Sunday, May 31, 2009

sincap


karanlik bastikca huzun de basti. oyle yogun bi gundu ki. sabah erken kalkmak, tek basima oldugumdan bozulma ihtimali olanlari degerlendirme cabalari, buzdolapta bekletilen limonata, yolcu icin liste yapmak, akla gelenleri masaya cikartmak, sevi'yi kaldirmak, ruhat mengi'yi izlerken etamin yapmak, igne kaybedip koltugun altindan baska seyler bulmak, badminton oynamak oucy'ye gitmek, en kalin giyiyen cift olmak, sincap gormek, izlemek, fotografini cekememek, sucunu kabul etmek, kollari hissetmemek, eve donmek, bavulu cikarmak, bavulun icinden cikan kisliklara yer bulmak, en az oturulan koltuga konulanlari yerlestirmek, dagilan evin icinde huzuru toplamaya calismak, kisa kisa ogutler, tabi tabi'ler, hadi kuzum'lar, bi gece oncesinden baslanilan dikkat et'ler, hicbiseyi takma'lar... yarin trene de bindirdim mi, 10 gun sonra ben de ayni trendeyim.

kendinden

- cayini begendin mi??
- hi hi.
- kendinden sekerli.
- ilahi.
- kendinden akilli.

Saturday, May 30, 2009

iste arkadaslarim.

soz verildigi uzere, yeni arkadaslarima kavustum, hem de kahvaltiyi birde etme pahasina. resmen kosturdum, onume cikan butun kopekleriyle pazarda yavas yavas dolasan yasli kadinlari ezerek. secmesi zor oldu gerci. bi de ben kimsenin evinde boyle cicekler gormemisim, benim gorduklerim, menekseler ve agac gibi olup da belki 5 senede bir cicek veren yemyesil olan cicekler, digerlerini ben hep bahcelerde gormusum, sardunya, begonya (isimleri bu kadar bilince), evde bakabilir miyim bilmem ki ya olurse falan diye epey bi dusundum ama tabi ki de sec dediler mi secmem mi... kaptim iki tane guzelim cicegimi, biri karanfil-bi onun adini biliyorum zaten. sonra da plansiz olarak baska bi cicege (kalanchoe) de asik olunca hoopp o da kuruldu evimizin kosesine. hepsi bi aradalar simdi. umarim kavga etmezler.

bi de isim bulduk, beyaz olaninki 'pamuk', karafilinki 'fil', diger kucuk kucuk kirmizi cicekleri olanin da 'kasik'. sonra farkettik ki bizi terketmeyen ilk goz agrimiza bi isim koymamisiz, ona da hemen oncesinde izledigimiz The Da Vinci Code'da gecen 'Holy Grail' adini verdik, hem gonlunu aldik hem de kidemli oldugunu gosterdik digerlerine.


ve cicek almayi dusunenlere bi soz. isin sirri; tomurcugu bol olanini almakta!

Friday, May 29, 2009

sahte d.gunleri


gecen gun farkettim, ne kadar da oldu kendimden baskasindan hediye almayali diye, paket acmayali ama soyle buyugunden. biliyorum aklinizdakini, o yapmaz.

neyse hediyeden dogumgunune geldim, oradan da pastaya. inat ettim, arandik tarandik soyle dogumgunu pastalik bi pasta bulduk, onca turtanin arasindan. dun aksamda kutladik, iyi ki dogduk diye. dogumgunlerimiz kasimda, hem de 3 gun ara ile. dogumgunu disinda birine iyi ki dogdun sarkisi soylediniz bilmiyorum ama insan bi garip oluyor, sanki daha daha hissederek daha daha icten gelerek, ne soylediginin farkinda olarak soyluyorsun. zaten fotograftan da benim icimin ne kadar cosmus oldugu da gorunuyordur herhalde.

cöö-maaa

bu cumayi hic goremeyecegim saniyordum, ama bitti iste. en komigi de bugunku sunumdu, ben ne anlarim patojenden, bagisiklik sisteminden, masallahim var 5-6 sene grip bile olmuyorum, grip asisi olmadan hem de. benden asi yapacaklar yakinda... benden onceki kadin bi anlatti bi anlatti, on senedir de calisiyormus, oh ne guzel, beni de sardi bi merak dinliyorum, bende ne heyecan kaldi ne bisey dinliyorum onu, sonra bana sira geldi, sonuk tip olarak, kopya mi cekmedigim kaldi sunumun ortasinda, yaptigim salakliklara biyik altindan gulmedigim mi. bittiginde ise, ben kus kadar hafif ve kikirdim. hele de kadin diyince, endiselenme diye, ben iyice koyverdim kahkahayi. eee suc, bana bunlari zorunlu goren sistemde. yani evet, heryerde ayni bunlar.

guvencim gidiyor, pazartesi sabahtan, 2 hafta gorusemecegiz, ben yine yalnizim, biraz daha alistim yalnizlik konusuna ama canimin sikilmamasi ve sessizlige, yalnizliga gomulup enerjimi kaybetmemek icin daha planli davranacagim, uyusukluga teslim etmeden hemen karar verecem, televizyonda ya da internette zaman gecireceksem bile bunu sikintidan degil de ben karar verdim oyle yapiyoruz diyecem. herseye de bi plan yapacam, tabi ki kucuk ringo defterimde listeler, listeler... seni bile bi yola yordama sokacam blog, haberin olsun.

sevindirik


bugun icimizden birisi meshur oldu (yoksa artik icimizden biri dememeli miyim)

Wednesday, May 27, 2009

asss.uree

yaptim iste. bitti bile. ben yaptim! inanamiyorum ben yaptim! ben ki kotu bi asci olan, ben ki kisik atese tahammulu olmayan, ben ki olcek nedir bilmeden yapmaya calisan, ben asure yaptim. benim gibi inanmayanlar icin iste kanitidir, ne bulursan koy asuresi bu tabi.

tadini merak edenler icin ise haydi kosun gelin diyorum, hem de en az bi ay kalin diyorum...

Bi de fotografcimizin da ellerine saglik, ayni meshur yemek bloglarina konulan fotograflar gibi cekmis, karnimiz hep doymasa da bizim ne eksigimiz var dercesine cekmis.




herseyi haslamakla ve soyup ayiklamakla 2 gecedir ugrasan gorkem'e en kotu yorum: ne cabuk oluyormus bu asure...

bi cift sozum var

sayin midemde gecici olarak ikamet eden, severek yedigim dostlarim,

iceride nasil bi karmasa nasil bi hengame var bilemiyorum ama size tavsiyem sudur ki lutfen siranizi bekleyin, suanda belki sizi memnun edici arac gerecim yok icerde, bilemiyorum, ama bu demek degil ki, geldiginiz yerden geri donmelisiniz. ricam, kacis yolunu zorlamayin, icerde gulun eglenin, keyfinize bakin, kaynasin. sirasi gelince herkesi alacaz.

bir diger bana yasattiginiz hayalkirikligi ise, kendimi kotu hissetmemi saglayip sanki tatli biseyler yersem yok olacakmissiniz gibi hissettirip amacinizin sadece arkadas toplamak oldugunu farketmem, bu da beni acidan kivrandiriyor, haberiniz olsun.

lutfen boyle seyler yapmayalim, cok rica ediyorum, taskinliga luzum yok. herkese yetecek kadar yerimiz var.

intihar eden ciceklerim...


gecen cumartesi gunu yine sanki biri durtmus gibi erken kalkiverdim, hemen pencerelere kostum acmak icin -bu konuda hala sorunlarimiz var cunku- salonun penceresine oturdum, daglara baktim, icime cektim havayi, sonra ciceklerimi gordum, onlara da hava vermek lazim, sevgi vermek, su vermek, biz yokken hep evdeler canlari sikiliyordur dedim. Sari gulumu ve -bi de bi de- adini hatirlayamadigim cicegimi (su kirmizi cicekleri olan, bilen varsa cook mutlu olurum soylerse) aldim, tabaklariyla birlikte, koydum camin onune, oyle bi de birlikte seyrettik disarsini, yapraklarini temizledim, sularini verdim, gullerimi saydim, 8 taneydiler, hepsini acmis, mis gibi kokuyordu, diger kirmizi cicekler olmek uzereydi ama umudum vardi.


