Thursday, October 29, 2009

benim icin

yorgun argin lab.dan cikin,
sevgili sizi binanin onunde beklesin,
cantanizi kontrol etsin,
kendikiyle degistirsin.

yan kapi coktan kapanmistir diye
yolu uzatarak on kapidan cikin,
otobus duraklarina dogru yuruyun ama
yukardakine, bu saatte cok kalabalik olurlar, oturamazsiniz.

binin 59r'ye zar zor atin kendinizi bi koltuga,
yavas yavas otobus etilere gelsin, daha bi yavas levente,
metroya binsek binmesek derken ativerin kendinizi disari,
metroya dogru yururken, leventin isil isil carsisindan gecin,
ne yorgunluk kalsin ne bisey
ve iste o carsidan benim icin leblebi alin,
benim gibi sekeri dusuk bi insansaniz icine de bi avuc kuru uzum

sevgilinin yaninda onun mutlulugu yeter iste butun bi gece calismak icin.

haftasonu, seni bekliyorum!

sabah gozunu acmadan 'bugun gunlerden ne' diyorsam, cevabi duyunca 'cuma bile degilmis' diye uzuluyorsam kafam sunumda, gozum uykuda, bedenim diyette demektir



sundan da biseyler cikiyormus pinkycim, bi bakiversene, ben sadece yiyemedigim m&m's'leri gorebiliyorum.

Monday, October 26, 2009

anne, ben buyudum

artik takilara tokalara bakmiyorum. kiyafetlere, ayakkabilara, cantalara hele hic. ihtiyacim varsa, hos bazen olsa da almiyorum ya o da ayri. aklim fikrim baska seylerde.

ben hani kasimda geliyorum ya, hem de maasimi da aldiktan sonra geliyorum ya cok mutluyum. cunku, ilk defa hayatimda (kendi paramla diyim, babama ayip olmasin) bi kitapciya girip istedigim kadar kitap alabilecem, hangisinden canim cekerse, hangisine bakip bakip alamadiysam, okulun kutuphanesinde kesin vardir deyip de kendimi teselli ettigim ne kadar kitap varsa. kucagima toplayacam hepsini.

hadi o kadar demeyim, yine de ogrenciyiz, tedbiri elden birakmamak gerek, sonra simit+cayla yetinip bi sakizli muhallebiyi paylasmak da var isin ucunda -ki yaninda ekmek kadayifini da paylasiyorsak sorun yok- onun icin ben simdiden basliyorum siparislerime, internetten. kampanyalar geldikce, evde beni karsilasin yavrucuklarim diye.

ama, o kabalci raflarinda kaybolduktan sonra kendime o odulu de verecem, hadi al diyecem, hadi bi tane daha diyecem. fnac'ta icini ceke ceke baktigin fransizca kitaplara inat, ah surasi turkce kitap kaynayacakti hayallerinin hatrina. bi tane daha. onlar simdi buraya gelsinler de bu guzelim kitapcidan sadece dunya haritasi alip ciksinlar diyip icinden gule gule, bi poset daha alabilir miyim diye soracam kasiyerdeki bayana.

i.defix var, alisveris de etmistim, kampanyasi olunca cok guzel oluyor, hep.si.bur.ada var, o sanki daha da guzel ama bunlar disinda bilip de bana tavsiye edebileceginiz yerler varsa da ne de guzel olur yaziverseniz. kitap isimleri hakkinda az cok biseyler olustu aklimda, yildizdan kelebekler sagolsun ;)



anne, bi de kekimin gobegi kacti!

Anonymous

basima daha once gelmemisti, ben de hic soyleme geregi duymamistim. ama. sozum anonymous olarak sacma sapan yorumlar birakanlara. ister benim hayatima saygisizlik olsun ister benim deger verdiklerime saygisizlik olsun.

burada sizin fikirlerinize saygi gosterip de onlari yayinlayip bir de cevap verecegimi saniyorsaniz yaniliyorsunuz.

bosuna ugrasmayin.

burasi benim. son sozum budur.






Sunday, October 25, 2009

hem mutlu da degil miyim ki evin kadini olmaktan

bi evin nesesi kadinmis, bunu daha iyi bi anladim. hep dusunurdum zaten, bi evin huzurunun, nesesinin, mutlulugunun kaynagini.

hani herkes der ya, o eski bayramlar diye, gicik olurum iste onlara. bizim akrabamiz pek yoktur, hele simdi iyice azaldi, ama ben oyle guzel hatirlarim ki o gunleri, yeni kiyafetler, heyecanlar, yemek kokulari, temizlik kokusu. annecimmis herseyin sorumlusu, sadece bizim icinmis, evimiz icin, yoksa o da istemez mi ki, atla bi ucaga git tatile. hep bir nereden geldigi belli olmayan enerji ile doluydu. biz ne zaman bayramlari ders calismak icin kullanmaya basladik, annem de bayramlari ona ayarladi, ama yine de butun komsulari zorla dolastirir, zorla aratirdi, ne de iyi yaparmis. hic demedim, o eski bayramlar nerede diye, biliyorum cunku, benim ailemin bayramini ben yaratacam, o heyecanini. sadece bu degil ki, herseyde. mesela o boyle olmasaymisiz, biz hic olmazmisiz, mutluluk, vicdan, huzur bizim icimizin parcasi olmazmis, haksizliklari karsi cikmazmisiz, ders calismaktan mutlu olmazmisiz, yataga basimiza sukrederek koymazmisiz.

