Sunday, January 31, 2010

lozan'dan istanbul'a gule gule



Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.
ü.y.o.

butun cumartesi

butun cumartesi yatarak gecti, ben bile sasirdim nasil bu kadar cok uyuyabiliyorum diye. bi garip hastaydim, kulaklarimin agrisi gecmedi, ilaclar ictim ama o tansiyonun dusup kalkmalarina bisey yapamadik. 15 dakika, bi dakika ayakta kalabilmek icin yatmam gerekti, o da sansliysam. neden oldu anlamadik. bu sabah (pek diyemeyecegim ama) dinc kalktim. haydi bakalim, haydi.

Friday, January 29, 2010

son bi hafta

cok zormus boyle butun bi haftayi yazmaya calismak. hangi birinden baslasam sasirdim.

carsamba gunu oyle yorgunlugum bi kat daha meydana ciktiktan sonra persembe pek de verimli gecmedi, ben haftasonu tatilimi persembe aksami ve cuma gunu yapmaya karar verdim. bi de hasta mi olacam ne, kulaklarimda cok kotu basinc var, bi de basimda. basim sik sik agridigi icin onu es gecmeyi biliyorum, ama konus(ama)malarim ve hareketlerim iyice yavaslayinca tatil sart dedik.

ben de yine dergilerimi cikarttim, kesip bicmek icin, elime fotograf makinesini aldim, bikac poz icin. bugun de kactim okuldan, erkenden geldim evime, hem isinmak hem de guzel bi haftasonuna hazirlanmak icin. daha iyi hissediyorum simdi kendimi. beynim calisiyor gibi, o hissiz hallerim kalmadi gibi.

baslayayim o zaman.

sumbul'um sari acacak diye sevdigim cicek, sabah nergis acti, kizdim azcik, bari bi soganini sumbul'e verseydin dedim, affettirmek icin kendini dunya kadar cicek acti, ben sevdim, optum onu, bi de kardes aldim, gercek sumbul. cok sevdigim bi magaza yuzde elli indirme girmis,ev esyalari satiyor tabi ki de, oraya daliverdim, bi salincak aldim kendime, nergisimin yaninda, koca poset de masanin altinda, yavas yavas cikartacam, yok sakladigimdan degil, kendim icin, yeni almis gibi olayim diye, olmadi, biliyorum.


uzerinde ismimin yazili olmadigi bi zarf aldim, icindeki kiz gostermis yolu herhalde. bi de diyor ki, master, doktora bitti, simdi senden cocuk istiyoruz. peki dedim. bi de bu kiza bi mektupla hayat dersi verdim, sevmis herhalde, bana da iyi oldu, cok iyi oldu. gordum yaptiklarimi, ohooo dedim ben daha neler yaparim. daha neler neler yaparim.

lozan'da ne kadar ginseng urunu varsa topladim, kati-sivi hersekilde tuketmeye basladim, marie curie'yi bile hatirliyorum. ama hatirladigim bisey daha var ki, pek sevimli degil. o da, benim sinavlarda ne kadar basarisiz oldugum, dusundum, oss haric hepsinde bi tokezlemem var, ikinciyi beklemem, bi iteklemek lazim, anadolu lisesi sinavi, koltuklu bi adamin yegeni kazanamadi diye yeni sinif acilmasi, benim de sebeplenmem, hazirligi tam tekrar okumaya hazirlanirken bi mucizenin olmasi, bu doktora icin girdigim sinavlari hic demiyorum bile... ezber bilmez, mantigi ne derse ne soylerse onu yapan bi kiz, sinavlari da oyle muthis degildir, eger cani istemiyorsa ne yapacam ki diyorsa vay haline. master savunmasi da oyleydi, danismanim olmasaydi belki de bi hikaye olarak koridorlarda dolasiyor olabilirdim. hadi geceyim su sinavdan, hadi hadi...

provalar bitti, persembe gunu aliyorum, bu son provaya kadar icimde pek bi heyecan yoktu ne yalan diyim, ben bu gelinligin hakkini veremem diye hayiflanirken, bu provada, vay be dedim, siritmami durduramamaya basladim, fotograflar icin pozlari unutacam diye aklim gitmeye basladi, usenmesem yazacam hepsini, ama sunumu hazirlamiyorken nereye... yani cok guzel oldu blog, cok guzel. bi beyaz bi de pembe corap almam gerek, chanel coco almam gerek, saclarimi bi kere prova yapmam gerek, pembe lale roma'da bulunur zaten. bi de guven'e yuz gorumlulugu icin yardim etmem gerek. duvagim yok, olsun. sahitler hazir, semra da geldi mi, tamam, heyecanimizin tuzu biberi olur, fotografcimiz olur daha ne olsun. kina gecesi yok, kina yollarsaniz onu da yaparim valla.

saik faik, can yucel de geldi, hadi hosgeldin diyiiiin...