sonra sonra, o adam uyandi, pencereler kapandi, kimse gormedi onlarin disarda kaldigini, kimse akil etmedi, ne olurlar acaba demeyi, hava da 30 dereceydi zaten. sonra, pazar oldu, ben yine hikayemin basina dondum, kalktim, kosarak pencereyi actim ve bi terslik vardi, saksi altliklari orada ne ariyor dedim, sonra ciceklerin sephasina baktim bos, tabaklara baktim bos, ne saksi var ne bir iz. inanamadim, sok oldum, evin icinde dolastim, asagi baktim, yok hicbisey, kostum, pencereleri sevmeyen adami kaldirdim saat 6.5tu. arandik tarandik yok...


hic bu kadar uzulmemistim, ilk ciceklerim intihar mi etti, baslarina ne geldi bilemiyorum... ama onlar benim arkadasimdi, hem de en iyi arkadasim olacakti hele de bu bi ay evde ben yalnizken, bana soz verdiler, cumartesi gunu en guzelleri alinacak diye... ama ben onlari ne de guzel buyutmusum, nebahat da bakmisti, birlikte konusmustuk, off gulleriiimmm...

yeni skor

saat 11 ama bugun bitti benim icin diyebilir miyim, derim... skoru soylesem sasar kalirsiniz, bir suradan, iki suradan, sunu cevaplayamadigim icin iki buradan kirilsa, bi sonundaki bombadan da bes almis olsam, skor 6.5-0.5. alla'm cok tesekkur ederim, burnumu surtmeye karar verdigini saniyordum ama taktigini anliyorum, vicdanimi rahatsiz etmek benim gibi birine yeticegini dusundun di mi, iyi ki de boyle dusundun cunku yetti de artti bile valla. coook tesekkur ederim, hesaplasmalarimi sadece icten yurutup disariya bisey belli etmedigimiz icin...

hele hele gunun haberi, guvenin skoru: 765:1

Istanbul saraplariyla olmasa da kutlayalim bunu, bi de hediye alalim valla psikologum yoldan cikartiyor, tabi de kredi kartini o odemiyor

Tuesday, May 26, 2009

zzz...

ben bugun bunu dinleyerek masamda sizip kalmisim, ama oyle iyi geldi ki...

Monday, May 25, 2009

ama sen...

ilk skor soyle 0.5:0.5, yani ne iyi ne kotu, kotuye yakin gibi de diyebilirim ama daha iki tane kalbimi sikistiracak, oraya buraya catmami saglayacak olayim oldugu icin ve isleri de daha kotuye suruklememek icin soylemeyeyim. hem bi de bunun telafisi hala mumkun, carsamba 9'da. iste orada, iste orada ruzgar gibi esip, gok gibi gurleyip herkesi hak-layacagim...

sesimi cikartmayayim diyordum ama beni cok dusunen ne zaman olsa derdime cozumler bulan bi arkadasim, Kutu'cugum, bugun beni yakti, burada dan-ette'nin findikli pudingine benzer bisey bile bulamamisken, suyla sekeri karistirip ekmegin uzerine dokup yiyebilecek kadar caresizken, bi ay sonra siparisimi hemencecik verebilmek icin oz-sut'un, ma-do'nun, seyid-oglu'nun menulerine haril haril calisirken bu vaktinden onceki kampanya niyee diye isyanlardayim...

Bari asure yapayim..




mutfagin halinden korkan baska caresiz bi ses daha: "ne yaptin seeeen Kutuuuuu, tututuuu, uuuuuu!"

Sunday, May 24, 2009

bi suru...

blogcum, kusura bakma ben iki gundur derdimi, armutlu kruvasan verdigim sercelere ve kugulara, hangisi daha guzel oluyor diye denegidim farkli buyukluklerdeki pohacalarima, utulerime, zeytinyagli taze fasulyeme, baskasinin karistirmasi icin hazirladigim kisir malzemelerine anlatiyorum...


hep aklimdasin, yazacak bi suru seyle ama ilk once su 2 sunum bi toplantiyi keyfimi bozmadan atlatmam gerekiyor sonrasi bizim.

Saturday, May 23, 2009

tiyatro-defter-istanbul-offf

nasil ozledim, nasil... sezon acildigi gibi ajandami onume alip bi elimde de telefon, bu gun uygun mu su gun uygun mu diye konusup bi yandan da biletleri almak, cok ozledim. su gun su var ama yetisiriz, ertesi gun sinav var ama olsun, diye diye kac tiyatroya gittik.

en cok harbiye'dekini seviyordum ama kucuk olanini, cep tiyatrosunu. oraya kimbilir kac defa gec kalmisiz, kosturmusuzdur, nereden gitsek yetisiriz hesabi yapmisizdir. hele bi tanesinde. "hadi oldursene canikom"du adi. hem de kisti, nefes nefese gitmistik, bizim guzelim yerlerimize de oturmuslardi. nefesimi mi ayarlayayim yoksa dekorun guzelligine mi bakayim sasirmistim. ben takintiliyimdir, sinemayi da tiyatroyu da onden izlemeyi severim, cabuk dikkatim dagilir, icinde olayim isterim, orasi da tam bana goreydi iste, icindesin...

orada baska nelere gitmistik, bakiyim.. yagmur sikintisi, seneye bugun, ay uyuyor muydunuz affedersiniz, bu kadarini hatirlayabildim, tabi diger salonlar da var, mesela ben ilk kez umraniye'ye tiyatro icin gitmistim, kagithane'ye de...

bi de muzikaller, yasar ne yasar ne yasamaz, kesanli ali, lukus hayat, leyla ile mecnun...

sabah sabah nerelere daldim...

sonra devlet tiyatrolari, kral dairesi, ful yapraklari, ben ruhi bey nasilim, bahar noktasi, bir sehnaz oyunu, mufettis, uyarca, leenane'in guzellik kralicesi.... diyim bitireyim sanki bitmeyecek.

sonra ben bi ara Mine'de kalirken tek basima gitmeye baslamistim, oyunlara...

kim akil etti bilmiyorum, bizim bi defterimiz vardi Guvenle, eski okul defteri. her tiyatrodan ciktigimizda bi yere oturup tiyatro ile ilgili ne varsa aklimizda yazmaya calisirdik, sayfanin sag ust kosesine de biletleri zimbalardik. o defter hala var ama ici zimbalanmamis biletler, yazilmamis oyunlarla dolu. hatta bi keresinde, iki kere gitmisiz bi tiyatroya, cok yasa komedi'ydi sanirim, nasil hatirlamiyoruz bilemiyorum, ama bana oyun bitene kadar hic bisey cagrisim yapmamisti, oradan okumustuk da, heee demistik...


dun aksam yuksek yuksek tepeleri soyledik, sanirim ondan boyle cene dustu butun ozlemlerime karsi..