konum tabi ki bayram degil, o heyecani yaratan, yaratacak kisi. sadece bayramlarda degil, sadece cocuklar icin degil, her zaman, herseyde evin nesesi kadinmis, kadin uzulurse hersey uzulurmus, kadin guclu olmasi gerekiyormus, evi kadinin huzurla doldurmasi, heyecani kadinin canli tutmasi.

bunu ogrendim iste bu haftasonu. unutur muyum bilmem, belki de, ama unutunca ne olacak biliyorum, onun icin en iyisi unutmamaya calismak.

ve bu sarki anneme gitsin, ne zaman bu filmi seyretsem aklima gelen annemle babama gitsin.


haydi,

unsal oskay ile turkan saylan cocuklari olalim.

haydi,
okuyalim.

haydi,
dusunelim.

haydi,
yasayalim.




Friday, October 23, 2009

ustune de bunu dinlersem

kesin aglarim

huzunlu kiz

blogcum, biliyorum pek sessizlestim. sanilmasin, gelinlikten sonra pek sen sakragim, pek mutluyum. nedense bi huzun de cokuverdi ustume. dusunuverdim aniden, sanki markete gitmisim de alisveris yapiyorum gibi, gelinlik mi alinir dedim. ayakkabi falan da degil ki onu bile insan bi arkadasiyla alir. girdim, begendim, ciktim. bi guvene telefon ettim, bi arkadasima mesaj attim, bu kadar. aksama guven cok gec geldi, onu beklemekten heyecan da sondu sonecekti. maille semosa gosterdim, annem ertesi gunu gordu, telefonda da ne kadar konusulursa konustuk.

dokunmayin aglayacam modundayim. gelin psikolojisine simdiden mi giriyorum ne?!

kendi kendimize biraz daha renk katalim diye diyorum, acaba iste tam da ikinci geciste mi imzalari atsak.



Wednesday, October 21, 2009

haberin var mi?!

bugun yarim saat icinde benim oldun!!!



ben simdi icimdeki bu askla ne sarkilar soylerim, ne yemekler yaparim, ne camasirlar yikariiim!!

Tuesday, October 20, 2009

tahir ile zuhre

- gelinligi nereye koyacaz
- nereye olacak, dolaba
  bi sene sonra ikiye katlar rafa koyariz
  iki sene sonra dorde katlar hurcta saklariz
  sonra da bogcaya sikistiririz
  allam yarabbim
- yok ben arada belki giyersin diye dedim
- oluuur :D


tahir ile zuhre

Monday, October 19, 2009

ne kadar da enerjim dusuk basladim bu pazartesine, boylesini hic gormedim

Sunday, October 18, 2009

sarki dinleyeyim bari

canimi ne icin sikacam. neyse. unuttum bile.



bi sarki. eagle vs shark'in soundtrack'i.

mimin ucunu buldum

ben merakli bi kisiligimdir a dostlar. nerede bi mim gorsem aklima gelip duruyor, kim baslatiyor bunlari, blogger anket duzenlemiyor herhalde. benim cok sevdigim azra hanimcim, hatta ceyizimin ask fincanlarinin sahibi (onlar ben goremeden coktan koliye girmisler bile) bi gun kendi kendini mimliverdi. iste dedim budur!

ben de yapacam, arkadaslar arasinda, en keyiflisinden, en guzelinden bi mim. -belki daha once yapildi, bilmiyorum, ama siz beni bozmayin lutfen.

soru su, hayatinizda nerede olursaniz olun iyisiyle kotusuyle anilarinizi canlandiriveren 5 koku.



burberry london - babamin aldigi parfum, genc kizlik icin diyelim. ergenlikteki tezatliklarima bir yenisini daha eklemis tezgahtarin satis politikalarina yenik duserek. hatirladigim en belirgin anilarim ise, haftasonlari evden bakirkoy mef'e bi servisle gidip gelmem, babamin cep telefonunu almam. bi kendisi 100 ml'di kullan kullan bitmedi. duruyor herhalde. her gorusumde asosyalligimi hatirlatiyor sagolsun.

clinique happy - duty freeden almistim amerikaya giderken. yurdisina ilk kez tek basima cikisim, o da yetmezmis gibi 3 kere ucaga binisim, 23 saati ya havada ya havaalanlarinda gecirisim. bi de ustune okyanusu gecerken migrenimin tutmasi, 5 sirali koltuklarin ortasini bana vermeleri, icimdekileri disima cikarmalarim. bi ara uyuyup, gozumu acar acmaz hostese bi meyve suyu demem, hostesin kacip bi daha geri gelmemesi. mutlu gorkem var aslinda, kendine guvenli, azmin doruklarinda, ben neymisim diye sasiran. saskin ordek. 40 gun kullandim bi daha uzun sureli kullanmadim.

