Friday, July 31, 2009

dokmeli icindekileri

sevgili psikologsan,


ben geldim buraya gelmesine, herseyi arkadam da biraktim birakmasina ama sanki birakmam gereken seyleri de biraktim. sen merak ediyordum ya buradaki hayatimi, nasil olacak, insanlarla, hocamla aram nasil olacak falan diye, ben de sana mail yazmistim hani, burasi cok guzel, adam bana muthis iyi davraniyor, onlara da bana da zaman tanimali biraz diye, sen de bana hak vermistin. asil sorun o degilmis ki. keske sana ugrasaydim bu gelisimde. sanki orada biseyler unuttum ben, heveslerimi, coskularimi, evet evet en guzel kelime coskularimi, e ben hic biseye cosku duymaz oldum. bana ne yaptin sen, iyi degilmis benim icin bu kadar rahat bi insan olmak, bu kadar amaaaan iste demek, e madem ogrendin diyecen neyin eksik oldugunu, yarat o zaman, don geri, donemiyorum ki, bulamiyorum ki vaaay be dedirtecek bisey, bulsam da aklimda uzun tutamiyorum, cunku tutmak istemiyorum, varsa yoksa istedigim sey, gezeyim, tozayim, balkonda oturayim, ouchy’e gideyim. e ben tatile gelmedim ki ama. biliyorum sen diyeceksin, boyle zamanlar olur, bazen cok calisirsin, bazen hic calismazsin, bu aynen sey gibi, bazen her aksam arkadaslarinla disarda olursun, bazen de hic firsat bulamazsin, dersin ki off kac gundur hic disari cikmiyorum, basimi kasimaya vaktim yok, cunku ben sana bundan da sikayet etmistim, sen de demistin ki olur oyle seyler, herkesin hayatinda bazen yetistirelecek seyler olur, o zaman hicbisey gormez gozun diye, ben de hep boyle dusunmeye calisiyorum simdiki bu hevessizligim icin. olur oyle zamanlar diyorum, her hafta yetistirelecek biseyim olsa calismaz miyim diyorum, ama iste vicdan, o rahat birakmiyor beni, surekli biseyler cikartiyor durduk yere. o yoruyor beni, belki de dinleniyordur ruhum diyorum, beynim, ama vicdan izin vermiyor ki iste. Ne dinlenebiliyorum ne de biyeler yapabiliyorum. bi de merak ediyorum bu dinlence ne kadar daha surecek (vicdan konustu).

iste boyle, psikologsan.

pinkycim

gordun mu bunu, yavas yavas dualarimiz kabul oluyor.

yine baslayalim

dun aksam cok hamaratlastim blogcum, boyle bi kelime var mi emin olamadim ama, olsun. koca koca bi tencere kolay kabak yaptim, bildigin zeytinyagli, kabaklarin kabuklari koyu renkli burada biliyormusun, cumartesileri olan pazarda bi turk amca var ya orada bulabiliyorum bi tek acik renkli kabaklari ama o da sagolsun cok pahali, neyse zaten kabuklari soyunca ayni, tadi da guzel. ay sahi bi de demedim sana daha, salataligi da turk amcadan aliyoruz, o da pahali, ama neden oradan aliyoruz diye sor, cunku normal boyutta o satiyor bi tek, marketlerde hep yarim metrelik salataliklar var, tek tek satiliyor haliyle. dusun kac ay oldu almadik onlardan, sonra haftasonu parti vardi ya hani nisan icin, nasil olsa onlara aliyorum diye aldim, ne de kotuyum, hic de oyle korkuttugumuz gibi koca cekirdekli falan degildi, deli miyim neyim neden denemedim ki simdiye kadar, galiba gitgide can arkadasa benziyorum.

hamaratlastim diyordum, cunkuuu yazdigim yazi gozlerden kacmamis, alinacak hesap varmis, onun icin elim mahkum giristim, bi de taze fasulyeleri de ayikladim, koydum dolaba, cok is yaptim diye gorunsun diye bi de irmik tatlisi yaptim ama hic guzel olmamis ne yazik ki, ne yapalim, sosla falan yedirecem artik. temizledim, ovaladim, dusundum dusundum, iki gundur olanlari da dusundum.
biz cumartesi nisan icin parti yaptik demediydim di mi, pek guzel oldu bu sefer, zaten herkesi cagirinca, iki grup, cok kalabalikti, arada bi mutfakta karsilastik, suraya kivrilsak, kimse bizim yoklugumuzu fark etmez diye, gulduk eglendik. hakkini vere vere rakiyi tanittik, begendirdik.
bunlari neden boyle yaziverdim simdi bilemedim, kafam karisik cok fazla, hersey icin, burayla ilgili olan kafa karisikligi da yorumlari arada bi kapatmamdan belli oluyordur herhalde.

Thursday, July 30, 2009

c’est la vie!

diyorum ve hayata donmeye calisiyorum. Tibet'in anneciginden eglenceli ve keyif yerine getirici bi mim.


1. hayatındaki önemli 3 erkek ?
guven, babam, benim hayatimda neden uc erkek yok ya.
2. yaşadığın şehrin dışında sevdiğin 3 şehir ?
izmir, ljubljana –slovenyanin baskenti ve oyle sakin oyle yasanilasi bi yer ki, insan emekli olmak istiyor hemencecik- ve barcelona.

