. ama sabah yoktular ki gozumde.


bi de cok fena sait faik taklidi yaparim.

Thursday, April 22, 2010

kim demis benim atolyem yok diye





Wednesday, April 21, 2010

iste avrupa haritasi bunun icin gerekli, tadini cikart

durduk yere hayat yumak yumak oluverdi, durup duruyordu halbuki. bahar yapti, ben yaptim, istanbul yapti. ozledim, herseyi. di mi, di mi sorularim cogaldi.
istanbul’da olsaydik, bebek’te biraz yurur oyle eve giderdik di mi?
taksim’de bi bira icer mekan sahipleriyle tanisik olurduk di mi, yazar cizer okurduk di mi?
her girdigimiz kitapcidan yeni bi hevesle cikardik di mi, fikirlerimiz yarisirdi adeta, hep de ben kazanirdim, sen benimkinin aynisini yapiverirdin, ozenti sarkisini soylerdik gulerek di mi?
gece, evde televizyon izlerken benim canim cheetos istediginde sen kosedeki bakkala giderdin di mi?
ama o gunlerde gelecek di mi? hem de biz sansliyiz di mi? iki kere duzen kuracagiz, belki daha fazla, hic sikilmayacagiz di mi? alismayacagiz, tekduze olmayacagiz di mi?
Ama bu yazi umutlu yazi olacakti, planlarimi yazacaktim ya hani, bulmustum bu di mi’lerden sonra. Mesela mesela... 

izlenilen filmler tek tek yazilacakti, tek tek, kitaplar da oyle ve kitap okuma hizlandirilacakti hani, cunku aramizda 4000 kitap okuyanlar var. o degil de asil hep isterdim ama is guc olduktan sonra, evlendikten sonra, cocuk olduktan sonra yapamadim, zamanim olmadi demeyecektim. asil buydu bu senenin amaci, bu bahar yorgunlugundan kurtulma hevesi.
yaz kilosuyla kavusmali, sarilmali, elele verip daha guzel seyler de yapmali.
dikis makinami calisma masamin uzerine koymali, simdiye kadar topladigim malzemeleri duzenlemeli, ivir zivir seylerle dikise baslamali.
balkon temizlenmeli, biz cok zaman geciremesek de ciceklere, marullara ve domateslere firsat vermeli.
cocuga on ayak, heves olmali, fransizca ogrenmeli.
simdiye kadar okunan kitaplari, en azindan isimleri not alinmali, simdiden sonrakiler de bu arsive kisacik ozetlerle eklenmeli.
Okumali, dusunmeli, yazmali… cin gibi olmali cin…

VERA UYANDI

iskemleler ayakta uyuyor
masa da öyle
serilmiş yatıyor sırtüstü kilim
yummuş nakışlarını
ayna uyuyor
pencerelerin sımsıkı kapalı gözleri
uyuyor sarkıtmış boşluğa bacaklarını balkon
karşı damda bacalar uyuyor
kaldırımda akasyalar da öyle
bulut uyuyor
göğsünde yıldızıyla
evin içinde dışında uykuda aydınlık
uyandın gülüm
iskemleler uyandı
köşeden köşeye koşuştular
masa da öyle
doğrulup oturdu kilim
nakışları açıldı katmer katmer
ayna seher vakti gölü gibi uyandı
açtı kocaman mavi gözlerini pencereler
uyandı balkon
toparladı bacaklarını boşluktan
tüttü karşı damda bacalar
kaldırımlar akasyalar ötüştü
bulut uyandı
attı göğsündeki yıldızı odamıza
evin içinde dışında uyandı aydınlık
doldu saçlarına senin
dolandı çıplak beline ak ayaklarına senin
NHR

Ayrica surekli yeni baslangiclar yapiyorum diye de hor gormemeli kendini, yeter ki yapabilesin.

Monday, April 19, 2010

kolyelerim

pofisim, beni taa ne zaman mimlemisti kimbilir, ben de ancak dun aksam elime fotograf makinesini alip evde bir tura ciktim, hem kolyelerimi hem kupelerimi, hem ciceklerimi, hem kutuphane raflarini birer birer cektim... hepsini sirayla serpistirecem, takinti oldu bu bende, resimsiz yazi yazamiyorum, tipki gunlugume yazarken yapistirmazsam olmaz stickerlar gibi.

haftasonundan haftasonuna takiyorum biseyler sadece, onun disinda bombos kulaklarim, boynum. gerci bunda zevk degisikliginin de etkisi olabilir, cunku yeni alamadikca bunlari da takasim gelmiyor, bir taksim'e, besiktas'a gidebilsem...

iste benim sus gorevi goren kolyelerim ve...



