Sunday, February 28, 2010

bu gunun, bu ayin, bu haftasonunun son yazisi...

blogcanim, son dakika golu attin bana, beni nasil mutlu edip nasil kipir kipir yaptigini, deli gibi yazilar girmemle anlamissindir, eminim. bana bi haller oldu, ama senden baskasi da bilemez bu halleri. simdi son yazimi yayinlayip, pazar gecesi banyomu yapip, cantami hazirlayip, yarin danismanimla muhtemelen benim aleyhime gececek konusma icin kendimi hazirlayip belki de biraz kitap okuyup uyuyuverecegim, guzel, simsicak beni karsilayan mart ayinin kollarina kendimi birakiverecegim.


AN
Gülüş bir yanaşım'dır bir öbür kişiye;
Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye..
Anılarından kale yapıp sığınsa bile,
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.
Ozdemir Asaf

cuma! demeyi unutmusum

burada cok pahali bi kitapci var, fransa'da da var, fnac. oyle guzel bi yer ki, kat kat, kitaplar cdler, dvdler, dolu, iste en cok orada fransizca hala sokemedigin icin hayiflaniyorum. yine geziyoruz oyle. dusunun geldigimizden beri ilk kez, yani bu demek oluyor ki 1.5 yildir ilk kez kitap almisiz oradan, sirf o anda istedik diye. ogrencilikten kalma aliskanliklar iste. pek kitap almazdik biz, okulun kutuphanesinde saatler gecirir, babamin beni aldigi gunler butun kitap alma hakkimi kullanirdim. bundan sonra yine alir miyiz bilemedim, cunku yine pek bi tuzluya patladi bize. 68 frank yani asagi yukari 100 tl, 4 kitap icin.

neyse cocuk birisini bitirmek uzere, tek tesellim o. tabi hangileri cocugun anlamak zor olmasa gerek.

cumartesi ganimetleri

bu hafta sonu geciyor, geciyor, gectiii. cumartesi gununu bambaska guzelliklerle kapattim, o ayri bugununkiler apayri. bakalim bi de yarin ile saliyi da atlatirsam, gecilmez benim keyfimden.

dun guven beni tek basima alisverise gonderdi, belki bu buyuk bi hataydi ama simdi bunu tartismak icin coook gec, cunku ben her ne kadar nikahtan sonra yediklerime hic dikkat etmesem de iyi olmayan yollarda ilerliyor olsam da hediyelere bogdum kendimi. magazalarin kapanma ihtimaline karsi kostura kostura ayakkabi yollarina dustum, ilk girdigim magazada vuruldum bu kirmizi bagciklilara, hemen gozumun onunden geciverdi kirmizi bagcikli kirmizi cantali gorkem, oldu bu is dedim. sonra da bu firfirli -aslinda- lacivert beyaz olan bluzu aldim, bi de dev gibi bi canta aldim, icim kipir kipir, firir firir, kabinde konustum kendi kendime, "senin yolun budur sekerim, 27-30 da olsan yapicak bisey yok, boyle kucuk boyle at kuyrugunu sallar olacan, keyfini cikart matmazel!"

yandaki ufakliklar da cay tabagiymis, pek inanmadim ama cozecem yakin zamanda.


yildizdan pazarlar

dunden beri kacisi ya alisveriste ya mutfakta ariyorum. mutfakta iyi isler cikardim diyebilirim, tabi siraci da iyi olunca, illa ki hersey guzel oluyor. kahvem bitmis kutusunda, yeni cikartayim derken aklima Yildizcigimin, benim icin gonderdigi, ilk once isvec'e gidip sonra evime gelen hediye paketi dustu. hemen bi daha cikarttim hepsini tek tek, fotograflarini da cektim. tek diyecegim sey, oyle oyle incesin ki, oyle guzel dusunup yapmissin ki paketi, el emegin tacin ve brosunun orasina burasini inceleyip bi oyle bi boyle takip duruyorum, bi gun gelecem ve birlikte eminonunde gezip sizin mutfaga aldiklarimizi dagitip baslayacaz yapmaya tamam mi, yalniz makyaj malzemelerini benim pacozlugumdan kurtulmam icin gonderdigini anlamadim sanma ;) ruj cantamin icinde coooktan kaybolsa allik ve farin da sirasi gelecek elbette bir gun :)

bu arada, ben sevdim damla sakizli turk kahvesini, ambalaja da vuruldum, sakliyacagim, mumkunse, kahve kutumun ustune yapistiracagim. ellerine saglik yildizcim, cok tesekkur ederim.