davidoff cool water - huzur, guvencigimle yeni arkadas olmamiz, halic'in bogaz olmadigini ogrenmem, galata kulesinin etrafinda 3 tur atip bulamamamiz, bozuk paralarla karnimizi doyurmamiz. iste ben bu kokuda asik oldum :) ilk parfum hediyem de erkek versiyonuydu zaten.

lancome magnifique - gelinlik sehrim lozan'da yasamaya baslamam, bi otel odasinda cocugu beklemek, mutlu yorgun, bazen gelse de gitsek modunda buyumus gorkem. bu da duty free'den. galiba bende aliskanlik etmis, bi yerde yasamaya gidiyorsam, bi koku aliyorum, guzel bi huymus :)

ve temiz carsaf kokusu - babanne, annecik, annenin temizlik takintilari, iyi geceler opucugu, duvarin tas puruzlerine bakip hayaller kurmak, mine'ye tesekkur, ve son olarak evinde de ayni duyguyu yasayabilmenin verdigi gurur, cocuklarinin anilarina fon olabilme umudunun mutlulugu.

simdi, sira, eger kabul ederlerse ve isterlerse Tibetin annecigi, Pinkycim, Yildiz kelebegim, Pofidik sekerim (sozum vardi, tuttum, umarim begenirsin), Kutucum ve Damlocanim (sizi pek yogun goruyorum ama kirmazsiniz beni, biliyorum ;)


backspace'i calismayan klavye ile yazi yazmayin!

bi keyifsizlik geldi ustume, yerlesmeye calisiyor. basarili olacak mi emin degilim, fark ettiysen basarili olmaz, imkani yok demiyorum. belki de oldu bile. off neyse.

persembe-cuma yuregim pirpir dolastim, heryer oyle huzursuzdu ki, okulda, koridorlarda, ofiste. daraldim daraldim durdum, fazla dikkat cekmemeye calisarak. ben bu gruba uzunca bi sureden sonra alinan ilk doktora ogrencisiydim, benim arkamdan 3 ay sonra bi alman geldi, sonra yine 6-7 ay sonra 4 kisi. bu alman cocuk, gitmis, ben birakiyorum demis, adam da tamam demis, bu kadar. herkes konusuyor, ne oldu neden oldu, bu kadar cabuk karar verilir mi, bizim hoca da hemen mi gondermis falan diye, hicbirini duymak istemedim, hele hele benim oda arkadasim okuz m.'nin lab.da calistigi yerleri daha o gitmeden degistirmesini bile gormek istemedim. bu alman'la ben de pek anlasamazdim, anlasamamakta tabi kavga gurultu degil ama hani su ben insanlara istedigim zaman istedigim gibi davranirim tavri. bi kere yaptiysa bitti, ben sana bundan sonra hep boyle davranirim tavri geliverir bana. boyleydi aramiz. beni korkutan hocanin tavri, cevremdekilere tavri, bana da sira gelecek korkusu.

cocukla cuma konustuk, neden falan diye, kimya bana gore degilmis dedi, ama baska sebepler birikmis, herseyden belli. en yalniz insandi lab'da. belki de hocanin en garip davandigi insandi bi de. avrupa projesi varmis, o yormus, hevesi kacmis, motivasyonu kalmamis, bunlar bana soyledigi sebepler. kendimi dusundum, insan dusunmez mi. onun karsilastirabilecegi bi gecmisi de yok ustelik ama benim masterdaki dort makale iki konferanstan sonra, doktorada konferanslara gidemeyecegimi bilmek ve makaleler icin hocanin pesinde kosacagimi bilmek ne kadar motivasyon birakir ki insanda di mi, yollar yanlis mi secildiler, ne yapmalilar geldi omuzlarima. bi de bu ayrilan cocugun sorumluluklari.

persembede ayrica bizim bolumun 3 bina otede duzenledigi, doktoralilarin ya sunum yapacagi ya da poster hazirlayacagi yarim gunluk bi konferans vardi. kasimda baslamis olmanin verdigi rahatlikla, bi senesi doldurmus doktoralarin hepsi ozet gondermek zorunda uyarisinda guzelce siyirip, oturup dinledik, gulduk eglendik, yedik ictik. sonunda ise odul vardi, 70 kisi arasinda 10 kisiyi japonya'ya gondermek!!! ve benim ofisimdeki cadi kiz kazandi! cok sasirdik ama pek de bi moral verdi, ozellikle de bana, seneye mutlaka sen gidiyorsun diye, galiba bu motivasyon cubugunu kacirmadan alevlendirmem gerekiyor, baska gelmeyebilir. (asik olup bana iyi davrandigi onu affedecegimi saniyorsa aldaniyor, o benim gozumde hala cadi, simarmasin diye yazayim dedim)
bi de para odullu ve sadece swiss national projelerinde calisanlarin katildigi bi konferans varmis, ona da verdi gazi, ben de aldim :)

simdi sira bunun yillik raporunu yazmakta. bolumun yeni cikarip da bizim grubun icinde benim ilk olarak girecegim candicacy exam'e calismak. bi bilen varsa soylesin, yeterlilik desem stresine dayanamamaktan korkuyorum, demesem de sanki boslayacam, azar azar.

yazinca bile icim daraldi, yoruldum, bunu yayinlayayim gerisini yazacam.

okulu, bolumu, grubu cok mu yerdim ne, son yapilan listede, 42.siradaydi dunyada -reklamlar bitti-

Friday, October 16, 2009

galiba tulleri seviyorum





birinci ve ikinciye bayildim ama tahmin ediyorum ki epey pahalidirlar.

madem oyle ucuncu olsun dedim.

