Wednesday, September 30, 2009

dogum gunu hediyesine hazirlik

pazartesi gunu hani okuldan kactim ya, sonra da filmleri yazdim, aslinda cenem epey dusmustu, butun aklimda olanlari dokturecektim ama sonra sesim cikmadi neden acaba? cunku gorkem'in aklina alisveris dustu, hem de en eglencelisinden.

dogum gunu hediyelerimin birini ev icinde ilan ettim, digerlerini beklemeden burada da soyleyeyim. dikis makinesi. oyle super bisey olmasina gerek de yok, belki turkiye'ye bile getiremeyebiliriz, sadece duz dikis yapsin yeter. doktorayi birakmadim, kimyayi hele hic ama hayallerimin gerceklesme zamani geldi. evi iki-uc gun butun kumaslarla kaplamanin, cocugun bana yardim etmesinin, benim o makinenin ayagina basmamin, rengarenk battaniyeler, tablolar, yastik kiliflari yapmamin zamani geldi. patchwork! kimse ugrasilir mi demesin, benim daha kucucukken butun bi yaz elimde minik minik dikerek yatak ortusu yapmisligim var, tek kisilik ama olsun, gozum gibi bakarim ona. kesinlikle bi makineyi hak ediyorum.


bunlar da ikea'dan aldigim kumaslardan bazilari, hediyeme hazirlik, daha var, hem de daha guzelleri ama sayfasinda bunlari bulabildim. artik yapinca gosteririm :) cogu da kus'lu :) gozum buradaki kumaslarda, ispatlayim kendimi catir catir bunlardan da alacagim. bana dogum gunu hediyesi olarak bi top kumas alani ne kadar cok severim bilemezsiniz!

"Hep Behlül'ün yüzünden yani."

Yılmaz ÖZDİL'in dunku yazisi, arsivime atmasam catlardim.

Öpüşmeyin kardeşim... Aile var!

Öpüşmeyin kardeşim... Aile var!“Dinci” parti tarafından yönetilen ülkede, “sosyete”nin tanınmış siması ve “dinci partinin belediye başkan adayı” olan işkadını, “hâkim albay”a rüşvet verip, hava kuvvetleri arazisini araklamaya çalışmak iddiasıyla gözaltına alındı...

Ki, bazı gazetelerde “savcı” olduğu yazılan bu “hâkim albay”, silahlı kuvvetlerde görevli “beş memur” ve silahlı kuvvetlerde görevli olmayan “üç orospu”yla birlikte, “sanatçı” ve “futbolcu”lara “rüşvet”le “sahte” çürük raporu vermekten içeri alınmıştı... Gözaltına alınan “dinci parti belediye başkan adayı”nın, “dinci parti ilçe başkan yardımcısı”yla “ak”çeli işler konuşan oğlu da, telekulağa enselendi.

*

“Dinci” parti tarafından yönetilen ülkenin, “laikçi” partiye mensup ve aynı zamanda “avukat” olan “milletvekili”nin kardeşi ise, “cami yaptıran hayırsever” olarak tanınan “uyuşturucu baronu”nun sağ kolu olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı... Ki, Emniyet Genel Müdürü'nün sağ kolu olan “Emniyet Genel Müdür Yardımcısı” da, bu baronla kanka olduğu iddiasıyla tutuklandı... Emniyet Genel Müdür Yardımcısı'nın oğluyla kendi kızına ortak şirket kurduran bu baronun, ispiyonlanıp içeri atılana kadar, öbür baronları ispiyonlamak için Emniyet'in “muhbiri” olarak kullanıldığı ortaya çıktı... Son bir haftada “Polis Okulu Müdür Vekili”nin öğrencilerle “eşcinsel” ilişkiye girmesi ve eşcinsel “emniyet amiri”nin porno siidisinin çıkmasıyla art arda sarsılan Emniyet'in uyuşturucu “bilirkişisi” de, aslında bu baronun imalatçısı olduğu iddiasıyla içerde.

*

Ana, oğul.
Abi, kardeş.
Baba, oğul.
Baba, kız.
Müdür, öğrenci.
Asker, polis, hâkim, siyasetçi.
Sanatçı, futbolcu, bilirkişi.
Cami.

*

Ve, o ülkenin Aileden Sorumlu Bakanı diyor ki: “Dizilerde öpüşme sahneleri var, aile yapımızla bağdaşmıyor, kamu vicdanında sıkıntı yaratıyor, şifre konmalı bunlara...”

*

Hep Behlül'ün yüzünden yani.

*

Ha bire öpüyor Bihter'i.
Bozdu milleti.