Wednesday, January 27, 2010

bugun

yoruldum be blog.
bugun yoruldum.
hem de cok.

...

durmak yok be blog.
durmamak gerek.
yapacaz biseyler.
ayarlayacaz biseyler.
guzel olacak hersey.

Friday, January 22, 2010

son bi hafta

-->
bu panik hallerimin basinda diyordum ki hadi yazmayim, buralarda cok oyalanmayim ama sonra dusundum, en azindan haftada bi kere yazmali, neler yasadigimi sonradan okumali, cunku herkes yeterlilikle nikahi ayni haftada yasamiyor, 2 gun arayla, yeterlilikten sonra bavulunu alip gitmiyor ya da yeterlilik gunu gelinligini teslim almiyor.

altindan kalkabilecem biliyorum, herkes kalkabilir, zamani gelince zaten beyninden cok vucudun ne zaman nerede bulunman gerektigine karar veriyor, gidiyorsun, konusuyorsun bitiyor. ama sonuc ne olacak bilemiyorum, uzatma alma ihtimalim de var. ama o zamana kadar, ayak bas parmagin isyan cikartabilir, sinir uclarin acilarla canini yakabilir. a bi de soyle bi durum oluverdi. iki yeterlilik arasi 2 ay iken 1 aya iniverdi, biz de ogrendik ki bi evden iki yeterlilik ayni anda cikmaz, cikarsa da yas ortalamasi daha da kuculur, biri hep korkutmaya baslar, biri de agzina aldigi sulari puskurtmeye. ama iyi gidiyoruz yine de, bu cocugun hakki odenmez, yok valla. goteburg’dan donunce tertemiz evde uyumanin, alisverisin yapilmis olmasinin, yemeklerin dolaba yerlestirilmis olmasinin, hakki odenmez, hele de sali aksami benimle birlikte gece 12ye kadar okulda kalmasina hele hic bisey soylenemez, hadi bunlari da gectim, benim heyheylerimi, suratsizligimi cekmesinin hakki hic ama hic odenmez, cok soz vermis kendisine hep alttan alacam, ne olursa olsun destekleyecem, yapiyor valla, ama annem bile telefonda kizini bildiginden guven’i uzme diyor, ben de biraz duzeliyorum, ya da oyle dusunuyorum.

ama yine de ayse kulin hakkinda tartismalarimiz bitmiyor, ben veda ve umut’tan sonra sogumustum bu kadindan, okumam bi daha onun kitaplarini diyordum, sulalesini anlatiyor, kulinler deyip duruyor, sinirimi bozmustu, zaman kaybi diye dusunmustum ama tabi ki turkan’i okudum, hem de bayila bayila, ne yapsam da o kitabi aklimdan cikarmasam diye dusunur oldum ama bu ayse kulin hakkindaki fikrimi degistirmedi, yetenegine, acik ve sade yazmasina lafim yok ama allah askina kendi sulaleni anlatmanin ne anlami var, boyle yazarlarin bi sorumluluklari olmali, madem cok okundugunu biliyorsun, o zaman bisey verici kitaplar yazmalilar. neyse bunlari zaten hergun guven’e soyluyorum, o ise surekli oyle dusunmedigini. ama dun aksam, leman, ananesi miymis, zaten hic sevmemistim demesi, onun da foyasini meydana cikartti. acil edit; turkan degerlimizdir, kutucugumun dogumgunu hediyesidir, ben gitmeden eve gitmistir, kutu, canimizdir.

