Sunday, June 28, 2009

ucuyoruuum



ha'zirim, ha'zirim. vecihiniz geliyooor...

dun


bu sabah ozellikle istedim senden erken gozumu acmak, dolasmak, etrafa bakinmak, acaba bugun neyle karsilasacagiz diye dusunmek. halbuki ben cok korkarim, ilk once uyuyor numarasi yapip ona gore neyle karsilasacagimi onceden kestirip ona gore ruhumu ayarlarim, cunku ben cogu zaman neseli kalkarim, hayal kirikligina ugramam kolay, iste bugunku neseme korku da karismis.

daha hic tatil yapmadik di mi, en son cunda adasinda yazligimiza gitmistik di mi, 3 kilo aldirmistim sana. ondan once de ege-akdeniz turu yapmistik, ne uzun gelmisti. hele ben seni nasil kurtarmistim rafting yaparken. gruplara ayrilmadan once demo yapiliyordu, nasil oturulur, neler yapilir, biri dusunce nasil kaldirilir falan diye. biz de zaten grup olarak gelmis bi botun 2 kisilik bos yerini doldurmustuk. biseyler oldu ve on sol taraftan iki kisi dusuverdi, biri sendin, herkes digerini cekmeye calisirken, ben bi iki hop diyip omuzlarindan seni iceri sokuvermistim coktan... ne de cok gulmustuk, seni dalgalara kaptirmadim diye, ne de cok guluyoruz hala.

ne beklerken neyle karsilastik, ne isterken neler yaptik, neyi hayal ederken neyi bulduk. bugunu not etmem gerekiyordu belki bana ceza belki ders.

Friday, June 26, 2009

ben yeni

idrak ediyorum, m. j.'nin haberlerini...

isim sehir oynarken cat diye soyledigim ilk unlunun ismiydi o, kliplerini tekrar tekrar izleyebilmek icin evi seferber ettigim kisiydi bi de.

en guzel cuma bu cuma!!


bitti, toplanti bitti. bende ne tuyu var bilemiyorum ama bu adam beni pek bi seviyor. bu sefer dedim, artik gercek advisor yuzunu gosterecek, projenin baskani rolune gecip emirler yagdiracak, benim 3 sene -hadi hakkini yemeyeyim 2 sene- boyunca hergun yasadigim psikolojiyi bana yasatacak, ama olmadi. durumdan memnun musun dedi, degilim dedim, neden dedi, bunlar bunlar dedim, ama bak bunlar var diyerek basladiiiii.... oyle de bitti. bu kadar miydi yani diyorum simdi, hani bu adam herkese bagirip cagriyordu arada bir, bana bunlari kim soyluyor ya, akilli mantikli bi adam iste.

cuma yapilacaklar

-toplanti +
-masa temizleme, silme +
-buzdolaplari, giris kat (2) 1.kat (1) +
-cimen-kitap, semra-findik likoru
-bilg. dosyalar
-faturalar +

bunlar eve gidene kadar olan seyler, evde ise beni bavul bekler en zevklisinden.

Thursday, June 25, 2009

neden acaba ?!

makyaj yapmami engellemek icin gozumun altinda, kupe takmami engellemek icin kulak mememde ve yuzume renk katmak icin de cenemde olmak uzere uc tane Pityriasis Rosea’m var. lavanta losyonumu suruyorum hemen gorunmez oluyorlar, en azindan soz dinliyorlar.

ara-aralik-arada


okuldaki islerle ilgili pek bi keyfim yok gecen haftadan beri. bir de yolculuk fikri olunca iyice ne dusunur oldum ne biseyler okur. yapmadikca da keyfim kacti, cunku gun gectikce eksikliklerini farkettigim bi rapor verdim ve cuma gunku toplantinin stresine girdim.

buraya geldigimden beri calisiyorum calismasina ama istanbuldaki gibi degil, bizim ofisimiz yoktu, oyle oturmaya yerimiz falan, onun icin bi kacis da yoktu, habire calisirdik farketmeden aksam oluverirdi, burada kocaman bi masa bilgisayar burada, irademi kullanamiyorum galiba. halbuki, ilk hafta bana onerilen projeyi duzeltmisligim var, iki ayri proje onermisligim var ama nedense bi sonucum yok. doktora icin de 4 sene deme cabuk biter diyorlar ki haklilar da. ama bugun bi fikir geldi yine aklima, denedim bakalim ne olacak, umarim guzel bi sonuc aliveririm.

yani anlayacaginiz, ne buradayim ne orada, ne bavul yerlestiriyorum ne evi topluyorum, ne gidiyorum ne kaliyorum. Hemencecik yarin saat 11 olsun ve ben toplantidan kurtulup sadece orayi dusunebileyim.


Wednesday, June 24, 2009

anyone else but you

ne zamandir bu sarkiyi bi yerlere koyayim diyordum ama oyle oldu boyle yaptim yazilarimin yaninda iyi olmaz, e o zaman sadece sarkiyi dinleyelim dedim. Juno soundtrack'i, sozleriyle.