Thursday, October 15, 2009

heyecani sicak tutmak lazim

artik yapilacaklar listesine "nikah detaylari" diye yazmanin zamani geldi, paralari ona gore harcamanin, gerekirse biriktirmenin.

hadi onu hallettin diyelim gorkem, bu gelinlik secimi ne olacak ben onu merak ediyorum, sen ve corap bile secerken seni bayiltan bi cocuk. sikilip da "aman bu olsun iste yapsan" bari.

valla bugunku site bakmacalardan sonra diyebilirim gibi geliyoor.

vitamin zehirlenmesi

- ah benim canim, meyve salatasi mi yapiyormus.
- yapayim da bozulmasin dedim kuzum.
- ...
- sen de bu uzumleri ayiklasana.
- bosver uzumu, cok olmus zaten.
- ayy guveen.
- tamam tamam, vitamin zehirlenmesi gecirecez ama haberin olsun.
- ?!?!?

Wednesday, October 14, 2009

hediye mi mide mi?!

"ahh be guzel midecik, yine neyi begenmedin bugun, attin beni yataklara, hala da iyi degilsin, seni neyle beslesem bilemedim artik." diye diye erkenden evin yolunu tuttum bugun.

sut alayim diye markete girdim ama almadigim sey kalmadi. kedidili de buldum, hemen kaptim sanki diyet yapan, zayiflamasi gereken ben degilmisim gibi, yine biseyler eksik kalmis ama firsat bulup onlara alana kadar belki hevesim de kacar.

lazim-lazim degil bi suru sey alinca marketten, klasik kasa sorusu 'poset alsam mi'. burada posetler parali, naylon poset de vermiyorlar, kagittan canta gibi bisey, kocaman. hadi almayayim dedim, pahali degil ama heryer poset, hic sevmiyorum. aldiklarimi orama burama koydum, elimde 2 litrelik sut bi de kellogg's. tuttum evin yolunu yavas yavas. apartmana girip -ki kapiyi bile elimdekileri tasa birakarak acabildim- posta kutusunun alt kismini kontrol ettim. bi kutu :D benim ilk etsy alisverisim, pek sevindim. sonra mektup kismini kontrol ettim, bi zarf, bu da bekledigim sey ve etsy'den :D koyuverdim aldiklarimin ustune, yuzumu gozumu gormeden giriverdim eve, ativerdim herseyi saga sola, kos bi makas, nasil aciliyor ki diye dusunmeler ve gozler guler, paketlerden cikan seyler seyredilir. mutlu mutlu 2.5 saat ogle uykusu.


kutudan cikan bu sirin kumaslar, yavas yavas hazirlaniyorum dogumgunu hediyem icin (duydun di mi). zarftan cikanlari gostermeyecem, onlar surpriz, daha benimle ucacaklar :D siz link verirsiniz artik :) ama boyle de ozenilerek paket hazirlanmaz ki boyle de mutlu edilmez ki tanimadigin bi insan, gurbette yasayanlari anlamak ancak boyle anlatilir :)

ve iyiyim simdi, isyani bastiramadim, beni yendiler ama olsun iyiyim.

Monday, October 12, 2009

yeni oyuncaklar






hani usengecligimden sikayetciydim ya, kendime claire's'in kupeliklerinden (pembe cicek) aldim, bi de aski aldim kolyelerim icin. hepsi gozume gozume girsin de kullanayim diye. bakalim ise yarayacak mi, en azindan duvar susu olarak pek guzel duruyorlar :)

vee semos'un yaptigi tablo da yerini buldu, pek guzel oldu, pek :)

ac cantana bakiiim



en eglendigim mim canta mimi aslinda, cantalar renkli olur ya, ben de her ne kadar merakla baskalarinin cantalarinin icinde ne var ne yok diye baksam da bana gelmesinden korkardim, iste boyle siradan diye, ne yazik ki cantam pek de ilgi cekici degil, pofidik sekerim :) ama fotografi cekmek pek bi eglenceliydi ;)

mavi'den cantamin icindekiler iste. eksik olanlar, kalem kutum yok, bi de cantamin karisikligina dayanamayip helak olan ipodum, baska da ne fazla ne az.