bakiyim, bos zamanlarimda baska neler yapiyorum, klm ucagindan caldigim dergilerdeki resimleri, sayilari, harfleri kesiyorum, kutuma yerlestiriyorum, elbet bi gun elime yapistirici da alacam. sumbullerim acsin diye bekliyorum, zayifliyorum, gobegi sifira indirdim sanki, gerci kilo cok az azaliyor ama bu mekikler cok ise yaradi. yine bi pacozluk ruhu sardi dort bir yanimi. provalara gidiyorum, oylecene dikiliyorum, 2 tane daha varmis, off az kaldi. a bi de, kutuphaneye, sevdigim sairlerin, yazarlarin, buyuk insanlarin fotograflarini koymak gibi bi fikir geliverdi bana, guven her ne kadar catlasa da bu fikri ilk once ben buldum diye, fark ediyorum ki, ugur mumcu’ya, nazim hikmet’e, turkan saylan’a, aziz nesin’e… bakarken pek mutlu.

yarin taki almaya gidecez, okula gidecez, bi suru is var yine yapilacak, onlari da haftaya cumaya yazarim artik.

Friday, January 15, 2010

son bi hafta ve ilk bi ay

bu is sandigimdan da zor olacak, hatta korkuyorum ki daha bilmedigim zorluklar da gelecek mi.

zaten bi kac gundur yazmayi dusunuyorum, burasi bi ay kapandi, fotolarla geri donecem, hatta ustune butun izinlerimi catir catir kullanacam diye dusunmeye bile basladim. bi ajandam oldu ki evlere senlik, poster diye duvara bile asilir, bi de kendisi rengarenk, surekli hersey degistigi icin.

bugun ilk buyuk zorluk dalgasi geldi, devirdi beni. gik'im cikmadi, hocanin karsisinda, allahtan kirici bi adam degil, yok lafini esirgemiyor ama yigidin hakkini da veriyor, yigit benim! tamam iste burasi beni ovuyor diye dusunup, mutlu mutlu dinliyorsun. kisa sureli, olsun, yetiyor. 3 hafta kaldi. bu yeterlilik oldurecek beni, diyet oldurecek beni, roma'ydi falan hic dusunmuyorum bile, dusunemiyorum ki.

cikarttik bavulu yine, ikea gezmemizi de yaptik, 20 kilo benden 28 kilo semos'tan, yerlesecek diye korkuyorum oralara, alti ustu bi donem gidiyor, ama olsun, pembe havlulari ve mor paspasi cok yakisacak kuzumun odasina. yani anlayacaginiz, yarin isvecteyim, goteburgdayim, sonra buralarda da yokum, oralarda da, belki belki cok komik bisey olursa, keyfim yerinde olursa, keskeeee...

son biseyler daha yazasim geldi, dun aksam guvenin grubuyla yemekteydik, sarap icmeden sarhos olan bi cift, yine konusuyor...

o zamana kadar soda sisesini bitirmis, normal su sisesine gecmis kiz, hatta son bardagi oglana vermis, oglan,
-ohh ne guzel olmus, dibinde kalanda hic gazi kalmamis goruyor musun.

ve sahnede bu sefer saf kizimiz. oglan turkiye'den haberlerden bahsediyor, sira gelmis, okan karacan'a.
- okan karacan vardi ya hani, bi gece barbaros'ta cevirmeye yakalanmis. ama kacmis.
- ayy nasil kacabilmis o haliyle, cok sisman degil miydi o adam.
- ?!?!?

Tuesday, January 12, 2010

evleniyoruz!!

hani gelinligimi secmistim.

hani sevgili roma demisti.

hani ayakkabilarim pembe.

11 subat, roma'da, konsolosluktayiz.

ama sahitimiz yok, temin ediyorlarmis, belki gerek kalmaz.

hem de ertesi gun, sevgililer gunuyken, herkes gelmek ister biliyorum :) bekliyorum :)

bu da arsivimizdeki en kucuk gorkem ile guven
sanki 9 subatta yeterliligim vardi, sanki diyet icin sayili gunlerim kaldi.