...ve uc favorim.

ikinci el



seviyorum, doktorayi bitirip evine donenleri, onlarin sattiklari seyleri daha cok, hele de bunlar kitapsa ve ben on kitabi iki kitap fiyatina alabiliyorsam, mutlu ediveriyorlar beni.

bir de tertemizse, rengarenk serim olmussa, vavien kutumun yanina yerlestirmissen agzim kulaklarimda oluyor, elimdekileri bitirmek icin heryeri degerlendirir oluyorum, evet ben bile.



elinizde bir de cekmeceli dolap var miydi acaba, orta boy olsun ama.

guzel insan

yeni bi siirim oldu, meralcigimin hediyesi, ezberlenesi.
aklima en eskilerden en guzellerinden bir ani getiriverdi.

sanki hicbir seyden habersiz degilmisim gibi, hep oradaymisim gibi bildigim bir ani.

ben, arkadasimla taksim'de yuruyorum. sergileri dolasiyoruz. hava soguk, mevsim kis.

cocuk da oralarda bi yerlerde baskasiyla yuruyor, kirmizi basligimi anlatiyor.
dunyanin en guzel insani oldugunu kanitlarcasina.
nasil biri diye soruyor yanindaki.
birden karsi sokaktan kirmizi basligimla ben geciveriyoruz.

"iste! oyle biri!!"
....




önüme baktım
seni gördüm kalabalıkta
buğdaylar arasında seni gördüm
bir ağaç altında seni
bütün gezilerim sonunda
bütün acılarımın sonunda
dönemecinde bütün gülüşlerin
çıkarken sudan, ateşten
yaz kış seni gördüm
evimde, kollarımda, düşlerimde
bırakmam artık seni...

paul eluard

Sunday, April 18, 2010

hem de nasil inat etmistim

sabah ikinci el pazarina gidemedim diye dudaklarimi buktum, kitabimla yorgan altina girdim cumartesi hem de saat 2ye kadar saka maka degil. ama hakliydim, bi gece onceden soylemistim gidelim diye. birazcik iyi gelecekti bana, biseyler almak, fotograf cekmek. turlu turlu simariklikla yuzum gulduruldu, hazirlanildi ve cikildi disariya, cami kenarinda olmasa da kilisa kenarinda buluverdik sultanahmet bankimizi, yayildik oraciga, gunese dogru dogru. birkac gorkem profilinden sonra karar verildi ki havamda degilim, su lozan'i cekiverelim dedik ve iste ayni yerden bir bucuk saat icinde gecen bazi bazi insalar...

 dort bebek arabasi, bes ebeveyn, yorum sizin...

ve lozan sokaklarinda moda, bundan da anlamiyorum, yine yorum sizin...









lozan sokaklarindaki babalar, iste bunlari seviyorum!







Saturday, April 17, 2010

hic yapiyorum

butun gun hic yapiyorum, hatta butun hafta hic yaptim. bakmayin uc harf olduguna zor bisey aslinda. patlayip dort bir parcamin baska yerlere gitmesini, buhar olup ucmayi engellemek ya da hadi biraz daha hic yap diye kendi kendini teselli etmek kolay degil, hem de hic.

ayrica bu kadar yoruldugum yetmiyormus gibi bir de kendime gicigim, oyle boyle degil. gozumde hersey bocek kadar, ne yazabiliyorum, ne okuyabiliyorum, ne ogreniyorum, ne dinliyorum, ne beynimde fikirler cakiyor, oyle ot gibi, hatta isirgan otu gibi.

sismanliyorum bir de, buna da gicigim, bahar geliyor yahu, ne sismanlamasi ama kimseyi dinlemeden dusunmeden sismanliyorum.

bu yaziyi bile dun yayinlayamayacak kadar hic yapiyordum, canim sikkin, ruhum bos, kendim degersiz bi sekilde...