You're a part time lover and a full time friend

The monkey on you're back is the latest trend
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

I kiss you on the brain in the shadow of a train
I kiss you all starry eyed, my body's swinging from side to side
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

Here is the church and here is the steeple
We sure are cute for two ugly people
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

The pebbles forgive me, the trees forgive me
So why can't, you forgive me?
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

I will find my nitch in your car
With my mp3 DVD rumple-packed guitar
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

Up up down down left right left right B A start
Just because we use cheats doesn't mean we're not smart
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

You are always trying to keep it real
I'm in love with how you feel
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

We both have shiny happy fits of rage
You want more fans, I want more stage
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

Don Quixote was a steel driving man
My name is Adam I'm your biggest fan
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

Squinched up your face and did a dance
You shook a little turd out of the bottom of your pants
I don't see what anyone can see, in anyone else
But you

Tuesday, June 23, 2009

dustuuum ben, ho hoh hoo

ben heidi oldum bugun, hem de her yastan. grup icinde bi organizasyon yapildi, her sene yapiyorlarmis, butun grup butun gunu disarda geciriyormus, farkli farkli yerlere gidilip yeniliyor iciliyor eger varsa da bi aktivite yapiliyor. biz de gstaad'a gittik, ben bu sehrin varligini ilk kez kadin kokusunda duymustum, zaten gstaad'a gidecez dediler mi, o iki veletin konusmasi gozumde canlaniverdi -kac kere izlediysem artik- tipik kayak merkezi, ama en zengininden. kisin gormek kismet olmadi henuz ama yazin hali boyle.




adamlar dagin tepesine hic usenmeden, buralara kim gelir diye bakmadan tesislerini kurmuslar sonra bi de yazin da bunlari yapsinlar gari diye onumuze sermisler. biz de guzelce yedik ictik ki, ben burada ekmek peynir yeriz herhalde dedigim yerden pek guzel cevherler cikti, bizim de diyet yatti. sonra da arabalarla ciktigimizdan dagdan, su asagi da gordugunuz dev tekerlekli, pedallari ve oturma yeri olmayan sadece frenlerle (!) kontrol edilebilinen bisiklet-scooter karisimi seylerle indik hep birlikte.


ozellikle bunlar icin yapmislar yolu, virajli olmasi, olabildigine dik olmasi, tasli olmasi, yer yer camurlu olmasi. bilenler vinladi gitti, ben de taslarin ziplatmasi, hiz yapmak derken aklima semosla kucukken yaptiklarimiz dustu, ayrildim en yavaslar grubundan, tek basima seke seke hem de bunlari dusundum.

bizim sitenin arkasini daha yapmamislar o zamanlar, 4 apartmanlik ve her iki apartman arasi bosluk kadar bi yol dusunun, buyugunden kucugunden taslar, bazi yerde hic yok, bazi yerde tepeleme. benim pembe bi bisikletim var, arka tekerlegin ustunde semos icin yumusatilmis bi yer. ve biz ne yapiyoruz, kendimizi ilk apartmanin arkasindan birakip ne pedal ne fren kullanarak buldugumuz en sivri taslara direksiyonu kirip hatta bazen gozlerimizi kapatarak, ciglik atarak solugu 4. apartmanin sonunda aliyoruz. bi degil iki degil eve zarla zorla yuruyerek gidene kadar. sonralarinda kac kere anmisizdir, biz mi gozumuzde buyutuyoruz bilmiyorum ama hep cocuk cesareti iste, simdi olsa yapmayiz diye. ben bunlari dusunurek, yine o duygu hissederek, kah hizli kah yavas tek basima ilerledim.

zip zip, pit pit, arka fren on fren derken yuzu koyun, avuclar yerde, hafiften bi sol tarafa kaymis bi sekilde gorkem yerde. haydi bakalim kuzum sakin ol diyorum, uff eller kotu olmus tamam, bacakta ve bilekte de agri var ama trene binene kadar bakmak yok, kirilmadiysa yoluna devam, aa surada su var, elleri yikayalim, off ust bas cok kotu batmis, simdi diyecekler ne oldu, karsima iki kopek bi ayi cikti dersin, guler gecersin, olur mu. haydi yavas yavas, olmadi yurursun bu dev tekerlekle, kimse de yok sana ikide bir iyi misin diye soracak ohh, arkadakiler sana yetisene kadar yavas yavas. trene bindigim zaman acilar basladi, sismeler oldu. ellerimi gostererek pozlar da verdim, icimden dedim yine de iyi o zaman bizi kollamissin, simdi zaten kocaman kiz oldum bak, aglamiyorum bile.

sonrasi maglum, sevi beni aldi, sismis iki adet el, bi adet bilek, bi diz, bi de bacak icin itina ile operasyon yapildi, kolonya, buz, nane limon, uyku sonrasi bu haldeyim ama mutluyum, iki kopek ve bi ayiyi ben yendim.

cok amin :)

Monday, June 22, 2009

Fête de la Musique


pek bi festivalliymis lozan. ne guzel. bu pazar da muzik festivali vardi, soyle bi bakindik, hem yorgunluk hem de benim alkol icme hakkimi istanbula saklama gibi bi inadim olunca sadece eve giden yoldaki gruplara baktik. genelde amatorler vardi ama torunuyla ayni orkestrada calan teyzeleri, amcalari da gormek guzeldi. kiyafetleri ayni, onca calgi aleti, her kose basinda bi muzik, insanlar bunlara emek veriyor, bi yere ait oluyorlar, ortak biseyler yapiyorlar, isteyerek. ne guzel. keske kemanima devam edeymisim, belki girerdim aralarina.

lozan festivalinde, bi nebahatimiz olmustu, bu sefer oyle standlar da yoktu, thai yemekleri falan vardi ki simdiye kadar yasadigim ikinci buyuk zehirlenmemi, 3 ay once bu yemekler yuzunden yasadigimdan sadece insanlara saskinlikla bakip gectik onlerinden.

