Wednesday, March 31, 2010

gunluk pdf istekleri



-----Original Message-----
From: cocuk [mailto:cocuk@epfl.ch]
Sent: Wednesday, March 31, 2010 2:02 PM
To: Görkem
Subject: Gorkemcim isin olmadigi zaman

Bir pdf yapip gonderir misin be, he

-----Message d'origine-----
De : Görkem [mailto:gorkem@epfl.ch]
Envoyé : mercredi, 31. mars 2010 14:04
À : cocuk
Objet : RE: Gorkemcim isin olmadigi zaman

Buyrun, sicak sicak

-----Original Message-----
From: Guven [mailto:guven@epfl.ch]
Sent: Wednesday, March 31, 2010 2:14 PM
To: Görkem
Subject: RE: Gorkemcim isin olmadigi zaman

Peki yanlislarimi duzelttikten sonra bir defa daha gonderir misiniz Hanfendicim

-----Message d'origine-----
De : Görkem [mailto:gorkem@epfl.ch]
Envoyé : mercredi, 31. mars 2010 14:16
À : Guven
Objet : RE: Gorkemcim isin olmadigi zaman

Beyefendicim, yanlislar olmasin tabi ve bende kalmasin tabi, gonderiyim de tursusunu kurmayayim

-----Original Message-----
From: cocuk [mailto:
cocuk @epfl.ch]
Sent: Wednesday, March 31, 2010 2:21 PM
To: Görkem
Subject: RE: Gorkemcim isin olmadigi zaman

Tesekkurler Caniminici, Haci:)


gecenlerde de cocugun bi tespiti vardi, eger biri bizimle roportaj yapmak isterse ve sorarsa birbirinize nasil hitap ediyorsun diye, bunu (bkz yukari) duydugunda soka girer diye. bunu da buraya yazip yazmamak arasinda cok kaldim ama hatirlamam gerek.



-----Original Message-----
From: cocuk [mailto:cocuk@epfl.ch]
Sent: Wednesday, March 31, 2010 3:59 PM
To: Görkem
Subject: RE: Davul kafam

Ah be Caniminici ne desen haklisin basligi degistirmeyi unutmusum kusura
bakma

-----Message d'origine-----
De : Görkem [mailto:gorkem@epfl.ch]
Envoyé : mercredi, 31. mars 2010 16:00
À : cocuk
Objet : RE: Davul kafam

Yine mi yapacam, anlamadim ki davul kafali kocam

-----Original Message-----
From: cocuk [mailto:cocuk@epfl.ch]
Sent: Wednesday, March 31, 2010 4:02 PM
To: S G Görkem
Subject: RE: Davul kafam

Bi zahmet


-----Message d'origine-----
De : Görkem [mailto:gorkem@epfl.ch]
Envoyé : mercredi, 31. mars 2010 16:04
À : cocuk
Objet : RE: Davul kafam

Peki

Imza: tokmak


-----Original Message-----
From: cocuk [mailto:cocuk @epfl.ch]
Sent: Wednesday, March 31, 2010 4:04 PM
To:Görkem
Subject: RE: Davul kafam

Vurma kafama beee

-----Message d'origine-----
De : Görkem [mailto:gorkem@epfl.ch]
Envoyé : mercredi, 31. mars 2010 16:05
À : cocuk
Objet : RE: Davul kafam

Vurmadim vurmadim, yanyana cok yakisiyoruz diye dedim

-----Original Message-----
From:
cocuk [mailto:cocuk @epfl.ch]
Sent: Wednesday, March 31, 2010 4:05 PM
To: Görkem
Subject: RE: Davul kafam

:)


Tuesday, March 30, 2010

simdi


gorkem dusunceli dusunceli yurumekte,

- zaman ne kadar cabuk geciyor, goruyor musun.
- neden ki.
- 2 hafta sonra istanbul'a gidiyoruz, yazin sardunya adasina gidecez, eylul'de istanbul'a yine gidecez, sonra da yilbasi iste.
- gorkem, bizim evde bugunu yasayan yok biliyor musun, sen gelecektesin hep, ben gecmisteyim. baksana daha mart bitmeden, sen seneyi bitirdin.