Nazim Hikmet'ten, en sevdiklerimden


Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye 
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
 

Friday, May 22, 2009

cikcikcik


buradaki kuslari anlatmis miydim, sercesi kargasi guvercini bilemedigim diger kus turleri, insanlardan hic urkmuyor, yemekhanede tepsilere kurulup yemeklerini yiyor, yollarda oyunlarini oynuyorlar, tabi istedikleri yere de pisliyorlar (bizim balkon gibi).

dun her tembel teneke gibi tatil olmasina ragmen okula geldik, fena da gecmedi calistik denebilir. Guven binanin icinde bi kus gormus, kucucuk, serce gibi ama degil, kuyrugu daha kisa ve sari, kanatlarinin alti da sariydi sanirim, bacaklari da daha uzun. Disari birakmis, ama ucamamis, gullerin arasina girivermis. biz de cikista merak ettik, hala orada mi acaba diye, oradaydi, oyle dolaniyordu, korkuttuk da biraz, birazcik ucmaya calisti, havalandigi gibi ne oldugunu anlamadan bi kac kus geliverdi, itelediler, carptilar, bi cikcikcik ki sormayin, kosturduk, kovaladik digerlerini, aldik elimize, su verecez aklimiz sira. tabaga koyduk yok, pamukla denedik yok, agzini ne gagalamak icin aciyor ne su icin, bi yerinde biseyi de yoktu, bilemedik ne yapacagimizi, eger gullerin icine girdiyse bi bildigi vardir dedik, belki annesini bekliyordur belki diger kuslar gidince cikacaktir, yine ayni, kendi sectigi yere biraktik... bugun de bakmaya cesaret edemedik ama umarim iyisindir, bi yolunu bulmussundur.

bu internet sitesini de yeni kesfettim, eminim deryik bayilir.

kendimi bazen...

... cocugunu anlayamayan, ona ulasamayan, ne dese yanlis anlasilan, duvara carpan gec anne olmus kadin gibi hissediyorum


ayy, icime dert oldu, kotu bisey demek istemediydim, sanirim izledigim turk filmlerin etkisinde kalmisim, bizi evi de onlara benzettim, oyle iste, konusmayayim, konustukca batiyorum sanki...

variiss

bacak agrilarim basladi yine, 2 hafta icinde gozle gorulur kirmiziliklarim morluklarim da olur herhalde.. korkuyorum icten ice, ne olacak boyle diye. bu basa dert varislerle ilgili bi seyler arastirdim sabah, en anlasilir, sunlar iyi bunlar kotu diye guzelce yazmis. yer, tabi ki burasi.. bu arada bicok seyden vazgecmem gerekiyormus..

valla billa uygulayacam, cunku on sene sonra da etek giymek istiyorum. (uuuvv 10 sene)

persembe aksami sinema


dun tatil dedim, herkesi ozendirdim ama ozenilecek bisey yok valla cunku ben de calistim... hani yatmistim ya iste onun cezasini cektim ama bitti gibi gorunmuyor, ayrica iyi de gitmiyor, amaan neyse buraya iki satir konusmaya geldik, di mi.

dun sinemaya gittik, Angels & Demons, ilk gittigimiz yerde son anda anladik ki film version francaise (vf) ve buyuk ihtimal Almanca alt yazili. Onceden bildigim bi sinema vardi, oraya kosturduk genelde version orginal (vo) filmler gosteriyorlar diye. Hakliymisim da, yarim saat kala oturduk, cunku burada koltuk numarasi yok, guzel bi yer istiyorsan, gidiyorsun oturuyorsun, sirayla, su, cips, misir, dondurma isteklerini da aliyorsun, guzel bi muzik esliginde filmin baslamasini bekliyorsun, dun aksamki baya kalabalikti, sanirim butun koltuklar doluydu, zira insanlara yol vermek icin yarim kalmaktan belim agridi.

Ara da yoktu, iyi mi oldu bilemiyorum, en azindan bi ayaga kalkabilmeyi isterdim sanirim. Bisey farkettim bu kez, sadece Lozan'da mi yoksa genel olarak Avrupa'da mi bilemiyorum ama insanlar oyle meraklilar ki filmle dalga gecmeye, sesli sesli yapilan hatalara pifff demeye, gulmeye. Bi de Swiss Guard hikayesi var tabi.. Hele de Vicky Christina Barcelona'ya gittigimde de bi yatak sahnesinde koskoca bi kadin ah uh diye sesler cikirip herkes guluyordu. boyleler iste anlatayim.

Cern'de hic usenmemis kitapta gecen bilim icin bi sayfa duzenlemis, merak edenlere.

bi de almanca ve fransizca altyazi ayni anda gosteriliyor ama neden yok italyanca??

Thursday, May 21, 2009

keyif burda? degil?

bugun burada tatil, demistim ya. her tatil gunu oldugu gibi ben kalktim ilk olarak, muzigimi de actim, oyle oturuyorum masamda... simdi ben bugun iyi miyim kotu muyum diye de icimden geciriyorum, icim kipir kipir, evet evet, cok guzel bak camlari da actin, tertemiz hava, ohhh... sonra ama basim agriyor, yapacak cok is var, o da yaklasti, ya bunu ne yapacagim...

bi an dusundum, oh ne alaa, oyle luksum var ki ben karar veriyorum hem de ruh halime gore degil de, artilari ve eksileri tartarak...

kara kiiizzz, sen iyice cigrindan ciktin, yok yok cok mutluyum, ayip yapma, herseyin guzel, sen bence zaten bunlari da dusunme, bi iki esneme hareketi yap, hemen camasirlara basla, hele de kahvaltiya kadar bi nesquikli sut icersen miden de mutlu olur, cikma ihtimali olan bi mikirdanmayi da onlemis olursun.

Herkesin gunu guzel olsun, Oyku'nun dedigi gibi bugun kendimizi sevme gunu olsun. Kutlu olsun!!

Wednesday, May 20, 2009

hava ve Lozan

hava 26 derece, ben hic beklemezdim Lozanda boyle bi hava olsun... orasi Alpler burasi gol, hep bulutlar alcakta. oluyormus megerse, yakan bi gunes burada da varmis... bi de isin kotusu, yani kotu mu tartisilir, buranin ogleni 3-4 gibi oluyor, buna bakarak da havanin 10da kararmasi gayet normal geliyor... yani biz okuldan ciktigimiz da sanki yeni bi gun baslamis gibi, hava en sicak zamanlari yasatiyor, hani calisirken deriz ya su otobuse binsem, gitsem, bi daha da donmem diye, iste oyle... amma velakin, bu aksam biz kendimizi atamayacagiz disarlara ne yazik ki, camasirlar bizi bekler, ama balkon keyfi icin hic bi manimiz yok, bu sefer fotografcima bikac foto da rica edecegim, cok kibarimdir...


nedense bi havalardayim


(icim daralmasin diyen varsa, lutfen bi sonraki yaziyi beklesin)


ah blogcan, bana ne oldu bilemiyorum, halbuki sabah cok da enerjik baslamistim, analiz sonuclarimi almaya gitmistim, sarkilar soyleyerek donmustum, yeni acmis cicekleri gorup bi dahakine yanima fotograf makinesini de mi alsam acaba diye bile gecirmistim, trek turizmi arayip ucak biletleri hakkinda da baya sohbet etmistik kadinla, bi de bir iki mail. ne olduysa saat 10 gibi oldu, cakildim kaldim ofise, ne biseyler yazdim ne de dusundum. aklim bi yerlere gitti toparlayamadim, sonra ogle yemegi yendi, yine yok, enerjimi geri kazanmam lazim, biri beni itelesiiin acilen!!


bi de blogcan yarin tatilmis, bilmiyorum tam olarak ne tatili oldugunu ama dini bi tatilmis, bi de garip olarak bi saatlik uzakliktaki kantonda boyle bi tatil yokmus, herkes de akilli, cumayi da birlestirmis, planlar yapmis, biz ise buradayiz, bi niyetlendim plan yapmaya ama sadece bisiklet kiralayip badminton oynamaya izin cikti, uhuhuuu... yapcak cok isimiz varmis, peki, oyle olsun...


daha fazla eve gitme istegi icime cokmeden totomu su koltuktan kaldirip lab.a inmeliyim, ne de olsa yapilacak biseyler illa ki gorurum, o kadar coooklar kiii...