telefon, ajanda, kitap, mendil, usb, advil, cuzdan, sarj aleti... ve gun gectikce ureyiveren makalelerim, her aksam gelir giderler, haftasonu ayiklanip, siniflandirilirlar. bu haftaya bu kadarla basliyorum, bakalim nasil bitecek.

valla damlocan ve pinkycan, sizinkileri pek bi merak ediyorum, hadi size zahmet :)

Sunday, October 11, 2009

ev doldu senin sesinle

seni seviyorum.
bana nazim hikmet'in yasamaya dair siirini yuksek sesle, duygulu duygulu okudugunda.

dikkatim dagiliyor.
sen bu siiri fransizca okumaya calisinca.

mutlu mutlu bakiyorum.
gulsum nenenin asya'yi sevme diyaloglarini oynayarak okudugunda. (elif safak, baba ve pic)

kiskancim ben!

kendisine okkali bi kahve yapip cezvesini de yaninda getiren gorkem dun aksamdan icinde kalanlari aktariyor:

dun aksam misafirlerimiz vardi hani, ilk turk misafirlerimiz, bi cift. sabahtan temizligimizi yaptik, ogleden sonra yemeklerimizi. guzelce yedik, ictik, sohbet ettik. AMA.

ey misafirlerim,
hersey pek bi guzeldi, begendiginizi biliyorum, hatta catlamadan nasil kalktiniz masadan sastim kaldim. cok guzeldi kesinlikle, ben de katiliyorum ama siz bugun bizim hayatimizda yeni bi sayfa acmamiza sebep oldunuz.

borekleri guven yapti, siz sasip kalkiniz, evet bana kalsa ben tepsiye yayacaktim, icine de harc, olup bitecekti. o hic usenmedi, kesti, bicti, sardi. gorunusleri pek guzel oldu, haklisiniz. ama o onlari sararken beni kac kere cagirdi biliyor musunuz, ya da icini kim hazirladi ya da guven, o isi yaparken ben kac tane ufak detay arasinda boguluyordum, hangi koselerin tozlarini aliyordum ve usenmeden halilarin yerlerini degistiriyordum, biliyor musunuz.

evet, guven tavuk yemegini de yapti, hic usenmeyip yine tavuk filetolari ezdi, mantar harcini icine koyup sardi, kurdanlari takti, firina verdi. peki, soganlar neden boyle minik diye dusundunuz mu, ya da biberlerin hic tohumlari harcin icinde yoktu diye sordunuz mu. ya da catal bicaklarda bi su lekesi bile olmadigini farkettiniz mi, ya da kokulu mumlari kim yakti, vazodaki cicekler nasil da muntazamdi dediniz mi.

kabak tatlisini da guven yapti diye biliyorsunuz, kusura bakmayin ama onu ben firina koymasaydim, ustune ceviz kirip ufalamasaydim, boyle olmazdi.

butun aksam guven sovunu yapti dediniz durdunuz, ve beni macoluga ittiniz, ben gorkemsem bundan sonra guven bensiz bu kapidan disari cikamaz, marifetlerini boyle herkese gosteremez, boynunu da eger oturur. oyleyse boyle. evet, kiskandim.

iste bunu seviyorum!!

pazar sabahlari gunesin beni uyandirmasini

nesquikli sutumle semosa mail yazmayi

battaniye altina girip gazetelere bakmayi

ask-i memnun'un 1 ay onceki bolumunu izlerken aksamdan kalanlari tirtiklamayi

Saturday, October 10, 2009

kilo kontrollerine donus

hafta hafta kilo kontrolleri yapiyordum, pek de guzel gidiyordu. sonra aldigim kotu haberler, ne de olsa gerek yok artik kilo vermelerime demeler, duzensiz beslenmelerle benim kilom da duzensizlesmeye basladi ama gecen hafta yine dikkat edince ve spora gidince pat diye verdiklerimi yine vermis oldum. simdi durum su, 6 haftada 5000gram. zaten 8000 verecektim. haydi bakalim tekrar basliyorum kontrollere, her cuma bu sefer. haftada iki gun spor, pazartesi, persembe. yagmur soguk dinlemeden! 1.5 ay var verebilirim gibi geliyor, ilk once istanbulda cekilecegim guzel fotolar icin hazirlik olsun belki biraz daha zorlayip roma icin daha bi guzellesirim :)

haydi bakalim Yildizcim :) kilolari yazmasak da, her cuma spora gidildi mi gidilmedi mi onu yazalim bakalim, cezayi sonra dusunuruz, kitap almaca, yemek yemece falan ;)

ay-lamba-marti


yagmurlar basladi,daglar gorunmez oldu, belki de gorebilecegimiz sayili ay'lardan biriydi.



bugun oyle guzel bi lamba aldik ki, icine mum koyuyorsun, yildizlardan isik saciyor, geyikler aya dogru yol aliyor :)



izmir'de bi evim olsa, bi de guzel terasi olsa, lambamin altinda sarabimi icsem, ustumde ordugum salla yildizlarimi seyretsem



tavanimdaki marti, haydi sen artik uc bakalim, bogazdakilere bi bak da gel, kimleri opucegini biliyorsun ;)