3. en önemli fobin?
nereden cikti bilmiyorum ama burada gelisti bu fobim, otomatik kapilara sikismaktan feci sekilde korkuyorum, pek bi panik yapiyorum oralardan gecerken.
4. giyim konusunda en çok tercih ettiğin renk?
beyaz! acik olan her rengi de giyerim, sari, yesil, mavi, pembe. aa mor ve kirmizi giymedigimi farkettim simdi… bi daha deneyim, belki artik yakisiyordur.

eger hala kimse mimlemediyse merve, uyuz cadi, dodo, guls ve damlo, mim sizde.

ikinci vaka

bugun balon gibi sistim, geceden beri boyleyim, uyumak icin raki ictim, dertlendim, dertlendikce daraldim, simdi de zaman gecsin istiyorum, kotu yasanilacak ne varsa yasansin cabucak ve biz yine eskisi gibi olalim. ya da hic gecmesin ve biz tam bi sene onceki biz olalim.

ne dersin.

Wednesday, July 29, 2009

acikliyorum

ben gercekten saf ve salagim, saf salagim, ikisinin de onden gideniyim... ne oldu diye sorma, boyle ustu kapali konustuguma da bakma, ilerde hic unutamayacagiz zaten bugunu, merak etme.

mehtap

dun gece balkonumuzda oyle guzel bi mehtap vardi ki, boylesini hic gormemistim, aklima kaziyim diye baktim baktim. useyene kadar oturduk, cay icmeyi bile unuttuk, semos’la neler yapacagimizdan konustuk ben halleyimin icindeki marshmallowu cikartmaya calisirken.


sabah yine aklimiza geldi, metroya giderken, yolda yururken, ogle yemegi icin diye hazirladigimiz sandvicleri yerken…

biz heybeli’de her gece mehtaba çıkardık
sandallarımız neş’e dolar zevke dalardık
saz seslerimiz sahile aksettiği demler
etrafı şarkı gazellerle yakardık, zevke dalardık...

mano

yeni defter gelmis, ben calisayim diye. bu bir mucize olmali.

bugun de

ailecek yaptigimiz ilk borctan kurtulup hafifleme ve tesekkur olarak da swarovski kupe-kolye alarak en azindan bi kisiyi mutlu ettigim icin kus gibiyim, mutluyum.

Tuesday, July 28, 2009

ev hanimligi

aksam yemegini isitip, sofrayi kurma isi bu aksam bana dusunce -ki sebebi de evde benden baska kimsenin olmamasi- aa benim bi mutfagim mi varmis, ne zamandir gorusmemisiz diye diye giristim dolaplara, tezgaha, lavaboya... sonra da aklima ayni cumle geldi.
- bu aksam da sen pisirsene.

'birakin bilim adamlari deney yapsin, sanatcilar acayip olsun! ascilik baska bi seydi.'
ask, sayfa 90.

en azindan kabul ediyorum.

ilan

cok sevgili arkadaslarim, dostlarim,

eger bu uzak ulkede caninin cektigini bulamayan gorkemsan'a arada bi uzuluyor, icinizden ahh firsat olsa da gondersem diyor, gorkemsan uzgun oldugu zaman bi sarilsam gecer, opucuklerimi gonderebilsem diye icinizden geciriyorsaniz 12 agustos'a kadar semos'a ulasin derim. eger bi liste citlatmam gerekirse ici kucuk kalp kagitciklari dolu bi zarf, guzel bi dvd, bi twilight cikartma albumu, cheetos, eti cin, eti puf, baklava, naneli ve turk kahve aromali hare likoru simdilik aklima gelenler.

hayir, semos yeni bi kargo sirketi kurmadi, kendisi buraya geliyooooor, hem de kocaman bir ay, beni sevmeye, beni beslemeye, bana bakmaya geliyor benim kuzum.

Monday, July 27, 2009

n'olur semos, yarina guzel bi haber

birinci kural: yaradani hangi kelimelerle tanimladigimiz, kendimizi nasil gordugumuze ayna tutar. sayet tanri dendi mi oncelikle korkulacak, utanilacak bir varlik geliyorsa aklina, demek ki sen de korku ve utanc icindesin cogunlukla. yok eger, tanri dendi mi evvela ask, merhamet ve sefkat anliyorsan, sende de bu vasiflardan bolca mevcut demektir.

ask/elif safak. sayfa 51.

semos’a gondermistim idefix ile, pek mutlu olmustu. ben de. ben ona new moon’u verdim, o bana bu kitabi. yine karsilikli okuyoruz. ben sevdim bu kitabi, semos new moon’u daha cok sevdi, eminim. anlayacagin sen de benimle birlikte okuyacan bazi bazi.

bi kere daha

geldigimden beri beni rahat birakmayan, son bikac gundur de butun gunumu mahvedecek kadar ileri giden ruyalarima bi cift sozum var. bilin ki bu sabahtan itibaren hala ayni ilaci kullanmaya devam etsem de, bu ilac hormonlarimi degistirse de, islerim istedigim gibi gitmese de beni artik uzemeyeceksiniz, butun gunumu etkileyemeceksiniz. bugunu ben kazandim ve bence vazgecin yarini da ben kazanacam.

Sunday, July 26, 2009

gunesi kurtarmak

Bekir Coskun'dan guzel bir yazi


ÖNCEKİ gün yine güneş tutuldu...