Monday, September 28, 2009

3 film

hayatimdaki ilk kopuksuz kahve esliginde film yazilari basliyor. kutlu olsun.

tasinmamizin ilk zamanlarinda, gayet duzenliydik evde, hani 5-6 senedir evimiz olsa soyle yapardik boyle yapardik fikirlerini yapma cabalarimiz vardi. bunlardan bi tanesi de izledigimiz filmleri yazmakti. tipki gittigimiz tiyatrolari yazdigimiz gibi, eski okul defterlerine degil, biletleri zimbalayarak ya da oyun hakkinda bikac satir yazarak degil, sadece isimler. biraz yaptik, sonra arada kaynadi gitti. bunun sorum(lus)(suz)u da benmisim gibi davraniliyor, bence ikimizde var biraz tembellik. neyse, ben de buraya yazacam, resimleriyle birliktei cok guzel olacak ve alnimdaki kara lekeden kurtulmus olacam. basliyorum, ucer ucer, hatirladigim kadariyla.

factory girl. biyografi, edie sedgwick. 1960'lar. zengin bi ailenin kizi. new york'a gider, meshur olma pesindedir, yeteneklidir de, guzeldir de. sans degildir, cok unlu bi yonetmen tanismasi, turk filmlerinden ayrildigi nokta da bu bence. sonra hizli yukselisi, filmler, populer olmasi ve sonra dususu. sebep, cok sevdigi, hakkinda hicbi elestiriyi kabul etmedigi yonetmenin hirsi. yonetm her ne kadar deger veriyor gibi gorunse de sonunda anliyoruz ki, sadece kendini dusunen, bencil, belki de o yollarin gerekliliklerini yerine getiren biri. kizin uyusturucu bagimliligindan kurtulmaya calismasi.
sonunu soylemeyecem ve ailesiyle ilgili olan ilginc ayrintilari da.
sonuc olarak, ben bu kadini ilk kez duydugum icin, ilgiyle izledim ama yorumlara baktigimda gercek hayatta 'edie'nin boyle olmadigini, senaryonun kotu oldugunu savunan insanlar var.
ben 'eh' diyorum, karari size birakiyorum.

kirpi mazhar alanson ve guven kirac'in oynadigi eglenceli bi film. sulhi dolek'in eseinden uyarlanmis, internet sitesinde puani yuksek degil ama ben eglenerek izlemistim, super esprileri olan bi film de degildi ama guzel zaman gecirdigimi hatirliyorum, semos buradayken ve biz batak oynarken izledigim icin de olabilir. koskoca iki adamin telefon faturasi sirasinda olan inatlasmadan cikan intikamlar serisi.
ben, izleyin derim.

the game 97 yapimiymis, ben yakin zamanda izledim, michael douglas ve sean penn oynuyor. hersey sean penn'in michael douglas'a 'hayatinin firsati' diye verdigi dogumgunu hediyesiyle basliyor ve oyle de bitiyor. nasil anlatayim bilemedim. bence buldugunuz gibi izleyin, kalabalik izleyin, iddalasin, oyun mu degil mi diye, guzel oluyor.
ben, kesin izleyin derim.

cocuk, aksam temizledigin ocagi batirdim, ben yapmasam sen yapacaktin, sira bende, temizleyecem en kisa zamanda.

haftasonu tembellikleri

cuma hic gecmesin dedik, gecmemesi icin neler yapilir dusunduk durduk. sonra baktik ki gecivermis, uzulduk.

cumartesi, daha karisikti, bi film. market alisverisi yapildi ama istenilen magazalar gezilmedi, randevulu olmasina ragmen. ve ben hep boyleydim, boyle dolandim durdum.

saclar kesildi. evet, edilgen. evet, birden fazla el tarafindan. ama boyle de guzelim. kendimle barisigim.


pazar, kurbaga goz, yorgunluk. biz yokuz ama aileler pek mutluymus, sen sen konusuluyormus, ben ovuluyormusum, babanneme benzetildigimde gozlerim dolar benim bilmiyor musun. temizlik, birikmis tornavida isleriyle gun de bitermis. bi film daha.

merak etmeyin, simdi boyleyim. olma da gorelim seni, battaniyenin altinda, okuldan kacmis olmanin verdigi keyif daha nasil anlatabilirsin ki.

pazartesi oturmacalari

bu sabah keyif yapiyorum, mis gibi temiz evimde, oyle guzel sabah gunesi vuran salonda.
leylek bardagimda havuc-portakal suyu ile birlikte.
ama battaniyenin altinda, bu guzel pazartesi sabahindan ev de nasibini alsin diye acilmis balkon kapilari yuzunden.
karsimda fransiz kanali, televizyon alisverisi. az biraz anlamacalar.
bi pantalon varmis, biseyler sikiyorsun, giyiyorsun giyiyorsun, arada bi yine o spreyden sikiyorsun, sonra mezura ve incelmis bi bacak. sadece 79.oo euro. -nutella reklami bakmak istemiyorum-

flas flas flas, bi reklam diyor ki, grip semptomlari varsa eger evden arayin, birlikte durduralim falan, vay vay vay, gerci H1N1'in adi gecmiyor. aslinda anlayamiyorum, ne kadar ciddiye aliyorlar bu durumu. 5 ay once butun okulda 3 kisi kizamik oldu diye, aninda asi kampanyasi baslatan, herkesi olmasi icin ya da oldugunu kanitlamasi icin maillerle canini okuyan bi okul, neden daha ayrintili, daha ciddi biseyler yapmiyor.

bu arada, gecen hafta herkes hastaymis, hasta derken bogazlar kotuymus, bi ben iyiydim, ama bugun mahsuscuktan benim de biseylerim var :) latincesi neydi ki??

