Sunday, August 30, 2009

kiprik

Abla-kardes kirpik kardesligi



asagida, yine hic usenilmeden kirpiklerinin hakkini vermek icin hazirlanmis gorkem.
-peki gorkemcim, o sapsari bilezik de neyin nesi.
-benim islemeli bilezigim o.
-e ne geregi vardi.
-canim istediii, takacam iste takacam, sapsari koylu gibi takacam, doktora yapiyorum diye takamam mi, uhuuhuhu...
-tamam tamam, istedigin gibi tak.
-oh bee. ama biliyor musun, en cok bilgisayar kullanirken yakisiyor.

Saturday, August 29, 2009

lozan pazari

cok sevgili Kutucum'a verdigim sozu simdi yerine getirebiliyorum, ben de can atiyordum pazarin fotograflarini buraya koymak icin, kismet buguneymis. iste fotograflar, hangisini sececegimi bilemedigimden hepsini bi araya topladim siniflandirarak, basinca ustune koccaman oluyoo.

bu cumartesileri lozanda olan sey sadece sebze-meyve pazari degil, karnaval, panayir gibi bisey, bunun da kaniti olmus olacak bu fotograflar.

hala ne oldugunu kesfedemedigim ve denemeye henuz cesaretim olmayan bi cok sey var. beyaz olanlari bilen var mi mesela :)






bu hafta aycicek haftasiymis pazardaki cicekcilerde, herkesin tezgahinda vardi, genelde birinde eger gorduysen emin ol ki o yeni cikmistir ve herkeste vardir, ya da hicbirinde bulamazsin. digeri ise tabi ki pazar degil ama pazar cantalariyla ve cesit cesit kartpostallariyla beni benden alan bi dukkan. onunden gecerken bu haksizligi yapamazdim



kuruyemis standlari, ama ne yemisler, antep fistiklarini bulamadiklari sey kalmamis, balli susamli bademler, gel benimle kek yap diye bagiran kurutulmus meyveler, rengarenk heryer. bi de soylemeden gecemeyecegim, cuvallarda satilan baharatlar, kirmizi, yesil, turuncu. hani a.b. ya burasi, soyleyim dedim. neyse ben her zaman sadece uzaktan bakarim baharatlara.



pazar bitmeden ilk sola saptin mi, yokusu ciktin mi, alir seni bi koku, ama sabret kokudan sonrasi cok eglenceli. bi suru karavan, ev yapimi peynirler, en kokulularindan, iyyy, sonra yine et karavanlari, sekil sekil, istemedigin kadar hayvan eti, iyyy...

bari atlari yemeyin, hadi yediniz yemekhanede haftada bir cikan menu bu olmasin, herkesin gozune sokmayin bari.



simdi karavanlari astiktan sonraki hediyen! istemedigin kadar, tahmin edemeyecegin kadar eski esya. kitaplar, biblolar, halilar, elbiseler, kutularindan yeni cikan ayakkabilar, tablolar, lambalar, masalar, sandalyeler.... say say bitmez, kac kere gezmek gerekiyor bilmiyorum, herseyi gorebildim ben demek icin.

poposunda pamuk olan tavsan favorim :)

ya bugunse

araladi gozlerini. panjurlardan sizan isiga bakarak saati tahmin etmeye calisti, gokyuzunun rengi acilmisti. daha pek erken ama tereddut bile etmeden kalkiverdi, uzerine sari sabahligini gecirip evin sessizligine daldi.

haftasonu sabahlarindan daha cok korkuyordu, buyuk kizin ask sorunlarini, kucugunun tukenmek bilmeyen isteklerini daha cok duydugu zamanlardi, ya esi. onun ona gostermedigi ilgiliyi gormemezlige gelip daha da ustune abartip ilgi gostermesi gerektigi zamanlardi. yoksa saman alevi gibi baslayan tartismalar, sonunun nerede bitecegini asla tahmin edemeyecegi sozler. halbuki haftaici ne de guzel, herkes okuluna, isine gider, o ise elinde her zamanki ucte biri sutlu filtre kahvesiyle bahceye cikar, dergileri karistirir, faturalara bakar sonra da bahcedeki ciceklerine bakardi. sonra yemek, evi duzenlemek, kendi icin biseyler yaptigi zamanlar. gunler boyle gecerdi, aksamlari daha icinden gelerek konusur, umutla gulumser herkesin yuzune, anne, es rolunu icinden ne cok gelerek oynardi. cunku bilirdi yarin yine gun o'nundu. ama bu cumartesiler oyle mi. cumartesiyle baslar pazarla devam eder. iki bitmez gun. koskoca, sabah, ogle, aksam, hep birlikte. hep gulumsemek, hep gormezden gelmek. hem kendi icindekileri, hem de karsidakilerin icindekileri.

aklina birden bi fikir gelmis gibi rahatsiz oldu, oturdugu sandalyede kipirdandi bir iki sanki aklindan kovalamak istermis gibi fikrini. kisacik bi sure sonra sakinlesti. sonra mutfaktan giriverdi eve, diger kapidan cikti, icine ozgurluk duygusunu ilik ilik yayan arabasina bindi, birazcik uzaklasinca dondu eve bakti, eksik kahvaltiliklari almaya gidiyordu. evet, sonunda kendini bile kandirmayi basarmisti.