bi de onumuzde sehir festivali var ki, ne yazik ki biz buralarda olmayacagiz ama daha bunun seneyesi var, cenevresi var, montrosu var, ben de onlari yazarim size.

bi kep daha mi


ben cok cok ama cok tesekkur ediyorum, beni buraya yollayan inandigima. burayi oyle oyle sevdim ki, benim icin ozenle secilmis, ayarlanmis bi yer sanki. gecen sene kasim ayinda baslayan onumuzdeki 5 sene ne yapmak istedigini bilip yapamama durumdaydim, yine gecen senenin haziran ayinin ilk pazar gunune kadar. sonra hayatimdaki sayili mucizelerden biri oldu. ben kendimi burada buluverdim. amerikayi kafasina koyup bilmem kac aylik bursunu 13 (onuc) universitenin basvurularina yatiran ben, goo.gle'in verdigi bi adrese mail atarak degistirdim butun hayatimi, ya da o dedi artik, suraya sapma sirasi geldi diye. uzuldum, neden boyle oldu diye sordugum oldu ama aglamadim, hayatimda aglanacak daha onemli seyler vardi. okula girip cikarken, evet ben bi hikayeyim artik dedim, hani su kiz var ya, hani kac kongreye gitmis, hani daha once amerikada bile calismis hem de lisansta, hani ortalamasi boyle, hani su burs alan kiz canim, iste o ... boyle boyle olmus diye hikayeler yaziyordum onlarin yerine. tek istedigim kacmakti, gidebilecegim yer de an.kara. ama iste o pazar gunu bisey oldu ve ben en guzel hikayeyi yasadim. 'iste boyle kendine cok guvenmemek gerek' diye biten hikayemi, 'iste inanmak gerek, zamaninda gercekten hakettiysen cikar o bisekilde' diye bitirilen bi hikayeye donustu. okuldaki insanlari(n bazilarini) her ne kadar sevsem de pek gidesim yok. sanki yaralar sarilmadi, sanki benim yorgunlugum bitmedi ama bu diploma toreni oyle denk geliyor ki, katilsam da arada kaynasam, fotograflar cekilse diyorum, guzel olur belki. belki.

tam 3 sene onceki biz, uuuu...


butun haftasonu buralardaydim, oralardaydim. sevi'm geldi diye pek bi mutluyduk, tabi istanbul'a hayal, onlara hediyeler derken cumartesi gununu kostur kostur gecirdik. hatta cenevre'ye gidip cern'deki turk konferansina bile katildik.

sonra ben bi video izledim,
- sakaci kiz, a a niye agliyorsun canim.
- ben bunu izledim.
- ah canim benimmm, gel kalkalim buradan...

videonun linkini koymayacam, herhalde herkes biliyor nida'yi.

sonra da keyfim yerine gelmedi.

galiba bi de gizli gizli isteme-istenme, nisan triplerine, streslerine girmisiz. kalmadi o kahvene tuz koyup semosa seni gozetlettircem, sonra da cok gulecem demeler.

Friday, June 19, 2009

sevi geldi


Thursday, June 18, 2009

yine gelin..


bugun hani paniktim ya rapor yetistirecem diye, hani yine kendimi acimasizca elestiriyordum ya, dedim ki 'haydi sunun sonucunu da koyayim rapora, gideyim analizini yapayim, daha daha kabarik gorunsun'. yine dokuldum meshur yoluma, lavantalari kesfettigim, cilekleri saklandiklari yerlerden cikarttigim, agaclardan cicekler koparttigim yola.

Kucuk cop kutularindan biri dopdolu, tepesinde de bi serce, oyle duruyor. ben yurumeye devam ediyorum o tarafa dogru, kacmiyor, biliyorum bunlarin kacmadigini, ne bulurlarsa yediklerini ama bu kadarina da sasirdim. sonra bi kanat cirpis, bi kus sesi, bi baktim ki coplerin icinde pizza kutusuna girmis bi saskin, deli gibi debeleniyor, digeri de basinda bekliyor. sanki hergun yaptigim ismis gibi, oyle sakince actim kutuyu, piirrr oldu uctu bizim saskin.

ben mutlu mutlu, icimden bi sercenin hayatini kurtardim diye agzim kulaklarimda yururken, serce surusu geliverdi basima, o kadar coklardi ki bisey goremez oldum, kanat seslerinden bisey duyamaz oldum. kimi sacimdan tuttu, kimi yanaklarimdan, kimi kollarimdan bacaklarimdan, beni girdaplarina soktular. ben de kus oldum onlarla, uctum, uctuk, ucurdular. bi baktim neredeyim hemen annemden opucugunu aldim, babamdan kokusunu, kardesimden huzurunu. Kutu'ya da ugrayalim dedim, bi serceyi ona biraktik. sonra yine hep birlikte piirr, biraktilar beni ayni yola, ayni analizler pesinde kosmaya. bi hafta sonra yine ugrayin dedim, daha cok agirlarim sizi Istanbul'da.

Wednesday, June 17, 2009

hava durumu.

suzulebildim sonunda pek bi mutluyum, azcik zayiflayinca daha guzel oluyorum diyip diyip aynaya bakiyorum.

evde sutum bozulmus, tek basina yasamak cok zor cok, kahvemi sutsuz mu icecem simdi.

allah beni davul etsin, siz de tokmak olun birer kere kafama vurun. ben bu raporu nasil yetistirecem yarina.

bak, hala da umrumda mi.