keske seda sayan olsaydi, onun kanalini actigim gibi hipnoz etseydi beni, iyi mi olurdu bilemedim, bunlari yazamayabilirdim. zaten ogleden sonraya tasindi di mi, daha ciddi konulari tartisiyor, gobek atmiyor bildigim kadariyla. hipnoz etkisi eskisi kadar olmayabilir. ve unutmadan, en buyuk hayali anayy haber sunmakmis. herkes en buyuk hayalini degistirsin lutfen, kavram karmasasi yasamayalim.

dinleyin, guzel bi pazartesi vaad ediyorum :)

Wednesday, September 23, 2009

Ca'niimmm

Ca’niimmm Tibet’im,





Artik cok iyi tanir olduk birbirimizi, onun icin ben sana herseyi en bastan anlatmayacam, kaldigimiz yerden devam edeyim. Bu arada, hani olur da sana yazdiklarimi sirayla okumak istersen, bu ucuncu. Bayram icin gonderdigim kart(lar) ne zaman gelir bilemem ama seninle gecirdigimiz ilk bayramdi bu, onun icin iyi sakla oldu mu benim can’niimmm.

Sen buyuyorsun, iki yasindasin, annane ile geciriyorsun zamaninin cogunu, ben 26 yasindayim ve hala okula gidiyorum. Konusmaya basladin, herkesi sasirtmaya basladin, ben ise fransizcayi hala sokemedim. Hem de sen beklenmedik cumleler bile kurmaya basladin, oyle de guzel telefonda konusuyorsun ki dillere destan. Arada biz de senin videolarini izleyip yanaklarindan sikiyoruz. Babani “adam, uyan!” Diye kaldiriyorsun, “sefiom” diyorsun bi de cokca. Umarim hic dilinden eksik olmaz.

On gun once sen beni mutluluktan aglattin, aklimda sarki oldun. Sanki dudaklarimi kulaklarima yapistirdin, oyle gezdim. Kimseye soyleyemedim. Ilk kez biseyimi saklamak istedim. Ama hem sen hem ben hem annen, istedigimiz zaman acalim, seyredelim. Dunyanin en buyuk guzelligini gosterelim. Mutluluktan ucalim.

Ben de seni sefiom.

video

ufak bi yardim - acidan yanmis sag el



blogcanlarim, size bi sorum olacak ama once konuyu ayrintilarla anlatayim. elimizde bi kadin var, aksam eve gelmis yemek yok, bi menemen yapacak, soganlar, biberler, domatesler hazır. ne olur ne olmaz diye bi biber tadiyor ki, iyi ki tadiyor. pek bi aci. haydi diyor, su pembe dudakli olandan bi zarar gelmez bize, hem de cocuk da azicik aci yesin, nihahaha diyerek menemeni hazirliyor. afiyetle yaniliyor, ultra hizla dememe gerek yok sanirim.

ama sonra bu kadinin, eli yanmaya basliyor, oyle boyle degil, sanki alev aldi, sisiyor da, azcik kizardigini da varsayiyor, kacinci derece yanik oldu acaba diye endiselenmeye basliyor. sizden yardim istedigim konu ise, eger eliniz biberden yanmissa ne yaparsiniz.

a- seker dokerim
b- un dokerim
c- bal dokerim
e- hepsini yaparim
f- elimi balik gibi buz dolu posetin icine sokarim, paket lastigi ile de baglarim

ben cevabimi daha sonra verecegim.

bu kadin elinin acisindan erkencikten uyuyuvermis olsa da yine bu sorunun cevabini cok merak etmekte.

bu haftalik kilo kontrol zamanini atliyorum yaramazliklardan dolayi. carsambaniz mutlu kutlu olsun, bayramdan sonra ki ilk is gunu, ne de cok anlatacak sey vardir is arkadaslariniza, keyfini cikarin ;)

Tuesday, September 22, 2009

cocuk hasta

cocuk hasta. uc gundur dipdibeyiz ama bana bisey olmadi. dalga gecip duruyoruz. domuz gribi korktu kacti, ben ona basedemeyecegi bi virus verecem diye sanirsam.

cocuk cok kotu degil ama butun haftasonu interneti talan ettik, 10 belirtiden 2si falan. bogazlar pek bi fena, cenemiz yirtilacak, ne fark var diye ararken. ben isin hep girgirindayim, hep gulusup duruyorum ama elma caylarini, nane limonlari, corbalari, ilaclari da dayiyorum onune. cok mizmizlaninca da doktora gidecez diye korkutuyorum, iyi oluveriyor hemen. ama bugun okulda gordum, herkes de bi bogaz derdi, benim yok cok sukur, basim agridi bugun biraz. o da disardaki gurultulerden sanirim, pek bi sersemdim, ilac ictim olmadi, sessizlik ve temiz hava istiyorum o kadar.

tesaduf bu ya, bize de bayramdi, pazartesi de tatildi. jeûne fédéral diye bisey, ne oldugunu bilmiyorum, anlamak zor kantonlari, hem ne gerek var. aslinda hep okula gelir calisiriz diyorduk ama karsilikli tembellik yaptik. ben etamin yaptim, cocuk yatti, ruhat mengi’yi izledi.

pek iyi geldi bize bu bayram, bi de annemlere istedigim zaman ulassam ne guzel olacak.