Wednesday, April 14, 2010

duduklu

hani blog, hep derdim ya ben annem gibi evlenecem diye, ne tavam olacak ne tencerem. hani ben boyle diyince cocuk gozleri faltasi bana bakardi, gozumun karaligina bakardi. nasil da hersey oyle oluverdi. 3 tencerem ve ruh halime gore desenlerini sectigim ikili takim tabaklarim, rengarenk evim, duvarlarda cercevesiz onlarca fotograf.

elimize aldikca, ihtiyac duydukca ogrendik, neler onemli neler degil.

mesela el blenderi her ise kosturan, nerede yer bulunursa oraya konuluveren, naz etmeyen sadik dost.

tost yapma, ekmek kizartma makinasi birdenbire nereden geldigini anlayamadigin kilolarin sorumlulari (iyi ki semra ikisini de bozdu da kurtulduk).

mikser, kesinlikle sana bagli olmamasi gereken bi alet, bi ayagi, bi koltugu olmali, ikimiz ayni anda ayni isi yapmayi pek sevmiyoruz, bunu anladik.

ve iste sooon arkadasimiz. ne zamandir ihtiyac duydugumuz, bizim grubun hediye cekiyle alinmis tam bir ev hediyesi. duduklu. mutfakta nereye konulacagi bilinmeyen (salonun bas kosesi bile olabilir, bkz. asagidaki foto) sultan edasiyla temizlenen, yerlestirilen esya. iki gun onceden neler pisirecegiz derdine son veren buyuk usta. fotograf makinesinin kitapcigi kadar da kullanma klavuzu oldugu dikkatimizden kacmadi.

hayatimiza hos geldin duduklum.


ve tam anlamiyla hayallerimi susleyen kestane kebap firini.

shutter island


bilgisayar basinda bir gorkem bir cocuk, ellerinde birer dondurma kabi, cocugundakinde peynir, gorkem’inkinde cilekli dondurma. 

ne oluyor ne oluyor diye sayiklanmalar. 

catladi basim

bugun hic ama hic calisasim yok, basim sersem gibi zaten. ve bunun sebebinin sadece yarim saat fazla uyumus olmam olduguna inanamiyorum. sadece yarim saat yatakta fazladan debelendim diye. gozlerim de bir yaniyor ki sorma. lens kullanma surem bitiyor sanirim, neredeyse 10 sene oldu tabi, vucut istemiyor.

bloglardaki fotograflara bakinca cok ozledigimi anladim, coook ama, sultanahmet’e gitmeyi, hicbir sey yapmadan oturmayi, otobuste gunes olmayan tarafi yanlis hesaplayip cocugun omzundan insanlari seyretmeyi, basimin agrisinin gecmesini beklemeyi tipki boyle sersem oldugum zamanlardaki gibi.

iyi mi yaptik biz buraya geldik. gecen gun bi arkadasim mail yazinca orada yasanir mi diye, dusunmustum, orada mi kalsaydik diye. yok yok iyi ki geldik, ama iste bi de canim sikilinca en azindan kendimi guney’e ativerseydim, manzara’da arkadaslarimin dizlerinde uyusaydim.

hepsi bi yerde olmuyor di mi.
peki, simdi bunun sirasi deyip bunu yasayalim o zaman.
galiba ben bugun kacacagim.

Tuesday, April 13, 2010

balkon sefalari

basladi baslayacak. hava birazcik daha isinsin diye bekliyoruz, yoksa hersey ama hersey hazir, muzeyyen senar'la ezgi'nin gunlugu'yle kandiracagim misafirler bile.

dunku sunum hazirliklarindan dolayi ertelenen bisiklet turlari haftaya telafi edilmesi bekleniyor.

bugun cocuga arkadas olmak icin yazildigim spor salonu belki benim uyku sorunumu da cozer, ici gecmis karpuz gibi koltukta uyuklamam belki.


sizi bilmem ama bana kim "dugun fotografini ve notunu c.tesi gunu aldim. cok duygulandigimi soylemem gerek. ikiniz de cok guzel olmussunuz, ozellikle de sen... cok mutluluklar diliyorum. hayat bunun disinda nasıl gidiyor senin icin? haberleşmek dileğiyle" diye bir mail yazarsa en mutlu kisi ben olurum, tabi ki ortakoy'de beni en guzel dinleyen insan. arada bir keske konusabilseydim dedigim, keske biraz daha zamanim olsaydi dedigim, buralara yazmamdaki en buyuk etken, psipsi...