Friday, October 9, 2009

ye onu, yeee!!

sevgili bocek,

iyi ki bugun saclarimi toplamadim,

iyi ki kutuphaneye gittim,

ve iyi ki hava pek guzeldi, DI MIII ?

sen de hemen benim saclarimin icine girdin, ben seni ofisime kadar getirdim ve masamin ustune ‘pit’ diye dusuverdin.

sen iyi oldu saniyorsun amaaaa ben senin cezani coooktan belirlediiim...

ye onu bitki, ye ye ye...

bi goz bi burun

aslinda yazinin adini "mimlendi gozlerim" koymam gerek ama benim hic bi fotoda gozlerim gorunmez ki, agzim guler, onlar kapanir. bi de gecen gun yanlis zoomlama sonucu bu fotograf cekilince hemen bunu koyayim dedim, olmus mu pofidik sekerim :)



hic de utanmam, rimelim akmis mi, gozlerim sismis mi.

sira kollarda mi?!

blogcum,

stres bana yeni bi oyun oynuyor, hani benim pink rose’larim vardi ya, arada bi kasim gozum, boynum pembelesiveriyordu, kasiniyordu. bugunlerde ise kollarim feci agriyor, omuzumdan parmak ucuna kadar. baya baya icten, kemiklerim gibi degil, bilemiyorum iste. basta bilgisayardan sandim, hani bilgisayar basinda insanlar, allah korusun, neler neler oluveriyorlar, fitiklar, goz bozukluklari falan. sonra dikkat ettim, neyi elime alsam, deli gibi sikiyorum, sanki dusurecekmisim gibi simsiki tutuyorum, elimi ceneme dayadigimda bile nasil bi hirsla dayiyorsam, yanaklarim kayiyor (bak. foto). birakmaya calistigimda da sanki dusurecekmisim gibi oluyor. dur bakalim, simdilik pek endiselenmiyorum, dikkat edecem, abanmayacam kollarima fazla, gecer ne de olsa digerleri gibi. belki pink rose’larim geri gelir.



ama en guzel yani ne biliyor musun, hadi ellerime mesaj yapsana dedigimde ellerim o eller icinde kayboluveriyor ya, iste o en guzel yani.

Wednesday, October 7, 2009

lay lay lom

pek mutluyum peeek...

ay boyle anlatilmaz ki, hepinize sarilmam gerekiyooor...

ufacik tefecik

eger haftasonunda okula gelmissem, iste basima gelme ihtimali yuksek durumlar:

-yarim saat icinde 5 kere bugun gunlerden neydi diye sorarsin.

-yemek yapmaya bile halin yoktur, ne kadar abur cubur varsa supurursun.

-bulasik makinesini doldurur ama calistirmayi unutursun.

-okuldan cikarken, bugun okulda bisey yapamadim ama eve gotureyim yaparim dersin.

-ofisten cikarken mont yerine lab onlugunu giyip ustune de cantayi takip butun koridoru gecersin.

-eve gittigin gibi ise bilgisayardan canli yayin izlemeye baslarsin, ne varsa.

-fransizca odevini metro yaparsin.

-ara ara basin doner, kollarina sinirsel agrilar girer, uzulursun.

-yapman gerekenler icin paniksindir ama yapamazsin.

bunlar ve benzeri seyler haftaici veya haftasonunda yapilacak guzel bi tatili kadar devam eder.

-hadi mutlu oldugunu itiraf et.
-ettim gitti.

Tuesday, October 6, 2009

pürel, alkol, normal sabun ve protex

bu tarihi bi yere kaydedelim, aslinda gec bile kaldik. en cok eglenceyle kutlanilacak bisey.

semosum cap yapmaya basladi, internette sayfasina girdim ve bu yaziyi gordum,

MOLECULAR BIOLOGY & GENETICS/CHEMISTRY

gozlerim dolu dolu oldu. sinutizten her kis burnunu ceke ceke dolasan, tirnak etlerini kemirip parmagindan buyuk yara yapan, doktorlara tehdit ettirdigimiz, usengecliginden yemek bile yemeyen, banyoda bile benim pesimden ayrilmayan, kapinin arkasindan da olsa bicir bicir konusan, ablasina ozentiligi icine islemis bi kiz. saf sevgi boyle olsa gerek. bi de boyle. bi de boyle.


fotograf, semranin bi deneyinin datalari bildigim kadariyla, bakteriler falan, pis bisey :)

simdi de pek farkli degil aslinda, bronsit olmayi basarip sarim sarim dolasiyormus evde, ah semra vah semra diyorum ve biran once iyiles lutfen!!