Friday, September 18, 2009

simdi dondum iste

ah blogcum, oyle yorgunum ki, sanki gunler hafta oldu, haftalar ay oldu. cok sukur ki boyle hissediyorum, yoksa gelecek cumaya raporu nasil yetistiririm. bu kilo verme isleri de pek bi enerji veriyor blogcum, pek keyfim yerinde oluyor, anlatamam.

biliyor musun, ben ne kadar cok isim olursa o kadar cok verimli olan biriyim. iste onun icindi, hem spora gidip hem binicilige gidip hem de almam gerekenden fazla kredi almam, iste onun icindi ogrenci asistanligi yapip ozel ders verip haftasonlari bile yeni biseyler bulmak pesinden kosmam. hic sikayet etmem, daha cok gulumserim.

yeni bi arkadasim oldu demis miydim, birlikte spora gittik, az biraz bana benziyor, aman zaten sadece gulumsesin, oyle kafasina esince iyi, kafasina esince kotu olmasin, yoksa bana herkes iyi. hic gelemem oyle, keyfini kaciran seyleri herkese gosteren, gostermeye calisan insanlara, hele hele sikayetleri, isyanlari. bu kiz tam benlik iste, en azindan simdilik, ama sanki cok sey beklememeyi ogrenmisim gibi, pek de dusunmuyorum. ilk kez gidiyormus aerobik dansa, ben bogazicinde, 7 senenin 9-10 donem gitmisimdir, 3-4 donem de yoga. burada ise gecen donem gitmistim ama farkliydi. ama dunku tipkisinin aynisi. step, step touch, bir, iki, uc, farkli hareketleri ayri ayri gosterip birlestirmek, sonunda kopya vermeden bize yaptirtmasi, yer hareketleri, esnemeler.sarkilar bile sanki ayniydi. gozlerim doldu, dolu dolu oldum, ilk kez gidisim aklima geldi, sagliktan dolayiydi, normalde hazirliklari almiyordu, beni almisti, ne de guzeldi. sarisin, mavi gozlu, vucudu zaten apayri. sonra dusundum de okulda baska hicbisey yok boyle ozlemle hatirladigim, demek ki dedim, beni istisnasiz mutlu eden tek yermis.

bugunlerde buyuyorum galiba, yeni bi bakis geliyor yavas yavas, gelmesi de gerekiyor. doktoraya basladim cumlesi kaliyor, ben doktora yapiyorum geliyor, birilerine ogretmek amacli, evime donmek ve hevesle isimi yapmak, biz de yapabiliriz,i gostermek icin. pek mutluyum blog. bunlarla mutluyum.

guven hala okulda, isleri var, ben de icimdekileri yazayim dedim, simdi de ask-i memnu'nun internete konulmus son videosunu izleyecem hem de etamin yapacam. pek heyecanliyim, ilk kez sahura kalkacaz, guven ve ben, ilk ramazan, ilk sahur, ilk bayram. diger bi heyecanim da acaba yarin oruc isini basarabilecek miyim.

Dogumgunun kutlu olsun Kutuuuu!!

Wednesday, September 16, 2009

Yilmaz Ozdil'den

Musa


15 yaşında...

Çok başarılı öğrenciydi Musa.

Öğretmen olmak istiyordu.

Sabah okuluna gidiyor...

Sonra çobanlık yapıyordu.

Babası garibandı çünkü.

* * *

Tam bir sene önce, gene böyle bir sabah... Çıktı tek göz oda, ağıldan bozma evinden kör karanlıkta, yürüye yürüye, 2 kilometre, sırtında çantası, şehirlerarası asfalta geldi... İzmir Aliağa’ya bağlı Kapıkaya Köyü’nde yaşıyordu, köyde okul yok, okul Yenişakran’da... Türkiye’nin en batı ucunda, bütün yatırımlar oraya yapılıyor denilen coğrafyada, Türkiye’nin en doğusundaki yaşıtlarıyla aynı kaderi paylaşıyordu; taşımalı eğitim... Servis bekliyordu.

* * *

Yakaladı yakaladı...

Kaçırdığında okuluna gitmesi imkânsız.

O nedenle, gün doğmadan kalkıyor, en az 2 saat yolu hesap ederek, saat 6 civarında asfaltta oluyordu.

Asfalt rampa.

* * *

Göründü yarım saat sonra servis minibüsü... Manisa’nın Karaahmetli Köyü’nden başlıyor, çocukları toplaya toplaya, en son Musa’yı alıyor, Yenişakran’a varıyordu. İçerde, biri şoför, biri engelli çocuğuna refakat eden anne, toplam 27 çocuk... Musa 30’uncu.

* * *

Durdu önünde her sabahki gibi, bindi Musa, hareket ettiler. Ama bir acayiplik vardı... Şoför döndü Musa’ya öfkeyle, “Bak seni almak için durduk, fren patladı, niye rampada duruyorsun, 100 metre yürüyüp düzlükte dursana!” diye bağırdı... Yer kalmadığı için ayakta dikilen Musa, büktü boynunu, ne desin, zaten bütün çocuklar ona suçlu gibi bakarken ne diyebilirdi ki? Bir ara göz göze geldi en sevdiği sınıf arkadaşı Hidayet’le... Hidayet gülümsedi, çaktırmadan şöyle bir salladı elini havada “Boşver” manasında, “boşver, üzülme...”