mim:

 Damlocan, beni mimlemis, mim:

1- Bloguna neden bu adı verdin?
- babam derdi bana karakiz diye, oyel afilli sozler bulmak bana gore bisey degil. ama beyazliyorum zamanla, her ne kadar ellerim hep kara olsa da mahalle cocugu olarak

2- Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
- yine mi bilgisayardasin baskislari olmasa daha bi rahat yazabilirim sanki

3- En son satın aldığın garip şey?
- takma kirpik :)

4- Şeker gibi olduğun anlar.
- ekmek diye gidilip yaninda nutella da aldigim da, heveslerime bi adim daha yaklasitigimda, gerci o zamanlar cenem cok duser, seker gibi olmam istenmeyebilir de.

5- "Arkadaşım artık sormayın şunları" dediğin şeyler?
- projen nasil gidiyor.

6- Seksin sendeki rengi?
- mutluluk

7- Aynaya bakınca gördüğün?
- baskislarim mi degisiyor bana mi oyle geliyor

8- "Kendini okutan blog" dediğin?
- sadece yazmak icin yazilmamis blog

9- Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
- simdilik usi, epefele.

Thursday, August 27, 2009

kahraman g.

sene 2003 diye hatirladigim sey nasil da 2006da yasanmis sastim kaldim, ne cok sey oluryormus insanin hayatinda demek ki. neyse.

sene 2006. iki g. ege-akdeniz turunda. ilk tatil. biri panik icinde, digeri sakin. biri sicaktan oluyor, digeri sak sak fotograf cekme pesinde.
...
antalyadalar, rafting yapacaklar ama kalpler agizlarda. adam anlatiyor, "hani olur da biri duserse –ay yapmasak mi acaba- dusen kisi ne kadar sisman olursa olsun bi cocuk bile onu bota cekebilir –giyindik de o kadar, kacsak olmaz mi- iste boyle, hooop."

hala o kadar kararsizlar ki, en sona kaliyorlar, botta da digerlerine kiyasla daha az kisi var, anlatan hocayla birlikte yola koyuluyorlar. hem guven var, hem korku. korku var cunku hoca kendinden pek emin, garip gurup yerlere surukluyecek diye. erkek g.yi one oturttuyor hoca, digeri arkada. kayalara carptikca ondeki g. zipliyor, yeri bozuluyor falan. kizin gozler hep onda. hoop bir curcuna, bi ciglik, kiz gozlerini bi aciyor, erkek g. asagida, dusmus. digerleri nerede? baskasini kurtariyorlar. kiz g. "yandim Allah" diyerekten, omuzlarindan kaptigi gibi erkek g.yi botun icine ativeriyor, herkes saskin, herkes guldu gulecek.

rafting bitiyor, kiz g. erkegini kurtaran g. diye anilmakta. pek mutlu. erkek g. ondan da mutlu.

Wednesday, August 26, 2009

eksi bir

cok guzel bi yer buldum kendime blogcum. bizim okuldaki kutuphanede bogazicine kiyasla bi odayi doldurabilecek kadar kitap oldugu icin, her bolum de kendine ait bi kutuphane yapmis yine ayni buyuklukte. bombos oluyor genelde, iste ben kopruden sonra soldaki kutuphaneyi kesfettim ve ogleden sonra iki bucuk gibi aliyorum kitabimi, gidiyorum oraya, iki sayfa kitap - yarim saat sekerleme donuyorum yerime.

ben heryerde uyuyabilme ozelligine sahip birisiyim, ister koltuk ister tabure farketmez, basimi koyacak yer bulayim yeter. ve kafami koyduktan sonra da uykuya dalmam otuz saniye alir. ruya da pek nadir gorurum, nedense gorunce de pek iyi gormem, dun aksamki gibi.

kitabimi okudum, sekerlememi yaptim, masama dondum, seftalimi yedim ve –bir kilo oldugumu kutluyorum simdi...

bu sabah itibariyle, bi kilo beni terketmis bulunuyor, pantalonum biraz sanki bol geliyor, ozellikle de toto kismi, bi de sanki dolabimdaki bi pantalona daha kavusabilirmisim gibi geliyor. her ne kadar sonrasinda yataktan kalkamasam da ha bi gayret mekik de cekiyorum, bacaklarimi da calistiriyorum. pazar baslayabilmistim yememe olayina tam anlamiyla, dun cok feci gecti ama bugun pek bi keyfim yerinde, artik dusunmuyorum da canim da cekmiyor ne snickers dondurma ne de cilekli cheese cake. gelinligin altina giyecegim pembe pabuclarin ve pembe cicek demetinin gucu adina...

ikiz bebeklerin annecigi, pek iyi gidiyoruz. haftaya carsamba daha da guzel haberlerle gorusmek uzere.