O sene avlusu taş evimizin damına çıkmıştık güneşi kurtarmak için. Hurafelere göre bir şeyi bir şeye vurup da ses çıkartınca güneş tutulmaktan kurtulacaktı. Çocukların ellerine birer sopa verip, boyunlarına paslı eski tenekeler astılar. Büyükler “Ortasına ortasına hızlıca vurulacak” diye tembihlediler.
Benim de tenekem vardı.
Bir tenekeye, bir güneşe, bir de Fatma'ya bakıyordum. Güneş zorda kalınca Fatma, “Vur!” diyecek, biz tenekeye vurunca güneş kurtulacaktı.
Ve Fatma, “Vur!” dedi...
Vurdum:
“Tın tın tın...”
Güneş yavaş yavaş sıyrılıp çıkınca Fatma, “Kurtuldu...” dedi...
Durdum...
Bir kurtardığımız güneşe baktım, bir Fatma'ya, bir tenekeye...
*
Güneş benim tenekemi nasıl algıladı bilemem... Ama benim düzeni değiştirmek için ilk teneke çalışımdı.
Sonra hep boynumda bir teneke ile dolaştım.
Ne zaman ortalık kararıp da bir “tutulma” olsa, cılız bir pasla teneke sesi olsun, vurmaya başlarım:
“Tın tın tın...”
*
Ne var ki güneşi kurtarmaya kalkan halkımız, kendini hiçbir zaman kurtarmaya kalkmadı. Aklından bile geçirmedi kendini kurtarmayı.
Ben kendimi bildim bileli tutuktur...
Ve öyle sessiz...
Öyle pısmış...
Öyle tepkisiz...
Öyle sinmiş...
Çocuklara güneşi kurtarmayı öğrettiler hurafelere dayanıp; ama tutulmuş kendi dünyamızı kurtarmayı öğretmediler.
Bizler ise boşuna çalıp durduk tenekeleri...
(...........)
Ne zaman güneş tutulsa, aklıma Fatma, sopa ve tenekem gelir...
Güneşi kurtarmıştık o gün...
Fatma, “Vur...” demişti...
Vurmuştum:
“Tın tın tın...”

Friday, July 24, 2009

pek mutlu oldum

didem hanim olmasa bu kurabiyelerimi size hic gosteremeyebilirdim, boyle guzel bi fotografim da hic olmayabilirdi. bir kere daha tesekkur ediyorum boylelikle.

kiz babasi

Thursday, July 23, 2009

gozluk

doktoraya baslamisim, yalnizliga da. 2.5 aydir hotelde kaliyorum, 15 gununu istanbul’da gecirdim gerci. simdiki evi de zarla zorla, sansimi kullanarak bulmusum, kontratta elimde, eve girisimiz aslinda cuma gunu ama benim yol arkadasi cumartesi geliyor, haftasonu da heryer kapali oldugu icin esya almamiz mumkun degil, hotelde kalacaz.
30metrekarelik studyo bi daire dusunun hotel diyince. ocak ve buzdolabi da var, guzel gozukuyor ama bembeyaz duvarlar, kiyafetlerine yemek kokulari sinmesi, dinlenmek icin oturacagin bi koltugunun olmamasi, hicbi zaman derli toplu bi hale donusmemesi cildirtiyor insani. o gelmeden ben, almisim zaten ikea katalogunu, isaretlemisim neler alinacak diye, illa ki gidip alinacak.
2 gun gecirdik ama hotelde. pazartesiye kadar da nasil araba kiralayacaz derdindeyiz. araba da esya tasimak icin arkasi bombos olanlardan, yuksek falan, kamyonet gibi. bikac yere sorduk ya cok pahali ya da bizim ehliyeti kabul etmiyorlar, bi yer bulduk pazar aksami, sabahtan ilk is oraya gitmek oldu. gittik konustuk boyle boyle, tamam dediler, verin ehliyetinizi, verdik, sorun da cikmadi, adam bilgileri tek tek giriyor, ingilizceleri de yaziyormus farketmemistim daha once.
arabayi kullanacak beyin de ‘kullandigi cihaz ve protezler’ kisminda ‘gozluk’ yaziyormus. ama gozlugu de unutmus getirmeyi. adam sordu bize ‘gozluk, ehliyetin verildigi yer mi’ diye, donduk kaldik, basimizi uzattik bakmak icin, ben dusunuyorum aciklasak, o zaman gozluk nerede diyecek sorun cikaracak, benim de hotelden kurtulma planlarim suya dusecek, evet desek nasil olacak, ya anlasilirsa falan., ‘evet, evet, gozluk’ten aldim’ dedi bi ses, benim gozler portledi, hemen onlarin yanindan uzaklastim, o da yetmedi disari ciktim.
sonunda anahtarlar bi gunluk bizim oldu, bunun muhabbeti butun yol boyunca surdu, lozan’da kac kere kaybolduk hatirlamiyorum ama her ne kadar gozluklu olmus olsak da azmettigimi basardik.

deli miyim ne

bugun icimde bisey var, durduk yere insanlara sarilasim geliyor, zor tutuyorum kendimi, bana bi ayicik alan olsa da sevgi pitirciklarimi oraya doksem

Kutu icin gelsin



cimencim favorisini yazmis, ben de yaziyorum ve Kutu icin diyorum.

Wednesday, July 22, 2009

bisey

simdi farkettim, arkadaslarim mail atiyor, nasilsin diye, semos soruyor ne yapiyorsun diye, onlarin sorularini cevaplamaktan kaciyorum, hic kendimden bahsedesim gelmiyor, hep onlar icin bisey yazip duruyorum, kaciyorum biseylerden kaciyorum.

neden kactigimi da biliyorum icten ice aslinda ama cozum bulmaktan da kaciyorum.

hasta gorkemsan ne yapiyor

duvarlarimiza daha cok fotograf koyalim diye eskilere bakiyordum, bak bak neler hatirliyor insan, hatirla hatirla bitmiyor, gul gul oluyor. dedim bikac tane buraya da koyayim.

okul semalarindan basliyoruz, herhalde, fiskiyeler acilmis, biz de kacisiyoruz.

gidecegimiz yer manzara ama bocekler birilerini rahat birakmaz hicbi zaman, bakiniz gozluk cami.

cok fena tavla oynarim, kac senedir acemilikten de cikamamisimdir.

iste gercek ben. evdeki gorkeme bakmak lazim, boyle bisey iste.