guzel ol-acak-uyor

sabahtan pek cok sevdigim bi arkadasimin dogumgunu kutladim, blog arkadasim. cevap olarak hepimiz icin mutlu bi sene olsun demis, gozlerim doldu sanki, ben de dedim kendi kendime ne var bunda diye, cevap yazmis ama ben nasil da ciddiye almisim.

guven'e mutfakta yarattigim harikalari gostermek icin gittim yeterlilik calisma masasindan kaldirdim, mufaga goturdum, sanki yarim saat sonra gormeyecekmis gibi. yine geldim, sumbul saksisinin, fotograf makinesinin, cuzdanimin, dun aldigim kiyafetlerin, organik kitabinin, el kreminin, bos redbul kutusunun, bi tomar makalenin oldugu masama, ha oldu ha olecek bilgisayarimin basina gectim, mailime bi baktim ki, yine gozlerim doldu. icim kapardi, guveeen, dedim kaldim. yazan seyleri tek tek hayal ettim, ne de iyi geldi o hayaller, sen de benim dunyama hosgeldin, hem de hoslarin en guzelini getirdin.

bi oturup konusalim seninle


cebellesip duruyorum kendimle 2 saattir, yapilacak isler var elbette, inatla kovuyorum aklimdan, ama biyendan da dusunuyorum, ne serbest birakiyorum kendimi, ne de yapiyorum. sanirim oturup konusmamiz lazim, hicbisey yapmadan oylece. artik ben de hoslanmiyorum, buralardan boyle surekli bi negatif enerji cikmasina, inan ki ben de hic hoslanmiyorum. bi donem bu, gececek, elbette gececek, ama dur ben bi oturup konusayim...

Friday, February 26, 2010

ne ki bunlar acaba!?

pazartesi gunu bazi amcalar yorulabilir!

yeni evli nasil olunur.

neler degismis hayatimizda bi bakalim. hala mcdonald's'a gidiyoruz, amaaan camasiri kim yikayacak bu gece, haftaya yikariz diyoruz, iste az once anlattim, aglasmalar, sizlanmalar, hepsi mevcut.

denemedim mi, denedim valla, iki kere kocis dedim, olmadi bisey, o zaman bitti muhabbet dedim guven'e kendim dinledim. guven'in grubu icin bi apero verdik, yorulduk bayildik, butun gece yine, kisir, borek, kereviz salatasi, kuskus salatasi yapildi, sonunda da kusura bakma guven ama bu evlilik muhabbeti artik bitse ne guzel olacak da dendi. tam 15 gun olmus, hicbisey degismemis. kimin sadece kotu gunlerde yanimizda oldugunu gormek,106 fotografi baskiya gondermek ve kardes kardes paylasmak yerine, kari koca gibi paylasmak disinda.

ama cok guzel oldu bu cocukla aile olmak, aile cuzdaninda resimlerimizin yanyana olmasi, iyi oldu be cocuk, iyi ki sevdin beni. bu cocuk dunyanin en guzel insani demis miydim. agliyor muyum ne.

hep ayni dertler sanki...

ozlestik blogcum, ya yaa ozledim dedim ama dedigim gibi de nasil bir uyku bastirdi ki sorma. bu sabah 5te kalktim be blog, tembelliklerimin cezasini cekmeye, su yeterlilikle ilgili raporda duzeltmem gereken seyleri hala yapmadigim icin, nasil bi insanim ben hic ama hic anlamadim, nasil bi tembellik nasil bi oyanlanma, sonra saate bakiyorum, kalbim sikisiyor, aglamaya basliyorum bi de. benim gibi bi cocugum olsa doktoradan alirdim kesin, gel sana baska bi is bulalim diye, ayy istemedigin, icinden gelmeyen biseyi yapmak bu kadar zor mu anlamadim, yazmam gereken 2 paragraf, duzeltilecek bir bolum, bu kadar. ama bu kadar ic daralmasi olur. ayy neyse, blog, bunu da kaydettim iyi oldu, simdi de adamdan mail bekliyorum bakalim ne olacak, kukreyecek mi, kabullenip gidecek mi, baya baya da eskiyorum lab.da gelen gelene.

