Friday, November 14, 2008

This is famous M.


Insanlari anlamak ne kadar da zormus. Bunu benim disimda herkes biliyor zaten sanirim. Biraz saf miyim neyim. Ben kirildigimda, hayal kirikligina ugradigimda etrafimdaki o kadar kisinin "bak, bazilari vardir canlari ne isterse onu derler, bazilari vardir canlari nasil isterse oyle davranirlar" diye defalarca bikip usunmadan vodkayi, birayi yudumlarken, Bebek'te yururken, Gloria Jean's'te Oregon Chai icerken aciklama yapmasina ragmen ben "evet, evet, haklisin" dememe ragmen inanmamisim demek ki, inanamamisim. Ama simdi anladim, M. ile tanisinca, yaptiklarini gorunce. Gercekten de burasi deneme bolgesiymis benim hayatim icin.

Thursday, November 13, 2008

zina, just call zina...

Gecen gun hoteldeki posta kutuma mektup gelmis, hic hosuma gitmedi, zaten icindeki de icacici bir haber degilmis. Polis, bir an once saglik sigortasi icin para sacmami istiyormus, ve bunu kanitlamak icin de 30 gun. Bunlari anlamak da ayri bi zahmet benim icin tabi. Kelimelerin anlamlarini tek tek bulup sonra, "hmmm.. sanirim bunu diyorlar" diye yapbozu cozmek. Boyle burokrasi islemlerinin Turkcesini bile anlamam ki ben. Herkesin yaptigini yapmak icin ilk adimi attim. Sigorta sirketini aradim, randevu aldim, haritadan gidecegim yeri de buldum. Nasil giderim diye, soru sorma hakkimi doldurmadigim birini de. Beni arabasiyla birakmayi onerdi, ohh mis gibi, 3 dakikalik yolmus gercekten ama bakiyorum bakiyorum sadece tarla, bi de resmi resmi binalar. Kapinin onune kadar kaybolmadan gittim. Isimi de kolaycaca hallettim. Simdi geri donmesi kaldi ki bunu da Zina'ya sordum, birlikte ofisin mutfak tarafina gidip oraya gitmemi buraya gitmemi, otobus numaralarini falan yazdi, emin olmak icin arkadasini da aradi. Gayet iyi. Ben ciktim binadan, onun dedigi tarafa dogru yuruyordum kiiii, koseyi donmemle 3. kattaki pencereden birinin bagrindigini gormem bir oldu, hem bagriniyor hem de el kol hareketleri yapiyor Zina. Yanlis tarafa yuruyormusum megerse, o da beni bekliyormus demek ki, yanlis yapma potansiyelim cok mu fazla acaba ve de bu cok mu belli bilemiyorum. Ama sunu da soylemeliyim ki, yanlis yone yurumuyormusum, sadece gerideki durak daha yakinmis...

Bi de bugun ilk kez otobuse bindim, sonra ilk kez toplu tasima araci kartimi kontrol ettiler, ilk kez kasabalarin nasil oldugunu gordum, ilk kez gol kenarindaki tenis kortlarini gorup tenis oynamaya karar verdim ve Fransa'yi gordum. Bu okulun resmi gerci, benim fotograf makinam olmadigi icin bunu gosterebiliyorum, Fransa ve gol olarak...


Yerlere dusmus turuncu, sari yapraklari ayaklarimla ucura ucura dondum hotele ve yine posta kutumda bir mektup var... Henuz anlayamadim... Sevgiler, saygilar...

Wednesday, November 12, 2008

Avatar: The Last Airbender

Buraya geldigimden beri degistirmedigim birkac aliskanligimdan biri de haftasonu kahvaltilarimi Avatar izlerek yapmak. Buna ek olarak eger hoteldeysem aksam yemegime de Katara'nin "Water. Earth. Fire. Air." demesiyle basliyorum.

En cok sevdigim karakter ise Appa. biraz arastirdim da az once, insanlar pek bi felsefik yaklasmis, su, hava, ates ve toprak icin. Valla ben sadece eglenmek, gulmek icin izliyorum diyebilirim, sonucta nasil olsa Avatar kazanmayacak mi?? (Oyle de bir seyretsem mi acaba, gerci bir bolumunde yogayla ilgili cok guzel bilgiler vermiyor degildi :)

Ben yine de diyorum ki, cocuk olarak bu cizgi filmi izledigim icin sansliyim bence, ve cocuk olan bazi arkadaslarima da tesekkur ederim, mesela Cimen'e benim cocuk torbami doldurup beni buralara gonderdigi icin ve dolayli olarak da Alper'e.

Sokka: What is that?
Aang: This is Appa, my flying bison.
Sokka: Yeah, and this is Katara, my flying sister.