'haydi poz ver' derler hic usenmem. 

en sevdigi ikiliyle birlikte baska da bisey gormez gozu.

cunda adasi yollarinda.

beni boyle hatirlayin.

aylik olagan zehirlenmemi yasiyorum, bi gun evdeyim, umarim gecen seferki gibi lahana suyu ve cay iyi gelir

insani vejetaryan yaptirmak icin pek bi zorluyorlar ama. disarda et yemeyecegim kesinlesti ama digerleri icin hala dusunmekteyim.

Tuesday, July 21, 2009

ege olmali

dun uzun zamandir yapmadigimiz bisey yaptik. oturup oylesine konustuk, iq testleri ne kadar guvenilir diye, hani varmis ya bi kadin amerika’da cok zekiymis ama testlere girmekten baska bisey yapmiyormus, oradan acildi konu iste. konu zaten cok muhim degildi ama hergun okudugumuz bi haber icin ‘okudun surada ne olmus, bu ne demis’ ‘evet, evet okudum’ diyaloglarindan farkliydi ya da ‘bi sephaya ihtiyacimiz var, ama bu ay olmaz di mi’ ‘bu ay boyle idare etsek daha iyi’ gibilerinden ev ya da okul konulu bisey de degildi. oylesine biseydi.

sonra hatirladim da birbirimizi tanimaya calisirken manzarada kitap okurduk, sultanahmet’te bi bankta cigdem’de milyofumuzu yedikten sonra tahsin yucel’in ‘peygamberin son bes gunu’, bogazimiz aciyinca digeri alirdi kitabi, anlamadigimiz bi yer olunca da tekrar tekrar okurduk, tartisirdik. karl marx’i okumaliyiz derdik, o baslardi, ben cesaret edemezdim. sait faik’in aylak adam olma fikrini tartisirdik. ben biseyler yapmaliyiz derdim, o esnaf olmaliyiz. zaten boyle boyle bundan sonraki adim ege olmali dedik ya.

Monday, July 20, 2009

cuzdan-cuzdanlar

cumartesi gunu, o guzel alisverisimizi yapmaya yakin ama yurunecek kadar yakin olmayan alisveris merkezine basta gorevmis gibi sonra gule oynaya giderken farkli bi bolgeye gecmemiz gerekiyordu.
otobus de yarim saatte bir var, otobusu beklerken yuruyelim dedik, pek de kalabalik olmayan bi yola girdik, arkamizdan iki kisi geliyor, yan gozle soyle bi baktik sadece, sonra devam ettik yolumuza, karsidan karsiya gecmemiz gerekti, biz gecerken onlar bizi de gectiler, ‘a ben onlari zenci sanmistim’ falan diye de konustuk, baktik gorduk fazla acilmaya baslamisiz yine konusa konusa donduk, ayni yaya yolundan geciyoruz, karsi tarafa gecmemizle yerde kocaman bi cuzdan gormemiz bi oldu, aldik yerden polis ariyoruz, sorduk, onlar da bilmiyor, imkani da yok kolay kolay sokaklarda bulunmazlar, tren istasyonuna girdik, uniformali birini gorsek gidecez, yok. bizim otobus gitti tabi bu arada.
sonra acalim belki telefon numarasi vardir dedik, arandik tarandik bulamadik ama adamin bizim zenci sandigimiz adam oldugunu, isvicreli oldugunu (swiss german), test manager oldugunu falan ogrendik.
ayni yolu yine yuruyelim dedik bu sefer, hani karsilasiriz falan belki, bi de kaybolan karakolu buluruz diye. ben biraz mikirdanmaya baslamistim ki adami gorduk, belli ki o da ayni yolu yurumus, geri donuyor. kosar adim gittik, dedik ki c.l. ?, evet dedi, boyle boyle, cuzdan da benim elimde, uzatiyorum, almiyor, oyle bakiyor, nerede buldunuz falan filan, anlattik biz de boyle boyle diye, aldi neyseki cuzdani, icine bakti, sonra karisina bakti, kadin da kendi cuzdanindan para cikartti, bize uzatiyor. sok olduk ikimiz de.
biz de almayiz deyip uzaklasmaya basladik, sonra birden keyfimiz kaciverdi, cunku bu insanlar tesekkur bile etmedi ve verdikleri para on frank. hakaret gibi. ilk basta benim elimden almamasi da onun icinmis, bi beklentimiz var sandilar herhalde. onca kredi karti, kimliklerini tekrar cikartmak ne kadara bedel cok merak ettim. gozlerinin ici gulerek mutlu olsalardi, tesekkur etselerdi, biz daha bi mutlu olurduk tabi ki de. insanlarin deger yargilari ne kadar da farkli di mi.
bi de bu buraya geldigimizden beri yani bi hafta icinde ikinci cuzdan bulusumuz, digeri ise markette herhalde bizden onceki musterinindi, kasanin orada unutmus, gitmis.

biz olmasak bu isvicreliler ne yapacak bilmiyorum.

cheetos dovmesi

ben bi cheetos cocugum aslinda, guven benim icin iki cheetos getirmis turkiye'den, aslinda surpriz olsun diye unutacakmis ama sag saglim ciktilar bavuldan. ozene ozene yedim, yavas yavas. icinden de dovme cikti, en sevdigim sey. hemen birini koluma yaptim. bugun okulda.

-haftasonu hangi partideydin ?