Tuesday, August 25, 2009

haftasonu-uc

pazar sabahi, termosta cay, kutularda mamalar yine yollara ciktik, kucuk kuzu icin bir kez daha nyon dedik.


iyi ki bilmem kacinci el pazari vardi da bizi eglendirdi

Monday, August 24, 2009

haftasonu-iki

barajin 6 derecelik soguklugundan sonra -evet, o duvar yiginin icine de girdik, tembihli olmamiza ragmen, burunlar buz ciktik- superman gibi kulubelerimize girip uzerimizi degistiriverdik, dadaaan, simsicak sulariyla Lavey les Bains, daglar arasinda, cesit cesit havuzlariyla, aksam karanligi coktukten sonra bile, burus burus olana kadar...

haftasonu-bir

semosum'un sansina bu haftasonu bi audi a4'muz oldu, nur topu gibi. pek sevdik kendisini, alman navigasyon kadini da unutmayalim, onsuz biz bi hic olurmusuz bunu anladik. pek de guzel yerlere gittik. isvicrenin cesit cesit huylarini kesfettik.

ilk gittigimiz yer avrupanin en yuksek, dunyanin da dorduncu yuksek baraji. bizdeki barajlar nasildir bilirsiniz, haftasonlari aileler gider ya da erkek gruplari, arabalarindaki kaset calarlari da acarlar son ses, ya icilir, ya balik tutulur ya piknik yapilir. biz bi kez daha yuh! dedik, bunu da turizm yapmis bu adamlar, buraya da hemen bi gelir gozuyle bakmis. her dagin tepesinde oldugu gibi bi teleferik, uctuk barajin en tepesine.



adini yazmamisim, grande de dixence.

belki ben anlatamamisimdir diye baska bi fotograf.

Sunday, August 23, 2009

sevgi...

bilmedigin bi ulkede bilmedigin bi yerlere giderken yanindaki dunyanin en guzel insanina bakip "biz seninle nasil buraya dustuk" deyip mutluluktan gozlerinin yasarmasidir.

fazlalik (?!)

cuma gunu ikiz bebeklerin annecigiyle anlastik, anlasma ise haftalik buraya su kriz durumda nasil ilerlemisiz gormek, kontrollu olmak, kendimize baski uygulamak, uygulatmak.

hemen yazamadim fazlaliklarimi zira baskulumuz yoktu, kosa kosa gittim aldim bi tane. keske diyorum daha onceden alsaymisim, belki o zaman bu kadar ipin ucunu kacirmazdim, cunku tam tamina 8 kilo fazlaligim olmus, pek guzel, pek aferin, belki 2 kilosu keyiften verilebilir (!) ama 6 kilosu sart ve bi ay icinde de olmak zorunda. ben hala inanamioyorum ama ne yazik ki evdeki butun noterlerin onunde onaylandi. simdi hazir ramazan ayi da gelmisken (tabi bu arada herkesin kutlu olsun), meslek icabi ve surenin uzunlugunu bahane ederek ben tutamazken bari edebimle tutmayayim, mesela azcik alkolu bitirsem, cikolata, tatli orucu tutsam ne iyi olur. ama kontrol gunlerimi de cumadan cumaya diye degistirdim. baskulden bi dakika bile inemiyorum, o ayri.

olan olmus, tek bi cozum var ki herkes biliyor, ben de sessizce kararimi aldim, sessizce alinan karar her zaman uygulanir sozune guvenip azimle basladim. bi de tartiyi iyi ki cuma almisim diye de sevinecek bahane buldum, yoksa bu kus evinden nasil haberim olurdu.

Friday, August 21, 2009

aylin, hayattir o.


nedendir bilmem, aslinda bikac tahminim de var, ama ben yasimdan buyuklerle daha bi iyi anlasirim. belki de icimdeki ablaya karsi olan ozlemdendir. onlari dinlerim dinlerim, hic de konusmam, dusunurum, hayal kurarim, kendim olsam ne yapardim derim, pek hosuma gider, ben genelde hep biseylerin ortasinda kalakalmisimdir cunku hani onume bilmem kac secenek sunmamistir kimse, ya da ihtimaller, bunu boyle yaparsan boyle olur falan diye.

aylin’i cok severim, o da beni sever bilirim, hala maillerine ‘sevgili gorkem’ diye baslasa da, ‘sevgiler’ diye bitirse de, bu samimiyetsizliginden degildir bilirim. hayatimda onun gibi birini daha gormedim, kim olursa olsun eger kendi yaptigi hatayi yapma ihtimali varsa hemen soyler, hani demez ben yaptim o da yapsin ogrensin diye, hem de bu belki de kariyer olarak ya da baska birisinin gozunde kendinden daha kredi yapmasini saglamasina ragmen. hani olur ya, sen bisey soylersin o da senin adini anmadan gider hemen bi ust kisiye anlatir, sen kalirsin o coooktan yol almis gidiyordur.

iki sene onunla calistik, ne de cok sey ogrendim ondan, hicbi zaman hakkini odeyemem –acaba ben de fazla minnet eden biri miyim, neyse- doktora ogrencisiydi o zamanlar simdi koskoca hoca oldu, en sevdigi sehirde izmirde.