Tuesday, May 19, 2009

bi sarki

ben ozgurlugume ve iTunes da sesine kavusunca, bana bu sarkiyi caliyordu, belki siz de dinlemek istersiniz dedim, kendine eslik ettiren bi sarki gercekten, bu 5. oluyor da...

wilson'ciyiz biz artik


bugunu biraz daha verimli gecirmenin verdigi huzurla ve ekmek bulabilmenin telasiyla attik kendimizi Flon'a. birer tane alinmamasi gereken ama karsilikli gormezden geldigimiz zararli seyleri aldiktan sonra kasaya gidiyorduk kiiiiii... "galiba, bi raket gordum" dedim, cakildim, yanina bi gittim bi baktim ki Badminton setiymis, hemen fiyat arastirmasi veee omuzlarda kasaya goturulusu. diger butun malzemeleri G.e verip tasimasi icin ben hemen taktim omzuma.

oohh, artik biz de gol kenarinda kugularla, ordeklerle cimlerde bol bol oynariz. en cok da soylenip durdugumuz gitgide sinek vizirtisi halini alan spor yapma kararlarini gerceklestirmeye bi adim daha yaklasitigimiz icin mutluyum, ne yuzme ne bisiklet ne kosma ne voleybol, badminton!!

ve hala onun orada durusunu dusunup bi cocugun bazen tatli bazen aci olan huysuzluklarina kendimi kaptirmadan mutlu olabiliyorum...

haydi bize iyi eglenceler, buyrun beklerim, cifter cifter oynariz

bi de bisey unutmusum

psikologu meydana cikarinca, yazilar ikiye katlanir, o boyle demisti, bi de bunu demisti falan diye... siz de bikarsiniz benden.


diger bi yazma nedenimi anlatacam simdi. ben cok konusan biri degilimdir, bi ortamda genelde sessiz kalan kisi olurum, belki anlatilan olayin aynisini yasamisimdir belki daha da heyecanlisini ama benim aklima gelmez, boyle beynim durur biseyimi anlatasim gelmez.
Bunu anlatiyordum ben de psikologa, benim oyle anlatilacak bi hayatim yok diye. Basla bakalim dedi, basladim, zarla zorla bi kac bisey cikti, sonra ben Ortakoyde, eve donus yolunda bunu dusundum, anlatmama nedenim olarak insanlara verdigim deger farklarindan oldugunu dusundum, zira eminim ki bu yaziyi okuyup da gozlerine inanamayip ekrana kilitlenecek 4-5 insan vardir...

Psikocugum bana dedi ki, yaz dedi, kendin de okumus olursun yaptiklarini ettiklerini dedi, belki o zaman aklina geliverir dedi, haydi bakalim dedim ben de bi tasla iki kus vurayim ve buralara kendimi bi acayim...

itirafin en guzeli.


artik bu sabah dedim ki kendime, bunu yazmanin sirasi geldi... coktaaan geldi de, suanda bunu bu kadar hissediyorken hemen yazmali...

gorebileceginiz gibi benim blogger olmam 2007de ekim gibi baslamis, o zamandan bu zamana da ne kadar yazi yazdigima bakarak da simdiye kadar -belki 2-3 haftasina kadar- cok da icli disli olmadigimi da gorebilirsiniz. Peki simdi soruyorum ne oldu da birden boyle oluverdi, burayi bu kadar sevdim.

Benim icin belki simarik diyeceksiniz belki sevgi arsizi belki de 'kiz, hakli' ama bana bazen gelenler gelir, mesela ne bileyim 15 dakika sadece bana ayrilsin isterim, kucaklanayim, kemiklerim birbirine girsin, sirtim oksansin, saclarim oksansin, ah benim canim, balim, kuzum... densin. aslinda baya uzun bi sure oldu, 'sevgi, sevgi' diye bagirip sevgisini gozumun icine sokan insani etrafimda goremedigim. buyudum sanirim ondan.

neyse, hani hic kotu dusunmeyecem ya, en saftirik halimle 'ama isi var, ama cani sikkin, hadi uzatma' derim, sevgi krizimi kendi kendime bitirmis olurum... aslinda, benim boyle 'sevgi sevgi' cigliklarim hep duyulur (zira duyulmamasi mumkun degildir), bazen anlasilir da gerceklesmez bazen de anlasilmaz, kisaca ben hep kendime bunlari soylerim, sonra gozum acildi, bi daha dene, bakalim kosan var mi, bekledim bekledim, yok, oyle anlattim derdimi, boyle anlattim olmadi, sonra dusundum ki hakikaten kimse yokmus... tabi ki de bu demek degil, beni kimse sevmiyor, ailem var, kuracagim ailem var, arkadaslarim var... bu daha baska bisey, ya da dedigim gibi ben simarigim...

sonra buldum, dedim ki kendime ait bi alan yaratmali, guzel yuzlu psikologumun dedigi gibi. evet herseyi paylasmali ama zaten sen onlari tek basina da yapacaktin di mi, diyen sesine bi cevap vermeli... bu arada onunla konusmayi ozluyorum, bazen bak bunu yaptim, degistirdim kendimi, bana bi afferiiin, bazen de yine olmadi, eskiye donuyorum galiba demeyi ve onun tatli yorumlarini dinlemeyi.

alan diyorduk, sevgiliyiz, anneyiz, cok cana yakin arkadasiz ama once biz'iz. bunu goren vardir belki de benim gibi goremeyen, hep acisini ceken de... ben kendimi burada, yazarken okurken oyle iyi hissediyorum ki, oyle mutlu oluyorum ki, kendime bisey yapmis oluyorum cunku. elbette birileri de okusun, benim gibi dusunen birilerinin de varligini bileyim, bak dun de bu oldu bunu da yazayim, bellek kutusu derken.. herseyi unutuveriyorum. bunlar oyle iyi geliyor ki ama en guzeli ve en guzeli "kendi sevgimi buraya verip okurken geri almak" iste o zaman kimselere sevgi icin mendil acmak zorunda da kalmiyorum, bu kadar basitmis iste bu yaziyi yazmak..

sevgilerimle.

Monday, May 18, 2009

gunun en guzel olayii -hala burnuma sokup siritiyorum-

baslik bi garip geldi di mi :) ama ne yapayim cok mutluyum...

Olay da sudur kisaca (!), calismalarimla ilgili olarak yapmam gereken butun analizler kampusun diger ucundaki binada... gunde en az bi kere yuruyorum o yolu, bugun hatta iki kere -iste, yolda yurumelerim sirasinda, yanimdan her gecen bisikletlinin, bisikletine goz dikiyorum, dudak bukuyorum, bi tur atayim mi bakisi atiyorum, ama kimse anlamiyor, eger bi motosikletli gecerse iste o zaman salyalarim da akiyor, hemen bi hayallere daliyorum, bunlarin ustune bir de bellek kutusu'nun bugunku konularindan biri de bu olunca, iyice etek giyesim, topuklu ayakkabi giyesim ve su motoksikletlerle dolasasim geliyor (ara cumle de cumlelikten cikmis, kusura bakmayin, mutluyum ya cenem dustu)-

ikinci seferinde, anlam veremedigim datalarimi alma sevinci (!) icerisinde ofise donerken, bi koku geldi burnuma soyle hafiften, saga sola baktim, yemyesil bi tarla ve taslik bi yol, tarlaya yaklastim yaklastim, koku yok, sonra bi morluk gordum iclerinden birinde, son nefesime kadar cektim icime ve amaaaaaniiin "lavanta". kopardim hemen, kokladim kokladim, sirittim. sirittim sirittim, kokladim... Gorseniz kocaman bi alan ve hemen bizim binanin arkasinda, onlari orada kimse gormez, hele bi olsunlar iyice, hele bi kurumaya baslasinlar, haftasonu demeden, aksamin bilmem kaci demeden gelecem, toplayacam hepsini... hepsi benim olacak, hepsi...

simdi hazirlik yapmaliyim, onlar iyice olgunlasana kadar. kurutma islemleri icin arastirmalar yapmaliyim, en ince ayrintisina kadar. Coook mutluyum cooook....

Turkan Saylan

Hepimizin basi sagolsun, mekani cennet olsun.