Monday, January 11, 2010

mutlu dukkan

oyle cok blog var ki, agzim bes karis yaptiklarina baktigim, hergun farkli bi vay be dedigim, ama ben bi tane buldum ki, begendigimi nasil belli edecegimi bilemedim. hemen mail attim, sadece susmamak, gozlerim faltasi gibi seyretmemek gerek bu yaptiklarini, soylemeli icindekileri, o da sevinmeli, daha cok uretesi gelmeli.

simsicak bi kadin kendisi, eminim ki yaptiklari gibi de seker. hamile gobekler bi harika, anilardan olusan kurabiyeler albumlere konulmalik. aslinda bi suru resim koymak istiyordum buraya ama sadece bikac tane koyuyorum, siz digerleri icin sayfasina bakarsiniz eminim ki, bakmadan duramaz ki insan.

bi de sevgililer gunu icin olan yeni tasarimlari da yoldaymis. bekliyoruz.


Sunday, January 10, 2010

bi anneye nasil tesekkur edilir ki

sofradan kalkinca eline saglik denir
giysilerini utuleyine ayyy cok sagol annecim denir
dua etti diye, bak sen dua ettin ya, cok iyi gecti sinavim denir

herseye vardir soylenecek sey ama ben ne diyebilirim ki
eger buzlukta 3 gecelik bol fistikli zeytinyagli dolma duruyorsa
bunlar gece 3te kalkip bizim icin hazirlanmissa
zor gunlerimizde yiyelim diye buzluga konulunmasi tembihlenmisse
nasil pisecegi ogretilmisse
ilk kasiktan sonra icinde birikenleri soylemek icin ne denir.
ne eline saglik ne cok sagol
hic biri kurtarmaz
zaten sen bunlari bile diyemezsin, bogazin dugumlenir
sessiz sessiz yersin, kalkinca bi kosede aglarsin.

ozledim seni anne

bi sarilsak da kemiklerim birbirine gecse

bugunlerde cocuk ve ben


cocuk hasta. evet yine. ay ben neden hasta olmuyorum ki, dipdipe gecirdigimiz 4.gun bu, aksamlari yatarken sabah belki cok halsiz kalkarim da butun gun yatakta kitap okurum diye dua ediyorum ama yok, zipciktik gibi ayaktayim hem de cumartesi pazar dinlemeden 8de. allah icin persembe gecesi cok iyi baktim, butun karsi gelmelerine butun kuvvetimle direndim, hatta biraz iyilesti de. sonraki gunler yetti be gayri modunu girmis olacam ki hiiic bana misin demedim. aramizda nane molla zaten, evet evet bizde atisiyoruz, oyle de boyle degil sanki, yeni yeni boyutlara burunmeye basliyor. e ne olacakti ki, eskiden olsa butun icinde ne varsa soylenir, sonra herkes evine gider, evde dusunulur, sakinlesilir. burada oyle degil ki, ayni evdesin, ya mutfaga gitme sansin var ya salona, biri onu seciyor biri onu, bi de sessizlesiyor muyuz ne, dur bakalim bundan sonraki donusum nasil olacak. ama suanda hem hastaligindan hem de tartismalarda benden bikmis olsa gerek halsiz oylece yatiyor, ne desem yapiyor, kuzu gibi. hem de en limonlusundan nane-limon biraz da toz adacayi karisimi bile iciyor, gik demeden.

pazar gunu, saat 3 civarinda bizim ev boyle ey ahali! a-ha birden tarihe baktim ve son bir ay icine girmis bulunuyorum, bakalim da nasil cikacam.

aklindaki taslarla sek sek oynayan ve nereden buraya geldigini cozemeyen gorkem basliyor.

-sen benim nasil arkadasimsin, guven.
-kotu gun dostunum.
-sen benim nasil arkadasimsin.
-we are best friends, man!

Saturday, January 9, 2010

ben sana küsüm

yok yok inan ki konusmayacam artik seninle. ne kadar ne giyecegime yardim etsen de, ne kadar vitrindekileri bana gostermeye calisip gonlumu almaya calissan da konusmuyorum, konusmayacam da. hic bana eskilerdeki guzel seyleri de gostermeye calisma. kustum iste bi kere, kustum hem de bu sefer cok fena. ben bi haftadir rapor yazmaya calisiyorum biliyorsun, son cuma gecesine kadar neden hala tembellik yapiyorsun ki, neden hala son ana birakiyorsun, icimi daraltiyorsun, yok ben artik senle konusmuyorum, kendi yoluma bakacam, bak gorursun seni de hic cagirmayacam.


kustum ben bana, kendime.