eger mail atmissam cevap vermeme ihtimali de yuksektir, ikinciye atmam gerek, yine olmadi, anla ki hep aklisindadir ama kimbilir hangi cikar pesinde kosan insanlara cani sikiliyordur, evindeki huzursuzluk yetmezmis gibi kimleri teselli ediyordur. ama eger ararsan ansizin gozleri doluverir sevincinden. boyledir iste aylin.

tanidigim son aylin’i de yazacam ama zamani var, di mi

ucuncu kopru

her zamanki gibi yine biseyler yapiyorlar, sinsi sinsi. acilimlari acmaya calisiyoruz diye oyalarken baska acilimlari birer birer dokuyorlar ki dikkat cekmesin, ohoo onlar cooktan acildi densin.

acik acik diyim, ben politika pek okumuyorum, televizyonda pek izlemiyorum. cunku universitenin ilk yillariydi, babamin cumhuriyetine dadanmistim, sonra hergun aglar olmustum, ne hevesim kalmisti biseyler yapmak icin ne umudum. simdilerde ise sadece guvenin bana okuduklarini, anlattiklarini dinliyorum. politikanin icinde olmadan da insanlar neler yapiyor di mi.

gazetelerde sevdigim belli basli yazarlarin yazilarina baktim, ne demisler ucuncu kopru icin diye bulamadim. sasirdim. dikkat baska biyerde.

diyecegim o ki, onune gecilebilinir mi. trafigi rahatlatmak yerine istanbul'un nufusunu arttiracak bi kopruye engel olunur mu. zaten ne kadar kalan ormanlari korumaya gucumuz yeter mi.


not1: fotograf kaynagi milliyet.
not2: herkesi tesvik eden oyku.

Thursday, August 20, 2009

kriz

size bugun aynada gordugum biseyi anlatacam.

siradan bi gun icindeymisim gibi, lavaboya –lavabo ne yaa, bildigin tuvalet, kizlar tuvaletine- gittim. Yok, amac gezinmek aslinda, sacima basima bakarim diye. Ama gozum oralara gidemeden portledi kaldi. Bingil Bingil bacaklarim olmustu bi zamanlar, ara ara da oluyor, ne yapalim ben boyleyim kadinin kalcalisindan, ince bellisinden diye kendimi avuturum, pek de guzel yaparim ama simdiye kadar hic Bingil Bingil kollarim olmamisti!! Bi o taraftan baktim bi bu taraftan, yok, heryeri yumus. Sonra giydigim beyaz pantolon gozume gozume gobegimi gosterdi, ince belimi de (!)




eh akilli gorkem dedim, millet seni onun icin medium giydirmeye calisiyormus, yok bol artik daha moda, daha guzel gorunuyor falan diye, sen de tutturmussun yok ben small giyiyorum. Daha da kucul de cebime gir bari.

Tabi ki bu bi kriz dedim, hayatimda olmadigim kadar kilolu olup da en guzel gunlerimi boyle geciremem. Hemen diyet karari. Hemen spor karari. Hemen de gerceklestirmek lazim. Eh ilki icin ne yazik ki sabir gerekiyor, irade gerekiyor. Spora suracikta baslayim dedim, basladim parmak uclarima dogru esnemeye –ah ah sen yoga da yapmistin di mi- kollar asagi yukari- ah ah sen aerobik dans dersi de almistin di mi- boyle konusa konusa butun bildigim ayakta yapilan egzersizleri yaptim. Gunde iki kere, ben yaziyorum bi deftere, siz de kontrol edin bakalim yapiyor muyum.




son madde de artik bi baskul alalim eve!

cene

bugun cok cene calasim var blog. aslinda bahsedecegim bi konu da yok. gayet siradan. mesela dun aksam the bucket list’i izledik, semosa ozel alinan pringles ve biralarla. guven israrla izledigimizi hatta bizde bu filmin oldugunu soyleyip dursa da ben bir karesini bile hatirlamadim. ya izleyip de hatirlamiyorsam ne kotu di mi, daha b vitamin almaya baslamadim. ama ya guven benle izledigini dusunup baskasiyla izlemisse onun artik hangi vitaminleri almasi gerekiyor bilemedim.

tabi ki camasir gecemizdi, filme dalmisiz unutmusuz. gecen haftadan daha iyi ama, bi makine bile yikamamistik, unutmustuk tamamiyle. aksaklik olsa da gece 12ye kadar bitirdik, katlayip yerlestirdik bile.

hava da cok sicak di mi.

ama iste bu geceyi seviyorum en cok, toplanti oluyor, sen zaten hocadan bisey ogrenemiyorsun, toplantiya hazirlanana kadar gecen zamanda kendi kendine goruyorsun neyi yanlis yapmisim neyi yapayim diye. sonra gidip anlatiyorsun, bik bik bik. adam da oldu o zaman, if you believe in your ideas, it will work, diyor ve seni sepetliyor. hepsi hepsi bu. iste bunu atlattiktan sonraki gun ve gece muthis, cunku onunde henuz gelecek toplanti planlari yok, ve son 3 gundur 3 hafta calismadigin kadar calismissindir.

iste benim toplanti ertesi gunum bugun ve cok cene calasim var.