bunun disinda, yorgunluk var iste blog, biseye yetisememe hissi, cocugun yaninda olamiyorum vicdani. ne isler var basimizda bi bilsen, -bunlari bile boyle yazmak bi garip gelmeye basladi yahuuu, azcik diyaloglar serpmeli, gulusmeli- cocuk haftaya fransa yolcusu, gunubirlik, sonra asistanligi var, sonra yeterliligi, kolay gelsin kuzuya cook kolay.

ben ise hayatimda gormedigim islerin deneyini cocuklara anlatmak, hayatimda ilk kez mikroskopla metalleri incelemek, cocugun hergun yaptigi seyi benim cocuklara anlatmam, onun bana gizli gizli yardim edecegini planlamamiz, franing konusmaya calismalarim falan, ahaa bi de adimin burada bile erkek ismi damgasi almasi!

bi de sunum yapilacak, iyi hazirlanmak gerek, e artik datalari toplamaya baslamaliyim ic hesaplasmasi, bu doktora nasil bitecek hesaplari, bitince valla da cocuk yapacam yeminleri. -cunku cunku cocuk yapak, benim icin en az 1 sene calismamak demek, allam meslegimi seviyor muyum ne!

Thursday, February 25, 2010

bi adam var

simdi bi adam var, baska bi adam daha var. bunlar oyun oynuyorlar, kurallar bi kitapta yazili, ikisi de ezbere biliyor. baska adam, bi gun mizikcilik ediyor, kurallarin disinda biseyler yapiyor, hayir yapmiyor, yaptiriyor. adam da diyor ki, kurallar belli nasil olsa, peki senin yoluna gidelim, elbette sen de goreceksin yazili olan kurali. baska adam gormuyor, gormek istemiyor, devam ediyor, mizikciligina, herkesin bildigi, goz gore gore yaptigi yanlisa. adam bambaska bi yerde, kurallarini, elindeki kartlarin gucunu kullanabilecegi bi yerde degil, kullanamiyor, ayni oyundaki diger kisiler de kullanamiyor, cunku onu oradan cikarip kartlarini verebilecekleri bi kural yok.

bambaska bi yerdeki adam isyan etmez mi, bu kurallari biz koyduk, neden uymuyorsun, neden mizikcilik yapiyorsun, neden degistirmek istiyorsun –ki istiyorsan bile, benim ozgurlugumu neden elimden aliyorsun demez mi. ben gibiler, ruyalarinda onlari gorup cocugunun hakkini savunan anneler gibi bagirmaz mi, sen ne yaptigini saniyorsun diye. yapabilecegi cok az sey oldugunu gorup umutsuzluga kapilmaz mi.

Saturday, February 20, 2010

kucuk gorkem kucuk gorkem kuyrugun neredeee

1-Sizi mimleyen kişiye link veriyorsunuz mutlaka ki akışı bozmayalım.
hanimhanimcik pinkicim mimlemis beni, telaslarimda bile hic usenmeden evde olan iki tane kucukluk fotografimi kitaplarin aralarindan aradim taradim buldum.

2-Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem… Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu…
babamin her sordugum soruda ya sozlugu ya ansiklopediyi gostermesi diyebilirim, cok ama cok sasirirdim, her seferinde "tam bilmiyorum ben de, sozlukten baksana" dediginde ama inaniyorum ki onun sayesinde suande buradayim.
annemden ogrendigim en onemli sey ise vicdanli olmak, o oyle gunluk olaylardan, yavas yavas.

3-Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?
oyun derken bilemedim, oyun kurmayi pek severdim cunku, ilk once annem sonra semra, isimler takilir, evin esyalari degisir, arkasi yarinlar bile cevrilir, farkli senaryolar farkli finaller. oyun aparati olarak da babamin getirdigi kutu kutu yapmali bozmali oyuncaklar var, lastik atlamak icin don lasitigi var, baska da babannemin yemek takimlari var.

4-Sokakta oynar mıydınız?
oynardim tabi, corlu'da gecti benim cocuklugum o zamanlarda, kucuktu, bostu, tarla falandi heryer, yani saldim cayira mevlam kayira hesabi ezan saatidir eve donus vaktimiz.

5-Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay…
benimki de pinkininkine benzer, hayat bilgisi dahil keske butun sosyal odevlerimi yapsaymisim, amaaan ben bunu biliyorum deyip havalara girmeseymisim, belki daha ic disiplinli biri olurdum.