18 eylul

hani bi haftalik tatilimiz vardi, sozde surpriz yaptik, sadece gezip tozacaktik, kendimiz icin. kimse plan yapmasin dedik, sadece kendimiz icin plan yapalim dedik. ama bizim yapilacak listesi coooktan hazirmis. dugun yeri bulma mecaralari bizi beklermis, tatilin yollarda gececegi belliymis.

ben biraz daha sansliydim, cocugun yollarda gecirmedigi gunu var mi bilemedim, bi araba bi otobus, bazen hem araba hem otobus. ben ise annemin koynunda uyumalarimi, dergi alisverislerimi, sinema sozlerimi tuttum, yapilamayan oyle cok sey var ki, ama coook iyi geldi bu kacis bize, ilk olarak da bu yeterlilik sakizindan kurtardik kendimizi, dondugumuzde bambaska bir soluk geldi evimize, icimize, hayatimiza.

ne diyordum ki ben, 18 eylul. cocugun ikinci gezdigi yerdi, ben gitmem oraya diye tutturdum, beni orayi gezdirip ne olur heveslendirme dedim, her zaman yaptigimiz gibi listemizi yaptik, bize verilen yerlerden aklimiza yatanlari tek tek gezdik, notlarimizi aldik. sinmedi icimize hicbiri, yapmis olmak icin yapacaz artik dedim, cocuk beni evime birakiyordu ki haydi dedik bi girelim, orkestrasini soralim, ama onun disinda gezmem dedim. sanki hayatimdaki butun pazarlik haklarimi buraya saklamisim gibi orkestranin alti kisilik oldugunu duydugumda canimi disime takip konustum, iki tatli dil, bir samimiyet yetiverdi fazladan bir dugun parasini kenara koymaya.

simdi istedigim kadar heveslenebilirim, istedigim kadar hayal de kurabilirim, ohhh... sadece icimde ufacik bir suphe var, acaba darbuka-klarnet ikilisi yerine perkusyon-saksafon mu secseydim diye, ama artik ogrenecem oynamayi, hem zayiflarim da, maglum gelinligi provasiz giymek lazim, ayrica o gece gelinligi degistirme izni de yok, canini-canimi cikarana kadar onunlaymisim. pek rahat davetli gibi dugunune gitmek, bi davetiye hazirlanacak, onu da buradan gonderecez, anneler dagitacak. sonra benim bi duvak, bi beyaz ayakkabi, bi de beyaz yedek bikac parca bisey almam gerek, bi yerlerde gormustum belki de cocuga 236. yuz gorumlulugu olarak pembe bagcikli beyaz converse aldiririm, cok da guzel olur.


diyecegim o ki, iki gunluk gezmelerin sonunda bi dugun yerimiz oldu, bi de acelyamiz.

Sunday, April 11, 2010

kocaman oldu kalbim

sevgili bircem nasil cikiverdi karsima anlayamadim, pat diye, birden bire, boyle bir surprize ihtiyacim oldugunu bile anlamadan, ne de iyi ediverdi, umut oluverdi. tekrar cok ama cok tesekkur ederim, yesiller, kafa kafaya kuslar, tam bizlik, isimlerin yazilis sekli, cerceve, hersey cok ama cok guzel, cocugun da cok selami var, eminim ki ege'de evimizde cok guzel olacak, cok ama cok mutlu ettin bizi bircem!



pembe kusum, yine neler neler dusunmus, her zamanki gibi paket kagidina kadar kendi emegiyle hazirlamis, bi de oyle sirin seyler gecirmis ki icinden, bizi bu kuslara benzetmis ya daha ne denir ki. hala icimde bunca emegi hak edip etmemem konusunda celiskiler yasasam da artik diyemiyorum ki abartiyorum diye, bariz seviliyorum, pinky'cim kucuk mutluluklari dolastiriyor etrafimda, konuveriyorlar gozume, omuzlarima, basima... cok tesekkur ediyorum pembe kusum.

bu arada soylemeden gecemeyecegim, pinky'can goruldugu gibi pek marifetli, bkz taki toreninin en kiymetli bilekligi, onun marifetlerinin geri kalani ise burada...



ve mutlu dukkan, ve sirin mi sirin biz... evirdik cevirdik, agzimiz bes karis acik, elimizden birakmak hic istemedik, o mis gibi vanilya kokusuna da dayanamayip ucundan da isiriverdik, nefis nefis... sonuncu kurabiye bizim bahar siiri.



kipir kipir pofisim, neler neler dusunmus, benim keyif sofralarim icin, en guzelinden servisler, meshur susamli'm, hemececik oluveren sicak cikolata ve icine bandirmak icin dusunulmus upuzun kinderler... tabi bi de baskasinin hediyesinden sulandigim sihirli ruj, ama hakikaten cok guzelmis pofisim, cok ama cok tesekkur ederim, aslinda sadece seninle konusmak bile bana yetti biliyor musun, oyle civil civil ki sesin.