* * *

Dandik asfaltta haldır haldır gitmeye başladılar, 1 kilometre, 2 kilometre, 3 kilometre... Yenişakran’a 4 kilometre kala, olanlar oldu, trafolar bölgesinde dik yokuşun sonundaki sert viraja daldı minibüs, “Fren boşaldı” diye bağırdı şoför, savruldular, korkuluk morkuluk yok tabii, uçtular Tütünlü Deresi’ne... Önce çığlıklar, 3 takla, 5 takla, darmadağın oldu, zaten darmadağın haldeki minibüs, sonra trajik sessizlik.

* * *

İsmail oracıkta öldü. 9 yaşındaydı. Recep öldü, Murat öldü. 15’indeydiler. Ve, gülümseyerek kan kardeşine moral vermeye gayret eden Hidayet... Ambulanslar geldiğinde nefes alıp veriyordu hâlâ... Hastane, doktor, ameliyat, olmadı... Hidayet de gitti.

Ya Musa?

Kafası yarılmıştı, sağ el bileği ezik...

Hatta, o feci kazanın haberini yapan gazeteler, Musa’nın bandajlı fotoğrafını koymuşlardı, “Açılan kapıdan fırladı, kurtuldu” diye.

* * *

Kurtulmuştu hakikaten Musa... Sağ çıkmıştı o tabut minibüsten... Ama kâbuslardan kurtulamadı... Hidayet her gece rüyasına giriyor, gene gülümseyerek “Boşver, üzülme” diyor ama, şoförün “Bak seni almak için durduk!” diye bağırması kulaklarından gitmiyordu, çın çın... Bıraktı okulu. Gitmedi bi daha.

* * *

Ve, bir sene sonra...

* * *

Bilirkişi, en fazla 12 yaşında olması gereken servis minibüsünün, daha eski, 15 yaşında olduğunu, frenlerin kazadan çok önce patlak olduğunu tespit etti; balatalar erimişti. Aslında servis minibüsü bile değildi, öyle olsaydı, “S” plaka taşımalıydı, taşımıyordu. Buna rağmen, hiç kimse şikâyetçi olmadı... Savcı hariç... Kamu adına dava açtı, bilirkişi raporunu koydu hâkimin önüne, hâkim de, hiç tereddüt etmeden 10 sene hapis verdi şoföre... Giden gitmişti ama, hiç olmazsa suç cezasız kalmamıştı.

* * *

Ve, önceki gün...

Yıldönümüydü.

Kapıkaya Köyü’nün kabristanında anma töreni yapıldı. İsmail, Recep, Murat ve Hidayet’in ardından dualar edildi. Musa da oradaydı... Gene kenarda, gene boynu bükük. Ve gene, bir senedir her gördüğüne söylediği gibi, “Benim yüzümden, keşke düzlükte dursaydım, benim yüzümden” diye ağlıyordu. Ne büyükleri teselli edebiliyordu onu, ne mahkemenin verdiği adil karar rahatlatabilmişti vicdanını, ne de rüyasında “Boşver” diye gülümseyen Hidayet.

* * *

Bitti tören.

Gitti evine.

Astı kendini Musa.

* * *

Bir sene dayanabilmişti buna.

* * *

Evet, Japonya değil burası...

Kimseden harakiri yapmasını beklemiyoruz.

Alışığız, istiflerini bozmayacaklarını, istifa etmeyeceklerini de biliyoruz. Ama “Sprey yüzünden oldu, yok efendim buzullar eridi, dünyanın suçu” filan, ayıptır beyler.

* * *

Başta minik Dila... 30 küsur günahsız sel kurbanından utanmıyorsunuz, bari, Musa’nın yüreğinden utanın da, hiç olmazsa bir özür dileyin.

kilo kontrol zamani-3

artik kilo vermem yavasladi, ama inceldigimi daha cok hisseder oldum. evet yine 1000gram daha verdim ama hep oynayip durdu kilom, bu da bu sabahki rakam zaten, yarin yine eskisi gibi cikabilirim, mumkundur. ama dort haftada dort kilo demek de pek bi havali di mi :) ayrica planladigim kilonun yarisini vermis bulunuyorum, 8di, 4 kaldi.

artik okullar acildigina gore ve ben sonunda az biraz kendime gore bi arkadas bulduguma gore spora baslayabilirim. aletlerle calismayi pek sevmiyorum ben, yalniz hissediyorum kendimi, icim daraliyor. ama aerobik dansi bacaklarim tutmayana kadar yapabilirim. hem muzik var, hem nese var, hem de zip zip, caktirmadan heryerin birden oynuyor. ihtiyacim olan tek sey kendimi o binaya sokmak, o bile degil cantami alip yola cikmak, iste tek yapmam gereken bu.