canim cook yazmak istiyor aslinda,


aklimda bin tane sey, yok hic ama hic abartmiyorum, tam bin tane. ya simdi yazabilecegim bunlari ya da belki hic. yine istanbul telasi sardi dort bi yani, tatli telas demek istedim ama degil, bana sanki biraz aci cektiriyor, ne yapacagim, neler alinacak, neler goturulecek, orada hale yola konulmasi gereken isler. yarin icin bizim gruba bi parti veriyoruz barda, ama bar dedigime bakmayin yine kisirli, borekli falan, onlari hazirlamak guzel zaman gecirsinler diye ugrasmak, kisaca yorulmak, sonra hooop persembe. ve alisverisleri yaptim yaptim, yapmadim daha buyuk tilkiler kafama yerlesecek biliyorum.

sanki gidince rahatlayacam gibi ama sanki. ne bitmez evlilik muhabbetiymis bu boyle, cocugun grubuna ayri parti, benim gruba ayri parti, buradaki turklere ayri, istanbul icin dugun, hele ondan hic bahsetmek bile istemiyorum, tek istedigim sey soyle eli yuzu pak, ucuz bir yer bulabilmek. kim ne derse desin ama benim en guzel gunum nikahti, dugun umrumda bile degil, belki kina gecesi, o da annemle ayrica zaman gecirecem diye. yoksa 8 aylik evli birine dugun ne gerek. pek bi icerlemisim, ben de beklemiyordum kendimden bu kadar sikildigimi, “dugun yeri” bulmak beni boyle gergin yapan. neyse neyse ben cocuga benzemeyecegim, zorluklar olacak ki biz de yasayalim, yasadik diyelim, bunu da astik diyelim.

cocugun bi bisikleti oldu, hem de cok guzel, bu demek oluyor bu bahar benim de olacak ve biz gol cevresinde dusmeden kalkmadan dolasacagiz, pek guzel pek guzel. tek derdim cok mu guzel alsam, eh iste mi, cunku eger cok guzel alirsam ve ya birakamazsam endisesi, goturmem biraz zahmetli gibi, bu kadar iste tek derdim.

soracak olursan nasilim diye mutluyum derim, bir saatlik zaman farkina bile alisamadim ama mutluyum iste.

Friday, March 26, 2010

-disime bisey kacti galiba -belki parmagindir.

"bir haftanin ozeti"
bir cayirda cimende kirmizi ojelerle yalin ayakli bi kadinin gardrobundaki en guzel kiyafetiyle fotograf teklifi,
heyecanin sarip sarmalamasi.
anneye kirmizi sapkami verme kimseye diye tembihler edilmesi.
guzel kurabiyeler icin fikir bulmalar,
gecmise gitmeler.
meraklanip aranan biri ufacik biri tefecik iki kisi,
iyi olduklarini ogrenmek.
bir siirin kirk yillik hatri olmasi.
hele hele zorlugu, yanlis anlasilmayi atlatip pekisen bir arkadaslik ve 'peki, sen nasilsin' sorusu.
foto moto diye gelen londra duvarlari.
usul usul buyuyen arkadasliklar.
bir gunluk olsa da cocuga nazimin gecmesi,
masamda bekleyen sandvic ve meyve suyu.
tabi toplantinin gecmesi.
evde beni bekleyen bir paketin olmasi.
anne buralardan bisey ister misin diye sorabilmek.

daha daha ne olsun ki, hinzirlik, guzellik olsun.



Wednesday, March 24, 2010

neuchatel

neuchatel, bi senedir gitmeyi hemen hemen her hafta planlayip gidemedigimiz yer, en son araba kiralayip gitmeye kalktigimiz ama cocugun neuchatel yerine luzern'den oda kiralamasiyla sadece yanindan gectigimiz sehir.

ben hayran hayran gezerken, sagda solda ne varmis diye kah onden kostururken kah arkada kalirken cocugun cektigi fotograflardan bazilari.




dislerini yiyen kusu eline konsun diye bekleyen cocuk...

rastali kopus...

konulmazsa olmaz renkli kule...

gizlice girdigimiz kilisedeki nikah, sarkilar soylenirken...

balonlar birakilirken...

sanatsal duvarlar...

ve kusbakisi neuchatel...

masayi cevirmenin zamani gelmis


neyin hayali

bu sabah metroda.

- bugun kitabini yanina almadin mi.
- aldim ama okumayacam, disari bakip hayal kuracam.
- neyin hayali.
- tahinli ekmekle pestilin.