6-Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay…
iyi ki huzuru somutmuscasina hissetmisim evimde iyi ki dislanacagimi bile bile icimdekilerden, dogru yanlislarimdan vazgecmemisim.

7-Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı…
bilmem ki iste, boyle bi gorkem yapan hersey, gunun 24 saati olan hersey.

benim disimda butun herkes bu mimi yapmistir eminim :)

not, ne yalan diyim, boyle seyleri hatirlamak benim icin cok zor oldu, belki daha yakinlarda olsam daha iyi hatirlardim gibi geliyor ve bu mimde en cok sevidigim sey, her zamanki gibi hic usenmeden gece gece giyinip pozlar veren gorkem'e bilgisayardan bakiyor olmam.

Friday, February 19, 2010

gel koyumuze geri donelim


gel donelim bu hafta bitmeden gercek hayata, sorumluluklara, gitmeden burada biraktigim duygulara blogcum. ipin ucu kaciyordu biliyor musun, daha onceleri ne yaziyormusum ben dedim, bi actim baktim.

hic bisey degismedi ki, sanki degismis gibi davransam da degismemis ki, o bana uymayacak belli, ben ona uyayim, ayaklarimi yere basayim dedim. hoca ayni hoca, doktoraya devam, kirmizi eastpak sirtimda, hergun okul yolunda cocukla elele miyim, o zaman bisey degismemis blog, hic bisey.

oyle yorgunum ki, roma’daki cizme krizinden bana kalan iki topuk agrisi, baya baya kemiklerim agriyor, benim neyime iste, icinde kalanlar icin de soylemis olayim. eskisi gibi deliksiz de uyuyamiyorum nedense, dun aksam turk marketten sonra bi raki sofrasi yapalim fikrini buldum, hem dertlendim hem mutlu oldum, iyi uyayabildim mi sanmiyorum, yine topuk agrilari. o zaman haftasonu dinlemece belki iyi gelir diyoruz.

heh, aslinda benim agzimda bi bakla var blogcum. bu sinav gecti ya hani, beni ezdi gecti. benim danismanim disinda bir juri daha vardi ve adam, bolumun ikinci kimyacisi, iki gruptan ilk giren benim, tahmin ediyordum iki kimyaci arasinda kalacagimi ama bu kadarini degil. sordugu sorulardan cok, sinav sonrasi tavirlar beni nasil desem, uzdu, endiselendirdi, canimi sikti, sasirtti, hevesimi kirdi. sinavdan sonra iki kere daha benim danismanimin yanina gitmis, sirf bu tez hakkinda konusmak icin, ne konusuldu bilmiyorum tabi ama bisey var ki, kendimle ilgili biseyleri degistirmem gerektigini soyluyor, o da ilk sene cok calismamis demesi. deneyip de ise yaramayan seyleri gostermedigim icin herhalde bunlar, ama icimdeki kusku benim danismanin neler dusundugu. simdi yapmam gereken sey, birer kere daha ikisiyle konusmak. orada iste biseyler gosterirsem, ama feci canim sikilmaya basliyor, bu sorgusuz sualsiz yargilamalardan, hemen hukum giydirmelerden, sikayet etmelerden. ilk kez nereden basladim doktoraya dedim, ilk kez, diyecegimi de hic ama hic dusunmezdim, ama biliyorum ki disarda calisinca da bundan iyi olmayacak, hem de yakinindan bile gecmeyecek. bi hevesler, bi idealler, bi hedefler koymam gerek kendime, onlarla debelenmem aklimi bu enerji yiyicilerden uzaklastirmam gerek.

iyi oldu blog, konustuk seninle, pek iyi oldu sagol.bi de bana bu yastigi alir misin acaba.

Wednesday, February 17, 2010

ve nikah gunu


uzayli teyze bize nikah dortte olacak dedi, ohh yavas yavas hazirlaniriz dedik biz de. cicegi ilk gun hallettigimizi dusunuyorduk, arada bi aklimiza gelen tek soru kuafore gitsem mi gitmesem mi diyeydi. simdi dillerini anlamiyorum, garip gurup biseyler yapacak, panik olacam, hadi fon cektireyim desem ben saclarimi hep toplarim, fon cekilecek yine toplayacam, sadece sampuan krizi yasadik. roma’da alisveris merkezleri yokmus, biz hic gormedik, zaten degil alisveris merkezlerini, supermarket bile gormedik. butun kozmetik urunlerini satan eczacilar, vitrinlerine ozene bezene konulmus kartona fiyati yazilip ignelenmis kiyafet satan dukkanlar… kucuk esnaf yasasin! onun icin biraz eminonu biraz mahmutpasa oldu bazen roma bizim icin.