Ikiz bebekcim civcikleri ugruna beni bi sure yalniz birakiyor, arkadas ariyorum!

stres bana yakisiyoooor, stres bana yakisiyor

yine rapor yine stres. kac zamandir bekledigim an, hizli, stresli calismak, surekli bi kendi kendinle konusmak, kosturmak, sakarliklar, ama stresli olmak. biliyor musun, ben stresli olunca cok guzel olurum, bakim yapmaya bile zaman bulurum. cok pratik olurum, hem haftaici kahvaltilarinda tost yapar, hem banyo yapar hem de mekik cekerim. cok hamarat olurum, aksamlari cocuguma meyveler tasir, etamin yaparim. bi de zayiflarim. bi de keyfim yerinde olur. bi de sen sen gulerim. yani stres bana yakisiyooor, stres bana yakisiyooor. tipki gulmenin yakistigi gibi :)

Monday, September 14, 2009

dun aksamki misafir


okula metroyla gidip geliyoruz, 15 dakika falan. rahat da oluyor. kitap, gazete okuyabiliyorsun. pazar gunu neden oldugunu anlamadik ama metroyu iptal etmisler, heryere de hazirlik yapilmis, metro duralarinin yanina otobus duraklari konulmus, kimseyi magdur etmek yok. sadece normalden daha kisa olan yol, metro duraklarinin hepsinden gecmeye kalkisinca uzamis, yarim saate falan cikmis. tabi metronun rahat havasi da yok. oyle de boyle de otobus bizi okula atti, kendimize geldik, calistik cabalik, ben bi ara butun tezgahi yag yaptim ama temizledim, buzdolabinda maddemi bulamadim ama cikmamiza bes dakika kala onu da buldum.

otobuse mi binecez simdi diye biraz mizirdandim, nedense pek zor geldi, hava da kararmak uzere. hani demistim ya, okulda bisikletler var bedava (?) diye, haydi onlarla gidelim dedik. ciktik yola, ben kotu bisiklet secmisim kendime, gacir gucur ediyor. nerelerde oldugumuzu bilmeden, bisiklet isaretlerini takip ede ede, karanlikta yari yola gelmistik herhalde, sonra durduk. neden durduysak, ben inmek istememle birlikte altta ben ustte bisiklet olacak sekilde 'guveeen' diye bagiraraktan dustum! bu sefer dizime olan oldu, cok feci acidi ama bakmayacam dedim. yola devam.

lozan'a geldik ki ben pek bi mutlu, usi'yi gormusum, botlari gormusum, bacagimin agrisi, tansiyonumun dusmesini unutmusum bile. ama gel gor ki, bizde iki bisiklet var, orada bi bisikletlik yer var! e diger duraklara bakalim dedik, otobuse bindirdik koca seyi, st. francois gittik, orada da yer yok, oradan yokus asagi gara gittik, orada da yok, sonra metro ile baska bi ihtimal, yine yok. sonra ben eve geldim, topal topal, internetten baska koyabilecegimiz yerlere baktim, ama zaten usi'den baska ihtimal yokmus ki!!

cocuk eve geldi, bisiklet bodruma gitti. biz okuldan 2 saatte eve donmenin yorgunluguyla, benim icimdeki vicdan azabiyla aksam 10da makarna yiyip sanki hic bisey olmamis gibi 'hanimin ciftligini' izledik.

sabah da koca misafiri ilk goldugumuz yere teslim.

(?) ilk uc saati bedava.

yine de evimde mutluyum

bugun isler kesatti blogcum, toparlayamadim kendimi, halbuki haftasonu ne de guzel calismistim, hem de eve gelince hizimi alamayip ne de guzel isimi yapmistim, bin tane ip degistirsem de. korkmaya basladim, acaba ben yalniz calisabilen insanlardan miyim diye, eger boyleyse pek fena.

ya da at gozlugu takmayi basarmam gerekiyor ama o da bi yere kadar. mesela bugun ilk darbeyi baskalarinin yaptigi hatadan dolayi yedim. dun son anda, sakarliklarla koydugum reaksiyonumu, bugun mutlu mesut aliyordum, 50 derece, 20 saat. sonra da solvent eklemem gerekiyor, aldim siseyi dolaptan, doktum bi guzel, sonra da suyu doktum ki iki faz goreyim diye, ama nerdeeee, bi de ustune isindi, kopurdu. onun kopurmesiyle benim kopurmem de bir oldu. kim oldugunu tam bilemesem de aklimda bi isim var, siseyi bi guzel bosaltmis, sonra almis icine baska bi solvent koymus, sonra da dolaba koymus.

be adam, madem icindekini degistirdin, ustune ne oldugunu yaz. hadi ona da usendin, olan etiketin ustunu ciz. hadi o da zor geldi, genel dolaba neden koyuyorsun, kendi alaninda da birak. biseyler yapmaya calistim ama bunun siniri ve saskinligi gecene kadar ogle oldu, ogleden sonra bi toplanti derken benim uc gunluk plan kayiverdi.

neyse ki bugun, alisverisimizi yaptik, keyfimiz yerinde, birbirimize "ca'niiimm, gu'veeen, go'keeem" diye seslenip senleniyoruz :)

ama cocugum hasta, ona bakmam gerek. ben baktikca biraz daha huysuzlasip kendini koyveriyor ama sabir. pembe balonlarim da hazir. ve bir pembe ayakkabi istihbarati aldim dun, ona da bi goz atmak gerek.

ve buradan yildiz yildiz bi tesekkur gonderiyorum, bi de o guzel dislerin sahibinin bal yanaklarindan opuyorum. sevgiler, saygilar.