Sunday, July 19, 2009

babanne

-babanne, bu ne agaci
-kokar agac
-nasil kokar
-osuruk agaci
-ihhh, ama oyle kokmuyor
-bilmem, annem demisti bana
-senin annen ne dedi, babanne
-osuruk agaci dedi
-sen kucukken oyun oynar miydin, babanne
-oynardim tabi
-saclarin boyle uzun muydu
-hep uzundu saclarim
-keske benim de uzun olsaydi, senle evcilik oynasaydik, ne guzel olurdu di mi babanne
-olurdu kizim

gunaydiiiin!!

artik balkonumuzda sabit duran bi masamiz var, ne kadar serin olursa olsun mutluluktan aksam yemegimizi balkonda yedirten bi sevincle geldi evimize.

ve salonun bi kosesine konan boyu belime gelen bi cicegimiz var, yemyesil kendisi ve cok guzel cok simetrik, bakip bakip ne guzel diyorum, eriyorum.

bu guzel ikilinin mutluluguyla, beyaz peynir ve karpuz yaninda icilen naneli mojito ve bilmem kacinci kez izlenen black cat white cat



Friday, July 17, 2009

bu sicaklar var ya

onalti temmuz ogle arasi vistanin gosterdigi sicaklik 22 derece, eve gidis zamani, saat alti gibi gorunen sicaklik 32 derece.

bunu daha once de farketmistim. nasil oluyor da eve giderken daha da sicak oluyor diye. dun ise tam bi felaketti, oyle sicakti ki istanbul’u bile aratmadi. hele hele insana soylettigi seylere bakacak olursak ne dedigini bilmeme durumuna cok yaklasilmis.

benim arkadasin bugunlerde bi zenci sevgisi var, tarzlarina, hayatlarina, stillerine pek bi hayran, elbette yapacagindan degil ama kendilerine ozgu bi havalarinin olmasina, farkli olsalar da umursamamalarina hayran. ikide bi bana onlardan ogrendigi el hareketlerini yaptiriyor. o derece. dun metrodan inip eve dogru yuruyoruz, koyu tenli bi abi gorduk, beyaz atlet giymis, onun da alttan yarisini kivirmis, gobek disarda ama oyle sisko falan da degil, yarim tisort gibi yapmis iste ve de kendinden gayet emin yurumekte. hem gozunu bu abiden alamayan hem de sicagi tarif etmeye calisan benim arkadastan unutulmayacak bi deyim geliyor, 'bu sicaklar var ya, zenci cildirtan sicaklar'

aci haber-o kadar da degil

donduk biz donmesine ama bi benim kirmizi pabuclarim cikmadi bavuldan bi de blogumu susleyen fotograflarin sahibi makinanin saglam hali.

makinamiz kirildi, daha istanbuldayken, konusmuyoruz ama sanirim ikimizde de tamir olmayacak hissi var. benim hep aklimda yeni alma fikri var, caktirmasam da (!) arastirmalarima basladim bile. ama maddiyat da onemli tabi, hele de yuzuklerle yeni donmus bi cift olarak, oncelikler pek bi baska.

onun icindir ki, bi sure daha soz verdigim gibi pazar fotografi cekemiyorum ya da montreux jazz ya da pazar gunu kus beslemeleri ya da geceleri cakan simsekleri... diyim ki ben anlatmaya calisayim ama ben de sanki eskisi kadar beceremez oldum. fotograf sartmis.

en guzel gun, bugun!!


bugun haftasonu geliyor diye cuma gununu festival havasinda gecirme istegi var, anladiiiim, en cok da bende var.
aslinda ne oyle denize gidecem, ne gezmeye degisik yerlere –gerci bi plan var gibi, bakalim-

sabah erken kalkip -cok erken olmasina da gerek yok, ilk olayim yeter- balkonda kahvemi icemem, aklima biseyler gelirse gunlugume yazacam, onumuzdeki haftasonundaki parti icin alisveris listesi ve muzik listesi hazirlamaya baslayacam, en onemli liste de benim degil ama evin beyinin yapilacaklar listesi –cunku bazi seyleri on kere soylemekten yoruldum, onlari ayni sekilde gormekten de yoruldum, unutuyor biliyorum ama benim de canim sikiliyor, en iyisi okusun okusun yapsin.

simdi saat onbir, sizde oniki, ogle yemegine cok az kaldi, ondan sonrasi zaten daha bi kolay geciyor, kahve molalariyla.

Thursday, July 16, 2009

yine unutmusum-paragraf


simdiye kadar yasadigim en zor senenin 3 ayini mine'nin evinde yasadim, mine'den dolayi zor bi sene degildi tabi ki, hatta tam tersi ondan dolayi belki de normalda yasayacagimdan daha az yiprandim. unuttugum sey ise o guzelim evin karsisindaki guzelim parka 'dilekyildizi parki' tabelasi koymuslar. guzel olmus. bi huzunlendim. ama gidesim de gelmedi.

ben yine seni arar konusuruz, sen benim sirtimi uzaktan sivazlarsin, biyoenerji yollarsin, hakikatli arkadasim dersin. ben biraz daha unutayim o zaman gelirim seni opmeye...

gorkemsan itiraflari

Kutucum, iyi ki beni mimlemis de icimde biriken onca itirafa bi yol acmis. haydi bakalim basladim.

1- anaokuluna ya da krese gitmedim. butun okul hayatim boyunca sadece ilkokul birinci sinifta taksi-servisle okula gidip geldim. on koltuga oturmak icin benden 2 yas buyuk bi kizin sacini yoldugumu hatirliyorum, sosyallesmenin ilk sinyalleri.

2- marketlerdeki naylon posetlerin agizlarini acamam, arkamdaki ucuncu kisi isini biterse bile acamam, ciglik atar, yardim isterim.

3- cakmakla ates yakamam, korkarim, bana ozel kibrit kutusu olur mutfakta.

4- parmaklarimi siklatamam, ne kadar ugrassam da bi kere bile yapamadim.