Tuesday, June 16, 2009

ly.on

gren.oble'dan sonra bindik trene dustuk ly.on yollarina. yine bi tren kacirma telasi yasadik ama 3 dakika kala yerimizdeydik. bu seferki tek kuralimiz, hic bi muze, sergi vs. gezilmeyecek sadece oturulacak parklarda, cafelerde, yenilecek, icilecek. simdi okudum da, pa.risten sonra ikinci kalabalik sehirmis ly.on.

nasil yapmislar bilmiyorum ama bu atlarin burunlarindan arada bi duman cikiyordu, meydanin birasi da pek guzeldi.

oylecene isik oyunlari iste.
sadece yayalar icin.
Basilica of Notre-Dame de Fourviere. bunlari da simdi ogrendik, satiyorum biliyormuscasina.

ve pazar gunu. Parc de la Tete d'Or. hava nasil da sicakti, cantalar da sirtimizda olunca ilk once parka attik kendimizi, nasil bi yere dustugumuzu bilmeden. sonradan bi kesfettik ki neler varmis.


biz de kaptik arabamizi, 4 tekerlek, iki insan gucu. haritadaki mavilik bi adet gol, kahverengilik hayvanat bahcesi, pembelik de gul bahcesi. bi saatte bu cuceyle ancak dolastik bu parki.
guzelim gol, bu sefer pek ilgilenemedik sanki senle bu sefer.
gul bahcesinin en guzel heykeli.

ahh benim en cok uzuldugum bu filcikler, o kadar agir bi vucudu o sicaklarda agacsiz, sussuz bi yerde yasatiyorlar, biz televizyonda da gorurduk onlari, evlerine gonderin siz.

flamingooo.
zurufcukler.
gunun son bakisi.

haftasonun guzelligini, ben loz.an tarafina giderken, sevi gren.oble tarafina ayri ayri trenlerde kutladik, sessiz sessiz, siratarak.

Monday, June 15, 2009

gren.oble

giderken ne isin var orada diye pek bi dediler, ama ben sevdim valla, sevi'm burada diye mi bilmem, sanki herkes birbirini taniyormus gibiydi.

zaten bi tanecik ana yolu var yani bi tramvay biletine butun sehir gorunebilir.

denizadam da varmis.

anne beni meyve kisminda kaybet, ben bulurum seni.

cocuguma babasi bunlardan yapacak.

gren.oble'in ortasinda bi gorkem, yine vermis pozunu. sevi'nin aldigi cicek belde, yine sevi'nin 'sen ne cimri olmussun' diyip aldirdigi parfum elde.

gren.oble'a dusus


fran.sa kapisindan kostur kostur bi kiz gecti, sirtinda kirmizi spor canta, elinde kirmizi bez canta, capraz asilmis en onemli ihtiyaclar cantasi ile. zor tuttu kendini 'bonjour' dememek icin gorevlilere, anlarlardi yabanci oldugunu, o cantalardan belgeleri cikartmakla ugrasmak da istemedi. zaten migreni de geldim, gelmek uzereyim diye sayikliyordu. ama ilk buldugu firsatta onu muz, cikolota ve krakerle besleyecegini soyleyip oyaliyordu. tren de geldi, yerlesti, kestirmeye calisti, azicik sakinlesin beynindeki damarlar diye. hic bisey dusunmemeye calisiyor, sadece kulaklari, midesi ne istiyorlarsa onlari yapmak icin caba harciyordu ama yine de, yok olmadi rahatsizligi, anladi ki daglar, tunneller, saga sola donmeler rahat birakmayacak. sonra bi de bakti ki biseyler dusunuyor, biseyler karaliyor.

"kitap. ne kadar hevesim, hayalim varsa kitaplardan buldum. yine oradan bulacam, baska yolu yok cunku, baksana bulamadim hala. o zaman, haydi"

azcik ici aciliyor. artik pek bi mutlu, son trenine geciyor, tren icinde de yer degistiriyor, kendi orkestralarina sahip yasli basli insanlarin gulusmelerini azcik daha uzaktan seyretmek icin. yeni yerine gecerken agzi simsiki bagli kocaman simsiyah bi kopek goruyor, iki koltugun arasinda yatmis, gozlerine bakiyor, pek bi ici aciyor.

dakikalari sayiyor, koridorun ortasinda kapinin ne tarafa acilacagini gozetliyor, ogrenince, yuzunu cama dayiyor, kucuk adamin yuzunun bi anda isildamasini gorebilmek icin. o bi an icin. ve yuzune bi anda dusen o isildamayi da goruyor.

'ataturk erdal inonu'

bugun kim bu kelimeleri bi arada aratip da yazimi bana hatirlattiysa cok cok tesekkur ederim, ayrica kusura da bakmasin, istedigi gibi bi bilgiye buyuk ihtimal ulasamadi.

ben gecen sene bu aylarda, gunlerde bunlarla ugrasiyordum di mi, yok yok ugrasmam gerekiyordu da eylule atmistim, sanki seneler once yasadim.



ve bi de bol bol tebrik iletmem gerekiyor, cimencim, telefonda ne konustuk ben nedense hatirlamiyorum (!) cook tebrik ediyorum, hersey bitti gordun mu, keyfini cikart doya doya, suanda ne yapmak istiyorsan, senin kadar hak eden hic kimse yok...

lyon - opera onu

- sen ne istedigini soylemiyorsun ki.
- ?!?!
- soyledigini mi dusunuyorsun.
- ?! soyleyim o zaman. bu, su, o, bunlar, sunlar, onlar.
-
- sen de susuyorsun, o zaman, bu konunun bi dahaki oturumuna benim istediklerimi tekrar etmemden degil, senin bunlara karsilik cevap vermemenden basliyacaz, tamam mi.
- nasil yani.
- gitgide daha da cin oluyorum, di mi.
- hem de nasil.