Sunday, September 13, 2009

fondu-rosti

  


a dostlar, canlar,

biz ailece yaptigimiz ikinci borcumuzu da semosla gonderdik, buyuk bi yukten kurtulduk ama kendimizi pek bi sikistirdigimiz icin bu sikinti sanirim bi ay daha edecek, eminim ki sessizce anlatmisimdir derdimi, siz de beni anlamissinizdir.

haydi naylon yapalim



video
yarin naylon gunu.

haftanin en sevdigim zamani

cumartesi aksamlarinin yeri bende apayri. kendimi oyle huzurlu oyle mutlu hissediyorum ki bu zamanlarda.

bi kere guzelce dinlenmissindir, belki hic bisey yapmamissindir, dinlenmis olmanin verdigi mutluluk vardir, hele hele isleri, haftaicindeki sikintilari hic dusunmezsin bile.

ama biseyler de yapman gerek, yeni hafta icin biriken islerin vardir, sadece ev isleri falan da degil, ne yazik ki sadece yogun olunan zamanlarda degil, her zaman cantada bi makale, akilda yapilacaklar listesi, her ne kadar eve bunlari unutarak donsen de hep aklinda, sonra ev islerine dalmak, ayri bi dert. onun icin de hersey boyle birikir birikir.

diyorum ki cumartesi aksamlari, icimde hem dinlendigimden dolayi bi huzur oluyor hem de hala bi umut. oyle bi umut ki, ilkokul cocuklarinda olan odevlerini son dakikada yetistirme umudu, amaaan nasilsa ogretmen kontrol etmiyor, yatarken yaparim gibi bi duygu, bizim evde boyleydi, kimse karismazdi ne odevlere, ne kavgalara, bizim odaya kimse isi dusmedikce girmez, bi kelimenin anlamini sordugunda eline sozluk verilir, eger bi problemi cozemezsen de hemen bi yardimci kitap alinir ki sen arastirasin, sen bulasin diye. onun icin de ne odev kontrolu oldu ne de yardimi, bize sadece ogrenmenin sevki, hevesi ogretildi, yeni bisey ogrenince onun mutlulugunu hissetmek ogretildi. dusunuyorum da her cocukta boyle ise yaramayabilirdi belki, ya da ben kendi cocugum olsa ne yaparim onu da bilemiyorum, tokezlemesine yanlis yapmasina goz yummak zor bisey gibi, kendimden biliyorum, benim ilkokul hayatim tembelliklerle doludur. daldan dala olmus yine.

iste simdiden ozledim icimde hem huzur hem umut varken, semos resmini yaparken, guven ders calisirken onlari seyrettigim zamanlari. ama resim de bitti, semos da gitti, biz ise marketlerin kapandigi saatleri kacirip buzdolabi fareleri olup bir yandan bbc'de iki saatte bir verilen haberleri ezberlemeye ve ders calismaya calisiyoruz.

foto 1: nebahat ve semosun bitirdigi resim

foto 2: nebahat ve gorkemin bitiremedigi resim

Friday, September 11, 2009

sinirliyim

bir 'iyi dileklerin icin tesekkurler' yazmak bu kadar zor mu ki.

bir 'tesekkur etmek' bu kadar zor mu ki.

bir 'basarilar' opucu vermek, iki saatini sana ayirmak, seni merak etmek bu kadar zor mu ki.

unutulmak cok kolay, ilgi beklerken cileden cikmak o daha da kolay, tesekkur mesaji gelmediginde senden zaten ne beklenir ki deyip yine beklemek de kolay.

aslinda yalnizim, yalnizsin, yalniziz, ben ne diye ugrasiyorum o zaman saf arkadaslik, dostluk icin.

Thursday, September 10, 2009

semosum gitme

istanbul, semosum sana geliyor, yarin bu saatte cenevre'de sonra sende olacak, seni de ozlemis ama benim yanimda kalmak daha cok istiyor, alinma sakin.

ona iyi bak olur mu, umutlarini, mutluluklarini tuketme, aksamlari dondurma, cerez, cikolatalarla beslemesen de olur, gobegimi ona verdim cunku.

bi de dikkat et de cok para harcamasin, kredi kartina borc yapmasin. zaten benden aldi alacagi kadar esya, bi allik, bi firca, bi babet, bi tisort, bi canta, bi gozluk. sakin biseyler almasin.

ama sen yine de dediklerimi unutma, yorma onu, yapacak cok isi var, cok da hevesi var. cap yapacak kimya ile, genetik dersleriyle cakismasinlar cok, dikkat et. raporlarda da cok canini sikma. sinavlari zor olmasin. yardim et de su tarih dersi icin de iyi bi hoca bulabilsin. erasmus icin isvec'e giderken de bi goz kulak oluver, gerci ben onu goteburg'da karsilayacam ama olsun.

benim kadar iyi olmasa da sen yine elinden geldigince iyi bak ona.


fotografta arkadan siritarak gelen 5 yas buyuk 'abla'dir!