Tuesday, March 23, 2010

le petit nicolas


yani pitircik. hani fransizca ogreniyoruz ya, cocuk kitaplariyla baslayalim dedik okumaya.

bahari beklemeden neuchatel'e gidince yagmur geliverdi aniden, kitapciya giriverdik, heryer fransizca olunca nereye baksak anlariz ki?! cocuk kitaplari bolumu tabi ki de. super bir fikir bulma sevincinde pitir pitir bulduk cocuk bolumunu, didik didik kitaplari incelerken birden arkamizda biri. cocuk kitaplari bolumunde biz. yakalaniverdik. hem de simdi zurih'te olan, gecen sene bizim grupta calisan bir cifte. konusuldu, gulusuldu, yine de hayallerimizden kopmadan 'le petit nicolas' serisini biriktirme karari alindi, ortakliga el sikisildi.

bana sorarsaniz kendimden pek umutlu degilim ama cocuklarimdan coook...

bi de kucuk pasta kitabi. sirf sahaf vitrinine gunluk kekler koymak icin, satilmazsa butun esnafla yemek icin, fransizca yemek kitaplarindan pasta yapiyorum diye cocuklarimin gozundeki "anne, gercekten mi" sorusunu gormek icin.

seninle arkadas olabilir miyim

....
icime bi kararti coktu, ne yapsam dedim, belki sana yazsam iyi gelir dedim, oylecene de basladim, dan diye. aslinda sabah keyifli kalkmistim, bugun cocugun sunumu var diye her zamankinden bi saat once. lenslerimi bile takmadan banyoya attim kendimi, oyle de iyi geldi su, yorgan altinda havluyla on dakika kurulanma, galiba bu banyodan daha onemli kendime gelebilmem icin, sonra muzik acmaya bilgisayar basina gecince ...

... oradan bi tartisma cikiverdi, benim regl oncesi onun da sunum oncesi, sacma sapan bisey iste. sonra opustuk baristik ama icimde kalivermis biseyler galiba.

... mesela benden sana bi siir bugun, yarin ne cikar kimbilir.

BEY VE HANIM
Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğu kadar dostlarının,
dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla
kutlamalıyız.
Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı,
Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.
Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, her şey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Her şeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden mutlu da olsa, kötü de olsa,
yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce aklar, ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp
gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi
anımsamalıyız.
Ben, "Bey" demeliyim sana, sen de "Hanım".
Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
Birbirimizi sevmenin gururu olmalı her şeyde....
CAN YUCEL

simdi benim lab.a gitmem gerek, bugun saatte bir sample almam gerekiyor, zamana karsi hizina bakiyorum reaksiyonun, insallah guzel sonuclar bulurum, simsiki opuyoruuum ama yine yazcam bugun sana.


ister mutfak ister salon masasinda, tatlidan sonra turk kahvesi ve likor ya da turk kahve aromali likor olmazsa olmaz, bekliyoruz.

Monday, March 22, 2010

hayallerime bir adim daha

ohooo aklim bi havalarda, nasil guzel seyler planlamakta bir bilsen, oyle ki ogleden sonrami bu guzel dusuncelere kaptirdim, hatta iki kat yukari cikip ozel iznimi de aldim, bunlari yazmadan olmaz dedim.

ruyada gorulmek ne demek ki. pek guzel biseyler oluyor, olacak demek. ne zaman hic bilinmez, acelemiz de yok zaten, daha cok siir bulacagiz, daha cok sarki dinleyecegiz, daha cok tiyatroya gidecegiz, anlatacak cok seyimiz olmali, hic bitmemeli. biri sana biri bana.


cocuk her an tetikte neye dadanacagim diye bekliyor, aslinda korkulacak hicbir sey yok, ben sadece hayal kuruyorum, yoksa ne izledigim amigurumi videolarini deneyecegim var ne de elimie ne gecerse duvarlarima asacagim var. hepi topu bi puzzle bi de etamin. cocuk, hasta oluyorum ben diye yanina yanasmiyor, ben de yaparken aklima gelen seyleri cok sevdigimden habire siyah masanin basindayim.

burcu’nun bana verdigi odulu dusunuyorum en cok da, simdi ne yazacam, ne yazsam yuzunu kara cikartmam diye. onun icin de yazamadim bunca zaman ama en iyisi yine ben yazarim ben okurum modu, yoksa ipin ucu kaciverecek.

sonra bircem’i dusunuyorum, el emegine karsilik hic bi tesekkur bulamiyorum, elbette biseyler bulacam ama iste ne bileyim, sinmiyor icime bir turlu. bu kizi unutmamaliyim, unutmamam gerek, onu mutlu edersen gorkem, cok mutlu olacaksin.

hani bizim ege’de evimiz olacak ya, cocugun tornasi benim atolyem olacak, hani bi suru boyam, kumasim, camurum olacak, debelenip duracam, aslinda yetenekli miyim, onu da bilmiyorum ama suan ogrenmek de istemiyorum, sadece ben olmayan kutularimi doldurayim, gidilebilecek kurslari arastirayim, yapa yapa ogrenirim biseyler ne de olsa.