Thursday, January 7, 2010

benim annem bir omur

benim bu annem bi omur, adi da omur ama kendi ayri bi omur.
-anne, bende ucuk cikmis!
-iyi olmus iyi olmus.
-ya ne diyorsun sen, bende cikmaz bilmiyor musun
-stres yapmissindir, cikmistir.
-allam yarabbim
-anne, yanagimin icinde de bisey cikmis, bezelye gibi
-olur oyle bazen.
-ama boyle derinin altinda.
-biseylerden ciksin stresin.
-of anne!
-hadi kizim, sen sikma canini, stres yapma, bak neler cikiyor.

telefon kapanir, guven’e ben biliyordum boyle diyecegini deyip artik acimayan yanakla gulunur.

olmadik isler pesinde

bugunlerde yeni bi yazi yazsin diye dort gozle bekledigim bi blog var. blogu renkli mi renkli, cesitli mi cesitli, ne sadece cocuklarindan bahsediyor, ne sadece gunluk yaziyor ne fotograf ne alisveris, hepsi hepsi. Kisacasi, ben bayildim bu kadina, olmadik islerine.

bekleyecek bi seyim daha oldu

Wednesday, January 6, 2010

icimdeki ses, sen cok yasa!

icimdeki sesi kim acti, nasil acildi.... acildi hem de nasil acildi. gozum de acildi, agzimda acildi, icimdeki ses aldi basini gidiyor, parmaklarimin yetismesi mumkun degil.


galiba su cocuk yapti, sinirlendirdi beni, aslinda bu bikac gundur sinirliyim oyle bikac kisiye, ama diyemiyorum ki bisey, dememek daha iyi, takip edenler var.

ben de ogle yemegindeki cocuga giydirdim. biraz rahatladim. yok ayiplamayin beni, lafimizi esirgemeyiz evvelallah. hani bu universite siralamalari olmus ya, bogazici de bilmem kactaymis, icinde de bi suru kriter falan varmis, ben de gordum, hatta 6. mi ne. odtu de birinciymis, sanki biz cok cok ovuyormusuz gibi okulumuzu, sonunda hakettigini aldi falan gibilerinden bi laflar etti, normalde benim de dusuncem bu, ben donmek istemem hoca olarak oraya –hadi imkanin vardi da diye dusunecek olursak- ya da doktora yapmayi bi kere bile dusunmedim, master’i da orada yapmis biri olarak. bogazici’nin boyle yuksek olmasi, ne hocalarinin muthis olmasindan ne de kurumunun iyi olmasindan, tamamiyle oss’nin etkisi, lise ogrencilerinin, dershanelerin yaptigi seyler, her sene eline kitapcigi alan bogazici’nin en yuksek puanlarda oldugunu gordukce elimdeki puanin yeri burasi deyip tercih yapiyor, oyle oyle de gidiyor bu. allah askina kim var, yayin sayisina bakan, atif sayisina bakan, kac hoca var, kac prof. var diye inceleyen. ki bu bile degismeye basladi artik dereceye girenler tercih etmez oldu, haklilar da. arastirma nasil yapiliyormus, para nerelere gidiyormus diye dusununce o kadar ah vah denilecek sey var ki, butun elestirilerime ragmen benim bolumum daha bile iyi, guven’inkini hic sormayin. ama kardesim, duyduk, birebir biz de dinledik, odtu’nun de asagi kalir yani yokmus, kusura bakma.

ben gormedim, duymadim, kim bogazicinden mezun olduktan sonra ben boyleyim ben soyleyim diye dolasiyor ortalikta, kim insanlarin gozune sokuyor bunu, cunku az cok goruyorsun sen de, cesit cesit hoca var diye, takintili olani, kompleksli olani nasil lisede varsa, burada da var, odtu’de var. ben hala oralari gormek istemiyorum desem de, hele hele bu son olaydan sonra belki de hic gidemeyecegim desem de hakkini da yemeyelim simdi. cok sey ogrendik cok sey.

bugun boyle

yalniz hissetmeye devam ediyorum, icten icten. nedense ya daha buyumus olmak, evime geri donmus olmak ya da daha kucuk olup buralara gelmemis olmak istiyorum su aralar.

ucuk cikmis, bende!! hayatinda ucuk nasil olur diye bilmeyen bede. evde bi saskinlik havasi var, nasil yani, bende cikmaz ki, ne oldu, neden, neden?? diye dusunmeler. aciyor, agriyor gibi, yok oynamiyorum ama aklim hep onda. annemi aramam lazim. konusmam lazim.