ve turkiye'de beni bekleyen surprizlerden sonra tekrar ise baslama sendromunu yok ediveren masamdaki Kutu, icinde dunyanin en guzel ev hediyesi ve dunyanin en cok gezmis terlikleri, ben sana ne diyim ki Kutucum, bi varsin bi yoksun, insan kosturma enerjini bile buralardan hissediyor ama yine de sen guzellikler yapabiliyorsun ya ne diyim sana... kocaman operim seni.



tabi anneye de tesekkur etmek gerek, her ne kadar 45 kiloluk bavul eve gelene kadar bizi surundurse de icinden cikanlarin bize 2 ay yetecegini bilmek, anne elinin degmis oldugunu bilmek, sevildigini hissetmek...

bu pazari kurtaracagim!!




geldik gelmesine ama biz kendimize gelemedik bir turlu. annemin 3. kisi olarak yolladigi bavulu tasima yorgunlugundan mi, bahar yorgunlugundan mi yoksa yine ayni bavuldan cikan dunya kadar seyi yeme sorumluluguyla sisen gobeklerden mi bilemiyorum, ne kolumuzu kaldirabiliyoruz ne basimizi.

fotograflar duzenlenmeli, mutluluklar paylasilmali, yeni yepyeni bahara hosgeldin denmeli, planlar yapmali yasamak icin dolu dolu, unutmamak icin gezilen yerleri, izlenen filmleri, okunan kitaplari kucuk kucuk notlar alinmali, keyif sofralari hazirlanmali balkonda aksam gunesinde...



Sunday, April 4, 2010

bir kutu sen, ben

bir kutu.

bir kutu cocuk,

bir kutu cocuk ve gorkem.

bir kutu mektup, sari, mavi, yesil, pembe 875 sayfa mektup.

bir kutu kart, fotograf, gidilmis gidilmes bilet.

bir kutu siir, gazete kagidi

bir defter, her sayfanin ucuna bilet zimbalanmis iki cesit elden cikmis yorumlar.

bir huzur, bir gulucuk, bir sans, bir ani, bir ask, bir sevgi, bir gozyasi, bir sukur.

Gülücüğüm;

“Sen üç yaşındasın bebeğim
tombul ve beyaz
şirret şirin ve yaramaz.
Sen on sekiz yaşındaki sevgilimsin
-kocaman gözlü, ince bilekli geyik-
Sen anamsın altmış yaşındasın.
Sen yaşı ve cinsiyeti olmayan arkadaşsın;
büyük kavgamda beraber dövüştüğüm;
bana nasihatların en doğrusunu veren
ve tehlikelerde kanatlarını üstüme geren.
Senin kaç yaşında olduğunu
ne düşündüm şimdiye kadar
ne de bundan sonra düşüneceğim.
Ve inanmıyorum bir kış günü dünyaya geldiğine
Sen mutlaka baharda doğmuş olmalısın.
Toprak uyanırken.”
NHR

notlar...

15 Haziran 2004
Salı akşamı

........

not 1: ilişikteki fotoğrafıma bakarak hep beni hatırlayacağını umuyorum. afilli bir fotoğrafım.
not 2: sol serçe parmağını öptüm.

16 Haziran
Akşamüstü

......

not 1: sağ başparmağını öpüyoruuum.
not 2: daha afilli bir fotoğrafımı bulamadığım için gönderemedim.
not 3: kurşun kalemle yadım. yanlışlarımı düzeltirsen sevinirim.

2006 dogum gunu hediyesi


insan bir enstrüman çalmayı öğrenirken desteklenmek, yüreklendirilmek ister. yeni enstrümanıyla arasında ipince bir bağ vardır. en ufak bir yorgunlukta zedelenebilecek, birkaç başarısız deneyimden sonra kopabilecek incecik bir bağ. "çok geç artık" deyip kılıfına koymak ister enstrümanını, bilse bile "hiçbir şey için hiçbir zamanın geç olmayacağını." işte o anda, sevgisinin ona verdiği bitmez tükenmez enerjisiyle arkadaşı, enstrümanıyla arasındaki o incecik bağı korur, kollar, izin vermez kopmasına. çalgısının tozlarını silmesi için yardımcı olur arkaşına. sabır olur gelecek o güzel tınılar için ve güçlenir bir zamanlar incecik olan o bağ, bir daha hiç kopmamacasına...

çocuk



Thursday, April 1, 2010

olabilir mi

hirvatistan'da cohen konseri, bu yaz, tanimayip sevdigin bi canimu'yla...

 
design by suckmylolly.com