"isin rast gitsin"



bugunlerde ailecek takintili oldugumuz bi kelime var "hadi".

hadi kalk, hadi yap, hadi calis, hadi hadi hadi…

hele sabahlari ayrilirken hadi bugun cok calisalim dendi mi, en huysuz cocuklar gibi laf ebeligi tabi ki bende.

halbuki “islerin rast gitsin” nasil da guzel bi cumle, nasil da guzel bi dilek.

her sabah bu dilegi duymak hafifletiveriyor insani.
cunku maddeleri kirip dokebilirsin, hoca sana pis pis bakabilir, bunlar icin isim rast gitmedi dersin, senin yaptigin hic bisey yoktur, hicbi sorunu kendinde gormezsin. islerin rast gider, normal bi gun gecirirsin, super sonuclar elde etmesen de sukur dersin.

butun islerimiz rast gitsin, guzel bi hafta olsun, tatile bi adim daha yaklasilsin, icinde susan kuslar aciga ciksin, fotograflar secilsin, sarkilar konulsun, blog senlensin.

fotograf cumartesi gunku neuchatel gezisinden. unutulmamasi gereken birsuru sey var.

Thursday, March 18, 2010

haydi haydi haydiii

sinavlar bitti ya, ne yapacagimizi bilemez olduk blog. oyle sessiz sedasiz gecen bi haftasonu, ders calismam rapor yetistirmem gerekmedigi icin acilmayan bilgisayarlar ve buraya yazilamayan yazilar, frekansimizi ayarlayamaya calismak, pek de basarili olamamak.

aksam yapacak seyimiz kalmadi diye, pazartesi aksami iyice yorungesinden cikmis parcalar gibi dagildik, sinav sonrasi hastaliga tutulan cocuk kanepede 5 saat uyuyabildi, uyandirmasin diye kendini puzzle veren gorkem’i ruyasinda puzzle’lar kovaladi.

sali bu boyle olmayacak diyip genc-orange-cell’li cocuk bir sinema bileti aldi, ben de digerini kaptim. an education’i izledik, onda bile anlasamadik, uc cumle kurup unuttuk filmi.

bikac gezi yapalim dedik, hangisini ne zaman yapacagimizi bilemedik, yine teller koptu.

aksamda on’da uyumaya baslayan biz miyiz, cikaramadim, hem de "yorgunluktan tabi ya" diyip kendini kandiran.

istanbul’u dusunmek zevkli, heyecanli. evli evli ilk kez.

sahi bize evlendik diye bi para mi gelecekmis yoksa gidecekmiymis anlayamadik, basimiza neler gelecegini bekliyoruz. ama tek bi hedefimiz var, istanbul seferi amacina ulasmali, anneler kandirilmali, bu dugun ertelenmeli.

corlu da heyecanli aslinda, hakkini yemeyelim, anneyle kumascilara gitmek, yumak yumak yun almak, babayla da kitap degil ama dergi almak bi suru, insan tanimak. tabi onlari da hatirlamak. unutmamak, sevdim bu fikri, hem de cook.

canimu'dan sonraki kitabi begenmediysen degistir be cancagazim.

Friday, March 12, 2010

ve sonsuza dek mutlu yasamislar

cocuk gecmis, hem de guzel gecmis, her ne kadar o acilarini hala hissetse de, surekli icindekiyle cekisse de nasil bilemedi bazi sorulari diye, gecmis, bi cirpida, bi saniyede, bi cumlede.

« expert » kelimesi hayatimiza bambaska bi hal getirdi, bak gordun mu gorkem’in sozunu dinlemelisin gibi degil, daha agir, daha can alici, daha birlik, daha tek, daha hersey.

cocuk, belki sen «expert » olmalisin, ben evimin kadini cocugumun anasi, uzgunum kucuk gorkem.

kocam yeterlilikte.


heyecandan olmek uzereyim, ona soylediklerimi kendime soylesem, ama mumkun degil dinleyemem, heyecandan hicbisey yapmama durumdayim, hic bisey. bi rapor yetistirmem gerek, artik cok bile gec, azar isitmem kacinilmaz, ama inan ki bu sefer unuttum, digeri gibi ertelemedim, biliyorum bunlari hocaya soylemek lazim ama nasil, en iyisi piskin olmak. ay ben neler diyorum ki, kocam yeterlilikte.