3 film

sleuth

filmde bikac kisi oynuyor ama hic sikilmiyorsun, film de cok uzun degil. seni hep mesgul eden sorular oluyor aklinda, mesela oyun mu oynuyor gercek mi, yapti mi yapmadi mi diye. ben pek begenmistim. sonrasinda konusmaya belki pek bisey birakmiyor ama kansiz, gerilimsiz, soru isaretleriyle dolu bi film seyretmek isteyenler hoslanir gibi geliyor.
ben, izleyin derim.

wicker man
baktim listemde hangisi daha guzel diye karar vermeye calisiyorum kotulerden bi tane seceyim dedim ne de olsa iyisiyle kotusuyle yazacam buraya, di mi.
bu film icin diyecegim pek bisey yok, sadece bikac uyari. mesela, aa nicolas cage oynuyormus, belki guzeldir falan filan diye hic sans vermeyin. biz izledik ve film bittikten sonra sanki hic izlememis gibi davranmayi tercih ettik.
ben, gordugunuz gibi kacin diyorum.

blood and chocolate
her defasinda hangisiydi bu diye dusunuyorum, adi bana hep biraz daha renkli-romantik biseyleri dusundurtuyor nedense.
twilight'tan sonra vampirleri, kurtlari, kuslari hayatina alabilen bi insan olarak, guzelce izledim. icinde kurt dunyasindan bir kiz ile insan bir oglancigin aski da var. eger bu tarz filmleri begeniyorsaniz bence izlemeye deger.
ben, almayin ama bulursaniz da kacirmayin diyorum.

bi kotu bi iyi haber

arada derede bahsetsem de yine soyleyeyim. arabamizi kiralar, kimsecikler de yokken, pembe ayakkabilarim, pembe balonlarimla cenevre'de imzalarimizi atariz diyorduk. baya da hazirlanmistik -bence.

kotu haber
bundan ne kadar zaman once bilemedim, konsoloslugu aramistik, bi adam cikmis, derdimizi anlatmistik. pek bi sicak davranmis, "ooo gelin tabi, istediginiz zaman" demisti, biz deli gibi sevinip belgeleri bi gunde hallederiz diye planlar kurmustuk. gecen hafta bi daha aradik, belgeleri goturecez diye ama daha belgenin b'si agzimizdan cikmadan, baska bi kadin "isvicre'de yapilmiyor, isvicre izin vermiyor" demez mi. ilk soku atlattiktan sonra, ne kadar sasirdigimi, ne kadar uzuldugumu siz tahmin edin artik.

simdi pek bi rahat yazabiliyorum ama 3 gun surdu etkisi heryerde, tek arada bir soylendigim kisi, o ne idugu belirsiz kapici kilikli adam, onu da size havale ediyorum.

iyi haber

bugun bize komsu bi ulke icin hazirliklara basladik. neresi oldugunu demiyecem bu sefer ama istanbul donusu olacagi kesin, hatta araya uzun yilbasi tatili de girince ocakta olacak herhalde. daha ciddi bi cevap alir almaz soylerim. bunca plan degisikligi arasinda, tek sevindigim sey ise istanbul'da pembe ayakkabi daha rahat bulabilecegim :)

Monday, October 5, 2009

sunum sonrasi gorkem

sevgili blogum,

icim nasil gitti seninle azcik cene calmak icin ama biliyorsun butun haftasonu okuldaydim, hele ki cumartesi gezmedigimiz, yapmadigimiz sey kalmadi.

hani pacozum dedim ya, hemen dolaplardan kokulu sabunlar, dus jelleri, oje falan ne varsa cikardim disari, elbise bile giydim, cizme giydim. ohhh bee dedim. sanki birileri de benimle birlikte demis cunku soyle bi diyalog geciverdi.

-okudun mu yazimi.
-okudum.
-ne yazmisim.
-bugun neleri yaptiysan yapmiyorum diye yazmisin.


ve ben uc gundur boyleyim iste. moringa kremi, vanilya parfumumu cantama attim, pembe rujumu da cebime :) bakmayim cok yorgun olduguma yine de azar azar isliyorum.

icim pek bi mutlu, kipir kipir :) cumartesi gunu fotograf makinesi aldik, iki sene once bi fotograf makinesi almistik, gozumuzu karartip -benimki her zaman karadir, anneme cekmisim- iste temmuzda istanbul'dayken dusmustu. panasonic markasi, bilemedim simdi tam adini ama 12x zoomluydu, pek anlamayiz ama markasina para vermektense uygun biseyler olsun dedik, bi de lensine vurulmustuk, leica lens. bi de gozumun ayirt edemeyecegi piksellerden banane. cok mutluyum cooook, iste onun bi ust versiyonunu aldik, ne bicim cekiyor bi gorsen, biraz ayarlariyla oynamak gerek, fazla kaliteli cekiyor sanki, karti hemen bitirecek. neyse, coook mutluyum ya ondan cenem dustu.

bi de ustune ikea'ya gittik, amacimiz sehpa almakti ama onun disinda hersey aldik, sanirim hepsini de ben sepete attim. cok guzel bi yer lambamiz oldu. bi de vitrin aldim, ama vitrin dediysem hani raflar var ya, ben genelde kitaplik icin kullanildigini gormustum, iste onu vitrin yapacam ve evde ne sus esyasi varsa oraya yigicam, bi civiler cakilirsin hemen fotografini cekerim.

sonra da okuldaydik 9a kadar, pazarda hep okuldaydik.