Tuesday, November 11, 2008

kilted capering

Bugun bana bi mektup gelmis, posta kutuma yerlesmis. Ustunde ecus bucus bi yazi, cikaramadim. Actim, baktim, iki kizin resimleri, yok kafakafaya, yok gulusurek sarilarak. 4 seneyi icinde cekilmisler, hic de degisiklik yok yuzlerinde, gozlerinde, hepsinde de ayni. Hele de hangisi buyuk hangisi kucuk olan anlamak imkansiz. Kim bilir kac yas fark vardir aralarinda ama tahmin bile edilemez...

Bugun bana bi mektup gelmis, beni cok mutlu etmis, icim de senlenmis, duvarlarim da... Bir de bu soguk gunleri isitacak bir teklif...

Sunday, November 9, 2008

curry de boeuf aux pois chiches

Geldigimden 3 gun sonra yemek yapmasini bilmedigimi, mutfak tezgahinda laboratuvar tezgahindaki (bench) kadar becerikli, pratik olmadigimi farkettim, utaniyorum bundan ama ilk alisveris listem, muz, mandalina, elma, sut ve nesfit. Sonra tabi ki de ilk akla gelen yemek olan makarna ile basladim yemek yapma girisimlerine, marketten nasil da sadece makarna alarak ciktigimi makarna tencereye yapismaya baslayinca sasirdim, yani yagsiz ama biraz tuzlu makarna yedim, ilk yemek tecrubesi olarak. Tuzu da nereden icime dogmussa Turk Havayollarinin servisinden almistim. Sonraki aksamlarda iki kez daha makarna yiyip, artik meyve suyu ve peynire kadar soframi tam gorunce, tamam dedim, artik topladigim ve neredeyse dag olusturacak brosurlerimin arasindan yemek tarifilerini cikarip uygulayabilirim. Ve “recette” yi aldim elime, actim sozlugu tek tek anlamlarini buldum. Dun malzemeleri eksiksiz aldiktan sonra bugun denedim. Sizce sonuc ne oldu?? Zarla zorla bitirdigim ama bir daha yapamayi dusunmedigim bir yemek… Iste buymus “curry de boeuf aux pois chiches”!! Ben en iyisi yarin kendime Turk yemek sitelerinden buldugum bir tarifin alisveris listesini yapayim.

Soylemek ile soylememek arasinda cok gidip gelsem de bir seyi itiraf etmem gerekiyor. Ikinci makarna deneyimimde marketten son dakika karabiber almak geldi aklima, (tuzu ve yagi hallettim ya) kostura kostura buldum reyonu, kokladim falan, ayy cok tanidik geldi kokusu, attim sepete. Eve geldim, makarnama basladim, tuzu attim, karabiberi attim, kokusu da bi guzel bi guzel, hapsirtmiyor da. Cok da guzel kokuyor, makarnaya koyup resmine baktim, dolaba koyacaktim ki sozluge bakayim dedim karabiberin resmi boyle olmaz kiiii. Anladiginiz gibi oyle garip bir sey almisim ki, asla tahmin edemezsiniz. Adacayi !! Kendime guldum guldum, sonra da dusundum ki acaba neden o kadar ogutup sonra da baharat sisesine koymuslar belki onlar da makarnayi boyle yapiyorlar cunku fena olmuyormus.

Son olarak da ozel bir cagri da bulunmak istiyorum, diyorum ki "her ne kadar reyonlarda tartisacagimizi bilsem de sonunda dogru seyi alacagimizi da biliyorum, lutfen benim bitip tukenmez aceleciligim beni zehirlemeden gel."

Saturday, November 8, 2008

ben ve Lozan olmak

Biraz zaman alsa da, yeni bir sehire ve tarzina alismanin kolay yolu neymis bulduum !! Gordugun her brosuru almak !! Evet, evet hani Istanbul'da, ozellikle de Taksim'de elinize zorla tutusturulmaya calisilan ama sizin "tesekkur ederim" deyip almadiginiz bazen de zorlayan insana "salak!" dedittirecek kadar ugruna sinirlerinizi bozdugunuz o brosurlermis. Megerse onlara bakip, odamdaki yalnizligima ve ic sesime yardim edebilirmisim. Cunku ozellikle de ic sesim, ne diyecegini, hangi dilde konusacagini bilemediginden, cogu zaman beni yalniz birakti bu hafta ama onu simdi renkli renkli brosurler bulup eglendirebiliyorum ve ozellikle fiyatli olanlari tercih ediyorum ki artik buranin ekonomisine ve alacagim maasa gore dusunebileyim diye.