5- sinemayi, tiyatroyu onden izlemeyi severim, dikkatim cok cabuk dagilir, cenemden durulmaz.

6- ilkokulu univeler'in yardim ettigi bi okulda okudum, adi da unilever-is ilkogretim okulu. becel de yeni cikmis, ogretmen de bizimle bunu konusuyor cunku cogumuzun annesi babasi unilever'de calisiyor (derste o mu konusulur, zaten ben sevmezdim o kadini). ogretmene sert sert bakip da 'besel' degil adi, becel becel diyen normalde sesi cikmayan kiz ben miydim.

7- ilkokuldan sonra anadolu lisesine girmem cok zor oldu, yuksek makamlardan birinin yegenine ek bi sinif acildi da ben de arada kaynadim, yoksa simdi nerelerde olurdum bilemiyorum, yani akli olan ama aklinin nerede oldugunu bilmeyen bi cocuktum.

8- ortaokula kadar semos'la evcilik oynadik ama bebeklerle falan degil, sahici, senaryolu, misafir oyunculu.

9- en buyuk hayalim nobel almak(ti, cunku beynimi calistirmamaya devam edersem paslanacak gidecek hersey)

10- sut ve sut urunleri icmez-yemez, yumurta gorunce kacan, kirmizi eti agzina koymaz bi cocuktum, buyumeyecek dediler ama ben tosuncuk oldum.

11- evde buldugum kavanozlara camasir-bulasik deterjani, yumusatici, sampuan, dus jeli, tras kopugu karisimi yaparak anneme parfum yapardim. derler ki senin kimya sevgin orada belliymis.

12- hicbi yerimi kirmadim, hastanede yatmadim, serum almadim, ameliyat olmadim, bayilmadim. (tu tu masalah)

13- ama hicbisey yemedigim icin istah acicilarim ve vitaminlerim eksik olmazdi, tabi popo ignelerim.

14- kucukken o kadar cok piknige gittik ki, o kadar cok muze gordum ki yeni yeni basladim tekrar sevmeye.

15- annem bize pek guvenirdi, evde bizi yalniz birakirken endiselenmezdi cunku kapilara, pencerelere, ocaga isaretler koydugunu soyler oyle giderdi. her seferinde ozenle, dikkatle isaret arar oyle yapardik yapacagimizi, bi gun bunun ise yaramadigini soyledigimizde buyudugumuzu anladi.

16- evimiz kitap cennetidir, babam deli gibi okur, biz de arkasindan yetismeye calisiriz. tubitak kitaplarimiz da eksik degildir tabi bilim ve teknikler de, ikinci sosyallesme cabam da ortaokulda gittigim bilim ve teknik'in hazirladigi amatorler icin astronomi kampiydi, bi hafta surdu ve yine cok basarili oldugumu soyleyemem.

17- sinifimdaki ve cevremdeki butun arkadaslarimdan once internetim oldu, butun bi yaz tatilimi kendime web sayfasi hazirlamaya calisarak gecirmistim, konusu ise kitaplardi, kitaplarin arkalarindaki yazilari yazarak kitaplari tanitmaya adamistim kendimi, neyse ki tatil bitti ve kitapcilar bu isi benden once yapti.

18- ekonomi dersini sevmem, ezbere hic gelemem.

19- beklemedigim bi anda ve bi yerde hic tanimadigim biriyle karsilasmak en buyuk korkum.

20- ve son itirafim, erik sevmem. kendimi bildim bileli yemedim, cabalarim oldu ama cignemeden atmakla sonuclandi.

umarim bu kadar itiraftan sonra -ozellikle de son itirafimdan sonra- beni hala gorkemsan olarak bagriniza basarsiniz

elim cimen ve dodo'da.

Wednesday, July 15, 2009

bugun

sabah bana sitem ettiginde

seni apartmanin onunde beklerken elinde su dolu fincanla gordugumde

okula gidis yolunda kurabiylerin kirintilarini avuc avuc yedigimizde

bi fincan suyu yudum yudum paylastigimizda

ogle yemegi sonrasi kahvemizi icerken fikir fikir konustugumuzda

arilarin seni kovalamamasi icin koordinatlarimizi degistirdigimizde

bas agrisindan kivranirken bana yastik olsun diye lozanin ortasinda gobegini benim icin kocaman yaptiginda

ilacimi icip yavas yavas kendime geldigimde yemek yaparken sarkilarini dinledigimde

ayranlari calkalama sesini duydugumda

beni uyandirmaya gelip de sadece seyrettiginde

catalla tuz attigin pilavini yedigimde

ortaligi toplamama yardim ettiginde

cay koyayim mi diye sordugumda sen yazadur ben koyarim dediginde

mutluydum, hep mutluydum

Tuesday, July 14, 2009

bizim mahallenin cocuklari pek bi degismis

bi aksam eve giderken arkadamdan uc oglan cocugu geliyor, birinin elinde bi top 10 yaslarinda, pek havali, digeri de sanki 8 yaslarinda, bi de 6 yaslarinda bi velet. konusurak benim yanimdan geciyorlar, en buyugu ortancaya diyor ki 'tamam, hadi oynayalim topla, ama beni de sizin evdeki partiye cagiriyorsun di mi.' ortanca sessiz, herhalde, topun cazibesi ve annesine sormadan boyle bisey yapmanin ikilemini yasiyor ama buyugun hic umrunda degil, soruyor 'kactaydi parti', en kucugu de sesini duyurmaya calisiyor, 'ama ben bisey diyecem, ozur dilerim'. ufakliga bakmiyorlar bile, artik ne yaptiysa, konusmaya devam, artik ben onlari takip eder olmusum, hic bi ayrintiyi kacirmamak icin ve kucuk kendini duyurabilecek, top oynamaya hak kazanacak mi diye.

buyuk yine soruyor '12de mi'

ortanca 'yok, 12den bi saat sonra' diyor

-o zaman, birde.

ses yok (belli ki saatlerden haberi yok)

ufaklik hala, 'ama ben bisey diyecem' , 'ozur dilerim' demeye calisiyor ama kimse duymuyor bile. sonra buyuk olan benim bunlari yazmama sebep olan cumleyi soyleyiverdi.