yanagimin icinde, ama cidden icinde bisey var, yuvarlak, kipir kipir, onu farkettim bugun, farkedince hisseder ya insane oyleyim, dursun biraz daha.

kilolar kof cikti, bu sabah hepsinin gittigini gordum. evdeki cocuga inat yuzugumu orta parmagima takmaya basladim.

rapor yazmak, sunum yetistirmek, bu havada, bu enerjiyle ??

bi de neden hic bisey belli olmuyor, sanki herkes sozlesti, konsolosluktaki kadin, yan odadaki arkadasim, istanbuldan mail bekledigim kisi, sanki hepsi tip oynuyor, hic ses cikmiyor.

gunun en guzel olayi, posta kutum. pinky pinky pink. kart gondermis bana, iki satir karalayivermis, gorkem‘i mutlu edivermis. sagolasin pinkycim.

Monday, January 4, 2010

yeni milad


sabah gozumu actim, her yer kar. butun bi tatil kar yagsin diye bekledim, evde battaniyenin altinda kitap okuayabilmek icin. yagmadi. 10 gun sonra, saatler kuruldu, cantalar hazirlandi, ogle yemegi icin salata buzdolabina konuldu derken uyuyamamak, yarim yamalak uyumak ve kapicilarin karlari temizleme sesiyle ‘yetti be, kalkiyorum ben’ demek. cok guzel yagmis, heryer oyle guzel ki. sicak evimde degilim, sicak ofisimdeyim, kitap okumuyorum, makale okuyorum. uyayamadigim icin mi yoksa dun aksamdan kalma ‘tatil bitti, ben bisey yapmadim’ vicdanindan midir bilinmez, dusuk enerjiyle geldim okula.

yeni miladim hazir, yapabilecegim en iyi sey olan planlarima sadik kalmaya caliyorum. yeni milad, 9 subat saat onbir. yeterlilik sinavi. ve o sinava kadar yazmam gereken proposal, sunum, 2 dersin sinavi. bi suru sey var iste. biliyorum zamani gelince hepsi olmus bitmis olacak, her zaman oldugu gibi.

ve diger bisey de bu tatilde bana yarayan bu kilolardan kurtulmak, ayy sikildim artik, bi al bi ver.

buyuk ihtimal gordugum sacma sapan ruyalarin sonucu olarak da kendimi pek bi yalniz pek bi arkadassiz hissediyorum, kimse sevmiyormus gibi, guven’in yaptiklari bile icimi duzeltmiyor bazen, gecer ama gecer.

bunlarin ustune10 gun sonra semos’un yaninda olacagimi dusunmek en guzel sey tabii, belki koyunkoyuna bi gece.

Sunday, January 3, 2010

pazar guldurmecesi

pazartesi sendromunu benim gibi pazar gununden yasayanlara bi pazar guldurmecesi.

turk markette...

-salut
-salut
sap sup sop (3 kere opuluyor ya)
-ca va?
-ca va bien, et toi?
-oui, ca va
-cocuklar napiiyoo
-iyi valla napsinlar

Saturday, January 2, 2010

avatar 3d, ne diyim sana?

eger 2saat45dakkalik filmi hic ara vermeden, nece konustuklarini bilmedigimiz kisimlarda fransizca ve almanca altyazisina ingilizce eklenilmeden, odaklama sorunu da yasamissam ne diyebilirim ki. sadece suanda basim donuyor, midem bulaniyor, dislerim de agrimaya basladi aman ne guzel. ama film baslamadan onceki alice'in dunyasindaki kedi ne de guzeldi.

anne ben cingene miyim ?