Friday, June 12, 2009

treni kacirma ihtimalimi farketmeden once, diyordum ki,

hani bugun cuma ya, bi hafta daha bitiyor, buyuk buyuk tatilime az kaldigina mi sevineyim yoksa onumuzdeki haftaya sarkittigim islerime mi uzuleyim bilemiyorum.

temizlik gunuydu bugun, benim projem bi konuya dahil olmadigi icin, tek basima butun lab.larda calistigim icin temizligine yardim etmem gereken lab. sayisi da normalden fazla. ama hani bana tee bi zamanlar cigiran kiz, bahar geldi, asik oluyorum havalarinda oldugu icin beni yarim isten muaf etti (!).

lab.lar iyi hos, takiyorsun eldivenini, onlugunu giyiyorsun, gozlugu de taktin mi tamamdir, ama ya ofis. ofisi temizlemek daha daha zor, tozu, siniflandiramadigin dosyalari degil, havasinin kiri, karmasikligini. cunku paylasilmasi gereken bi hava, kacamiyorsun, aliyorsun nefesi veriyorsun, aliyorsun veriyorsun, alirken yaninda neleri de icine cekiyorsun, neleri eleyebiliyorsun diye karar verirken her zaman da basarili olamiyor insan. oyle anlar oluyor ki elle bile tutabilecek yogunlukta oluyor, mesela bu anlarda istersen un elegi kullan yine icine giriveriyorlar.
iste, ofis arkadaslarinin ne kadar onemli oldugu da buradan belli oluyor. ben ise bir degil iki kisiyle paylasiyorum ofisimi, kapinin yanindaki masamdan. hepimiz farkli kultur, farkli dil, bambaska insan. simdi de bu cigirtkan kizi degil de ikinci sahis, o.m. (27)'yi anlatacam. o.m. tam belgesellik bi tip, ne yer ne icer, gunluk yasami nasildir diye de incelemek lazim ama bunu baskalari yapsin.benim ilgi alanim daha cok psikolojisi.



o.m. buyumus gibi gorunup buyumemis, hicbi seyi takmayan gibi gorunup hicbiseyi kacirmamaya ozen gosteren sahis. ofiste ya da lab.da onun onaylamadigi bi cam dahi kiramazsin, yazicidan cikan herseyi ilk once o kontrol eder, oyle verir, telefon calarsa nerede olursa olsun kosar, ucar, kacar gelir, kim aradigini, kimi aradigini ogrenir, bilgisayarindaki dosyalari, masaustundeki hani belgenin nerede oldugunu o senden daha iyi bilir. elestirmek ve sikayet onun icin merhaba, nasilsin gibi siradan cumlelerdir. gruptaki teknisyeni elestirir, saat 5'e 5 kala cikan kisinin dedikodusunu yapar, cok kaliteli dergilerde dahi yayinlanmis olsun, yine de profesorlerin makalelerini elestirir, bulsit'leri havada ucar. hele hele 'en belirgin ozelligi' vardir ki, o da ne zaman nasil bi ruh halinde sana ya da cevredekilere nasil davranacaginin asla tahmin edilememesi, o da bilmez zaten. sabit davrandigi tek kisi vardir, o da tabi ki birinci adam.

ve senin yapmaman ve asla unutmaman gereken sey, sana ihtiyaci varken dagittigi gulucuklere aldanmamak, biliyorum, gulucuk gormeyiver, ama o. m. baska, unutma bunu!


Thursday, June 11, 2009

sen ogret!

yillar yillar sonra eger bi cocugum olursa (belki iki belki uc, kimbilir), iste benim bu biciriklara ogretmemem gereken bi kelime var. oyle terbiyesizliginden falan degil, ayrica cok da guzel bi kelime, cesit cesit, yenilir, yaninda bile yatilir. iste, benim hala 4 yas konusma dilimle soyledigim bu kelime 'börek'. asil olani tabiki yazildigi gibi okumak, tek ö ile, ama benimki ne iki ö ne de uc ö, benim 'börek'ler ben diyim 2.431, sen de 2.783 ö ile. ne kadar ugrassak da beceremedik, ne ben tek ö ile soyleyebiliyorum ne de baskasi benim gibi. (ö'leri de usenmedim buldum, yapistirdim)

onun icindir ki, yanimda bu ozelligimi bilen 3 kisiden biri varsa, kulagina fisildanir siparis, yoksa da sanki dikkat baska yerdeymis, alalacele siparis veriliyormus gibi 'sundan, bi porsiyon' denilir, gecilir. cok iyi yetistirdim kendimi, asla agzimdan kacirmam.