-ama ben birde yetisemem, aa yok yok yetisirim ama sen beni evden alsana

kahve-dondurma

herseyi deneyecem diye gozu donmus gorkem, dondurmalarin en buyugunu alivermis, nasil satsam diye de dusunmekte.


-bi isirik daha alsana.
-yok, almayacam.
-al al, cok guzel.
-yok istemiyorum.
-ama kahveden sonra disleri beyazlatiyor.

-oldu mu ?
-oldu oldu…

yalin ayak, basi kabak

6 ayda neler olmus farkinda misiniz...

-eti pasti super bisey, eti cin ise hala acliktan en guzel kurtarici, sinavlar oncesi yenilesi bisey unutmayin
-citir’daki biranin su oranini arttirmislar
-kucuk beyoglu’nda calisanlarin yas ortalamasi pek bi dusmus
-bizim mahalledeki okul bitmis, super de olmus
-atlas’a da oyle guzel seyler gelmis ki
-milka bi suru yeni cikolata cesidi cikarmis, nestle de biskuvili cikarmis. biri de muzlu cikarmayi basarsa ama muzu nutellaya banmak tadinda olsa
-hare likorlerini mutlaka deneyin, ozellikle vanilyali dondurma ile, benim icin
-taksim’de accessorizelerin yeri degismis ama urunleri degismemis
-metrobusun karsiya kadar gitmesi guzel bisey olmus da neden duraklar otoyolun hemencecik uzerinde
-kabatas-taksim finukilerine, harekete ne kadar kaldigini gosteren digital saat koymuslar ama onu bilmek cok zor olmamali. benim gibi bunu degil de otobus duraklarinda durak isimleri listesi ve gelmesine ne kadar kaldi diye bi cizelge arayanlari pek sevindirmiyor
-orta kantini kapatmislar, shuttelerin kalkis yeri degismis, yemekhaneyi sergi yapmislar

-bi de semosum buyumus, cok da guzel hayalleri olmus.

Monday, July 13, 2009

sari ringo


yapilacak oyle cok sey var ki, ama hepsi guzel, gercekten. yarim yarim yazilar -ne kadar zaman gecse de ustunden yazacam hepsini tek tek- yapilmasi gereken listeler.
mesela, her aksam koklastigim semosumun aldigi sari ringoyu, ecis bucus yazimla yazdigim aklimdan ne geciyor defteri yapacam, mesela diyecem ki ‘yeni ringo defterim hayirli ugurlu olsun, guzel bi baslangic olacak ne dersin ? mutluyum ben sen ? ben nasilsam oylesin di mi ? hadi kararlar verelim mi ? neden veriyoruz, alalim alalim…’

ama ilk sirada yapilacaklar,
kitap, spor ve bilgisayardan bazen uzaklasmak

son onbes dakika

suanda diyip baslayip bi yazi yazacaktim ki son 15 dakka yazisi daha guzel olur diye degistiriverdim. cunku,
son onbes dakka icinde,

baslangic olarak, yalniz basima ve daha cok az zaman gectigi icin yapmamam gereken bi seyi yaptim. bi video izledim. eminim ki bi suru kisi kendini izlemekten hoslanmaz, bi de isin icine tatsiz olaylar girince, bi daha hissettiklerini hissetmek hic istemez, ama ben yaptim iste.

sonra –her zamanki gibi- kendi kendimi oyalamaya, ayni duygulardan kurtulmaya calisirken cinitria’nin aldigi guzelim pantolonun desenlerine bakiyordum ki bi ‘cart’ sesi duydum, hem kikirdadim hem kosturtum, yazik oldu diye diye ters cevirip yine giyiverdim.

ama ben sana demistim ben artik koca bi 'm' giyiyorum diye :)

geldik!


evimize geldik. dun butun gunumuz yollarda gecti, desem dogru olur mu, olur olur. pek mutlu donduk evimize, yuzuklerimizle, onunla yapabilecegim dedikodularin en cogunu yaparak. bi de amsterdam gorduk, her ucaga binisimizde de benim seker mavisi bavulumu goruverdik, tabi hemen yanibasindaki kardes bavulu. bi saat gecikmeli olsa da evimizdeydik, evimizin guzel kokusunda, sakinliginde, huzurunda. sarmalar, receller, beyaz peynirler, cheetoslar, ince belli cay bardagi, tabagi, kasiklari ve caydanlik dolduruverdi mutfagi, vakumdan cikan kiyafetler salonu, sirt cantasindan cikan kitaplar da calisma odasini. evi iyi ki temiz birakmisim derken nerelere yerlestirecegimi dusunmekteyim, isin icinde utu de olunca dusunmekten kacmaktayim.

ama bi ara ev bos geldi, iki hafta her kafadan bi ses cikmasiyla yasandi, telefonlar susmadi, yapilacak isler bitmedi, beynimde dolasip duran planlarin bazilari yerli yerine konamadi ama geldim iste, kimisi oldu kimisi olmadi ama hersey ne de guzeldi.