Wednesday, August 19, 2009

mujde

Dunden beri yani hayatimda yukte hafif pahada agir mucize oldugundan beri bi rahatladim. Ilk adimim da olanlari kimseye soylememek oldu –hayir, israr etmeyin soylemeyecegim- sadece guzel bi sey oldugunu bilin yeter, di mi.

Bugun toplanti vardi ya hani, dun aksam ona calistim, hem de benim biricik herseyim hemencecik bi plan yapti, arkasindan turk kahvesi, arkasindan cay demledi, arada bi geldi sevdi, kizdi ama calistirdi beni. Masa ortusunu de ben yikayiveririm ne olacak. Bu aksam odul diye badminton oynamaya gidiyoruz.
Bi de icimde tutamayacagim, catlayacam. Hani boyle icimden kocaman bi adim attim ya, ben sahiplendim ya seve seve herseyi, ne zaman aklima gelse icim cosa cosa, hayal kura kura bakiyorum bu gelinlik-nikah resimlerine. Evet, cenevrede yapacaz, kasimin basi gibi herhalde. Butun kutlamalarin kasimda olmasi zorunlu mu ama demek ki bu bizim kaderimiz. Neyse ben simdi basladim –baslamistim ama iste icimdeki erkek fatma soyletmiyordu, dusundurtmuyordu bile, ondan gizli dusunuyordum- mesela kuafor begenme islerine, cunku zor burada, pek bi onemsiz kesiveriyorlar, sonra ayakkabi, sonra fotograflar, sonra tatil. Pek heyecanli cidden.

Bi de kiralanmis arabada, hic bi sus, arkada baska araba olmadan damat ile gelin pek guzel gorunuyor dikiz aynasindan.

merak etmeyin baharda gobek atmaya zamanimiz olacak

sahi


demeyi unutmusum ben...

dun kuyrugunu sallaya sallaya, ziplaya ziplaya giden bi sincap gordum sanki !

Tuesday, August 18, 2009

suisse roule

bak blog,

biz yarim saat once ne yaptik,

bana ogle yemegi teklifi geldi bisikletiyle alacakmis beni.

ince dusunulmus bi teklif tabi, golun kiyinsinda ogle yemegi yemek ama dusunulmemis ki taze fasulyeyi gorkem kutulara koymadi bugun, kahvaltiyi da hazirlamadigi gibi.

sepetlerimiz bos olsa da gol kenarindan ucarcasina gitmek oyle guzeldi ki, yol biraz yokus olmaya baslayinca farkettik ki, yemek nerede yenilecek.

benim icin disarda yemek bulmak tam bi iskence. bulana kadar da yarim saate yakin gittik gol kenarindan.
biseyler bulup bi iki tirtikliyip giderkenki yokus asaginin donerken yokus yukari oldugunu farkettigimde bugunluk ben bittim dedim.

neyseki masamdayim da basim daha da siddetlenmeden yazayim resmini de yapistirayim dedim.

lozan'a yeni geldi bunlar, her yerde yok ama bizim okula koymuslar ne de iyi yapmislar, bi de ilk uc saati bedava okul kartinla.

yine babanne

babannemle konustum pazar aksami, bi de bu sabah. dedim ki icimdekiler "rukfhéweaiufe bgiufbeiwu tfhésdjkbvcxm" boyle. bana yardim eder misin. sonra da agladim,


dedim ki
ama hani yardim isteyene yardim edilirdi
bekliyorum yardimini
artik sadece senden bekliyorum

sen yapamazsin ama dedi, beklemekten vazgecemezsin, yok yapacam valla bu sefer dedim. iste sen de yardim et bana ki yapayim dedim.


babanne ne oluyor boyle bana dedim.
nedir derdim, belki bilsem hallederim. yoksa yine onumdeki onlarca tepeden birinin dibine mi dustum, cikmaya mi calisiyorum, hani universiteye basladigim zamanki gibi, sonra 6 sene yukarlardaydim, simdi yine asagi inme sirasi mi. eger boyleyse de kabulum. bi umut var cunku en azindan. ama beni ne korkutuyor biliyor musun, beni yukari cikartacak guc ne kadar buyuklukte, ne kadar uzulecem, nasil biseyle karsilasacam. cunku bi onceki tepeyi hatirliyorum da cikmadan once ne kadar uzuldugumu de hatirliyorum.



bugun, kucucukken bana bahcende ciceklerin arasinda ogrettigin duayi okudum. nasil da sabirla kac defa tekrarlardin, ben de arkandan. bi de sasirdim, sen dua ederken nasil da dikkatin dagilmiyormus diye, dibinde surekli bi kiz, yok tesbihinin puskuluyle oynar, yok orgulu saclarinla.


yalnizim burada be babanne, unutma beni, buyumem gerekiyor biliyorum ama nasil yapacagimi da bilmiyorum ki.