Bilmem kac sene once, Tuyap kitap fuarinda gormustuk, hastaydi baya baya sanirim, basinda esarp vardi, ne yalan soyleyeyim o zamanlar boyle buyuk isler yaptigini bilmiyorduk, aslinda doktor olarak ne kadar iyi oldugunu biliyorduk ama digerleri.

kitaplarina baktik, alamadik, paramiz yoktu o zamanlar, verse keske, verir mi vermez mi diye dolandik, dudagimiz bukuk, elimiz bos donduk.

ama hep aklimizda oldu. daha dun konusurken biseyler yapmali diye, arada bi umutsuzluga dustuk hicbisey yapmiyoruz, zaman geciyor diye, arada bir de daha biz ogreniyoruz, doluyoruz ve hedefimizi biliyoruz ki ogrendiklerimizi ogretecegiz, donunce daha daha aktif olacaz diye... ve son olarak da bi karar aldik, illa ki biseyler yapmaksa amac, gidelim dernege, kitaplarini alalim, hem onlara kazandirmis oluruz hem de kendimize...

Turkan hanimcim, kiymetinizi zamaninda bilemedik, affedin bizi. ama mutlusunuz biliyorum, mutlu olun biz buradayiz, planlarimiz var, umutlarimiz var, hic merak etmeyin..

Sunday, May 17, 2009

pazar sabahi yasanan pazartesi sendromu


bu pazar sabahlari beni bi panik kapliyor, haftanin en degerli gunu bugun, birikmis olan yapilmasi zorunlu seylerin yapilabilecegi ya da kendin icin ayiramadigin keyifli zamanin simdi yasabilecegi icin buyuk ihtimal. iste ben burada panik oluyorum iste, keyif catmak istiyorum, saatlerce kitap okumak istiyorum, G. hic uyanmasin istiyorum, gune baslamayalim. ama sonra okunmasi gereken makaleler de var, ayrica alinmasi gereken tozlar ve sebzeler bozulmadan yapilmasi gereken yemekler....

pfff... boyle de yasanmaz ki pazartesi sendromu...

sercelerin pringles kapismasi..

kahvaltidan sonra aklimiza kotu dusuncelerin gelmesine izin vermeden termosumuzu hazirladik, kilimimizi aldik, kostuk Ouchy, benim icin kosmak o kadar kolay olmadi zira pazar vardi, heryer renk renk. bikac tezgahin onunde dudak bukmek zorunda kaldiktan sonra vardik Ouchy'e. Gunes ile kose kapmaca oynarken gunes kazandi, G. kaybettigi icin bize de yollar gorundu. gunun geri kalanini banklarda kuslara, yaslilara, cocuklara, yelkenlilere bakarak gecirdik..

gunun en guzel hikayesi de bu. ilk kareden baslayarak, kuslarin toplanmasini bekliyoruz, sonra sag taraftan prngles ucarak geliyor, kuslar kacisiyor, birisi bunun bomba olmadigini farkedip geri dondu, aldi agzina ve sol taraftan cikiverdi, digerleri de oyle bi bize bi gidene bakakaldi..


Fotograflar G.e ait, pringles atan el de bana ait... ben de ise yariyorum diyebilmek icin...

Saturday, May 16, 2009

gunun ilk diyalogu


-aman da aman bu cocuk evine gelmis de on'lara kadar uyurmus...
-dur, ruya goruyorum..
-ne goruyorsun?!
-harm-antonla masa tenisi oynuyoruz..
-e, ben seni rahatsiz etmeyeyim o zaman..
-oldu..

hani dedim ya..

Hani beni cok uzduler dedim ya iste onu anlatayim size istedim, hem benim sokum gecti, hem de bikac kisiye anlatinca kulagimla da duymus oldum basima gelenleri, onun sokunu da atlattim. Benim hep oyle oluyor, eger kotu bisey olmussa, haksizliga ugramissam, soktaysam, ilk kisiye anlatmam o kadar uzun suruyor ki, cunku toparlayamiyorum, tekrar yasiyormuscasina, dururum, dusunurum, sonra devam ederim, zaten karmancorman anlatirim.. umarim size daha duzgun anlatabilecegim.

Aslinda niyetim, olayi en ince ayrintisina kadar anlatmak degil, sadece simdi olayla ilgili dusunup de guldugum benim safliklarimi anlatayim diyorum. -bak yine dolandirir oldum, cikaramadim-

ofiste uc kisiyiz, ve benim hem alt katta, hem ust katta lab.im var, aslinda lab.larim var. heryerde de biraz biraz calisiyorum. Iste o gun de ofisteki kiz arkadasim geldi, yardima ihtiyacim var falan dedi, ben de hemen apar topar kalktim -iste burada aci aci gulumsuyorum simdi- gozlugumu de aldim, lab.a gidiyoruz ya -icler acisi- biseyler kaldiracagiz herhalde diyorum -daha da acinasi- Niyeti bambaskaymis, oydu buydu suydu, icinde ne kadar birikmis stres, ofke, kizginlik varsa bi anda bana bosaltti, ben ne nedeni anladim, ne kendimi toparlayabildim. Oyle kalakaldim, gozluk elimde, lab.in icinde yok oldum, yok oldum. Neyse, aklim basima biraz geldi de bi kac laf etmeye calistim, iste o sirada anladim ki, onun niyeti konusmak degil, yardim degil, o kesinlikle baska insanlarin suanda kendisine yasattigi butun kotu seyleri bana atmak istiyor, orada da bitti benim icin hersey.

ne kadar kacarsan o kadar basina gelirmis iste, su okula geldigimde hayallerim vardi, yok bi suru arkadasim olacak, yok hersey cok guzel olacak, sonra zamanla anladim ki, kimsenin kimseye tahammulu yok, kimse karsisinndaki dinlemek niyetinde degil, g.im de geldi sonrasinda zaten ben de kararimi verdim, gorebildigim kadar sey gorecem, ogrenebildigim kadar sey ogrenecem ve donecem. sonra diger olaylari gordukce kacistim, ama buldu yine de beni. Bundan sonrasinda ise nasil davranacagimi daha bi iyi biliyorum.

iste boyle, paylastikca ufalsin, paylastikca unutayim dedim, gulunecek hala gelsin sonunda, gulelim, onun 30 yasinda hala biseyler ogrenememis olmasina uzulelim.. yazik diyelim..



resmi koyduktan sonra da aklima geldi, sanirim bana gulmemiz, yazik dememiz gerekiyor cunku ben, baharda onun masasina agactan cicek koparip koyan ne saf salagim boyle.

Thursday, May 14, 2009

palavra bakani

disarda oyle bi yagmur basladi ki anlatamam, oyle guzel kokuyor ki, actim butun balkon kapilarini, durdum oyle bi sure, hicbisey gorunmuyor ama ses, koku oyle guzel ki.. yok yok bunu anlatmaya benim gucum yetmeyecek..

kitabimi biraktim, nereden aklima geldiyse Neseli Gunleri buldum, izlemeye basladim, izlemek de denmez de yanimda olsunlar diye dinlemeye basladim.. Size de hatirlatayim, Sener Sen'in bi aslan avi var ki sormayin...