son anda da cheeseburgerler arasinda gidip geldim, bi taneyi yiyip ikincisine veda ettim.

ilk once cocuk giyindi. ben boyle tatli bi oglan gormedim hayatimda, bu kadar guzel yuzlu, dunyanin en iyisi yanimda gozlerinden gulusunden isik saca saca dolasiyor, hatta dedim ben bu kadar guzel olamayacam, imkani yok. cocuk balonlari sisirdi, ben makyajimi yaptim, rimel, far, allik, ruj. kisa surdu diye bakindim durdum, oje surmeyi de unuttum zaten. son olarak elbiseyi de giyince ve fermuar da sorunsuz kapaninca, dedim biz cocuguz hala yahuu...


sonrasi sak sak, semra cok iyi hazirlanmis, bi oyle cektik bi boyle, o olmasaymis, halimiz ne olurmus bilemedim. cok degil, sadece 45 dakika hotelin icinde donduk fotograflar icin. sonrasinda sahitlerimiz geldi, taksiye bindik, gittik, amcalar uyanik, para ustu vermeden grazia deyiverdiler. konsolosluk bizim korktugumuz gibi degilmis, cook guzel bi binanin cok guzel bi odasinda beklemeye aldilar bizi, iste o an olecegimi sandim, bi ara oyle kopmusum ki heyecandan herkesin endiseyle baktigini farkettim, toparladim kendimi. dort bucukta kadin geldi, iyi ki gec geldi ama o odanin keyfini doya doya cikarttik, karsimizda Ataturk resmi, eski buyukelci fotograflari, kocaman tavan, eski masa, koltuklar, cook guzeldi. kadinimiz, cok bilmis, neden roma dedi, ben nasil sikilmissam bu sorudan, bi sinir soyledim, lozan'da oturuyoruz, orada konsoloslukta izin vermiyorlar diye, sonra aa neden kasim'da evlenmediniz dedi, 3 gun ara var ya dogumgunlerimizde, dislerimin arasindan hahahaaa, guldum, gectik, sonrasinda sahitlerimize bakarak nikahimizi kiydi, bizi kari koca ilan etmedi, guven'in ayagini ezdim, aile cuzdanini kaptim. yine semos sayesinde cok da guzel bi videomuz var. sonrasinda yine hotel. hafiza kartlarimiz bitene kadar disarda fotograf cekilmek, karsidan karsiya gecerken teyzelerin el sallayarak camlardan sarkmasi, amcalarin kornalara basmasi, yaya gecidindeki butun kadinlarla gulusmelerim.


hersey cok cok guzeldi, ama anneme babama da ayrica sevgilerimi gonderiyorum, her ne kadar biz boyle yetistigimiz icin buna alisik olsak da, bizi hic huzursuz etmedikleri icin, bizsiz yapiyorsunuz kaprisleri yapmadiklari icin, hala telefonda tek duymak istedikleri seyin, hayatimizdan memnunuz sozu oldugu icin. eh ben de boyle bi aile icin para kiyip bi dugun yaparim artik, bindalli da giyerim, kina da yakarim.


Tuesday, February 16, 2010

ilk gun

sonunda hayallerden, hulyalarda ciktim, bas agrilariyla, usutmelerle evi mis gibi yaptim, aksamlik yemegimi de yaptim, doyurdum cocugu, caylarimizi da koydum, uzattim bacaklarimi, ohh, iki satir yazayim, hipnoz olmus gibi fotolara bakmadan, yasanilanlari unutmadan yazayim dedim.

roma'ya giderken ufacik bi ucak kacirma telasi yasadik, uyuyup kalmisiz, 5te kalkabildik de cok sukur, yetistik ama onun heyecani epey bi surdu, yok simdi bu ucakta olmayabilirdik, yok bu trene binemeyebilirdik falan filan gibi. gelinligim kolumda, ilk heyecanlari yasadim, herkes bana bakiyor, benim yine icimde vardi bi endise bana bi gelinlige bakip ne dusunuyorlardir acaba simdi.