Monday, August 17, 2009

semosla ouchy

bizim evde bi kiz var, onumuze bi tabak sicak yemek koyuveriyor eve gelince, telefonlari 'canim ablacim diye aciyor, mutlu ediveriyor beni, evimizi huzur doldurup bizi karsiliyor. ne iyi etti de geldi bu kiz. yoksa biz nasil termosumuzu sirtlanip ouchy'e giderdik, cay keyfiyle batak oynamak icin parkin gobeginde turuncu beyaz kilimin ustunde.



ama keske su seker kiz, benim carsamba gunku toplantim icin de biseyler yapsa zira ben yine buradayim, hic de umrumda degil sanki.

saka maka cok unutkan oldum bu aralar, en istemedigim seyi yapmam gerekiyor, vitamin alsam iyi olacak sanirim.

Sunday, August 16, 2009

mim-cik

dodocan beni mimlemis, zevkle dusunurek cevapladim sorularimi.

neden blog yazarsınız?
- kendim icin, bi alanim olsun diye, yasadiklarimi dusunduklerimi unutmayayim, arada bi bakayim diye. hic kimse olmasa bile sanal gorkemle gercek gorkem gulussun diye. bunlarin hepsi defterle de olur ama boyle guzel resimler koyulmuyor ki orayaaa, sadece renkli kalemlerle yazip stickerlar yapistirabiliyor insan.

son zamanlarda vakit ayıramadığınız bir uğraş?
- spor yapmak, kanavice yapmak, bi de pacoz oldum, kendime de zaman ayiramiyorum (!)

hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz 3 şey?
- iyi ki bolum masasinda ders calisirken gulumsuyormusum.
- iyi ki ortakoye gitmisim.
- iyi ki kitap okumayi bu kadar sevmisim.

mutfakta en sevdiğiniz uğraş?
- mutfagi pek sevmiyorum ne yazik ki, halbuki ilk tasindigimizda seviyordum ama hem her eklenen mutfak esyasi yuzunden yeni bi duzen olusturmak hem de en iyi yaptigim seyleri bile yapamamaya baslamak beni baya soguttu.

en sevdiğiniz üç yemek?
- karniyarik, pilav ve zetinyagli biber dolmasi.

giyim konusunda abarttığınız eşya?
- alisveriste cok abartan biri degilim ama dusundugumde sayi olarak sanirim en cok cantam var.

çocuklarınıza nasıl hitab edersiniz?
- kuzucum, cancagazim.

sizi anlatan bi resim?


bi kelebegin gunlugu, damlocan, kutucum, pinkycim ve tibetin annecigi, hosunuza giderse mim sizde.

montreux

dun guzel prensesimizi gezdirdik. kahvaltidan kalanlarla hediye torbamdan eticinleri vurduk sirtimiza, ciktik yollara. ne yazik ki gec kalkmalar, oyanlanmalar derken cumartesi pazarini kacirdik ama haftaya amac bu olacak, Kutucuguma da verdigim sozu tutmus olacam. 20 dakikalik gol-dag-bag manzarali tren yolculugumuzdan sonra ulasiverdik montreux'ye. nasil sicakti anlatmak mumkun degil. ve bi kac fotografla sicagi olmasa bile belki montreux anlatilir.


goldeki vapur seferlerinden, fransa-isvicre seferidir buyuk ihtimal.
satoya gitmek icin yurudugumuz 3 kilometrelik yolun sanirim yarisinda arkaya bakis.


sato cok yakin gorunuyor di mi, ama ne yazik ki daha yarim saat yurumemiz gerekiyor.



'al sana avalonun sislerindeki satolardan iste' dedirten, icinde pek bi esya olmayan, yani bi yatak bi ocak, sato.

- ama bunlarin yuvarlak masalari yok.
- ama sovalyeler varmis.


biraz da cicek.


biraz da gol.



bi de satosunda mutlulukla yasayan prenses.

Saturday, August 15, 2009

peki sen?

sevgi. nasil bi duygudur. bazen oyle yogun olur ki sanki somut bisey gibi yuregine oturur, sunger gibi siser siser, sigmaz icine. eksikligini hissedince de acisi ayni sertlikte olur, gercek aci verir, bi sanci biter icinde. oyle buzusur ki icin nefesle bile dolduramazsin zorlanirsin.

peki, sevgi gosterilmez mi, hissettirilmez mi. hadi onu da kabul ettim, herkesin ayri bi tarzi var. annem mesela demez oyle 'seni cok seviyorum kizim' falan diye ama oyle bi sikar, oyle bi kucaklar ki seni, kemiklerin birbirine gecerken mutluluktan da ucarsin, iste o zaman icin kabarir. sonra babam, o hep der, telefonu kapatirken mutlaka son cumlesi bu olur, eger yuzyuzeysen de seninle gurur duyuyoruz, iyi ki bizim karakizimiz olmussun gibi sozler soyler. mine vardi mesela, 3 ay birlikte yasadik, ilk haftada seviverdik birbirimizi, o sevgisini emek vererek, zaman vererek kurdugu guzel sofralarla anlatti, ben tesekkurlerimle, halini hatrini sormalarimla, disardaysam mutlaka aldigim ufacik bi hediye ile -ne bileyim portakalli bademli cikolata ya da sultanahmet'ten tasidigim milfoy ile. ne sarilirdik ne de oyle dogrudan cumleler kullanirdik. sonra, bi arkadasim vardi, galiba onunla hem sarilir hem boyle seyler soyler hem de kucuk kucuk hediyeler alirdik, kucuk demeyim cunku oyle cikolata falan degil, kiyafet, sus esyasi, birbirimize yakistirdigimiz seyler, tesekkur etmek az gelirdi, ustune tesekkur hediyesi alirdik. sonra o arkadasim ne oldu bilmiyorum, kaybolduk.