calisti, cok guzel calisti, ben de hep dua ettim, dedim ki boyle guzel insan uzulmesin, bak ne iyi ne guzel bi insan, bunu hak etmistir di mi dedim, guzel olacak hersey biliyorum aslinda gececek, kimseyi birakmiyorlar –sanki- ama bi surunme durumu var, benimkisi gibi ama onda bu bile olmayacak. bi de “over-prepared” diye bisey varmis, yeni ogrendik, calismak da mi hata yani, ilginc. yok, hak veriyorum aslinda, vermiyor degilim ama sunumu hazirlamissin, onceki gece kendini iyi hissetmek icin biseyler yapman lazim, kalkip kitap calisamayacagina gore sunumla ugrasacaksin, o zaman da fazla mi calismis oluyorsun, belki de, demek ki sunumu hazirlama gunune dogru karar vermen gerek. yine ne diyorum ben, kocam yeterlilikte.

sabahtan hayatimdaki ilk kitap serbest sinavina girdim, guzel biseymis, girmeden once de cocuga soruyorum, simdi ciddi ciddi hic cekinmeden istedigim yerlere bakabilir miyim, o pismis, kullan kullan dedi. ama tesekkurlerimi gondermem gereken sey, evet, index sensin! hayatimda duymadigim sorularin en can alici kelimelerini arayip catir catir yaptim, bi kitabin arkasina, bi ortalara, oyun gibiydi, guzeldi. hava da ne guzel, burada bile, isil isil, tertemiz, apaydinlik, yuzune gulumse hediye eden cinsden. yine ben neler diyorum, hadi kocam, gec su yeterliligi.

Thursday, March 11, 2010

bi ay olmus bile

neler neler oluyor blogcum. yazacak oyle cok sey var ki, arada bir gelen pitirciklar sonra yerini alan endiseler, yapilmasi gereken isler ama yapmayan gorkem... ohooo... bi de bi planim var bu aralar, bi heves getirdi bana, ben yeni bi karar aldim cinsinden bisey, yarin da bi gecsin de tek tek yazacam hepsini, istedim ki ilk once guncel olaylari yazayim, digerleri zaten hep aklimda.

yarin cocugun yeterlilik sinavi var, ne olur ne olur gecsin, biliyorum bencilce bisey bu belki ama, surekli evde bi yeterlilik lafi dolasinca benim yasadiklarimi unutmam pek mumkun olmuyor zaten ona da yazik, bin kere ayni seyleri dinliyor, su haftasonunu yeterlilik kelimesi olmadan gecirmek istiyorum, sadece bunu istiyorum, baska da bisey yok. soz. yok yok, ertesi gunu yemeklerini geceyarisi yapma cilelerinden hic bahsetmiyorum, gercekten.

saat 11'e geliyor, yarin yeterlilik var ama ondan oncesinde girilmesi gereken bi sinav var, acaba kitap serbest diye boyle bi havalarda olabilir miyim, yoksa neden boyle cok biliyormuscasina oyalaniyim ki.

bahar gibi bahar gelse, boyle ucuran ve nefes kesen ruzgarlari olmasa, kar yagmayayim bak bahar geldi diye insafa gelse, boyle gezsek...

Wednesday, March 10, 2010

gitme ihtimali var...

bir daha... bir daha... ...sa, ...se.

Tuesday, March 9, 2010

sen var yaaa...


ceplerdeki kagit mendil stogunun bitmis oldugunu hatirlayan gorkem, iki paket alir yanina, metroda birini guven’e verir ve
-bu da 9 mart dunya kadinlar gununun artigini toplama gunu hediyen olsun !
-sen var yaaa… artik iyice tebiyesizlik bayragini en onden tasir oldun !

Monday, March 8, 2010

sonuc

recel sekeriyle yapilmis limonlu un helvasi,

yanmis ve su toplamis bi parmak.

acaba kuslarla paylassak kabul ederler mi.

Sunday, March 7, 2010

hem de kadinlar gunu hediyem olur

raporlardan, insanlari anlayamamaktan ici daralmis gorkem, butun haftasonu isini son 1 saate sigdirma cabasindadir, afakanlar da basmistir haliyle.