roma istanbul gibi bi sehir, kiyaslanmasi zor ama benim gordugum diger sehirlerden en yakin olani. kaldirimlari kirik dokuk, su birikintileri olan, cop kutulari dolmussa insanlarin etrafina dizdirdigi, 6. kattaki teyzenin bi camdan bi cama (balkon demiyorum) sadece 5 parca beyaz camasir astigi, apartmanlarin catilarinda apartmana kirpi susu verilmek istenilmiscesine cubuk cubuk antenler, yagmur yaginca damlayan isportacilar, gobekli biyikli polisler, rahat insanlar... yasayan bi sehir, seni yutmakla seni ezmekle ugrasmayan, acmis kollari yasasin herkes diyen bi sehir. sevdim ben roma'yi, cok sevdim.

ilk gunumuz, hotele yerlesmek, konsolosluga biz geldik demek ve semra'yi karislamakla gecti zaten. konsolosluktakiler bizi ilk dakikadan hayal kirikligina ugrattilar, istedigimiz bi sarkiyi calabilirmiyiz dedigimizde sanki uzaydan bisey istemiscesine baktilar, bi masa iki sandalye var salonda dediler. sonlara dogru pek bi dalgasini gectik, yemek yiyorsaniz bi ortuyu silkeleyin bari biz gelmeden falan diye, acaba gelinlige de laf edecekler mi diye dertlendik bi de.

cicek bulmak kolay olmadi nedense, ne bileyim iklimden falan daha kolay bulurum diye dusunuyordum -ki sonradan baska bolgelerde cok daha fazla oldugunu gordum- ilk gun, bi cicekci bulduk, cok guzel pembe guller vardi -ben bilmiyorum adini, hani pinkycim sana gonderdigim kartpostaldaki gullerden- ama ertesi gunu yoklar, vazosuyla birlikte gitmisler bi yerlere, oturup aglayacaktim az kaldi, biraz daha dolandik, baska bi cicekci bulduk, oradada orkideleri bulduk, kaptik, yani planli degildi, ama guzel oldu, biri semra'ya biri de benim sahidime hediye edildi, bi cicek ozenle saklandi :)

simdi de sirada nikah gunu :)

Monday, February 15, 2010

ben geldiiimm :)

bugun benim evde kalmam gerekiyor diyordum ama inanmamistin sevgili danismanim, yapmam gereken bi suru is var demistim sana, sen tutturdun bi toplanti yapalim diye.

neyse yaptik da bitti cok sukur. bak simdi, bavulu bosaltmam gerek, evimin kadini olup evi yeni bir yeterlilik icin duzenlemem gerek, fotograflarima bakip kendi kendime gulmem gerek, heyecandan fark edemedigim seyleri hatirlamam gerek, bloguma yazilar yazmam, resimlerimi duzenlemem, basilacaklari secmem, listemi yapmam, mailler gondermem gerek, camasir, makalele dosyalari, iki parti organizasyonu bi raki sofrasi, bi suru seyler yapmam gerek.

ama ne diyorum biliyor musun, su sinav iyi ki gecti, bin kaplan gucunde olurum, hepsini yaparim, hem yaparim hem yazarim, hem yasarim hem yazarim, su sinav stresi bitti yaa, butun aksam evimin kadini olurum.

gun gun baslayacam anlatmaya, ama bi ben geldim diyim, bi icim neler oldugunu nerede oldugumu kavrasin, hoppaa, calsin sazlar oynasin kizlar…

Tuesday, February 9, 2010

ee ozgur muyum simdiii

peh. beynimi baglamislardi, simdi vicdanim bagli. gectim gectim sinavi, bin kere tesekkur ettim, doktoraya devam etmeme karar verdikleri icin, neden ediyorsam. yuzde 80 soruyu cevaplayamadim, valla yapamadim, ben nereye calismisim adam bana ne soruyor, neyse, havasini atti, gitti. gecme sartim da, konusmam gerekiyormus, hem onunla hem benim danismanimla, danismanla konustuk tabi ki iki dakika, ne var onda, adam, patron sensin dedi, yine birakti beni, ama salonun ortasinda kivrim kivrim kivrilmak canimi cok acitti. ne kadar 12 bucukta yatip 4ten sonra uyuyamasam da, basim davul gibi, bobreklerim sanci icinde, yarin sabah yolculuk olsa da, ben dayak yemis gibi oldugumu, ben size gosteririmleri dusunuyorum. nasil bi yola girdik, nasil insanlara cattik, belli degil ama bu ise basladik mi bitecek. benden bu kadar cok sey bekliyorlarsa, belki de iyiyimdir diyip icimden kendi hevesimi kendim yaratip calisacam, napalim.