Friday, July 10, 2009

son bi gunde

dun gece sicaktan uyuyamamak nasil biseydi diye oyle iyi hatirladim ki ne yapsam olmadi, saat 7.5 olmasina ve ben hala tatilde olmama ragmen kalktim, pencere onune gecip hangi kanal oldugunu bi bilemedigim televizonu dinliyorum.

dun son taksim turu yapildi, doktora gidip kontrol yapildiktan, saclar kesildikten, cimen ve annecigiyle guzel sohbetler yapildiktan sonra ara cafe'de eksik kalmasin diye biri dilinde biri beyninde anlatilan olaylar, guzel seylere karar vermeler, koska'dan lozan'dakilere degisik biseyler almalar, atlas, mango ve inci'de profitorel yaninda limonata. meydanda etrafa bakinmak.

aksam da kıyafetleri vakumlayip kilo ayari yapmak, agir seyleri ayirmak, yapiacak bi suru sey olmasina ragmen az kaldi havasina girivermek.

Wednesday, July 8, 2009

bi kez daha anladim

iyi ki varsin semos

iyi ki varsin guven

iyi ki varsin blog

sizi sevsem bana yeter di mi, neden daha fazla insan sevmeye calisiyorum ki...

ama az kaldii

bugun yapilacaklar listesine baslamadan, evde kimse yokken, gitme zamani yaklasirken, arada bi moralim bozulurken kendime birazcik zaman ayirayim istedim. bi dur'a ihtiyaci oluyor ya insanin oyle, neredeyim, ne yapiyorum, ne yapmak istiyorum. semosun odasinda, alisamadigim klavyeden aklima gelenleri, icimde birikenleri yaziyorum, acik pencerenin onunde, en sevdigim bardagimda kahvemi icerken, kim oldugunu bilmedigim biri radyoda Turkce sarki soylerken.benim aklimdan binlerce sey geciyor, birikmis belki dogru zamanlarda olmayacak ama yazsam guzel olacak.

bi diploma toreni-bi istenme-taksim-sokaktaki cocuklar-6aydaneler degismis listesi-3 tane haberim olmadan degistirilen plan-hergun mutlaka en az 2 saat alisveris...

haberim olmadan degistirilen planlardan biri bugun oldugu icin hepsini yazabilirim, tabi klavyeyle aramizda bi baris imzalarsak.

fotograf lozandaki son gunde neden uctugunu bilmedigimiz bi suru balondan son ikisi.

Saturday, July 4, 2009

buyuk gun

buyuk heyecan

Thursday, July 2, 2009

marti

bu sabah kalktim, ev sessiz, kimse kalmamis. sonra yalnizligimin korkularini gecirmek icin ev sesini dinlemeye basladim, hangi ses nereden geliyor diye. en son da benim eski odamin (artik bi odam olmadigi icin) balkonundan da sesler geliyor diye oraya gittim. bizim balkon birinci balon ama apartmanin on kismindan da bakinca 4. kat. neyse o boslukta ne vardi derseniz, iki marti! ilk once anlayamadim ucamiyorlar diye mi oradalar, aclar mi susuzlar mi diye, yavru olup olmadiklarini anlayamiyorum. ama insanlar ekmekler koymuslar, sulari da vardi. dayadim basimi cama onlari izlemeye basladim. daha yuksek bi yere konduklarini gorunce acaba yavru mu sakliyorlar diye dusundum.ama bu sorularin cevaplarini bulmadan gitmeyecem buradan.


beni karsilamakicin gelmisler, ne de guzel yapmislar...

Wednesday, July 1, 2009

buyumek yoruyor

uc gundur ben ben degilim, ben kimim bilmiyorum, sevi de oyle diyor. beynim uyusuk, alisamadim dedigim seylere nasil da alismisim sasiriyorum, duruluveriyorum bazen bunlari dusunurken, halbuki cook enerjim olsun istiyorum, oluyor da ama aklim bu sefer baska yerlerde, bu evde yasananlarda, istanbuldan nasil kacisimda.

hele hele uc gun sonra olacaklar, icten icten gulsem de disardan gulmemem gerek cunku bunlari cook ciddiye alanlar var, alinirlar. ama ben bunlar icin zamaninda cabalarken, kendimi uzerken, azcik saygi beklerken, sabir beklerken onlar neden boyle dusunceli davranmadilar ki. sanirim unuttum dedigim seylerin icinden yavas yavas siyrilip uyaniyorum, yine hatirliyorum. ama biliyordum ki lozan'a kosa kosa donecegimi, onun icin degil mi zaten ege'ye yerlesme planlari. bazen dusunuyorum hepsi nasil bi sene icinde olabilir diye. keske yazsaymısım bi yerlere, ne de iyi olurmus, boyle aradabir aklima gelip de kendimi hatirlamak icin zorlarken baska seylere yonelecegime bi kere okurdum, hatirlardim gecerdim. icimde biraz ofke tutabilsem uzuntu yerine daha iyi olurmus belki.bari kelime ozeti olsun.

moszner-d.h.-proje-anne-abd-saskinlik-haksizlik-kapi-mine-pelin h.-anne-ev-lozan-evim.

buradayken farkettim de oraya alismak o kadar da zor degilmis ki. ilahi ben, neden bu kadar buyutmusum gozumde.

evet, iste bu yazi cok iyi geldi, iyi ki azar azar olsa da yazdim. bi rahatladim, bi umutlandim, guclendim.

annecik

anne carsafi mis gibi kokar.

anne dolmasina doyulmaz.

anne esprisi felegini sasirtir.

anne planlari adami oldurur.

anne hayalleri alir goturur seni gercekmiscesine.

anne kaprisi en cekileni.

anne sekerparesi kilo aldirmaz

anne lavabosu, anne prizi, anne makineleri, anne kapisi aglatir insani.

anne kuzusu, benim!

anlayacaginiz ne dikkatimi cektiyse takildi bogazima, islati kirpiklerimi.

 
design by suckmylolly.com