fırıldak yeğen: başka nerelere gittin almanyada ziya amca?
ziya: (katıksız bir zevk ifadesi ile) aslan avına gittim.
münir özkul: ziyaaaa...
ziya: efendim abi?
münir özkul: ulan deminden beri çocuklara atıp tutuyorsun ama artık sabrım kalmadı. almanya'da aslan ne gezer be?
ziya: aman abi olmaz olur mu? E, tabi, Afrikadaki kadar bol degilse de iste 3 - 5 tane bulunur. alman aslani alman.
yeğen: amca hadi şu aslan avını anlat!
ziya: bir gün arkadaşlarla ormana gittik, jipten indik, etrafa dağıldık. elimde tüfek ağır ağır ilerliyorum derken... (heyecandan kaşı gözü oynuyor burda)
yeğenler: eeee?
ziya: birden onu gördüm...
yeğen: ..neyi? (yeğen anlatılanı pek yememekte.)
ziya: aslanı. bir kaç metre ötemdeydi, böyle şey olamaz- allah allah, boyu 10 metre! (o anı yaşıyor)
yeğen: aslanın boyu 10 metre mi?
münir özkul: ziyaaaa.
ziya: 10 metre değilse de 5 metre var (kendine inanmış bir kere.)
münir özkul: ziyaaaa! (yüreğini koyarak itiraz ediyor)
ziya: yani aslan kadar aslan hemen doğrulttum tüfeği: tık... tüfekte kurşun yok! ulan!
yeğen: eyvah sonra?
ziya: allahtan üstümde çakı var. çektim çakıyı, açtım...
yeğen: sonra amca?
ziya: atladım aslanın üstüne, karnına tak tak tak tak...
münir özkul: (sinirli) ziyaaa! çakıyla mı öldürdün aslanı!?
ziya: öldürdüm, öldürdüm ya, öldürdüm abi ya! bacaklarını ayrıdım aslanın... (ama kendinden öyle geçmiş ki hikayenin abisi tarafından ikide bir bölünmesine çok içerliyor- doludizgin heyecan fırtınasının ortasında ne ziya'sı, bozma hikayeyi der gibi böyle.)
münir özkul: sus ulan! şimdi ben seni öldüreceğim haaa.


En iyi cilet budur!!

bu kadar..

bugun beni cook uzduler, yatagimda sadece kitap okuyup balik kraker yiyecem.

Wednesday, May 13, 2009

babanecim..

ahh benim canim, buraya geldim geleli beni hic yalniz birakmadin, hic aklimdan cikaramadim seni. sanki hep ben buradayim dercesine konustuk icten ice, ben dua edecegim zaman bile 'hadi be babanne, yap bana bu kiyagi' diye dua ettim.

Adimi babanem koymus, demis ki cok guzel, cok akilli olsun, nereden buldu bilmiyorum, kimsenin bi akrabasinin adi falan da degil, oyle cok gezmis gormus, cok tanidigi olan bi insan da degildi ama bilmem iste, o bulmus. Babanemin olmayan kiz cocuguyum hem de ilk torun olarak. beni en cok simartan, seven de oydu, hem de oyle bi sevgi ki bir daha kullanamayacagini bilse de en guzel tabaklariyla bahcede toprakla oynamama izin verirdi, acisi babamdan cikardi ama kim umursar.

sanirim bi bayramdi, benim bacagimi horoz gagalamisti, artik ne yaptiysam, hungur hungur agla, kos babanemin yanina, babanem de 'kuzum, ben ona gosteririm, sen hic merak etme' diye teselli etmeye calisiyor ama hiiic, 'ne yapacan ki' diyorum ben, 'ben onun kemiklerini kitir kitir keserim' diyor kadin da ben susuyorum, boyle bi simariklik iste ya da ne denirse siz dusunun iste.

ayyy bi de, okula gitmiyordum daha herhalde, tutturmustum 'ellerime kina yakin' diye, gecenin bi vakti, komsulara gidilmis bana kina toplanmisti, dugunlerde verilen, cekmecelerde duranlardan. yakilmisti, baglanmisti ellerim, ertesi sabah uyus uyustu, basta mikirdanmistim da sonra onlar beni besliyor diye hic sesimi cikarmamitim butun gun, o kadar rahat gelmis ki merak bile etmemisim.

benimle oyle gurur duyardi ki 'iste gorkem' diyen ses tonu, gozlerinin ici hala oyle canli kii..

ama elbette benim onu kirdigim zamanlar da oldu, salak diyorum simdi kendime, beni uzmeyen, kirmayan tek insani neler icin uzmussun diye, umarim beni affetmissindir.

sonra gripsin diye geldin bize, doktora gittik, ilaclar verildi ama asil sorun baskaymis, 28 gun sonra da hic aci cekmeden bizim evimizden ayrildin, herkesin icine bi parca yerlestin ama biliyorum en cok bendesin..

seni oyle ozledim ki..

sahi siz bunu biliyor musunuz

bellek kutusu atlamis sanirim, hemen ben yazayim dedim. Idefix'in soyle muthis bi kampanyasi var, Gabriel Garcia amcanin, Umberto amcanin, Susanna teyzenin, Stefan Zweig'in, Milan amcanin, Lawrence amcanin ve Sayin Tahsin Yucel'in kitaplarini %50 indirimle satiyorlar, hem de Can yayinlari. Ahh ahh diyorum, orada olsaydim da Yucel'i, Kundera'yi ve Marquez'i alsaydim, sonra kapida onlarin gelmesini bekleseydim... aslinda bir kamu oyu yoklamasi da yaptim ama cik, cok zor..

kipirti

simdi de kalbimi sikan o el, icimi gidikliyor, kipir kipir ediyor,
dudaklarim da guluyor ama dislerim kahkaha atiyor hep birden...
nasil da guzel oldu boyle..

eve gidip makale okumak lazim, 20 tane kadar, biliyorum yapamayacagim bari 5 okusam, bari 2 okusam...

bu aksam da camasir gunu, ama cok ugrasmayacagim, esas evin durumu cok kotu, hadi onlari toparladim da dolaptaki yemekleri nasil bitirecem, bitiremezsem zaten kesinlikle biralarin yerini doldurmam gerek...

bi de hep aklimda olan bi yaziyi artik yazmam gerekiyor diye dusunuyorum, cunku onu yazmadikca digerlerini sekillendirmeye hayat vermeye zorlaniyorum...

kipirtinin resmini aradim ama bulamadim, ben de boyle yaptim..

sessizlik

icimde artan
bi telas
bi korku
gitgide sessizlige burunuyorum sanki..

artik cuma olsaaa..

ben aklimi toplasam..

gecen hafta kaybettigim zamanlari geri getirsem..

hevesim olsa..

bi neden kendi dilleri olmayan insanlar bile beni fransizca konusmaya zorluyorlar..

Tuesday, May 12, 2009

kendime not

haydi kuzumiii, bi hafta oldu, biraz daha sabir, ha gayret...

surpruuuzz

bugun gozlerimi pat diye 6da aciverdim, acinca gece yatakta calismaya calistigim dersin makalelerine bakmaya calistim -amma tutusmusum- sonra zar zor buldum hocanin odasini, hatta anlasamadik, ikinci bi saat belirlemek zordunda bile kaldik. bana bi gaz verdi, sen yaparsan, sana ne kolayi verdim, bak gecen sene bunlari yapmislar, dur simdi sana gondereyim falan filan, ben de gazimi alarak ciktim. haydi hayirlisi...

bugun neler neler yazacaktim aslinda, icim usumus, bildiginiz azcik surada kestireyim dusuncesiyle buralara kadar gelmisim, pfff, bugun pek bisey yapamadim su listeden, yarina bakalim artik.

ben dun aksam bi de twilight'i izlemistim, nasil begendiysem artik, sabah uyandigimda onlar vardi aklimda, hem de kizin oyunculugunu hic begenmedim diyordum kendi kendime. dedigim gibi iste artik nasil begendiysem, gittim bi de kendime ikinci kitabini aldim, new moon, g. gelmeden bak aldim, okudum bitirdim diyecektim, aliyorsun sen de okumuyorsun demesine firsat vermemek icin ama moral bozmayalim 3 gun var daha... biliyorum bu haberi alinca sevinecek, sasiracak cok insan var, haydeee, sevinin gayri...