- aklimiza getirdin, olsa da yesek, karakiz.
- e ben yaptiydim, sen caylari hazirla, getiriyorum, kutu san.
(kutucum ortalarda gorunmeyince ben de kendi kendime konusur oldum, ne hallere dustum eyy kutu san!)


ciceklerim sevgiden pitircik pitircik acmadan kendime bi kedicik bulmaliyim

geldi

Güneşim, ayım geldi.
Gözüm, kulağım geldi.
Gümüş bedenlim geldi.
Altın madenim geldi.
Başımın sarhoşluğu geldi.
Gözümün nuru geldi.
Başka bir şey dilediysen
işte o başka bir şeyim geldi.




baska bisey ararken cuzdanimda buldum, adini hatirlayamadim ama hani gunluk gazete dagitiliyordu ya istanbul'da, oradan kesmistim

kendime not - II




soz verdim kendime neden boyleyimlerle baslamayacam.

yapacak cok is var ki daha ne istiyorsun diyecem kendime. on kere bin kere.

bi kere fransizca kursun var her ne kadar 15 kisilik sinifta iki kiz olsak da.

haftasonu icin gidiyorum sonunda ohh bee, bence yine husran olacak, ama bi sans daha.

bulasiklar, camasirlar tamam, yemekleri de yaptim mi tam hazirim. (simdi bi an aklimdan gecti, bunlari neden yaziyorum ki ne kalitesi var falan diye, sonra dedim gorkem san, sen kaliten olsun diye yazmiyorsun, yeri gelir goreceli olarak iyi yazabilirsin yeri gelir burayi ringo defterciklerin gibi kullanirsin, neydi pitircikliklarini buraya dokuyorsun, sonra buraya sirnasiyorsun.)

haftaya cumaya yazilmis olmasi gereken bi rapor var, diger haftaya cumaya olan toplantiyi pek saymiyorum niyeyse.

evde belki 10 kiloya yakin cikolata var ama ben yiyemiyorum, ayni evde de yasanmaz ki, nasil bi sabir denemesidir.

bi de gul aldim yine, kirmizi ufacik ufacik, pek de guzel kokuyor, digerleri alinmasin ama intihar eden sari gullerden guzeller.

yol kitabimi bitirdim, buket uzuner-yolda. son bi haftadir ne kadar ilginc sey yazdimsa oradan caldim, itiraf ediyorum.

ev kitabim bitici gorunmuyor, gustave flaubert-bouvard ile pecuchet.

bulasik makinesi guzel koksun diye de bulasik deterjani koymayacam makineye bi daha, boylelikle disari sizan kopuklerle ugrasmamis olacam.

bi de dun gece kim kulagimin dibinde 'a' diye bagirip beni uyandirdiysa, bi daha yapmasin.

yalnizlik ne kadar can sikici di mi.

Wednesday, June 10, 2009

mevsimlerden

epefele'nin bitki ortusu ne sorusuna bugun noktayi koyuyorum. ne lavanta ne gul ne de adini bilmedigim ama muthis cicekler acan o bodur agaclar.
bitki ortusu, cilek!!
hem de en kucugunden ama en kirmizisindan, en gizlenmisinden ama en tanelesinden.
onlari da mi toplasam, bi tadina baksam, bi cilek receli yapsam, bi cilekli pasta yapsam, cilekli dondurma yesem, kucuk beyoglunda cilek mojito icsem, elimdeki posetlere baksam, etrafima baksam, cileklerini yesem tek tek, annemin alisverisinden cilek ciksa, pudra sekerine bulasam agzima atacagim sirada puff desem, gulsem gulsem...

Tuesday, June 9, 2009

mayinlar

eyrelti san istemis, mailime at diye, belki ilgisini ceken baskalari da vardir dedim.

yilmaz ozdil'inki burada.

arkasindan da bekir coskun benzer biseyler yazmis cok begenip, o da burada.

Monday, June 8, 2009

koprustu

Eyy Lozan halki,
bugun 6 civarinda koprude iki buklum olmus,
icinde son olarak kalan midesini cikartmak icin kivranan bi kiz gorduyseniz
o bendim.

sen de benim kusura bakmayacan artik.


ama iyiyim simdi, kotuyum demeyi de beceremem ki.

everybody needs a cleaning


her sabah bi kuru temizleme dukkaninin (dogru mu oldu?) onunden geciyorum, icerde tek basina bi kadin. yasi 60, boyu 1.55 civarinda. bu kadar zamandir hep bakiyorum kimse yok yaninda. dusunuyorum kimse olmadan yaninda hergun o sac modelini nasil tek basina tekrarliyabiliyor?

Sunday, June 7, 2009

ahh bu pa.ris - I

(nihayet sozunu tutmanin rahatligindaki gorkem diyor ki)

paskalya tatili icin 'haydi ilk gezimizi yapalim' dedik, tren biletilerimizi aldik, hotel rezervasyonumuzu yaptik, tipitipina da paramizi hesapladik, ciktik yola.

paris'teki ilk hayal kirikligimizi, hotelin oldugu cevrede yasadik, bastille. dunya capinda 1 mayisla ozdeslesen meydanlardan biriymis. unu cok guzel. ama her yerde evsiz, sefil insanlar, apartman onlerine cadirlar kurmuslar, banklarda yatiyorlar. beklemiyoruz. sasiriyoruz. hadi diyoruz, buyuk sehrin en buyuk sorunlarindan biri. peki, parklarin girislerindeki 'vin' siseleriyle adamlar giremez uyarilari, cop kutularinin ustundeki sacma sapan isaretleri...

bi silkindik, haydi bi umut, dedik ki "pariiiisss, sen mi buyuksun biz miiii", gulduk eglendik ciktik yollara. ama cok zor, gormemeye gelmek. hadi keyfimizi bozmayalim diyoruz ama olmuyor, agzimizda sadece bu konu. nedir bu sinif ayriligindaki ucurum. istanbulum dedim, ne temizsin dedim, ne canlisin, ne kucak acansin dedim, hic tepeden bakmazsin dedim, ozledim ozledim bi kere daha, sana misir carsisinin onunden bakmayi ozledim.