- biliyor musun, kac gundur canim ne istiyor, soylemeyim soylemeyim dedim ama...
- he canim, soyle.
- un helvasi. ama cok gec oldu. yarin ben yaparim.
- e ben simdi yapayim, hemen olur, hem evimiz de neselenir. hem de kadinlar gunu hediyem olur.



un helvasi boyle karistirilir, kasik gorunmez olur.
ilk calisma

Saturday, March 6, 2010

kargalarin salincak keyfi


notun notu

ben de diyorum, neden iki de bir donup dolasip ayni seyleri yaziyorum, ne olmus horhor cesmesi devam ediyorsa, ne olmus o toplantidan cikip buna giriyorsam ve birileri benimle oynuyorsa -projede buyuk degisikliklere kendimi inandirip da sanki onlar hic yokmus gibi davraniyorlarsa- ne olmus artik basimda gardiyan gibi bir danisman varsa, ne olmus artik film seyretmek yerine hipnoz olmus gibi dizi izliyorsam, ne olmus degisik yemek yapma derdine dusmussem, bunlar sevgiliyle kolkola ouchy yuruyusu yapmamiza engel mi, ordekleri beslememize, haftada bi kere de olsa kipkirmizi ruj surmeme, bolca gulmeme, cin cin espriler yapmama, kitap bitirmeme, yeni kitaba baslamama, etaminimi koltuk ustune cikartmama, degil tabi ki de.

hatta ustune bi de balayi icin hedef 'erzurum' da derim, nisan'daki istanbul seferi icin ilk sirayi nane likorune veririm, o olmazsa -olursa da olur aslinda- visneli ya da portakalli, roma'dan alinan likor bardaklari bekliyor, tabi ki ikinci sirayi da dogadan iri yaprakli siyah caya verdim gitti, bu kadar.

not: benim icin, 'cok noktali virgul kullanmis,' filan da deneyin, siz kendi hayatinizdaki virgullere bakin.
notun notu: yukaridaki notu editor icin yazdim; okuyucuysaniz uzerinize almayin.

miyase'nin kuzulari


Thursday, March 4, 2010

canimu

canimu,
icim yemyesil orman, cayir, icim masmavi gokyuzu, su. hucrelerimi hissedebiliyorum, bazilari oluyor ama daha fazlasi doguyor, kipir kipirlar. kanim akiyor, bi suru sey tasiyor kalbime beynime, acelesi var gibi, beni mutlu etmeye, benim neseme yetismeye calisiyor sanki.

canimu,
humanist olsam, hakkini vere vere, sonuna kadar. yasasam sadece, burnumu tikadigim mendillerle durduruyor olsam da, yarinki toplantiya sayili saatler kalsa da keyfine varsam herseyin, « su basında durmuşuz, çınarla ben » siirini bi misra ben bi misra sevgili ezbere soylesek, keyif sofralarinda bagira bagira « cok sukur yasiyoruz » desek.

canimu,
yorgunluktan uyuyamasam da gece 2 bucuga kadar kitap okusam, o zaman bile uykum gelmese yastiga basimi koydugumda mutluca ic gecirsem. sabah onden kalkip kahvalti yumurtalarini hazirlasam, okula kossam calissam, eve gelsem yine mutluca ic gecirsem.

biliyorum canimu, bu kadar cok istemenmez belki ama bunlari 5 gun yapip 6. gun icinde ayni enerjim varsa daha ne isterim ki. iste bu kadari bana yeter.

sevgili, seninle ben pergel gibiyiz
iki başımız var, bir bedenimiz
ne kadar dönersem döneyim çevrende
er geç başbaşa verecek değil miyiz?
omer hayyam

sagdan sagdan hosgeldin, ama git artik, olur mu

bugun, biraz heyheylerim ustumde, aslinda baya baya bostum, bombos, bi kizip bi guluyordum, ne iyi bi insan ne kotu bi insan, zaten cocuk da oyle, boyle gecti dun, bugun de gecmek uzereydi, ama bi heyhey geliverdi. iki gundur adam gibi kahvalti etmedigimi, midemin ve bagirsaklarimin dahil iflas etmek uzere oldugunu, grip mi nezle mi yoksa sadece yorgunluk hastaligi mi yasadigimi uzun uzun yazmayim, yazarsam oip'e konu olurum.