Wednesday, September 9, 2009

kilo kontrol zamani-2

sevgili blogcum, bugun de ben 1000grama veda edip bir pantalonuma daha hosgeldin dedim. 3 haftada 3 kilo, mekikler ve ara ara da olsa yapilan bacak hareketlerinden sonra daha bi dinc halim var sanki. ikiz bebekcim, sende durum nedir, o bal parmaklari yemeni saymiyouz.

haftasonu biraz aglastim, hani nerede su idealist gorkem diye, sabah 8 aksam 5 hayati beni bitirdi galiba.

sadece ponyo olmak istiyorum.

unutmadan muzeler

gune guzel baslayan bi cift, aslinda kirmizili bu gezinin nasil bitecegini az cok kestiriyor ama caktirmiyor.

pinky icin bi pembis bulunur hemen, oradan buradan fotografi cekilir, makine ona verilir ki dayanma gucu artsin, eglendirmek lazim cunku bu kirmiziliyi.



ve ardindan da bi dolu kus bulur, hemencecik Kutu icin bunlar der.



haydi hep birlikte.


renkli biseyler bulmali renkli.



iste olacagi buydu, kapali yerde pek kalamayan, muzelerde sadece oturma yerleri arayan, o da yoksa canini disine takip kendini eglendirmek icin her turlu sebekligi yapan biri eger ikinciye geziyorsa ayni yeri bi siniri vardir ki, iste bu da sinira coktan gelindiginin kanitidir. geyik de 'ne yapiyor ki' bu bakisi atmis yukardan bana, zavallim korkmus mu ne!?


atin beni ouchy'ye... kugulari besleyecem ve yemlerimi kimseye vermeyecem.

Tuesday, September 8, 2009

semosun pitircigi

semosun arkadasindan geldi, yogun istek uzerine bi daha.
sanirim haftasonundaki muze fotograflarindan dolayi bu sarki gonderildi, onlar da en kisa zamanda neredee?? tabi ki buradaa

Sunday, September 6, 2009

ayni

10 sene once gorkem.
-bakin, ben bi karar aldim.
anne, kardes.
-yine mi??!


10 sene sonra gorkem.
-bak ben bi karar aldim.
guven.
-heh, soyle canim.
-yok yok, ben dusundum de.
-??!! bu daha da kotu ama, soyle biran once.

Saturday, September 5, 2009

sana-bana bi hatirlatma

ben taa bi zamanlar suraya neden buraya yazdigimi yazdim, hani ne oyle kose yazilari ne de denemeler falan yaziyorum, biliyorum, biliyorsun. aklima ne gelirse, ne yasamissam, ne dusunmussem falan filan, neden yazdigimi da oraya yazdim, evet demistim, ama yine soyleyeyim dedim.

bugun dusundum, bikac gundur aklima takilanlar oldu, nedeni hic onemli degil. bi daha dusundum, eger benim burada aklima takilacak biseyler olacaksa, bu neden boyle dedi, simdi ne geregi vardi falan da filan da gibi, kendime ayirdigim sevgi pitircigi alanimda bile rahatsiz ediliyormus gibi hissedeceksem nerede bu yazma nedenimi gerceklestireyim ki. sonra ne geregi var ki simdi bu dusuncelerin dedim. ne oluyoruz yani. ve en guzelinden bi karar aldim.

kararimi soylemeyeyim cunku ben sessiz karar alinca daha iyi uygulayanlardanim.

sunu da bi kez daha vurgulamak isterim ki, buraya yazmamin -beklemedigim- dusunce karisikliginin disinda, -yine beklemedigim kadar- yerimde duramamami saglayan mutluluklari da getirecegini bilemezdim. "mucize" diye adlandirdigim cok tatli bikac kisi giriverdi hayatima, gercekten de birer mucize hepsi, benim buradaki yalnizligimi cogu zaman aliverdiler, saygi, sevgi, dusunce, incelikler icinde.

en kisasindan diyecegim ise sana olan hatirlatmam, neydi, soylemedim di mi. eger ben ayni seyleri yaziyorsam ve hoslanmiyorsan, beni okumak zorunda degilsin, bisey demek zorunda hic degilsin. belki unutmussundur, zorlunlu hissetme kendini.

sadece hatirlatma.

artik bitirsem

ve duvarima assam ya da salonda gozume kestirdigim duvara yapacagim rafa koysam, ne de guzel olur di mi, olur olur.


bi de yenilerini almaya yuzum olur.

Thursday, September 3, 2009

ben de mi etsy'ci oldum yoksa !!

nasil bi yermis burasi boyle, sagim solum sobe oldum.
korkuyorum, bundan sonraki adimin bunlarin hepsini siparis etmek olmasindan korkuyorum.

halbuki.
benim amacim sadece bunlara bakmakti.

Wednesday, September 2, 2009

kilo kontrol zamani

eylul'un gelmesiyle gorkem gene tutustu, uc ayda bir verilen rapor, sunumlar, makaleler, enerji toplamaca falan, bi de bi haller de geldi, o ayri.

ondan bu yazamamak ya da kisacik yazabilmek.

bu haftaki kaybim yine 1000 g'dir, pinky'nin dedigi gibi. Ikiz bebekcim, dert etme, biz bunu aklimiza soktuk ya, er ya da gec istedigimize ulasacaz.

 
design by suckmylolly.com