temizsin dedim istanbul icin di mi. kesinlikle. temizlik-pislik konusuna girince ornekler igrenclesir biliyorum ama sunu diyim, en islek caddelere sadece kopekleri tuvatletlerini yapmiyor, sadece erkekler tukurmuyor yerlere. (lozan da boyle ne yazik ki, sabahlari okula seke seke gitmeye ve yerlere sadece goz ucuyla bakmaya alistik sonunda)

kisaca, herseyiyle batmaya basladi bana paris. ne zamanki muzelere, parklara girdik o zaman keyfimiz yerine geldi, ne zamanki disarda dolastik o zaman pariste yasanan sinif farkinin boyutlarini elle tutulur bi sekilde hissettik.

ve biz sevmedik diye damgayi vurmamiz icin de diger evsiz insanlara sirtini cevirdigi gibi bize de bi yerden sirt donmesi gerekiyormus. olsun.

ahh buu fransa - I

ben gidemedim, sevi'm geldi haftasonu icin. ondan sesim cikmadi. kuzumi gelirken de fran.sa yine yapacagini yapmis tipki 2 ay oncesinde yaptigi gibi. kesin takti bize, kesin kesin.

ayni peronda, ayni yone dogru gidecek ve ayni saatte kalkacak (nasil ayni saat olabiliyo, acaba yol ayriminda son 3 vagonun baglarini mi cozduler) olan yanlis trene binerek 2 saat rotarli, sinirlardan yuruyerek gecerek geldi evine sevi'm.

san-can


japonlar -kisisine gore- isimlerden sonra SAN kullaniyorlarmis mesela kutu san.
ve 'san' kelimesinin telaffuzu 'can' kelimesine cok benzedigi icin de artik benim adim 'gorkemsan'

Friday, June 5, 2009

kutu kutu pense

sabah nasil da zor kalkmistim, evde konustum durdum kendimle, bu bi senedir ne yaptin, mezun olduktan sonra neler ogrendin diye. boyle anlarda yaptiklarimin tanesini bile hatirlamam, gerci genelde de hatirlamam, bitmez yapmadiklarimi siralamam, devam eder eder eder, zaten bi de adini daha koyamasam da bende bi dusunce vardir, 'eger ben yaptiysam bunu, o zaman bu kolaymiiiiss' diye. neyseeee...


okula geldim, bi hisim, kendini benim gec gelmemden dolayi sorumlu hisseden ofisteki sahsin da suratini coktan asmis oldugunu gorunce, heh dedim bugun herseyiyle tamamlandi.

Sonra masamda kocaman bi kutu, hani butun hafta boyunca arada bir basimi uzatip sirf bu kutuyu gorebilmek icin masama baktigim, hani bi yandan karsimdakini teselli edip 'gelir gelir' diye bi yandan ugruna umutlarimin solmaya basladigi kutu nihayet geldiii...

Kutuyu sakince actim, zira parcalanacak bi kutu da degildi, bantlar yavas yavas kesildi, nasil acilacagi kesfedildi, ici dolu, hepsi de hediye paketli, iste bu kisimda gucum yettigince hizlandim, hem hicbi notu kaybetmeden hem de tahmin ederek neler oldugunu yol aldim yol aldim, ta kii onlari gorene kadar... Sonrasinda nasil gozlerimin doldugunu, elimin ayagimin nasil dolasitigini, icimin nasil tastigini, butun okulda tur atmamak icin kendimi nasil tuttugumu anlatmiyorum bile. (zaten bu kadar icimde tutmam bile sasilacak bisey, hicbiseyi saklayamayanlardanimdir, buyuyorum galiba. sonunda.)

Bak hepsi sapsaglam, her ne kadar birinin esi kayip olsa da.

Ben boyle bisey yasamamistim, yasattigin icin cok tesekkur ederim Kutu'cum.


dodocan demis ki

"hanimefendi masaustunuz nasil? benimki valla cok duzenli, haydi bakalim sira sizde."
utandim okurken cunku...


ayrica burada sildigim var mi diye sorarsaniz, yok derim, sonra da yalan yalan, var, ebru sallinin pilates video'larini sildim derim... biliyorum azcik-birazcik rezillik var.

ve arkaplani daha iyi gorebilsin Dodocan diye hepsini bi dosyaya koydum Dodoicin diye, artik ne kadar orada kalirlar kimbilir, ne kadar tesekkur etsek azdir tabi, derledi topladi bizi.


Ofisimdekini burada gosterivermistim zaten dunya aleme.

kocaman


Boyle kocaman hediye kutum var benim, kocaman da mutlulugum. Ikisini eve ne guzel tasiyacam saclarimi savura savura...


-Boyle kirmizi cizmelerin de var mi gorkem.
-Yoook.
-E o da olmayiversin.
-Piki.

sinsi sinsi

dun cek cumhuriyetinden bi kizla konustuk, bizim grupta. doktoradan sonrasi, donme fikirleri, turkiye, avrupa birligi derken siyaset, hukumet girdi isin icine. Mustafa Kemal Ataturk dedi. ben sustum. kadinlara secme secilme hakki cogu ulkeden once verildi turkiyede dedi. isvicrede kantonlardan birinde 1982de kadin oylari gecerli olmus dedi. sustum. cok sasirdim neden asagi dogru gidiyorsunuz dedi, peki nasil secildiler dedi. iste beni de uzen bu ya, aldatildigimi hissettigim sey an acisindan.

ve bugun de bi ornek.