Tabi bir seyi de soylemem gerekiyor, bu brosurleri ne yazik ki bana uzatan insanlardan almiyorum cunku bana kimse brosur uzatmiyor, bakiyorum bakiyorum, yok. Oylece magazanin onunde duran yerlerden aliyorum. Sanirim, uzun, tepeden topladigim saclarim, lacivert ekoseli paltom, kirmizi atkim ve cantam, siyah desenli coraplarim ve babetlerimle, ozellikle de tek basima dolasmamla yabanci oldugum cok belli oluyor. Ve bugun bu kiz burada birazcik dinlendikten sonra yine yollara dustu.

Ben yine de beni oldukca mutlu eden bu yolu buldugum icin gururluyum, 4 sene yasayacagim bir yere bir haftada alismak benim icin buyuk bir basari, bunu Ortakoy’e yazmaliyim sanirim, bu guzel bi fikir, kart atmaliyiiim…

Tuesday, November 4, 2008

buna da şükür tabii, çok daha beteri olabilirdi

(*)says:
buna da şükür tabii, çok daha beteri olabilirdi
(*) says:
o zaman diyosun aman hiç bişiyi takmamak lazım
(*) says:
allah daha beterini vermesi diyosun,
(*) says:
sonra biraz zaman geçiyo, yine başlıyosun aman şöyle oldu, yok (*) yapamıyorum b*k püsür diye söylenmeye
(*) says:
doğamız bu galiba
(*) says:
onun için insanın kendine hatırlatması gerekiyo arada, nerden nereye geldiğini

(ikimize de hatirlatma yaptim ne guzel di mi:)

Sakizlar, heryerde sakiz

Biliyorum bu Lozan ile ilgili yazdigim ilk yazi ama ne yapayim suanda aklima bi tek bu geliyor Lozan deyince, en buyuk hayal kirikligim oldugu icin olabilir. Kimseye de kiyamadim bunu soylemek icin. Onun icin de icimde kaldi, ben de dedim ki hepsine birden soyleyim de kurtulayim.

Cumartesi gunu sokaklara tezgahlar kurulmus, alisveris yapiyor herkes (ahh keske o kestanelerden alsaydim, cok pismaniim simdi) ve ben nasil olduysa yolda bi suru sey oldugu farkettim, sonra daha uzaklara baktim, bakakaldim, ne oldugunu bastan anlayamadim benek benek bi suru yuvarlak ama sonra farkettim ki, hepsi sakiiiiz. Iyyyy. Buyuk bir hayal kirikligi yasadim, hala da yasiyorum, nasil bu kadar pis olabilirler diye, ama nedeeeen.

Eminim siz de gorseniz sok olurdunuz, fotograf makinem olsa cekerdim sizin icin ama isteyeceginizi pek sanmiyorum. Biraz igrenc bi yazi oldu di mi !?

Saturday, November 1, 2008

Babaneme, Erdal Inonu ve Mustafa Kemal Ataturk'e

Buranin tadina varmak icin aklimda olan bazi seyleri yazmak istiyorum, sirayla. Oncelikle, debelenip durdugum ama sonunda boburlendigim, ovuldugum, tam bolum baskaninin bana Ph.D. unvani verecegi zaman muthis bir sekilde yerin dibine girdigim, yok olmak istedigim zamanlara olaylara neden olan tezim bitmistir. Tarih de atayim, 04 Eylul 2008.

Ve beklenen an;


My M.Sc. thesis goes tooooo Babaneme, Erdal Inonu ve Mustafa Kemal Ataturk'e.

Bu penceremde de kuslar varmis, beslemek ve beslememek arasinda gidip geliyorum ve kaloriferimi de hasta oldugum gun yaptilar, aman ne guzel.

yine 1 kasiim

Ne kadar da guzel bi tesaduf olmus bu boyle, internetin bir kaybolup bir belirirken artik baslasam diyordum, tarihe baktim ki, cok cok sevindim. belki siz de hatirlamak istersiniz, iste. Kasimin benim icin gercekten bir anlami var sanirim. Soyle bir sene de neler neler oldu diye dusununce kaybolup gidiyorum, kaybolup gitmemek mumkun degilmis, isin uzmani da oyle diyor.

Gecen kasim, hic tahmin etmedigim bi yerde yasamaya baslamistim, kuslar varmis, agaclar varmis. 3 ay kalmistim. Buyumeye yeni yeni baslamistim orada, ne kadar da hizli oluverdi hersey, bir kere tokezledim ve farkettim ki 3 ay destekle yasasam daha iyi olacak diye.
Simdi de oyle, yine hic tahmin etmedigim bir yer, yine buyuyorum daha buyuk adimlarla. Hava cok soguk, tanidiklarim yok, sadece aklima kazidiklari anilari var, hergun gectigim sokaklar yerini baska sokaklara birakiyor ve de eger gozlerimi kaparsam ve biraz zorlarsam Alpleri ve katedralleri de gorebiliyorum penceremden.

Iste yine bir Kasim.

 
design by suckmylolly.com