blog yaziyorum di mi, bazi zamanlar hosa gider seyler yazmaya calisirken buluyorum kendimi, yapma allah askina diyorum, sonra birden sevgili blog diye basliyorum ve ohh beee, butun icimde ne var ne yoksa dokuluyor. rahatlayiveriyorum, zaten onun icin de bi suru resimler, sarkilarla falan susluyorum ya, ben hala en cok kendi bloguma girip bakiyorum, okuyorum, sarkilari dinliyorum, gercekten. simdi nasil sadece kendim icin yaziyorsam, yani iste psikolog iyi olur, yasadiklarini yaptiklarini gorursun, kendi kendinin farkina varirsin, mukemmelliyetciliginden kurtulur, eksiklerini gormek yerine vay be dersin diye, yorumlari da oyle yapiyorum, kendim icin. istedim diye, sevdim diye, kendiliginden, icimden geldi diye. en guzeli de bu di mi.

neyse, buralar beni gersin istemiyorum, elimdeki tek oyuncagimdan, ay yetti artik deyip ayrilmak istemiyorum. her zaman cocuga soyledigim sey aslinda, disarda, otobuste, minibuste, markette, yolda oyle garip insanlarla karsilasiyoruz ki, eve sinir icinde, uzgun, kirgin donebiliyoruz, neden bi de biz birbirimize ayni seyi yapalim, ben senden besleniyorum, sen benden, neden inatlasmak yerine, kirmak yerine, laf sokmak yerine, guzel guzel oynamayalim, hepimizin niyeti birse.

oyle yaziverdim, dedim ya, birden bi heyhey geldi, yettin artik dedim. hem bak sana cicek de veriyorum.

Wednesday, March 3, 2010

iki hafta birden yasatan carsamba

pek bi sessizim bugun blogsan, cocugu gecirdim, biraz daha uyudum, kalktigimda burnumun horhor cesmesi gibi akmasi ve oksurmemle anladim ki hastayim ben ciddi ciddi. annem gibi, yoktur bisey, gecer deyip unuttum, yokh oyle bisey aslinda.

kirmizi bagciklarimla ilk gunum, basimi yerden kaldiramiyorum, bi ayakkabi yapar mi insani boyle mutlu, icinde kirmizi varsa yapaaar.

nisan'da bi surpriz ihtimalimiz vardi, gecenlerde cocuk elime bi oyuncak vermisti, oynadim oynadim, o kadar  kaptirdim ki nisan'da turkiye'ye gitmezsek dusup bayilacagim.

sibelsan'imin dedigi gibi olgunlastim bi, bi yavas bi agir kiz oldum ki sorma, cuma gununku toplanti icin icimde uc bucuk atan kimse yok sanki.

Tuesday, March 2, 2010

birden bi hal geldi bana

begenmedim kendimi.
yaptiklarimi dusunmeye calistim, okudugum kitaplari, gordugum yerleri, izledigim filmleri, dinledigim muzikleri, yetmedi birden.
icim daraldi, nasil yani dedim, bu kadar mi, ne yaptim ben bunca sene.
bulamadim. gittim tahsin yucel'le konustum, peygamberin son bes gunu'nu anlatti bana, sait faik'in yanina gittim, o da luzumsuz adam dedi, sonra turkan saylan sonra babannem dustu aklima.
en karli gunde harbiye cep tiyatrosu, akm'nin onunden kosturarak karsidan karsiya gecmek.

izmir'de bi sahil kasabasinda evim olsa, etrafi sepetlerle dolu bi koltugum olsa, hemen camin onunde. bisikletim olsa, saclarimi savursam, hep gulsem kocaman kocaman, guldursem herkesi, icimdekileri cikartsam, basta sasirsalar, sonra bi daha yapsana deseler, yapamam ki desem.

fizy calisiyor.

ikinci mesai cooktan basladi

ne migren kaldi, ne kulaklardaki sorun, sanki biraz bogazlarim kotu ama iyiyim, oyle iyiyim ki, bugunku butun ilkleri bi cirpida atlattim, diger adamla olan konusma cok parlak gecmedi, degistirmem gereken bi suru sey var projede ama adamla toplanti bittikten sonra bunlar ufacik kaldi yaninda, ben boyle ukala birini gormedim, acidim benim danismana, adamacagiz cok uzuldu, onu sevindirmek lazim, cuma gunu olan toplantiya butun enerjimi verip guzel biseyler gotureyim de sevinsin, bizim grupta bos degilmis desin.

asistanlik ise tahmin etmedigin kadar iyi gecti, hadi turkiye'de alisigim adimdan erkek oldugumu dusunmelerini ama burada ne oluyor, kuzum. anlatabildigim herseyi analttim, tahmin ettigimden daha cabuk gecti hatta. yani sali ogleden sonrasi sevecem gibi geliyor.