Aysegul Devecioglu'nun Aglayan Dag Susan Nehir kitabi cingeneleri anlatiyor diye yazmistim bi yerlere. ne zamandir daha da detayli yazacam deyip duruyordum, firsat simdi geldi.

bu kitabi okurken iki sayfada bir 'bak onlar da boyle yapiyormus' deyip deyip duruyordum guven'e, artik guven de ben de cingene olma olasiligimi arastirir olduk.

kadinlarinin erkeklerden daha cazgir olmasi bizim ailenin tipik ozelligidir mesela. gerci bunun 3 kadina bi erkek dusmesinden de kaynaklaniyor olabilir ama akla hayale gelemeyen benzetmeleri yapmamiz bi yerlere dagildiktan sonra hala devam ediyorsa neden olmasin ki. Mesela hatirliyorum, guven'le ilk tanistigimiz zamanlarda ben 'normal olarak', yaptigim kekleri, kurabiyeleri cantama koyar, elma mandalina tasirim hic usenmeden sonra da orada burada nerede oldugumuza bakmadan yer icerdik, guven hep gariserdi, bu kadar rahat olmak da bi benzerlik olabilir mi. tabi aklima takilan en onemli sey, trakyali olmamiz, aslinda hani trakyali deyince birine, ilk soru genelden nereden geldiniz falan olur. bi yerden gelmedik ki derim. annemler gelmis, bosna-hersek, ama onun cok belli oralardan geldigi zaten' bosnak kadini, her haliyle. babam ise hicbi yerden. gecen bayram ziyaretimizde sikistiracam dedim neyin nesiymisiz diye. nasil yani hicbi yerden, hep buradaymislar iste. dedenler de babannenler de. alla alla… nasil oluyor yahu. e o zaman bizim cok zengin olmamiz gerekmiyor mu, hani soyle belki saraya dayaniyordur soyumuz falan. koyun en zenginiymisler zamaninda ama sonra calismayip sadece toprak yedikleri icin bana bile bisey kalmamis, diyor babam. alla alla…

tabi benim aklima takilan diger ufak tefek seyler var. kucuklukten beri hic bi zaman cingenelerden korkmuyor olmam, hatta saklanip saklanip beni onlar kacirdi yerine, beni onlar getirdi deyip eglenmem. yanimdan gecerlerken incelemeden edemem, illa ki bakacam, kiyafetlerine, rahat tavirlarina, eglenmelerine.

sonra biliyor musunuz, cingeneler, hani toplu halde yasayip toplu halde goc edenler, yolda cicek satanlara bakmayin lutfen, ne kadar da temiz insanlarmis aslinda, sanirim cevrelerinin dusuncelerine inat, hergun camasir yikayip evlerini temizleyen insanlarmis.

bunlarin aksine, bu tatilde donk etti, bilen biliyor hani bloggerlar arasinda, konusmamdan trakyali oldugumu anlamak imkansiz, hic bi sive, kelime degisikligi yoktur. gobek atamam, parmaklarimi bile siklatamam. sanirim babannemler de konusmuyordu yoksa hemen taklit ederdim. sonradan trakyali guvenlerin ailesinde bile var biraz, gozumden kacmadi degil. gerci yine o taraflarla bi baglantim olabilir, buralarda cogu kisi yunan miyim diye soruyor.

ve sonunda butun bi bayram benim sorularima dayanamayan semos, ‘evet abla, biz seni cingenelerden aldik’ dedi, ben de rahatladim onlar da. cingene olamasam da cingene ruhu tasimak isterdim, hem de cok.

Friday, January 1, 2010

budur, mutlu olmak!

susamli biskuviiii!! kucukken en sevdigim biskuvi, bi ara kaybolduydu hatta sonra yine cikti, ve turk isi alisverisi icin gittigimiz markette, karsimda.


nasil almam, nasil dayanirim, nasil hapur hupur yemem, nasil kucukken yaptigim gibi parmaklarima dizip fotograflar cektirtmem, bi de video hazirlarim, eti eti eti, duy sesimi, mutlu ettin beni!!


ikinci mutlulugum, yine mucizeler yaratan turk bakkaldan geliyor, yeni raki bardaklari, kutusunda orijinal, ben misafirlige artik bu bardaklarimla giderim dedim, baskasindan icemiyorum da!



ve ne guzel biseydir, verdiginin iki katini almak, semos'tan aldigimtuyolarla annemin yilbasi menusunu aynen yapmak. annecim, mutlu senelerhep birlikte, ne yapiyorsunuz, neler pisirdin, korkma korkma soyle,hahahah ben de aynisini yaptim kiiiii... bizim evde cocuklar kulotlucorapla gezer yilbaslarinda, di mi semos, hic merak etme, bozmadim kurali.

ve sevgiliye bu sarkiyi soyleyebilmek.

 
design by suckmylolly.com