Monday, May 11, 2009

benden degil, benim onume cikanlardan korkun

hicbisey saklanmaz benden, ne hediye saklayabilirsiniz ne de kizacagimi dusundugunuz biseyi. hem de ben hicbisey yapmadan oyle kendiliginden ortaya cikiverir. mesela en son olay. g. gecen benim okula gitmedigim gun, tek basina eve donme keyfini mcdonals'a ugrayarak kutlamak istemis, ama cok zaman kaybederim diye de yolda kutlamis, garibim -diyesim geliyor valla, cok acinasi cunku- copunu atmamis, atmamis ama her eli gittiginde de bi an once sunu yok etmeli diyormus, 2 gun gecmis cebinde, 3 gun gecmis cebinde, sonra -nasil olduysa- benim taktigimi kullanip evden ilk once beni cikarmis, bisey unuttum bahanesiyle bizim mutfak copune ativermis. biz okula gitmisiz gelmisiz, yemek hazirliyoruz, ben copu bi aciyorum, turuncu bi kagit bana dogru sakiyor, bu ne diyorum, oyle bakiyor, sonra gulme krizi, sonra caresizlikle senden korkuyorum diye cigrislari, ama ben bisey yapmadim ki diyorum, ben yapmiyorum kiiiii....

iste butun dogumgunlerimde hediyelerimi bulmam da boyle oluyordu, aramadigim zaman olmadi dersem yalan olur ama bi tanesi cok komikti, yilbasiydi sanirim, artik o kadar sikilmisim ki (!) gunu gelmeden, paketi acmadan icinde ne oldugunu bilmekten, aramayacam demistim, 13-14 yasindayim herhalde, hiiic aramadim, valla, ne yatak altina baktim ne koltuk, cooo diye o cikiverdi benim onume, iki kizin cerceveli fotografiydi, cok da guzeldi, iste o zaman ben de korkmustum benden. hele de en son dogumgunumde, hediye almama 5 dakika kala, ve o gune kadar evde olmamama ragmen, 'swatch aldin, biliyorum' deyivererek herkesin yuregini agzina getirmistim, iste o bi-iki saniye de hersey anlasiliyor ama artik o anlar oyle kisaldi ki cunku onlar da bozuntuya vermemeyi ogrendiler..

babam hep der ki, senin gozlerin oyle fir fir donerdi ki kucukken, takip edemezdik, oyle merakliydin, herseyi bilmen, duyman gerekiyormuscasina surekli bi hareket halindeydin. hala da oylesin der, galiba oyleyim.

album yanimda olmadigi icin bu sozleri katilayacak olan fotografi koyamiyorum buraya ama bu cocuk bile hakikaten bana kiyasla safca durmus...

moringa

buraya geldim geleli, pek alisveris yapmadim, aslinda begendigim seyler de olmuyor degil ama iste hadi bu ay su yapilacak buraya gidilecek, ev icin masraf, kis kiyafet ve aksesuarlari icin masraf derken almamistim pek bisey, bi de alismak da gerekiyor sanirim.

gecen ay yine kacis gunumdu buyuk ihtimal, ben evden bir ciktigimi hatirliyorum bi de cantamdan fatulari cikarip baktigimi. ama baya iyi gelmisti bana. diyecegim sey ise su, iste o gun kendimi en cok body shop'ta kaybetmisim. adi moringa. evimin, cekmecelerimin kokusu oldu, parfum bile az sikar oldum, kokusu daha cok gelsin diye.



noolur siz de bi deneyin, almayin valla, bi koklayin..

-bir- bittiii

kazasiz belasiz ilk geceyi atlattim, gerci bi ara ipodumdaki sarki beni uyandirdi ama uyumak zor olmadi.

bi de g. varken gece panjurlar acik olsun diye tuttururdum, neymis sabah gunesiyle uyanmak daha guzelmis, dun gece de beni bi korku oldu ya gunes degil de biri bana bakarken uyanirsam diye.
ikincisi de evden cikmadan butun camlari acip cikardim, kizar kizar, kapatirmis gibi yapip kapatmaz, bazen de hadi sen yavas bagliyorsun ayakkabilarini deyip onu kapi onune gonderdikten sonra kosar acardim. haydi bakalim simdi yap yapabilirsen.

ama alismam lazim, cuma gunu yalnizligim bitse de 2 hafta sonra 1 ayligina olmak uzere yine baslayacak.

dun aksam evde yapacaklarimdan bi tanesiyle basladim, film izledim, Sweet November, uzun uzun anlatilacak bi film degildi, onun icin bikac sahnesi disinda ne konusu guzeldi ne de bitis sekli.

bi de hani bahsetmistim, bi dersim var diye, iste o kadina mail attim, goruselim diye, neyime goruseceksem artik, adam gibi bi arastirma yapmam lazim, nasil yapacam bilmiyorum. bi de gecen hafta pek bi ovgu alan peptidelerim da fos cikti galiba, sayilari anlamlandirmak icin ugrasiyorum.

ben bunlarla ugrasirken midem de benle ugrasiyor, sanirim benden daha caliskan, bos durmak ona gore degilmis..

Sunday, May 10, 2009

eyy yalnizlik, beni sever misiin..

g.cimi yolcu ettim, ev bana kaldi, hihihii, bu yaziyi o gidince yazmakti zaten planim, oyle ucuk planlarim yok, ikinci cumlede ima ettigim gibi.

ben yeter ki canimin sikilmasi engelleyeyim, yalinizlikta ortaya cikan korkularimin dusunmemi engelleyeyim.

planlar, yaptim iki sayfa, ne de cokmus dedim. camlar silinecek, banyo temizlenecek.... bunlar evle ilgili olanlar, zorunlu olanlar. bi de kendimi miskinlige alistirmamak, dusunmeyi unutmamak icin yaptigim bi liste var ki film izlemek, usenmeden misir patlatmak, evde ne kadar bira varsa icmek, tablomu bitirmek, etamin yapmak falan filan. bi deeee, okulda yapmam gerekenler var, gecen hafta calismadigimi herkes anladi sanirim, hep bi imali sorular falan, hatta kactigim gun icin soyledigim bahaneyi de kimse yemis gorunmuyor ama inanin ki hic umrumda degil, isterlerse atsinlar beni hic ama hic umrumda degil, eger o stresli sunumumdan sonra bi gunluk hakkim olmazsa ne benden verimli olmami beklesinler ne de onlari kaale almami.


g.cimi yolcu ettim dedim ya donusunde bi amca akordion -yazilisindan sa emin degilim, saha once hic gormemistim sanirim, uydurdum gibi geliyor- caliyordu, oyle guzeldi ki, tango muzikleriydi sanirim, kose durdum, cantami karistirdim karistirdim, cuzdanima baktim, illa ki bi yerden cikar diyordum cunku cok daginigimdir, ama cikmadi. gidemedim yanina, inceleyemedim, ama bi daha param olmasa da gidecem, hem fransizcayi da sokmeye basladim.

geldim, fizy.com'dan tango muzikleri dinlemeye basladim, size de bi tane gondereyim. hatta iki taneee..

gozumde bisey var

2 master, 5 universite, 3 lise toplamda 10 senedir lens takiyorum,
vaaay beee,
ben de daha yeni hesapladim, yaa o kadar yaslandin mi kiii,
neyse bunu sonra dusuneyim, simdi bu pazar gunumu bozmayayim, hele de g. kahvalti hazirlarkeen.
ohoooo konu da dagildikca dagildi, ogrenemedim daha yazi yazmayi... -hooop baska bi konu-
tamam, bu sondu.
iki sefer oluyor, lensim aniden batmaya basliyor sonra bi cikariyorum, ufacik bi siyah nokta var, nereden geldigini anlayamadim, sadece oyle nokta, kaziyorum falan yok, hani kimyaciyiz ya diyorum bi reaksiyon var ama ne bilmiyorum, onu takip eden aksam ve sabahlarda gozumu zor aciyorum, sulaniyor sulaniyor. ilkinde dedim bi kimyasal geldi herhalde ondan boyle disari atmaya calisiyor, ama sonuncusunda bildiginiz gibi butun hafta oturdum hicbisey yapmadim ve yine oldu.
pfff.. azcik canim sikiliyor aslinda, derdimi anlatabilecegim doktorlar istiyorum, soz bu sefer daha yuksek sesle ve daha kesin bi sekilde soyleyecegim neler hissettigimi...


bi de benim her iki gozum de -5.00, hic bisey de goremiyorum ki...