peki ben. ben sevgisizligin acisini da sevginin mutlulugunu da hemen hissedenlerdenim, hemen degisenlerden.  ben nasil gosteriyorum peki. bilemedim, sanki hepsinden yapiyorum gibi. -simdi bunlari kendim yaziyorum ya, yine suphecilik yine bin kere dusunmeler- ama alisveriste aklimda, buna ihtiyaci vardi, mutfakta aklimda, bundan cani cekmistir belki, sabah erken kalkarim aklimda, haydi gunu ben hazirlayim, her yerde aklimda. dusunmek, dusunceli olmak gibi. 'e ben de dusunuyorum' deniliyorsa eger peki nasil anlatiyorsun, nasil gosteriyorsun demek geliyor icimden, biseyler yapiyor musun, sozlerinle mi belli ediyorsun, yaptiklarinla mi, nelerle? peki ben nereye kadar dayanabiliyorum, yaptiklarim karsisindaki bosluga, tabi ki bi yere kadar, sonra ne oluyor peki, tabi ben soyluyorum, tutamam ki icimde. peki sonra, sonrasi maglum. ertesi gun degisiyor mu, hayir, ben yine basa sarmisim, o yine basa sarmis. ben yine ha bi gayret diye ugrasiyorum, karsisi yine sessiz.

cumartesi sabahi 7de huzursuz kalkinca aklimdan gecenler.

Friday, August 14, 2009

hayirli ugurlu olsun



250. post.
iyi ki cenen dusmus.
afferin sana.

Thursday, August 13, 2009

mutlulugun resmi

gorkem ucar, tibet cosar

bavul gelir hos gelir

Tibetin guzel annecigi, dusunceli annecigi, bana hediyelerin en sekerini, yenilesini gondermis, cok cok tesekkur ediyorum, butun ev oyle mutlu olduk ki, bakip bakip duruyoruz, mutlulugun resmini gondermis bize diyoruz, simdi de buzdolabinda, gelen gecene gulucuk dagitiyor, ben de sizi cok seviyorum, tibet-annecigi.



canim, pinkycim, bana el emeklerini gondermissin ya, hele de onlari kus yapip gondermissin ya, bi de iclerine lavanta koymussun ya -ay, ne diyecegim bulamadim- cooook mutlu oldum. kelebekler saclarimda, kuslar kollarimda dolasiyorum her yerde...


Kutucum, sana ne denir ki bilemedim, kutusun sen en guzelinden, en dusuncelisinden.

Wednesday, August 12, 2009

derdini al da gel

ne zamandan beri avaz avaz sarki soylemiyordum, iste bu sarki, tam benim icime uygun, bagirmama da uygun, tabi bi de sesime uygun.


- aa sen sarki soyler miydin.
- yoooo... yine icimden bagriyorum zaten.


semos geldi, cok sukur, herseyi halledip telefonunun yeni oldugunu akil edip yurtdisina actirtmadigi icin, trende ve havaalaninda birer salya sumuk kiz gordu bugun isvicre halki. neyseki buldular birbirilerini de ablasi semosunu eve atabildi.


hala inatla bavulda ne oldugunu soylemedigi ve benim de acmak icin zamanim olmadigi icin aksama gorecegim, istanbul'a ve antalya'ya opucuk ve mutluluk yagdiracam, hazirlikli olun efendim.

Tuesday, August 11, 2009

ether

arada arada lafi geciyor ama haydi bi kere daha soyleyeyim dedim. ben bi kimyagerim, oyle elinde cetveli olan muhendislerden degil, beyaz onluguyle, turuncu eldivenleriyle, gozlukleriyle, calisirken uzun kiyafet ve hamilelik iznine testlerin pozitif cikmasiyla baslanilmasi zorunluluguyla bi kimyagerim.