cocuk yarin alcan'a gidiyor, hem de hocasiyla hem de hocanin arabasiyla, biraz stresliyiz onun icin, proje konusulacak, ne yapilacagi karar verilecek, oyle yorgun ki bizim evin adresini chemin des aubepines yerine rue de maupas diyor, yarin sabah sanki orada yasiyormusuz gibi adami rue de maupas'ta bekleyecez, arabayla bizi alsin diye, napalim. o uyusun diye gozumu bile kirpmadan onu kaldiracagim saati beklemeler, sekeri kendinden caylar, kucak dolusu moraller, stres alici bas sevmeleri, kisacasi ikinci mesaim basladi be damla sakizli turk kahvecigim.


bahara devam

dun aksam zarla zorla yataga attim kendimi, hem migrenim hem de nereden geldigini anlayamadigim bi bas donmesi, kulak uguldamasi, herhalde usuttum yine. garip garip ruyalar, nerede oldugunu bilmeden uyanmalar, herseyin birden gercek oldugunu anlamak. bugun sinavimda ortaligi karistiran adamla konusacaz, ona ayri bi heyecan, ogleden sonra cocuklarla birlikte ilk kez yapacagim deney icin ayri bi heyecan.

sabahtan da kucuk capli bi korkutma krizi yasandi evde ve bi tel beyaz sac gorundu.

bahara devam edelim biz.





Monday, March 1, 2010

ayar yemis gorkem

bugun danismanimla konusacaktik hani, konustuk, tam da bekledigim gibi gecti, adam icinde ne varsa doktu, ama allahtan yuksek sesle degil, cunku ununu biliyorum, bizim grupta daha once neler yasandigini, ben yine ama bak adam hic bagirmadi diye sevinebiliyorum, hatta bak beni tanimadan yazdigi referanstan bahsediyor, basvururken verdigim sunumu ovuyor, sadece neden simdi boyle diye soruyor, diyebiliyorum. ama demistim ya, ben de kendimden memnun degilim diye, sen onlari tekrar ediyorsun iste. hemen kurulu topladik, bugunlerde 5 dakikada bir toplaniyor zaten, konustuk, soz verdik, doktoranin ikinci senesinde daha caliskan olacaz diye, bu sene biseyler yaptik yaptik, yoksa vicdan azabini toparlamamiz zor. napalim, ogreniyoruz iste yavas yavas, onumuze bakacaz, olan oldu di mi ama. doktoranin birinci senesi, "ohhh ne rahatmis doktora, mis gibi ulkede, mis gibi maasla, cocukla beraber, adam da seviyor beni" senesi. ikinci sene "kafami nereye carptim ben ya, neden basladik ki, hadi hadi yapacaz" senesi.

sonra, cocukla konusuyoruz, nasil da iltifatlar ediyor, yok cok daha hosgoruluymusum, cok daha sevencenmisim, cok daha anlayisliymisim, bunlarin hepsi ne icin biliyor musun blog, haftasonu sarkilar turkulerle uyandiriyorum diye, cumartesi sabahi ekmek almaya gidiyorum diye, sicak su torbasini ayaginin altina koyuyorum diye, okuldan eve gelince bir yandan masayi hazirlayip bi yandan da yarinin yemegini yaptigim icin, ajandama yapialcak isler disinda butun haftanin menusunu yazdigim icin, yoksa ben hep boyleyim ki, bunda ayar yok (!) gercekten, sen bakma asagidaki resme, o uzun yilbasi tatilinden sonra cocugun sakallarini adim adim kesmesinin fotografi, gercekten yalan soylemiyorum bizim evde biyigin sozu gecmiyor.


bu da bahar siiri olsun




Su basında durmuşuz, çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana.
Su basında durmuşuz, çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana, bir de kediye.
Su basında durmuşuz, çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor, çınarın, benim, kedinin, bir de günesin.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınara, bana, kediye, bir de güneşe.
Su basında durmuşuz, çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor, çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize, çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
Su basında durmuşuz.
Önce kedi gidecek, kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim, kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek, kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek güneş kalacak; sonra o da gidecek...
Su basında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze....
Nazım Hikmet

ben bu siiri nasil bilmiyormusum sasirdim, cocuk biliyormus, hadi icimiz isinsin, umut dolsun, bahar da burada.

peki ben bu siiri nasil ogrendim, subat ayinin bana yaptigin son kiyakla gelen gulucuk doldu bi kizin blogundan, cok sukur yasiyoruz diye ayni tonda soyledigimize yemin edebilecegim bi kizin blogundan.

 
design by suckmylolly.com