dusununce gozlerimi dolduran bisey var, o da guven’im. canim benim, hic anlamadigi, bilmedigi seyleri saatlerce dinledi, eminim bunu okusa, dinlemek yine en kolayi diyecek, kaprisimin en uc noktalarini ondan baskasi bilemez herhalde, cok guzel seyler yapmaliyim onun icin, cok mutlu etmeliyim. ben ona sevgimi sarilip sarmaliyip vermem mi, kalbini elimde tutar oper koklar yerine koymam mi, kafasini, elini, gozunu opmem mi. benim canim olacak diye evet demem mi.

kusura bakma blog, yine iyi degilim anlasiliyordur, bu juri uyesi icin 3 sene icinde belki olur diyebiliyorsam, ben iyi degilimdir.

Saturday, February 6, 2010

hi hii, evet, ders calisiyoruuum


gercekteeen... 


Friday, February 5, 2010

son bi hafta

dunya kadar anlatacagim ya da anlatamayacagim sey varken nereden baslayim bilemiyorum. kucucuk bi kiz oluverdin, ufacik boyle. ortalikta mizir mizir dolasan, nazli, kaprisli, inatci, kus kadar yiyen, ne gorse isteyen, ne duysa aglayan oyle bi kiz oldum iste. gucum de bi bana yetiyor bi de diger kurbana. ona kocaman yazik, bana iki kere. sayili gunler bitti, sayili saatler geldi, yok yok oyle, korkuyorum yaaa, hem de coook. bitti diyordum gecen sene, boyle seyler bitti diyordum ama anladim ki sorulari soran ben olana kadar bitmeyecek. yok bitmeyecek. napalim, basimizi koyduk bi kere bu yollara, dedik bi kere, bize bundan baska yetenek verilmemis, bunu sonuna kadar kullanmak gerek, once egitilecez sonra egiticez, cocuklara guzel seyler verecez, hep okuyacaz, hep verecez. neyse boyle iste. azcik hatirlamak belki iyi gelir, 4 gun sonra olacak seyin hayatimda -hadi kum tanesi demeyim de- bi cakil tasi buyuklugunde, biliyorum biliyorum ama iste stres zamani simdi, sonra gulme zamani.

bugunlerde evimizde bizi karsilayan 3 sumbulumuz var, oyle guzel karsiliyorlar ki, biz yemek bitene kadar hiiic aklimiza gelmiyor, ne yapacaz ne edecez diye, boyle guzel bi arkadaslik olamaz bizim icin. gruptaki, hele hele odadakilere gore, paha bicilemez bi arkadaslik, ne diyorum ben yaaa, onlar arkadas degil ki, gavur bile bu kadar yapmaz sozunun istisnalari, gavur bunlari bile yapaaar!! yardim etmemek, iyi seyler soylememek icin gonderilmis kisiler, biliyorum sizi mutlu edecem ama bugunlerde uzuyorsunuz beni.

eve bi turlu gelemeyen beyazliga ne demeli, bi seyi de dogru yapsaniz diyorum sadece... ilk gidisimde o bele sahip birinde, oyle kalcalari ancak ameliyatla elde edilebilirligini bile goremeyen ve surekli bizarre, bizarre diyip benim kalcalarima laf atan terzi, ikinci gidisimde fermuar olayina bisey bulamadi soylenmek icin, kabul et iste, bizarre olan sensin. neyseki takilari aldik, guzel de aldik, diger hediye sultanahmet'e kaldi, sonra da roma'da alisveris ile yer degistirdi, biseyler almaya gercekten ihtiyacim, bi de hakkim var, 7 kilo vermek kolay degil. tek hayal ettigim sey aslinda, eve donmek ve fotograflara bakip adres listesi yapmak, sectigim fotograflari gondermek icin. sadece bunu istiyorum.

zorluyorum ama icacici bi yazi yapamiyorum bunu, blogcum kusura bakma. beynim sulu, dusunemiyorum, adam gibi cumle de kuramiyorum, birbirine hic baglayamiyorum, bu da boyle olsun, durumumu en iyi sekilde anlatan bi yazi olsun iste. bi de sarki koydum ki, bugun lastfm'de cikiverince gozlerimi guldurdu diye.

 
design by suckmylolly.com