Thursday, June 4, 2009

su anda.

tek istedigim yatagimda cumartesi gunu veremeyecegim hediyeyi acip dunku umutlarimdan sonra bugun yerle bir olan moralimi dinlendirmek.

ne denir kii...


mucizenin kendisini kollarimda tuttum bugun. mucize; 1 haftalik bi bebek. arada bi gozlerini acan, arada bi tek tarafli siritan, insana huzur dolduran, insanin hep seyredisi gelen bi canli, ama kucucuk 3 kilocuk, bezi olmadan.

ben zaten sisko bebek sevmem, korkuturlar onlar beni, kendim de 2300 gram dogdugumdan, kucuk olsun bizim olsun.

kardesimden sonra tuttugum ikinci minikti.

babasinin ise hayalleri var, mesela koluna dunyanin kitalar olusmadanki halini dovme yaptirip, o buyudukce daglara varana kadar gorebilmek.

kir okulu.

sabah okula geliyorum.

bi onceki duraga yaklasik ve durduk.
metro amca kapilari acti. ve.
-meeee....
birileri de fotografini cekmis, ne de iyi yapmis.

Wednesday, June 3, 2009

gece gece....


ben kucucukken, daha ucaga bile hic binmemisken mississippi'ye gittim, kariyerimin ilk adimini atacam diye. 1.5 ay icin 3 tane ucak degistirdim, donusunde ise ucak ertelenmisti. giderken ikinci ucakta benim migrenim iyice tutmus, ucaga biner binmez icimdekileri cikartmaya gitmistim sonra da uyku ilaci alip kitalar arasi olan yolculugu uyuyarak gecirmistim, bundan midir yoksa hosteslerden mi bilmem ama northwest havayollari dendi mi, sinirim tepeme cikar. beni karsilamaya da prof. gelmisti kocaman kamyonetiyle, hayatimda ikinci kez goruyorum adami, karanlikta gitmisim oraya ki, o sirada benim icin kimbilir hangi ay ve yildayizdir, bir de kasirga vurmus new orleans'i 2 ay oncesinde, hala yollarda agaclar var, onlari gosteriyor bana, ben cama yapismis oturuyorum, bi an once yalniz kalip uyumak istiyorum.

tanidiklarim ise sonradan oldu, ilk haftalarda hele de cok yalnizdim, grupta 3 tane turk olmasina ragmen, aralari bozukmusmus, hangisini sececegimi bana birakiyorlarmis, biriyle iyi olursam digeriyle olamazmisim, onun icin de kimse yanima gelmiyormusmus. sonradan hersey cok guzel oldu, itiraf da etmeliyim. (ay ben neden boyle uzatiyorum ki)

daha yeni oldugum siralar (gerci orada gecirdigim zamanlar icin hala icimde eksik hissettigim o kadar sey var ki), korkuyorum, hic bi yolu bilmiyorum, kucucuk bi universitede harita ile dolasiyorum, ona ragmen de surekli yanlis binalara giriyorum, yanlis kapilardan cikiyorum. bi gun de iste, bi kantinin arka kapisindan cikmisim, tam anlamiyla arka kapi, poset poset copler falan var, gorunurde kimse de yok.

birden onu gordum. baktik oyle birbirimize. ne oldugunu bilmiyorum. hayatimda ilk kez gormusum. butun kan cekildi. ne yapmaliyim, nasil davranmaliyim bilemedim. o da bana bakiyor. iste zaten o gozgoze bakma sahnesi beni benden aldi. sonra dondu gitti. sonradan bana cok kucak acan turklere anlattim, ben boyle boyle bi hayvanla bakistim diye. tarifime gore karinca yiyen olabilecegini soylediler, ben hayatimda gormemistim, buraya da resmini koymak istemedim, merak eden bulur ne de olsa.

dusunuyorum da, tee ilk insanlar, ilk gordukleri hayvanlari nasil degerlendirmisler, neler hissetmisler, biz simdi diyoruz, bu aslan kukrer, bu yilan sokar falan diye ama eminim onlar ne yapti.

gece gece nerden cikti diye sormadan once sunu da bi okuyuverin.

zaten benim bu dunyadaki en buyuk korkum, evimde tanimadigim birini aniden gormek, anladiniz siz benim ne demek istedigimi. bu ayri bi konu ama hicbi zaman girmeyelim buna, en iyisi.

ben de seni bekliyordum...

sasirmistim neden gelmedi bu can sikintisi diye. hem o geldi, hem bezginlik hem yalnizlik. yapacak cok eglenceli seyler var biliyorum ama bunun yuzunden yapamiyorum iste, yaptirtmiyor bana, nasil olduysa makineyle oynamama izin verdi de yavas yavas kuruyan ciceklerimi cektim...


fil'im neden acmiyorsun anlamadim, saydim tam 37 tane karafil bekliyorum ona gore.

bi de bi abur bi de cubur yedim haftasonundan beri ama hani kilo verip alisverise gidecektik, olmuyor boyle...

ama bugun deli gibi calistim, onu da haber edeyim gururla, asagilarda bi yerlerde olan plana uymak icin hepsi...

Tuesday, June 2, 2009

ama ilk once bunlardan yapicam...



Bunu Decaf Latte'den caldim, o da buradan bakmis hemen ogrendim.

 
design by suckmylolly.com