Friday, May 8, 2009

nivea-loreal kapismasi

dun arkadasin biri beni satinca eve yalniz doneyim dedim, firsat bu firsatken de magazalarda bir tur atsam mi atmasam mi, hangilerine girsem, girmesem, hangisine gidersem kesin para harcarim diye dusunerek, kafamdaki haritami cizdim, epey gezdim ve epey de harcadim sanki ama oyle elbiseler, pantolonlar begendim ki 'istedigin forma kavusunca odul olarak alirsin kendine, yuru bakalim' diyerek frenledim. Ama eve dondugumde yine de yapacagimi yaptigimi farkettim, olan oldu, iki ogle yemegi yemem giyerek avuttum kendimi, hem de hemen.

bugun de bas agrima bir cozum bulmak amaciyla Renens'a gittik, aslinda hic sasirmamak gerek ama eczaneler de ogleyin kapali, soylene soylene bulduk bir tane, iyi ki de bulmusuz, dun deli gibi aradigim seyi buldum, hem de %50 indirimle, hemen kapattim, hic sormadim bileee... Dadaaaann....

ne kadar ise yarayacak bilmiyorum ama icim umut dolu.

hazir nazim geciyorken, aisveris merkezinden kapabildigimi kaptim, bi de bunu aldim, bayiliyorum sari gule, anlamini bilmiyorum, icimden bi ses cok iyi olmadigini soyluyor, ogrenmek de istemiyorum... simdilik bu kadar guzel degil ama en goncalisini aldim, hihihi...

can'sin


dun aksam evde burada kullandigim fotograflarla ilgili bir kalbin azicik kirildigini gordum, sonra hemen simardim, sirnastim, sevdim o kalbi, hep tesekkur ettim, canim dedim, kuzum dedim, oluverdi, guluverdi...

evet, ne yazik ki bu fotograflarin sahibi ben degilim, oyle super profesyonel makinamiz da yok ama zaten biz de oyle profesyonel inceleyemiyoruz fotograflari, bize yetiyor yani...

o da biliyor, ben hergun buyuk bi hardiskle fotograflari evden kaciriyorum, okula geliyorum ve aklimda olanlari yazip fotograflara gore biseyler uydurmaya calisiyorum... o olmazsa burasi nasil boyle renkli olur, di mi amaaa??


ne diyecektim...

Bu benim cok sik kullandigim bi cumle oldu son zamanlarda herhalde sorumluluklar artikca... Her neyse tekrar unutmadan yazsam olur, 2 saattir bas agrimla birlikte bunu dusunuyorum.



Ben bir ders aliyorum, hata mi desem demesem mi pek emin olamadim, kredisi guzel, 2 kredi, almam gereken toplam kredi ise 12 ve sanirim 2 krediden fazla ders bulmak zor ya da ben pek rastlamadim. Hata olarak dusunduren sey ise, dersin adi Immunobiology ... bisey bisey, bunu bile hatirlamiyorum ve simdi bulmak icin de ugrasamadim valla, sunum yapmam lazim, gerci ayin 29unda ama simdiye kadar ogrenmem gereken seylerden ben bisey anlamadim ne yazik ki, dinlememis de olabilirim, canim da sikilmis olabilir, resimler de cizmis olabilirim ama naapiyim ilgimi hic ama hic cekmedi, o zaman neden aldim sorusu geliyor bunun cevabi olarak da kredi sayisini vurguluyorum, sonra yine basa donuyorum, kendi icimde boyle bi dongu iste... Sanirim daha fazla sikayet etmeden bu ise baslasam iyi olur, zira o hafta bir subgrup toplantim ve bir de prof.la toplantim var. Pffff....

Thursday, May 7, 2009

hihiihihi =)) bu can sikintisi icinde bunu buldum, cooook guzel oldu, bayildim bayildim, hemen size de gostereyim dedim. iyi ki Victor Hugo'nun evindeki duvar kagitlarini da cek diye tutturmusum di miiiii..... (imla hatasi yapmadan su bloggeri kapatamayacak miyim ben yaaa)



Phfffff...




cooook canim sikiliyooor,


nefesim daraliyoor,


icim sikisiyoooor,


ne dusunsem olmuyor,


zerre kadar kucuk bisey yapmak da istemiyoruuum,


annemin 'ananen gotune kabak bagla tingir mingir gez, sikintin gecer' lafi bile eglendirmiyo beni...


gidicem ammaaa...

Coook eski bi arkadasimin yanina gidicem Stockholm'e, ama aklima takilan biseyler var sanki.

Yok, cok uzun zamandir gorusmemize ragmen nasil tanirim diye bisey degil.

Basel'den Stockholm'e ucak da buldum hem de cooook ucuz, 0 frank, vergiler falan 35 frank oluyor. Ama Ryanair'le gideyim diyorum, bu fiyatlar da onun zaten.

Ama azicik korkuyorum, nasildir, neden bu kadar ucuzdur diye,

ucagin icini pislik mi goturuyor,

koltuklari mi yirtik,

ya da koltuk yok da herkes yerde mi oturuyor,

cantalari da kucaginda mi tutman gerekiyor bisey olmasin diye,

Eminonundeki ya da Beyoglunun arka sokaklarindaki gibi kara adamlar mi biniyor genelde...

korkuyorum isteee...

Birilerini bulmam lazim, icimi dokmem lazimmm!!

Wednesday, May 6, 2009

Tango bei Nacht

Hani dun evdeydim ya, hani yine kurallari cigneme duygumla beraberdim ya, hani olmam gereken yerde degildim, zincirimi, dongumu bi gunlugune bozmustum, yine ayni yere donecegimi bile bile. Dediklerimi de yaptim, kek yine olmadi, mutfakta sesli sesli dertlenirken buldum kendimi, bundan sonraki hediyem olarak da kek kalibi sozu verdim kendime. Simdi dusunuyorum, ne kararlar aldim, biseyler var mi degisiklik diye, bulamiyorum ama tuhaf bi sekilde de mutluyum, icim dinlenmis, yenilenmis benden habersiz. G. haftaya yok, onun yoklugunun icine girmeden hep yapmak istedigim ama yapamadigim seylere basliyim dedim simdiden, sonra biliyorum ki butun aksamlarim aylaklikla gececek. Ben de yine hangi parasiz ayimizda alalim diye tutturup G.nin onu yaparken koymaya yerimiz yok diye bahaneler buldugu sayilarla boyamaca tablo cikarttim :) Cook guzelmis, coook zevkliymis, yaptim biraz, bi ara hemen biter bu yaa dedim, sonra gozlerim iflas edince butun hafta canim sikilmaz iste diye kendimi teselliye basladim, simdi Nebahat'in yaninda, ozel sephasinda. Aksama onun da fotografini cektirip koyacagim :)




Paris'e hazirlik

Ogrenci olmaaaak coook guzel gercekten, bugun yine oturuyorum, bi ara bi kalktim, maddem gelmis dun, 3 damla peptidelarima ekledim, sonra yine oturdum, hihihi, 3 saat sonra biseyler daha yapacam, o zamana kadar iste boyle okuyayim dedim, okurken de bi de ben yazayim dedim. Bugun G.'nin hardiskini aldim, bi suruuuu resim var orada, sonra farkettim ki, Paris'ten hic bahsetmedim, nasil bahsedebilirim ki, unutmak icin bi haftaya ihtiyac duymustum, kabuslarimin ve kaybolmus hissinin yok olmasi icin. O apayri bi yazi olsun, belki icimden soz vermektense buraya soz verirsem daha cabuk tutarim. Iste o resimlere bakarken, guzel guzel bikac sey buldum, bu yaziyi onlarla susleyeyim en guzeli dedim. Ama bunlar oyle, klasik Eiffel, Arc de Triomphe, Louvre resimleri falan degil, bunlar artik sikilmis, bikmis, eve gitmek isteyen bi ciftin zamani gecirmek icin sanat icinde sanat yapmaya calistiklari fotograflar.




 
design by suckmylolly.com