3 sene bogazicinde lab.da calistim, orada ne bileyim biz, butun saglik kurallarina falan uyardik ama biraz daha rahattik sanki, buradaki gibi oradaki kimyasallarin kokusunu almazdim gibi geliyor, yine ara ara gelen migren krizlerim olurdu ama sanki bu kadar degil. daha mi gencmisim diyecem ama yirmialti yasinda olup hala siyah pantalonun altina cart pembe corap giyiyorsam ve kirmizi eastpak cantayla okula gidip kahvalti olarak yolda sandvic yiyorsam daha buyumus sayilmam herhalde.

neyse artik okulun faydalari mi diyim zararlari mi bilemem ama solventler var boyle, iste ethanol, methanol, acetone falan filan, bol bol kullanilan sivilar, bi seyleri cozmek icin, cokturtmek icin falan kullaniliyor, bu aralar da ben ether’e takmis durumdayim, varsa yoksa ether’e maddemi cokturuyorum, buram buram kokuyor, o koktukca benim basim agriyor ve olu gibi gidiyorum eve. o koktukca benim aklima ‘mavi boncuk’ filmi geliyor, metin akpinar, zeki alasya’ya guluyorum, ben de kendi kendime bayilir miyim acaba diye dusunuyorum.


galiba

sabah icime kelebek kacmis


Monday, August 10, 2009

the beatles

dun izledik, across the universe, kendisi muzikal tarzinda ve bittikten sonra 1 gun -belki de daha fazla gun- boyunca beyninde sarkilarinin tekrar tekrar calmasini saglayan bi film.

sizin icin de sectiklerim, ama cok kararsiz kaldim, gerisini de serpistiririm diye dusunuyorum, zira hepsini pek begendim, hatirladim, hatirlamak guzel sey.


Saturday, August 8, 2009

icimden geldi

dun bugun bi durgunum, icim artik biseylerin yerine oturmasini istiyor sanirim.
bu sabah yine erken kalktim, hic bisey dusunmemeye calistim, uzun zamandan beri. yapamadim, tam oldu diyorum, ufacik tefecik seyler dolusuyor beynime.
daha cok da cevremdeki kisilerle ilgili oldugunu farkettim, arkadaslar ya da dostlar dediklerimle, zaten kac taneler.
supheciyimdir, belki biraz mukemmelliyetcilik de var ama onu biraz torpuledim sanirim, benim sayemde degil de hayatimda olan seyler sayesinde.
ayni sorular halbuki, sadece bazen isimler degisiyor, kendimi anlatamadim mi dedim, yanlis mi soyledim, yanlis mi yaptim, bu kadar uzak olunca biseyler ters gitti herhalde diye...
sonra ayni nasihatlar, bisey beklememeliydim, baska biri icin ise beklememelisin, herkesi samimi gorup agzina geleni soyleme.
sonra aklima fransizlarin 'sen-siz' hitaplarina takintilari geldi, siz'li konusuyorlar baslangicta, yaslari kac olursa olsun, taa ki karsindaki 'sen, diyebilir miyim' diyene kadar. kitapta ilk okudugumda saka gibi gelmisti, ben de hep siz'li konusurum, bazen ne kadar deseler de donduremem ama sormak mi gerek ki illa. belki ben de bunu yapmaliyim iste, karsimdaki sen'e dondurene kadar beklemeliyim.

belki yazmaya bi ara verebilirim

Friday, August 7, 2009

simdi intikam zamani

iki gundur benimle dalga gecen semosa intikamimdir, benim zaaf tarafimi kullanip beni kudurtmaya, yalvartmaya calisan semos, sana sesleniyorum, evet, artik blofleri de yemiyorsun afferin ama ogrenecek cok seyin var daha kuzum maalesef, ablaya oyle yapilmaz ama abla maymuncuguna boyle yapar, aklinda olsun.




kuzucum, kusura bakma ama senden ne marilyn oluyor ne elvis, sen elinde fiskiye sadece banyoda sarki soylemeye devam et en iyisi.
kara senin icin daha iyi gorunuyor canim, ne dersin.
belki de sen turk filmlerine yildiz olmak icin dogmussundur


iyi ki iskandinav kani tasimiyorsun, alyuvarlarin nasildi senin.
yemezler bu sirinlikleri, bilen bilir seni
aci ama gercek, cadilik sana daha cok yakismis semosum
e artik, atla ucagina gel sekerim
bu efektlerin hepsi msn yazismalarindan gorulecegi gibi, bilgisayarinin marifetiymis, bilgisayarini ablasi almis, onu da cok severmis, kizmazmis, kiyamazmis, gorunce belki yanaklarini sikarak hincini alirmis.
ablalik boyle bisey iste.

Thursday, August 6, 2009

ima

gugil reader, acaba bana neden en cok onerilen sayfa diye bunu cikartiyorsun, yoksa biseyler mi ima ediyorsun.

peki peki, calisiyorum...

kavun

doktor beycigim, bilinc altimda arastiriverin, hangi an'imdir bana kavun kokusunundan huzurun kokusunu almami saglayan. bu an'ima siddetle ihtiyacim oluyor bazen, buluverin rica etsem.

kacinciya diyecegim

-bi daha korkutma beni.
-ahh canim, korkutmak istemedim ki.
-dikkat et, o zaman, odumu patlatiyorsun.
-ben aslinda korkunca bana sarilirsin diye yapiyorum.
-cok da yaraticisin.

Wednesday, August 5, 2009

haftaya bugun, bu saatte

semosla, trende bicir bicir konusuyor, kikirdiyor, butun sebeklikleri yapiyor olacaz...


 
design by suckmylolly.com