cocugum okulda hala, onun toplantisi var yarin. ahh pinkycim, yine cok tesekkur ederim, sen olmazsan ben o keki basaramazdim, bugun okula bi kutu goturemeyecektim, cocugumu ona emanet edemeyecektim. sana pembe bi kek kalibi alacam, sozum olsun :)

Saturday, October 3, 2009

pacoz

pacoz olmusum gene haberim yok, zaten cogunlukta pacozum galiba bunu anladim. hele dun. beni ne zara'ya ne kookai'ye almasalardi yeriydi, hic de sasirmazdim. yollarda oyle kotu oldum ki aglayacaktim az kaldi.

e be pacoz!
oje surmezsin, nasil olsa butun gun illa ki biri akip gidecek mantigiyla. sur iste bi daha sur, evdekiler bitsin artik yenileri alma firstin olsun.

ne far ne kalem kullanirsin, usengeclikten, bi rimel vardi, o da bitti, almaya useniyorsun.

rujlarini surmek de zor geldi, birer birer birakiverdin evde, nivea cherry kaldi bi tek, montunun cebinde, montuna giyersen surersin onu da.

canta eastpak, en kocamanindan, ici dolmus tasiyor, iki buklum tasirsin.

ne kupe, ne kolye. hic bisey de takmazsin usengecliginden.

ayakkabilar desen, yaz kis spor ayakkabi giyersin, hala babet giyen dunya kadar insan var, hadi usumekten korkuyorsun, usenme al renkli coraplardan oyle giy, yok. e o zaman cizmelerini usenme giy, o hic olmaz, en iyisi giy cik. nereye kadar. zaten okulda giyeceksin, sonra ya bisey dokulurse, cok uzulursun di mi, uzul uzul de nereye, dolapta ustelerine alisveris posetleri yigila yigila gorunmez oldular artik zaten.

kombin yapmaya usenirsin, biseye taktin mi tam takarsin.

kusura bakma ama pacozun onden gidenisin.

yok yok, valla kullanacam artik, butun dus jellerimi, body butterlarimi, taytlarimi, uzun gomleklerimi, cizmelerimi, en kisa zamanda da, mesela gelecek haftasonu da alisverise cikacam, ne kadar uzun zaman oldu cikmayali -gerci misafir gelecekti, ama du bakalim-


imza
pacozluga bi son vermeye kararli gorkem

turkce-english-francais

bu klavyeler oldurecek beni, bunlar sayesinde bir yazi yerine eminim ki 3 yazilik tus kullaniyorumdur. fransizca da y ve z'nin yarleri farkli, turkce klavye zaten hersey bambaska, simdi de ingilizce klavyede yazarken i yerine habire tirnak isaretine basiyorum. bi de ingilizce olanin backspace'i de bozuksa ve space bozulmaya yuz tutmussa vay haline

-o da benim minik kusum-

Thursday, October 1, 2009

tarla, bag, bahce


facebook'um olmayabilir ama farmville'im yok demek degil ki :)

buna da alyans denir

bugunlerde firsat buldukca yeni bloglara bakiyim diyorum, girdigim bloglarin cogunda da ya bi evlilik hazirliklari ya da askerlik anilari gibi anilarini anlatmaca, ne yalan diyim bazilari iyi de oluyor ama bu yuzuk telasesi nedir, ben onu anlayamadim.

hele alyanslardaki telas, bildigin alyans iste, sade olur, siradan olur, belki herkeste ayni olur, hatta babanneninkine benzer, cunku bu alyanstir, kaybedersin, denize dusurursun, yanlislikla cope atarsin, kaybolur gider aynisini alirsin. alyansin yanina kac tas takarsan takarsin. ben onu da takmam, kimse taktiramaz da.

hadi sen modaya uydun, herkeste var islemeliler, iki renkliler falan, ama yazik degil mi o adamlara, sirf sen istiyorsun diye en siradisi, en gorulmemis yuzugu takiyor. koca koca parmaklar, sekil sekil yuzukler. benimki bu iste, daha da incesini isteyecektim ama annem kizdi, alamadim. bu arada bunlar da kolay bulunmuyor, degisik model sevdasindan dolayi.

iste bu sohbet beni geriyor

istemiyorum, saclarimi kestirdim diye kimsenin guzel olmus, degisik olmus demesini istemiyorum, hele hele arkadasligina guvenmedigim insanlarin konusmasini hic istemiyorum. ben begendim, ben memnunum. olay bu kadar. ayrica baskalarinin sozlerine bakip da kendime guvenimi saglasaydim, ohooooo. kusura bakma ama seni teselli edemem, koku bende uzar nasil olsa diye. bi gormezden gel, bi konusma. zorunda degilsin ki. cok mu zor ki.

evet, biraz yabaniyim.

biletler hazir

dun biletlerimizi aldik, geliyoruz. bayramda oradayiz, bu sefer bir hafta, az ama oz olsun dedik.

bayrami iyi degerlendirin lutfen, butun akrabalarinizi, ailenizi ziyaret edin cunku sonrasinda birlikteyiz.

new moon izlenecek!

 
design by suckmylolly.com